|
Şemdinli’de olanlar, beni sonu 12 Eylül askeri-faşist darbesiyle noktalanarak 78 kuşağını ‘’yitik kuşak’’a çeviren; donem gençliğinin kitlesel olarak sokağa ve silaha hapsedilişinin ‘’miladı’’ olarak gördüğüm 1972 yılındaki ODTÜ’ nün MHP’li gençlerce basılması olayına götürdü... Hatta o kadar ki; Amerikan uşağı askeri-faşist cuntacılar; her dönemin kaderini baştan karbon kağıdı koyarak mı hazırladılar yoksa diye düşünmeye başladım.Ya da acaba, zeka ve yaratıcılık özürlü hep aynı karakterler,her dönem hep aynı senaryoların yeni versiyonlarıyla mı çıkıyorlar karşımıza? Yıl: 1972... 12 Mart Darbesinin hemen ertesi...ODTÜ Mimarlık Fakültesi’ nde öğrenimime başlayalı henüz birkaç ay olmuştu. Ve kapıda JANDARMA vardı... Ve gençler, 12 Mart’la geriye götürüldüğünü tespit ettikleri akademik-demokratik haklarını geri kazanmak, yönetmelikte bu nedenle yapılmış tarafgir düzenlemelerin yerine daha doğrularını koymak,12 Mart’la görevlerine son verilmiş öğretim üyelerine yapılan haksızlığın giderilmesini ve fakültelerin başına tüm akademik yetersizliklerine rağmen dönemin cuntalarına yalakalığı nedeniyle dikilmiş rektör ve dekanların değişmesini, eğitimin kalitesinin yükseltilmesini istemek amacıyla BOYKOT kararı almışlardı. Talepleri yalnızca ‘’daha fazla BİLİM ve daha fazla ÖZGÜRLÜK’’tü... Ve bir gün evvelden okulun MHP’li gençlerce basılacağı haberini almış;buna inanmamışlardı... Ve SİLAH ne kelime ? Ne bir TAŞ,ne de bir SOPA edinmişlerdi,belki de edinsinler diye kendilerine sızdırılmış olan bu TÜYO’ya rağmen... Ve yurtta kalanlar, sabah erkenden kalktılar. Ve okula gelecek olan Hazırlık Sınıfı öğrencilerini karşılamak;onlara da BOYKOT kararını duyurmak amacıyla yurtlardan,hazırlık bölümüne doğru yola koyuldular. Ve ne bir silah,ne bir taş,ne bir sopa...Yalnızca sabaha dek hazırladıkları duyurular vardı ellerinde... Ve ÇEMBERE düştüler. Ellerinde SİLAH’ lar, ZİNCİR’ ler,MUŞTA’ lar olan MHP’li gençler ;kız,erkek demeden dövdü,vurdu,yaraladı onları... Ve kapıda JANDARMA vardı... Ve kapıdaki JANDARMA’ ya rağmen ;onlar kapıdan hayli içeride olan REKTÖRLÜK binasının orada PUSU’ daydılar... Ve ‘’Allah !Allah’’ naralarıyla bağırarak saldırıyorlardı. Ve kapıda JANDARMA vardı... Ve bağırırken havaya ateş ediyor,gençleri kurşun yağmuruna tutuyorlardı... Ve silahlarında SUSTURUCU yoktu... Ve kapıda JANDARMA vardı... Ve JANDARMA kapıda GUVENLİĞİ sağlamak için vardı... Ve JANDARMA kapıda GUVENLIĞI sağlıyordu... Ve kapıdaki JANDARMA, saldırıya uğrayan gençlerin değil,yalnızca saldıran gençlerin GÜVENLİĞİ’ ni sağlıyordu... Ve hiçbir GÜVENLİK gücü bu saatlerce süren bangır bangır saldırıya MÜDAHALE etmiyordu. Yalnızca kapıdaki JANDARMA, dışarıdan saldırıya uğrayan gençlerin yanına gitmek isteyen arkadaşlarına ve olayı görüntülemek isteyen MEDYA’ ya içeri girme izni vermemek için oradaydı... Ve o gün bu olayı yasayan,ya da izleyen GENÇLER ;hep beraber incindiler,kırıldılar ve kızdilar...Cünkü HAKSIZLIĞA uğramışlardı. Ve belki düşündüler,belki de düşünmeden,refleksen M.Kemal’ in Bursa Nutku’nda söylediği gibi rejimin ve devrimlerin bekçiliğine soyundular ertesi gün... Ve ertesi gün neredeyse tümü,saçlarına asker traşı vurdurdu... Ve ertesi gün,neredeyse tümü,sırtlarına parkalarını geçirdi... Ve ertesi günü hepsi birer asker,hepsi birer Fethi Gürcan, Deniz Gezmiş,hepsi birer Mahir,hepsi birer Ulaş’ tı,hepsi birer Sinan