left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Salı, 14 Ağustos 2018
 
 
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
ROJAVA-IŞİD-KOALİSYON Yazdır E-posta
Yazar Celal ÖZCAN Devrimci Halk Partisi Genel Başkanı   
Perşembe, 02 Ekim 2014

Bu toz duman içerisinde yolumuzu nasıl bulacağız?

 

 

 

Rojava'da neler oluyor?

Kobani bir süredir IŞİD saldırısı altında. Kobani direniyor. Ne kadar ve nereye kadar direnebilecek? Kobani düşerse neler olur? Kobani birçok konunun düğümlendiği ya da, birçok şeyin çözümleneceği bir coğrafya haline gelmiş durumda.


Ortalığa saçılan bilgiler doğru ise eğer; Kobani'nin çok fazla direnebilmesi mümkün görünmüyor. Ağır silahlarla saldırıya geçen IŞİD'e karşı pek bir şansları yok gibi.

Uluslararası kamuoyu ve koalisyon ise Kobani ile pek ilgilenmiyor görünümünde. IŞİD'e karşı yapılan operasyonlar (şimdilik) Kobani ve çevresini içermiyor.

Kobani bir taraftan da çözüm sürecini yakından ilgilendiriyor. Kandil artık çözüm sürecinin sona erdiği görüşünü belirtirken, yine de son sözü Öcalan 'ın  söyleyeceğini belirtiyor.  Hükümet ise, çözüm sürecinin bölgedeki gelişmelerden bağımsız olarak devam edeceğini söylüyor.

Bir taraftan hükümet, meclis açılır açılmaz tezkereyi meclis gündemine getireceğini söylüyor; bir taraftan ise tezkerenin oylanacağı gün sosyalist sol sokağa inmeye hazırlanıyor.

 MHP tezkereye “evet” demekten yana. CHP ve HDP ise hayır diyeceğini deklare etmiş durumda. Kısacası ortalık toz duman.

Bu toz duman içerisinde yolumuzu nasıl bulacağız?

Bence bu toz duman arasında yolumuzu bulabilmek için bazı söylem ve kavramlara açıklık getirmemiz ve aynı zamanda da konuya taraf olan aktörlerin tavırlarına ayna tutmamız gerekiyor. Açıklık getirilecek temel söylem “Rojava Devrimi” söylemidir. Nedir Rojava devrimi?

“Arap Baharı” rüzgarı Suriye'ye ulaşınca ayaklanan/ayaklandırılan müslüman kardeşler örgütlenmesi Suriye'de merkezi otoriteyi sarsınca, oluşan ortam içerisinde Suriye'deki Kürtler, kendi bölgelerinde yönetim erkini kendi ellerine aldılar. Eskiden vatandaş bile sayılmadıkları coğrafyada birden bire temel aktör haline geldiler. Neredeyse bir yüzyıl içerisinde alınabilecek sosyal mesafeyi birkaç yıl içinde alıverdiler. Bu açıdan gerçekten de Rojava'da bir devrim oldu. Suriye'deki Kürt halkı bir devrimi başarmış oldu. Bu devrimin başarılış şekli, bugün yaşanan sorunları da beraberinde getirdi.

Çölün ortasındaki vaha gibi ortaya çıkıveren “Rojava”nın, ömrünün uzun süreli olamayacağı, bölgeyi az çok tanıyanlar için anlaşılmayacak bir şey değildi. Bölgedeki “oyun” çok büyük. Üstelik bu “oyun” hiçbir insani kaygı duymadan oynanıyor.

