left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Ali Kemal Özcan (Dr.) arrow Bölücüler
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Bölücüler Yazdır E-posta
Yazar Dr. Ali Kemal Özcan   
Thursday, 10 November 2005

• Türkiye’yi Kim Bölmek istiyor?

• Türkiye’nin Bölünmesinde Kimin Çıkarı Var?

• Türkiye’yi Ne Böler?


Bölücülerin kim olduğunu bulup önüne geçemezsek, Türkiye bölünür. Kimse kendisini kandırmasın, bölücülerin kendisi de bunun en dibinde kalmaktan kurtulamaz.. Bölücüleri bulmak için:

“Fakat efendiler, çok namuslu ol[un]malıdır ve şimdiye kadar işlenen yanlışların en büyüğü, bilhassa girişimcilerimizin, aydınlarımızın ve bilhassa bilim adamlarımızın en büyük günahı, namuslu olmamaktır. Milletin karşısında namuslu olmak, namuslu davranmak gerekir. Milleti aldatmayacağız! Millete daima ve daima gerçeği söyleyeceğiz. Belki hata ederiz, gerçek sanırız. Fakat millet onu düzeltsin! Kendimizi kimsenin üstünde görmeye de hakkımız yoktur efendiler!” (İzmit Konuşması, 19 Ocak 1923)

Mustafa Kemal, 1923 başında, memlekette “şimdiye kadar işlenen yanlışların en büyüğü” olarak yazar-çizerlerimizin “namuslu olmama”sı diye tespit ediyor. Eğer seksen-üç yıl önceki bu dehşete düşürücü tespiti savunmak “Kemalist” olmaksa, ben bin kere Kemalist’im. Çünkü bu dünyayı bir namussuz olarak yaşamak istemem. Biz değil, “Millete daima ve daima gerçeği” söylemeyenler utansın..!

***

Bir makalenın sınırları darlığında ― ama hiç dolandırmasız ― bu soruları sıra ile cevaplamaya çalışacağız. Çünkü “atı alan Üsküdar’ı [tümden] geçti”lemeden, bu konuda herkesi uyarmanın, bir namussuz olarak bu dünyayı yaşama lanetine düşmemenin ilk etabı olduğunu düşünüyoruz.

 

Türkiye’nin bölünmesini isteyen üç “yerli” yegâne merkez var

Birincisi; Barzan-Talabani üzerinden Nakşibendi örgütlenmesini genişletmek isteyen AKP. (Müteahitler partisi olarak da bilinen Baykal’ın CHP’si de bu “merkez”in içindedir. Farkı; birinin temel kirli silahı “din-iman”ken, digerinin temel paslı-kirli silahı “Şirketler Kemalizmi” olmasıdır.)

İkincisi; aynen 1919’lardaki Padişah-Paşa oligarşisi gibi kaderini dört-koldan emperyal güçlere (ogün İngiltere Almanya, bugün ABD) bağlayan, genelkurmaydaki bir en-üst “kabuk”.

Üçüncüsü; hazır-lokma milliyetçileri ― dolayısıyla burjuva anlamda bile soysuz ― dediğimiz ve tek “cansimidi” olarak gördükleri Amerika’nın kurduğu Barzani-Talabani devletinin yeni bir Amerikan “hamle”siyle, kuzeye yayılması üzerinden PKK’nin tasfiyesi olan, kaçkın-bitkin-düşkün Kürt “eski tüfek” yatalak siyeset jenerasyonu. (Bu “merkez”in diğer ikisinden farkı, kendi başına bir güç veya sosyal varlık olmayıp, Barzani-Talabani ve AB üzerinden. ağzını açıp Amerika’dan bir “lokma” bekliyor olmalarıdır. Önemleri, Amerika’nın PKK-Öcalan’a karşı “alternatıf” bir öge olarak hep “çanta”da tutuluyor olmalarıdır)

Çok dikkat: bu “üç merkez”in ilk göze çarpan ortak tarafları, Öcalan-PKK tepkiselliği/düşmanlığı üzerine oturtulmuş bir gerginlik-çatışma-tecrit siyesetinde “tavizsiz” olmaları oluyor.

