left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Salı, 16 Ekim 2018
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Sarp KURAY Adalı. Mahir ÇAYAN'la birlikte Mertlik Ormanında Yazdır E-posta
Yazar Sarp KURAY   
Pazar, 10 Mayıs 2015

 

cumhuriyet büyük firar ile ilgili görsel sonucu

 

Can DÜNDAR yazısında MAHİR'in kaçışını  işine geldiği gibi anlatılanları küçülterek büyüterek sunuyor.

Sarp Kuray'ın  rolunu küçülterek veriyor. Doktorcu teğmenin rolünü küçük pontularla veriiyor.

Uyduruk anlatımlara manşet çekiyor. İlhan Selçuk tuzak demiş onun için Sarp KURAY kaçmamış. Mahirler herhalde öldürülsün diye Sarp KURAY kaçmalarını sağlamış. Rezillik dizboyu. Kahpelik, riyakarlık devam ediyor. Sarp Kuray Adalı.. Mertlik Ormanında. Mahir ÇAYAN'la birlikte...

Manşet oynamalarıyla sunulan algılama oyunları...

Birde SARP KURAY anlatsın.

 Selimiye’nin alt koridorlarında , tuvaletin yanında “ pis kokulu ve rutubetli “ hücresinde yatarken yazdığı “ HÜCREDEKİ ADAMIN RÜYASI” adlı şiirinde

“ satılmışlığın , kahpeliğin, riyakarlığın, adiliğin

ve her çeşit

aşağılık ve her çeşit yabancılaşmanın karışımı olan

karanlık denizin ortasında

güneş batmayan bir ada

ben ne şuralıyım ne buralı

adalıyım adalı

adam ormanlıktır

dostluk, yoldaşlık, mertlik ormanı “

12 Mart ‘ta devrimcilerin yattığı Maltepe Cezaevi beş devrimci arkadaşımızın özgürlüğe yürüyeceği geceden önceki son kırk sekiz saati çok yoğun bir boyutta yaşamıştır. Neredeyse tüm hapishane tek yürek tek nefes haline gelmişti. İstanbul dukalığına ve onların emir eri asker müsveddesi işkenceci Faik Türün ve ekibine büyük bir tokat atacaktık. Cezaevinde yatan devrimcilerin aşağı yukarı tümü , bu zalimin işkencelerinden geçmiş , horlanmış ve hırpalanmıştı. Cezaevinde görev yapan genç devrimci subaylar bizlerle büyük bir dayanışma içersindeydiler.İşte bu hareketli saatlerde , koğuş kapısına gelen asker gardiyan yavaş bir sesle nöbetçi subayın benimle görüşmek istediğini söyledi ve beni dışarıya aldı.Topçu Teğmen Sabahattin Sakman nöbetçi subayıydı. Kendisi devrimci , terbiyeli , sakin, Harbiye’de dereceye girmiş ve herkes tarafından sevilen bir kişiliğe sahipti. Benimle de ilişkileri büyük bir sevgi ve saygı temeline dayanıyordu. Teğmen Sakman koridorda Mahir’in benimle görüşmek istediğini söyledi ve Mahir’lerin Cihan’ların kaldığı koğuşun kapısını açtırarak içeri girmemi sağladı. Mahir , Cihan, İrfan , Ulaş, Atilla ve şimdi hatırlayamadığım bir iki arkadaşımızla birlikte beni karşıladılar. Benden istenen cezaevinin etrafındaki nöbetçi devriyelerin çekilmesi veya bu konuda başka bir kolaylığın sağlanabilmesi için Teğmen Sakman’ın ikna edilmesi idi. Teğmen Sakman ise hep birlikte yurt dışına çıkılması seçeneğine daha yakındı. Faik Türün’ün eline bir av gibi düşmeyi istemiyordu. Bizim davamızda yargılanan deniz subaylarından tahliye olmuş bazı arkadaşlar olası bir yurt dışına çıkma planı çerçevesinde tüm alt yapı hazırlıklarını yapmışlardı. Yeniden Mahir’lerin koğuşuna dönüp bu eğilimi aktardığımda , Mahir beklide o dönemde çoğumuzun ruh halini açığa vuran bir tepkiyi çok kararlı tarzda ve hiçbir spekülasyona yer vermeyecek bir açıklıkla dile getirdi. Göğsünde derin izi kalmış kurşun yarasını işaret ederek “ dışarıda bazıları, benim korkak olduğumdan söz ediyorlar. Bu şartlar altında asla yurt dışına çıkmam, ülkede kalıp, ucunda ölüm bile olsa mücadeleye devam edeceğim, Deniz’leri yalnız bırakamayız, onlar için eylem yapmak gerekiyor.” Kendisinin gözlerinin içine baktım , heyecanlanmış ve ona tam anlamıyla hak vermiştim. Bundan sonraki gelişmeler onun istediği gibi oldu. Tek yumruk haline gelmiş cezaevi onu ve diğer arkadaşlarımızı özgürlüğe doğru sessizce uğurladı ve sabah sayımını hınzırca ve büyük bir sevinçle beklemeye koyuldu.