Cemgil,hepsi birer Abdullah Öcalan’dı artık... Direnecekler,kendilerine karsı açılmış olan bu SAVAŞA karşı SAVAŞACAKLARDI artık... Zaten önlerinde başka SEÇENEK bırakılmış mıydı ki ? Ne demişti M. Kemal,Bursa Nutku’ nda ? « Türk genci,devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıstır ; rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu,bu memleketin polisi vardır,jandarması vardır,ordusu vardır,adliyesi vardır demeyecektir.Hemen müdahale edecektir.Elle,taşla,sopa ve silahla,nesi varsa onunla eserini koruyacaktır. » (M. Kemal,Bursa Nutku’ndan) Hepsi birer neferdi artık... O gün öyle düşünmüyorduk ama,galiba saldıranlar da,saldırdıklarını devrimlerin ve rejimin düşmanı sanıyorlar, onlar da kendilerince rejimin bekçiliğini yapıyorlardi. Belki kapıdaki jandarma erleri de öyle sanıyordu. Ve öyleyse onların böyle sanmasına neden olan kimlerdi? Ve yoksa SUSURLUK hep mi vardı? Ve yoksa DERiN DEVLET,her dönem; aktörleri farklıymış gibi görünse de hep aynı SENARYO’yu mu sahneye koyuyordu? Ve yoksa 63’lerde Fethi Gürcan’la Talat Aydemir’i idam eden, 68 ve 78 kuşak gençlerini sağ-sol şeklinde bölerek birbirine kırdıran ve sonra yıllarca canına okuyan, önce bizim kuşağı da yukarıda anlattığım yöntemle isyanlara soyundurup,silaha ve sokağa hapsettiüi gibi türlü-çeşitli haksızlıklarla Kürtler’i de önce isyan ettirip, Abdullah Öcalan’ ın istese de başlayıp cığ gibi büyümüş olan bu savası durdurmasına, medyadan izlemeye dayalı şahsi gözlemimce çeşitli provokasyonlarla izin vermeyen; bir süredir de üstüste provokasyonlarla bu kez de Kürt-Türk çatışması çıkartmaya çalışan;bu amaçla gene bizim Mehmetçiğimiz olan birilerini bir yerleri bombalamaya yollayıp bu kez ağır FALSO veren kim veya kimlerdir? Sakın gene neredeyse 15 yıl önce TIR’ larında FÜZE’ ler yakalandığını küçücük bir gazete haberinde okumuş olduğum,koskocaman bir olay olduğu halde bu kadarcık duyulmasına da hiç şaşırmadığım TIR FILOSU sahibi Numan Esin gibi; kapladıkları alan, yüzölçümü itibarıyla bazı ülkelerin yüzölçümünden büyük,çalıştırdıkları insan sayısı,bazı ülkelerin nüfusundan fazla olan uluslararası SİLAH KARTELLERİ’ nin nakliyecileri ve gizli-saklı müttefikleri olmasın? Belki artık EMPERYALIZMİN adını,ÜLKE’ lerle anmaktan vazgeçip,ÜLKE büyüklüğündeki KARTEL ve TRÖST’ lerle anmak gerekiyordur. Çünkü sanırım ister Türk’üyle, Kürt’üyle, Boşnak’ı, Çerkes’i, Ermeni’si, müslümanı, yahudisi, hıristiyanı, budisti, sünnisi, alevisi, şafisi, bektaşisiyle tüm Türkiye’lilerin de;Doğu’lusu, Batı’lısı, Kuzey’lisi, Güney’lisi, Amerika’lısı, Avrupa’lısı, Asya’lısı, Afrika’lısıyla tüm dünya halklarının en büyük düşmanı; SAVAŞ’in bizzat kendisinden nemalanan, varlığını SAVAŞ sayesinde sürdürebilecek olan da bu kartel ve tröstler ve onların ACENTE ve TAŞARON’ları değil mi? Galiba acenteleri aracılığıyla gene bir CUNTA kurmak ve olası her türlü muhalefeti susturmak istiyorlar. Bunları tespit edip,her tür ürünlerini; ulusça boykot etsek; her kademedeki yöneticiyi de bu boykotu uygulamaya davet etsek ve sivil bir biçimde zorlasak; tüm dünyadaki savaş karşıtlarına da bunu yaysak (ki bugün bunun cığ gibi büyüme olasılıği var) diyorum... Bu kez SAVAŞ’ı,elbirligiyle SAVAŞ’a karşı versek;ya da bu kez de YOL’a bunun için koyulsak diyorum. Ve 68’lerden beri söylenegeldiği gibi , tüm İNSANLIK adına: İnatla gene ’’We shall overcome someday’’ diyorum. |