 

Türkiye’nin bölünmesinde bu “üç merkez”in çıkarı var

1. AKP “yaman” tüccarlığın (raconuyla ticaret yapan tüccarları tenzih ediyoruz) siyasetleşmiş/partileşmiş halidir. Klasik solun ahlakta dibevurmasının tombalasından çıkan bu “mekez”in vatan, millet, bölge halklarının/etnisitelerinin geleceği, çelişkileri, ilişkileri gibi bir dertleri yok. Tek dertleri pahalı (ahlak zinciri boşalmış) ticarettir: bunu için Nakşibendi varlığı üzerinden örgütlenmesini genişletmektir. “Din-iman” da bunun en kirletilmiş silahıdır. Bu merkezin örgütleyicileri, bir bölünme-parçalanmadan ticaretlerinin gelişeceğini düşünmektedirler..

2. Günümüzün paşalar oligarşisi diyebileceğimiz ikinci “merkez” de bölünmeden “ticaret”lerinin olduğunu düşünmektedir. Çünkü bütün geleceklerini her “kol”dan bağladıkları ve ― dolayısıyla ― tek güvence olarak sarıldıkları ABD’nin bölgedeki operasyonlarının başarısına bağlamışlardır. Tümden M. Kemal’in 1919 Anadolu Ordusu ruhunun canına okuyan 12 Eylül generallerinin kartlaşmış hali olan bu merkez, aynen 1918-19 yıllarındaki Osmalı paşaları oligarşisi gibi, vatan “az olsun benim olsun”un üstüne yatmıştır. “Ver kurtul”cular merkezi de denebilir bunlara.. Yani Kürdistan verilirse Türkiye’nin daha sağlam kendilerine kalacağını düşünmektedir bu odak..

3. Kürt milliyetçi-yatalak siyaset jenerasyonu da, adeta tüm dişleri döküldüğünden yemek yiyemeyen birinin bir “sıcak çorba” beklentisi gibi, ABD’nin Barzani-Talabani’ye dayanarak Kuzey’de kendilerine bir “bahçe” açmasını beklemektedirler. Bunların da bölünmeden çıkarı bu.. [Bunlar iki yerde “meskûn”durlar: a) dünyada ve bölgede dağınık-çelişik duran, ancak PKK ve Öcalan’a açık/beldenaşağı vuran güruh; b) PKK’nin bir-bütün örgüt varlığında ― dağ-ova, legal-illegal ― palazlanan, kimi zaman da daha “Öcalancı” kesilen, ancak Öcalan’ın felsefesinin, düsüncesinin ve projelerinin örgüte ve halka ulaşmasının önünde adeta “etten duvar” olmuş maddi-manevi rantın “yağ” tabakası. ABD’nin de üzerinde oynadığı bu ikincilerdir. Çünkü “a”dakiler, kendi başına Türkiye Kürtleri’nin yoğun olduğu mekânlarda bir lokantada yemek yiyemeyecek kadar “toplum-dışı” olduklarını Amerika yakından biliyor. Bunlar ancak ikincilere yapıştırılırsa bir işe yarayabilirler. ABD ve AB’nin bunları biraraya getirmelerindeki ısrarlı gayretlerinin sebebi de budur.]

Bunların bir bölünmeden menfaati olan “bölücüler” olduğu elbette ki şimdilik birer iddiadır. Ama bu iddialarımızın ne kadar kendinden-menkul iftira veya ne kadar dehşetengiz birer geçek olduğunu anlamak için ― ilk elden ― kimsenin kaçamayacağı önerilerimiz var.