Selimiye’nin alt koridorlarında , tuvaletin yanında “ pis kokulu ve rutubetli “ hücresinde yatarken yazdığı “ HÜCREDEKİ ADAMIN RÜYASI” adlı şiirinde

“ satılmışlığın , kahpeliğin, riyakarlığın, adiliğin

ve her çeşit

aşağılık ve her çeşit yabancılaşmanın karışımı olan

karanlık denizin ortasında

güneş batmayan bir ada

ben ne şuralıyım ne buralı

adalıyım adalı

adam ormanlıktır

dostluk, yoldaşlık, mertlik ormanı “

diyerek oligarşinin önünde diz çökmeyip “ adasını” ve “ yoldaşlarını” savunan Mahir , kendisine yurt dışına çıkma teklifini yaptığım anda, “ dostluk, yoldaşlık , mertlik ormanı” diye düşlediği ve inandığı dünyasından , kendisine yönelik eleştirileri dile getirerek bile bile ölüme gitme yani kendini feda etme kararlılığını gösteriyordu. Devrimci Gençlik saflarında her ayrışma konağında, gençlik adına ideolojik mücadelenin yükünü sırtlamış, teorik formasyonu hepimizden üstün, terbiyeli, entelektüel değerlere sahip olan bu arkadaşımız, bence o dönem için en akılcı çözüm olan yurt dışına çıkma seçeneğini tartışma bile yapmadan reddediyordu. Dışarıda kendisine yönelik eleştirileri sıralayanlar ise , yıllarca devrimci gençlik saflarında TİP ve MDD oportünizmine karşı birlikte mücadele ettiği yol arkadaşlarıydı. Bu kişiler daha 8-9 ay önce SBF’nin amfisinde yapılacak bir semineri “ halk savaşı başlamıştır, revizyonizime söz hakkı vermeyeceğiz” diyerek yaptırmayacak kadar sekter ve yine SBF amfisinde bir Dev-Genç forumunda benim yavaş yavaş su üstüne çıkmaya başlayan ayrışmalar üzerine yaptığım birleştirici mahiyetteki bir konuşmaya “ bizim arkadaşlıklarımız, sizin gibi feodal arkadaşlıklar değildir, ideolojik birlikteliktir.” Diyecek kadar iddialı fetva merkezleriydi. Bu kişilerin süreci nasıl belirledikleri ve sonradan üstelik kavganın tam ortasında nasıl yön değiştirdikleri dönemi yaşayan tüm devrimciler tarafından çok iyi bilinmektedir.

Son Güncelleme ( Pazar, 10 Mayıs 2015 )
 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Sarp KURAY Adalı. Mahir ÇAYAN'la bi... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2762
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 34655244
Syndicate
 
left
Top! Top!
right