Bu oyunda “Radikal Demokrasi”, “Demokratik Modernite”, “Komünalist Yerellik” vb... safsatalara  hiç yer yok. Hiçbir ideolojik anlam içermeyen bu söylemler son gelişmelerle yerle bir ediliverdi. Rojava devrimi çok kolayca, olmamışa çevrilme durumuyla karşı karşıya bırakılıverdi. Bölgedeki aktörlerin tamamı kendi ideolojik ufukları ile olaylara müdahil oldular. “Az zamanda büyük işler başarma” iddiasında olanlar, az zamanda bataklığa gömüldükleri gerçekliği ile yüzleşmek durumunda kaldılar. Ülke içindeki savaşı, ülke dışına “başarıyla” taşıdıkları zannıyla sevinçten havaya uçanlar, bu başarıyı sağlamak için IŞİD'e TIRlar dolusu silah ve mühimmat taşıyanlar/sevk edenler bir anda işin pek de öyle olmadığını görüverdiler. Şimdilerde çark etme yollarını arıyorlar. Hiç merak etmeyin, nasıl çark ettiklerine hep beraber şaşırmamız yakındır.

Şaşıran ve şaşkınlaşanların bir diğer unsuru Suriye Kürtleri. Yaşadıkları devrim atılımının bedelini canları kanları ile ödüyorlar. Şaşkınlaşan bir diğer unsur da, KCK. “Gerilla” mücadelesini Irak ve Rojava'nın tamamına yayarak geliştirme iddiasında iken, fiili durum tüm iddialarını yerle bir etti. Bir türlü devrimi koruyamayan durumuna düştüler. Bir taraftan, “müzakere” talep ettikleri devletin diğer taraftan kendilerine oyun oynadığı gerçekliği ile yüzleşiverdiler.

Oyunu bozabilirler mi? Kobani'yi düşmekten kurtarabilirlerse; evet, bozabilirler. Kobani'yi düşmekten kurtarabilmek için çözümleri ne? Türkiye bize silah versin, ya da ağır silahları taşımamız için koridor açsın!!!! Kısacası, düşman dediğinden medet ummak pozisyonunda. Konunun diğer tarafı IŞİD ya da yeni  isimlendirmeleri ile İD, “Barışçıl” başlayan gösteriler bastırılınca radikalleşen Suriye muhalefeti onlarca örgütlenme yaratırken birden bire ortaya çıkan IŞİD, hem Suriye hem de Irak'ta Sünni nüfusun yaşadığı bölgeleri hallaç pamuğu gibi atmaya başlayıverdi. Sürpriz şekilde (ya da, göstere göstere) bastığı Musul'u ele geçirince hem para, hem prestij, hem de Irak Ordusu'nun kaçarken terk ettiği ağır ve modern silahları sahiplendi. İlk işi de Irak Kürt bölgesine saldırmak oldu. Öncelikle Ezidilerin yaşadığı Şengal bölgesini hedefledi. Ezidileri sürdükten sonra Mahmur'a saldırdı. ABD Hava Kuvvetleri'nin devreye girmesiyle durdurulabildi. Hemen ardından da dönüp Suriye'de Rojava'ya saldırdı. Rojava'ya eskiden de El Nusra saldırırdı. Saldırı nöbetini IŞİD devraldıktan sonra çeşitli çatışmalar yaşanmıştı, ama bu seferki farklıydı. Irak'tan edindikleri ağır silahları da kullanıyorlardı artık. Demek ki Kürtlerle bir problemi var bu IŞİD'in.  

Gelelim üçüncü tarafa; ABD öncülüğündeki koalisyona. ABD vatandaşı iki gazetecinin hunharca katledilmeleri sonrası ABD daha fazla sessiz kalamadı ve harekete geçti. Bizzat Başkan Obama çerçeveyi çizdi; havadan bombalayacağız, hiçbir askerimiz karadan harekete geçmeyecek. Karadan bölge unsurları savaşacak.