***

Şimdi; Türkiye’de neredeyse kırk televizyon, kırk gazete, kırk dergi, kırk bilmemne, yüzlerce kanaldan Abdullah Öcalan’ın soyismini değil ama ön-ismini “bölücübaşı”na çevirmiş olarak bir POTANSİYEL’e yükleniyor. Nedir bu “potansiyel”? Bunu anlamadan, kimse başına geleni, başına geldikten sonra bile anlayamaz.

Amerika’nın dünyayla oynamasının altında (kötüye kullanması sonucu değiştirmiyor) bilimsel bilgi ile iş yapmasıdır. Daha önce birkaç kez tekrar ettim: sadece CIA’da çalışan toplum ve doğa bilimcilerini biraraya getirseniz on adet ODTÜ veya Boğaziçi Üniversitesi açmaya yeter. O zaman gelin, bu Türkiye nüfusunun enaz yüzde doksanının hayati geleceğini uçurumun ucuna getirmiş bulunan bu gerçeği ― bu “potansiyel”in gerçek çapını ― bilimsel bilginin gücü ile ortaya çıkaralım. Bundan kim kaçarsa, iftiracı da müfteri de bölücü de terörist de odur. Çünkü bu anlaşılırsa, Türkiye’nin neyin böleceği ― dolayısıyla kimin bölmeye götürdüğü ve nasıl önüne geçilebileceği ― cam tepside herkesin önüne çıkar. Akkoyun-karakoyun ortaya çıkar ve bu ortak vatan Türkiye’nin gerçek güçleri de kutsal amaçları için birbirini bulur. Ve böyle bir birbirini buluşun gücü herkese yeter.

“Kimsenin kaçamayacağı” dediğimiz öneri yeni değildir. Bu üçüncü tekrarımız oluyor. İlk önce “Herkese Açık Mektup” (13/05/2005) başlıklı makalemizle yayınlanmış, daha sonra “Bir Daha, Öcalan Nedir?”de (20/09/2005) tekrarlanmış. Devlete, MHP’ye ve zamanın DEHAP’ına sunulan önerinin üçüncü tekrarı aynen aşağıdadır:

Antep, Adana, Mersin, Maraş, Sivas, Elazığ, Erzincan, Erzurum gibi nispeten “ara” ileri ve diğer metropol kentleri bir kenara bırakarak; Urfa, Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şırnak, Hakkari, Tunceli, Bingöl, Bitlis, Muş,Van, Ağrı, Kars gibi Kürt nüfusunun ezici ağırlıkta olduğu ilerde (ilçelerine de tasnif edilerek), her ilde bin olmak üzere 15 bin kişiyi kapsayan yalın bir anket düzenleyin. Sade, basit iki soru ile.

Birincisi: “sayın”ını bir tarafa bırakın, sorun:

 

Abdullah Öcalan bir terörist-katil midir? Evet ..... Hayır .....

 

İkincisi: herhangi bir isim anmayın, sorun:

 

Sizce en büyük Kürt siyasi lider kimdir? ....................................

 

Sorunun ilki şaşırtmayan, dolandırmasız bir kapalı-uçlu sorudur. Bir yalın referandum sorusudur, içinde Öcalan’ı “masum” ima eden bir kelime yoktur. İkincisine ise, içinde hiç isim olmayan bir açık-uç sorusu deniyor sosyolojide. Cevaplara, İbrahim peygamberden Selahattin Eyyubi’ye, Ziya Gökalp’tan Mustafa Kemal’e kadar şans verir.”

Tam Fransa “ayaklanma”sı için herkesin konuştuğu, hele başbakanımızın heyecanla sosyoloji konuştuğu bu günlerde, bu çağrıyı sessiz karşılayanları gaflet-delalet ve hiyanet içinde olduklarını ilan etmeye hakkımız ve görevimiz doğacaktır.

Erdoğan “şair”liği, “hitabet tiyatroculuğu”nu bir kenara bırakıp, varsa köşesinde-bucağında kalmış az bir Kasımpaşalı “delikanlı”lığı, halka, millete “daima ve daima gerçeği” söylemeye/sunmaya başlamalıdır. Başbakan (nerden kimden öğrenmişse iyi yapmış), iki haftadır durduralamayan Fransa’daki şiddet olaylarını “insanları ‘öteki’leştirirsen, ‘yabancı’laştrırsan ... nasıl bir şiddete yol açtığını çok iyi hesap etmek mecburiyetindeyiz” şeklinde değerlendirmiş. Şimdi bu; tam bir “uyur-gezer” konuşması veya kokusundan duramadığımız tam bir geleneksel “Erbakan-Selamet” takkiyesi değilse, soruyoruz:

Peki tam seksen yıldır “Kart-Kurt” Türk’ü yaparak; taşlarına-yamaçlarına “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazarak; her sabah 6-7 yaşlarındaki Türkçe bilmeyen körpe-masum-çaresiz çocuklara “Türküm” dedirterek; 12 Eylül sonrası da lağam suyu içirtip bok yedirterek; 1990’lar sonrası devlet adına (Susurluk raporunda tespitli) binlerce “faili meçhul” cinayet işleterek; ve 20 yıllık bütün bedellerden/musibetlerden sonra İmrallı’da “barış, birlik, bütünlük, demokrasi” diye aralıksız ısrar eden Öcalan’a Türkçe iyi bilmeyen kardeşiyle Kürtçe konuşturtmayarak “öteki”leştirilen 20 milyonluk Kürt vatandaşının “nasıl bir şiddete yol aç[acağını] çok iyi hesap” niye etmiyorsun? Fransa’daki bir kişinin ölümü ve birkaç bin arabanın tahribi ile sınırlı olan olayları “ötekileştirme” gibi bir sosyolojik kavram kullanarak “terörü/şiddeti doğuruyor” diyecek kadar entellektüel oluyorsun, güzel. Bu hakikatten doğruysa, böyle bir başbakana sahibolmaktan heyecanlanmayan ― kendi adıma söylüyorum ― alçaktır, haindir derim. Ama bunları söyleyen bir başbakan, 50 bin kişinin canına, hesapsız mal-mülk-ekonomi tahribatına mal olan ― olmaya devam eden ― bu dünyada benzeri-görülmemiş nerdeyse bir asırlık “kimlik inkâr” hakaretiyle “öteki”leştirilen 20 milyon bir nüfusun ne kadar “terör/şiddet doğuruyor”undan habersiz gezerse bu ülkede, kimse kusura bakmasın, bu ülkeyi, 80 değil 1035 yıllık bu Ortak Vatan’ı “ticaret kârı”ndan daha fazla sevenler henüz tükenmedi.. Ve bu tükenmeyenler bu başbakanın ve arkasındaki yerli-yabancıların peşini bırakmayacaktır.

 

Türkiye’yi Öcalan ve PKK’yi Hedeflemek Böler

15-20 yıllık “terör/şiddet”in, genelkurmayın askeri deyimiyle “düşük yoğunluklu çatışma”nın yürütücüsü, yani bir “taraf”ı, Öcalan önderlikli PKK örgütlenmesidir. Genelkurmay da çeşitli kereler kendilerinin diğer “taraf” olduklarını söylemiştir. Özellikle Öcalan’ın idam dosyası meclise gelirken (2000 yılı) bunu öne çıkarmıştır.

Şimdi bu “taraf”ın lideri Öcalan Türkiye’nin İmralı tek-kişilik hapishanesinde, 7 (yedi) yıla yakındır, Türkiye’nin birliği-bütünlüğü ve M. Kemal’in önderlik ettiği 1919’lar Kuvayı Milliye ruhu çerçevesindeki Demokratik Cumhuriyet çözümünün tarihi arkaplanını, felsefesini, teorisini ve pratik-çalışabilir projesini 3000 (üçbin) sayfaya yakın (Savunmalar+Notlar) yazdı-konuştu. Amerikan tecriti kaldırılırsa, devam da edecek. Örgütü PKK, Başkanlık Konseyi imzasıyla, MHP’nin Öcalan’ın idam dosyasına sağduyu ile yaklaşması üzerine, 8 Şubat 200 yılında ğönderdiği mektup var. (Sitemizde özetini yayınlıyoruz. Okuyunuz lütfen. Tuhaf: 5 yıl üç aydır yazılmış. MHP-Bahçeli buna ne demiş, soralım. Ne oluyor, böyle bir mektuba nasıl/neden cevap verilmez?) Bu da Öcalan’ın birlik-bütünlük içindeki çözüm projesinin arkasında örgütünün de ne kadar olduğunu, açık/sorumlu/dikkatli bir dille ifade ediyor.


Soruyoruz:

Birincisi: Dünyanın neresinde, barış ve kardeşlik, diyalog ve çözüm, birlik ve bütünlük çatışan iki taraftan biri “yok” sayılarak sağlanmıştır? “Teröristle muhatap olmayız”mış. Peki senin “teorik” ağa-baban İngiliz’ler “terörist” IRA ile muhatap olunca küçüldü de sen büyük mü kaldın? Hergün yardım için onlar mı senin ayığına geliyor yoksa sen mi onların? Peki senin “pratik” ağa-baban Amerika hergün heryerde her çeşit “terörist”le muhatap halinde değil mi? Bunlardan biri de PKK değil mi? PKK ve Kongra-Gel’in yüzlerce örgütlenmeleri, yönetici ve çalışanları Avrupa başkentlerinde faaliyet halinde değiller mi? Öyleyse durum nedir? Durum şudur beyler: Amerika da, Avrupa da PKK ve Kongra Gel’in “terör örgütü” olmadığını biliyor. Sadece senede bir “ilan” ederek seni “idare” ediyor, bu arada her “ilan”la birşeyler satıyor, birşeyler dayatıyor. (Avrupa da özellikle ― hatırlayın ― Öcalan’ın İmralı’da, Türkiye’yi 5 yıllık sükünnet/barış dönemine götürecek olan, gerillayı sınırdışına çeken açıklamasından [4 Ağustoz 1999] sonra “terörist” ilan etmişti. Dönemin hemen bütün ulusal gazeteleri açıklamayı sekiz sütundan veya sürmanşetten vermişlerdi). Çünkü dünyada terör örgütü diye bir “şey” yok. Siyaseti terörle yapan örgütler var. “Terör yapma”yı da bugünlerde sosyologlaşmaya meyil veren başbakanımızın güzelce dediği gibi “öteki”leştirme “yabancı”laştırma doğuruyor. Bir de kontrolsuz bir şiddetle bastırma, inkâr etme, yok sayma ile “öteki”leştirme olursa, “terör” halklaşır. Aynen Türkiye istihbarat örgütlerinin “PKK’nın paravan örgütleri” dediği HEP’ten DEHAP’a partilerinin 1991’den bu yana “Bölge”de birinci parti olması gibi.. Ayrıca, hergün gencecik insanların ölümleriyle sonuçlanan çatışmalar yaparken, milyonlarca dolar paralara mal olan devasa operasyonlar yürütürken, Amerika’ya “gel bunları Kuzey Irak’ta bombala” diye yalvarırken “muhatap” alıyorsun da, neden bu bizi bitirmenin eşiğine getirmiş çatışmaya bir son vermek için muhatap almıyorsun? Yani ölüp-öldürürken “muhatap” da, yaşayıp-yaşatmak için niye muhatap değil? “Muhatap olma” denen ilkel kibir, bir insan yaşamının yanında ne yazar?

Bu sorulara cevap verilmezse, bundan sonra, “teröristle muhatap olmayız” teraneleri en ikiyüzlü en sahtekâr ve en hainane söylem olarak addedilecektir.

İkincisi: Bu “yok” saydığın tarafın örgütünün (PKK) ― herşeye rağmen ― sosyolojik potansiyel ifadesi bölgedeki Kürtler arasında yüzde 40’a, liderinin de (Öcalan) yüzde 50’ye yakındır. (Bunu kendi mütevazi [doktora tezi alan araştırması] araştırmalarıma dayanarak söylüyorum.) Türkiye’yi önüne geçilmez bir bölünmeye ve boğazlaşmaya götürecek olan bu en büyük ― aynı zamanda en aktif ― potansiyelin üzerine gitmektir.

Kim gidiyor bu potansiyelin üstüne “tavizsiz”? Yukarda saydığım “üç merkez”. O zaman, Türkiye’yi dolu-dizgin bölmeye çalışanlar bu “yavuz hırsız” bölücülerdir. Çünkü bölgenin bu tek güçlü ve aktif sosyolojik potansiyelinin üstüne hergün “sen ‘yok’sun, varsan da ‘yok’ edeceğim” dersen, bu potansiyel de armut mu toplayacak? Onlar da ilk firsatta Amerika’ya da, Avrupa’ya da, Barzani-Talabani’ye de gitmez mi? Giderse de bölünmenin, boğazlaşmanın daniskası olmaz mı? Bu “potansiyel”in nüfüsunun enaz yarısından fazlası, Türkiye’nin belli-başlı illerinde değil mi? Yani bir Amerikan “parmak”lı çatışmada her İstanbul, her İzmir, her İzmit her Adana, her Mersin, her Antalya, her Elazığ, her Malatya, her Maraş, her Antep, her Bodrum, her Burhaniye, her Aliağa, her Salihli, her Polatlı, her Haymana... bir Kudüs olmaz mı? Bunu görmeyenler ve/veya göremeyenler gaflet ve delalet hatta hiyanet içinde değiler mi? Bunu Öcalan, bakın tam bir-buçuk yıl önce söyledi:

Kürt sorununun uzatılması, çatışmalı bir konumdan düşürülmemesi ve olası yeni bir savaş sürecine sokulması, Türkleri Anadolu'da binyıldır yaşatan stratejinin ana direklerinden birinin tamamen yıkılması olacaktır. Bunu görmemek için, tekrarlıyorum, ya vatan haini ya halk düşmanı olmak gerekir. … Türkiye Kürt sorununu çözmeden Ortadoğu kaosuna iyice girdiğinde, ortaya çıkabilecek gelişmeleri önemle değerlendirmek gerekir. Kürdistan üzerinde üç kuvvetin çekişeceği şimdiden açığa çıkmış bulunmaktadır. Birincisi ABD, İsrail ve işbirlikçisi Kürtler. İkincisi Türk, İran ve Arap statükocu güçleri ile az bir kısım Kürt milisleri ve işbirlikçi aşiretçi, komprador burjuva kesim. Üçüncü kesim daha ağırlıklı olup yoksul emekçi, yurtsever, demokrat halktan oluşmaktadır. Bu tip ayrışma ilk defa gerçekleşmektedir. … Eğer Türk, İran ve Arap yönetimleri kendi Kürt reformlarını yapmazlarsa, yurtsever demokrat Kürtlerle emperyalizm işbirlikçisi Kürtler arasında her düzeyde farklı ittifaklar gelişebilir. Sonuçta ABD önderliğinde bütün Kürtler koalisyonda yer alabilirler. Bir uzlaşma imkanı görmezse … PKK önderlikli Kürtlerin de koalisyon güçleri ile ilişkilerini ateşkes ve demokratik çözüm temelinde geliştirmesi beklenebilir. (Bir Halkı Savunmak, 457, 458)

İşte tam burada, yukardaki öneriye sessiz kalanların hiyanet ve gaflet-delalet “hal”lerini ilan edeceğiz.

Yukarda üçüncü kez kamuya sunduğum arştırma önerisi, bu ülkeyi bu milleti sevdiğini söyleyenlerin önündedir. Kimin sevdiği kimin “ticaret”lerinin bölücüleri olduğu en fazla bir ay sürecek bu araştırmada anlaşılacaktır. Sözkonusu güçler kendileri bizzat yapmazlarsa, TOBB’un Doğu Ergil’e veya DTH’nin delege/kurcular seçimine verdiği paranın yarısını bize versinler, biz ulaslararası bir gözlemci heyet gözetiminde bir ayda bu araştırmayı yaparız. Bu hayatidir, tarihidir ve Halep-arşındır. Çünkü eğer Öcalan ve PKK’nin yukarıda saydığımız Kürt illerindeki aktif destek “potansiyel”i yüzde 40-50’lerde olduğu doğruysa, yukarda saydığımız “üç merkez” gerçek bölücüler olarak tarihin eline verileceklerdir. Yok eğer 5-10’lar cıvarında çıkarsa, o zaman da biz, “marjinal” bir “terör örgütü”nü kendi maddi-manevi ― ne derseniz ― çıkarları için destekleyen teröristler olarak millete-devlete hesap veririz.

***

Eğer buna yanaşılmazsa: o zaman “Hey beyler, kendinize gelin!” diyeceğiz. “Bu vatan bu millet sahipsiz değildir” diyeceğiz. “Bu ortak vatan Türkiye, bu ortak millet Türkiye Ulusu sahipsiz değildir” diyeceğiz. Ve araştırmayı da kendimiz yapacağız. (Paralarına ihtiyacımız olduğundan yukardaki parayı istemedik, bir şeye vurgu yaptık) Bölücüleri de bulup, yakalarına yapışacağız. Aynen; Mustafa Kemal’in önderlik ettiği 1919 Kuvayı Milliye’sinin yedi düvele karşı neyi-nasıl yaptığını hissedip anlayanlar olarak, günümüzün yenileşmiş, çağdaşlaşmış, bilimselleşmiş bir “Kuvayı Milliyesi”sinin neler yapabileceğini 70 düvele göstereceğiz.

 

Bunun için çağırıyoruz, çağıracağız:

Ruhlarının köşelerinde 1919 Mustafa Kemal’inden birazcık kalmış Türkiyeliler-Kürdistanlılar; ― devlet-millet ayırmaksızın ― işçiler-memurlar, subaylar-polisler, esnaflar-zanaatkârlar, yazarlar-sanatçılar, bilimciler-akademisyenler, öğrenciler-öğretmenler... yani kısaca bu Ortak Vatan’ın bölünmesinden çıkarı olmayan herkesdir seslenişimiz:

Öcalan’ın İmralı savunmalarını satır atlamayan bir okumanın gözetiminde 1919’lar M. Kemal’ini yeniden ele almaktan başka çaremiz yoktur. Böyle bir ruhla bir yirmibirinci yüzyıl Türk-Kürt ittifakı yedi düvele de 70 düvele de yeter. Yeter ki 15-20 yıldır bu bölücülerin kışkırtıp, bulandırıp, çarpıttıkları kin-nefretleri ve “bindirilmiş” gerginlikleri bilimsel ve ahlakî bir sağduyu ile bir kenara bırakarak etrafımıza, yakınımıza-uzağımıza sağımıza-solumuza bir vicdan muhasebesinden bakalım.. Her iki “taraf”, bir de “öteki” tarafın acılarına, kayıplarına, kaybedeceklerine ― bir yeniden insanlığına dayanarak ― bir yeniden bakarak...

Her insan bir kainattır. Ölenleri geri getiremeyiz. Ama ölecekleri engelleyebiliriz. Ölmeyi-öldürmeyi durdurabiliriz. En canalıcısı; ölüp-öldürme ile bu Ortak Vatan’dan da, bu ortak devletten de ve herşeye rağmen “aşure”leşmiş bu ortak milletten de olmaya götürülüyoruz. “Atı alan Üsküdar’ı geçmiş” olmadan...

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Bölücüler ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right