Kim bu bölge unsurları? KÜRTLER, eh birazcık da Irak ordusu. Irak ordusu-PKK ve Peşmerge Irak tarafını halledebilir de, Suriye tarafı ne olacak? Suriye'de kim savaşacak? PYD; savaşın kızıştığı Kobani, Doğu-Batı- Güney taraflarından kuşatılmış durumda. Kuzey tarafı ise zaten Türkiye sınırı. Bu durumda, lojistik ihtiyacı sadece Türkiye tarafından karşılanabilir. Türkiye'nin ise hangi tarafa lojistik destek sağladığı ortada. Türkiye Kobani'den kaçan yaşlı-kadın ve çoçuklara, binbir zorluk çıkardıktan sonra lütfedip sınırı geçme hakkı veriyor. Bu şartlar altında, anlaşılan o ki; Şengal'den sonra Kobani'nin de Kürtlerden arındırılması hedefleniyor. Kobani düşerse zaten Afrin de dayanamaz. Asıl katliam Afrin'de yaşanır. Bu durumda, Türkiye'nin, Hatay'dan Mardin'e uzanan sınırı IŞİD'in yani Sünni müslümanların eline geçmiş olur, üstelik de Kürtlerden arındırılmış olarak. Bu durumda; Türkiye ye Başbakan olarak atanmış olan Davutoğlu'nun “Stratejik Derinlik” kitabında, “Ortadoğu'da mutlak kurulması lazım” dediği “Sünni Arap Devleti” kurulmuş ve BM onayını bekler durumuna ulaşır.

Peki; Ortadoğu'nun müzmin sorunu Kürt meselesi nasıl etkilenir bu durumdan? Kürt meselesi “dört bölge”den üç bölgeye düşmüş olur. İran Kürdistanı'nın, denkleme çok sonraları ve kendiliğinden, kurulmuş düzene çatışmasızca dahil olacağını farzedersek  sorun iki bölgeye indirgenmiş olur; Irak ve Türkiye Kürt bölgeleri.

Bu durumda soru daha da netleşir: Bağımsız Kürdistan mı, Konfederal olarak Türkiye'ye bağlı Özerk Kürdistan mı? 

Haksızlık etmeyelim, koalisyona istemeden de olsa katılmak zorunda kalan Türkiye'nin durumuna da bakalım. Bizzat Cumhurbaşkanı'nın ağzından açıklandı ki, IŞİD karşıtı koalisyon dışında kalamıyoruz! Hatta katılmada gönüllüyüz, ama şartlarımız var.

1.şartımız; “Güvenli bölge”. Neden?  Göç dalgasını engelleme. Göç dalgasını Suriye toprakları içerisinde karşılama. Eh başarılabilirse güvenli bölge de ileride  Türkiye'ye katılabilir.

2. Şartımız; “No fly zone” yani uçuşa yasak bölge. Yani uçağı olmayan IŞİD ile mücadele edebilmek için uçuşa yasak bölge ilanı istiyoruz!.

3. şartımız ise; ABD'nin de planında yer alan, Suriye ılımlı muhalefetini “Eğit, destekle”. “Ilımlı” muhalefeti eğitip destekleyerek Kürt meselesi ile birlikte Esad rejimini de halletme sevdasındayız. “Esad rejimi yerinde kalırsa olmaz” havalarındayız.

 Bir taraftan da, tüm bu süreçlerden “Çözüm Süreci” etkilenmemeli iddiasındayız. Nasıl etkilenmez çözüm süreci?

“IŞİD saldırısından kaçanlara kuçak açtık, daha fazla ne yapabilirdik ki?” söylemiyle.

“Rojava Devrimi'ni siz koruyamadınızsa ben ne yapayım!” savunusuyla.

Öngördüğümüz tüm bu süreçlerin hukuki alt yapısı 1 Ekim'de meclise sunularak oylanacak tezkere/tezkereler ile sağlanacak. Tezkere/tezkereler oylanırken sosyalist sol ise sokağa inip protesto gösterileri yapmaya hazırlanıyor.

Oysa hiçbir politik sonuç içermeyen protesto yerine, (sınırları çok net çizilmiş) iç işlerine karışmamak şartıyla IŞİD saldırılarına karşı ve uluslararası komuoyunun çözüm olarak kabul ettiği “sosyal düzen” sağlanıncaya kadar “Türk Ordusu” Kobani ve Afrin Kantonları'nı korumaya almak ile görevlendirmeyi önermek çok mu sosyalizm dışı görünüyor?

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: ROJAVA-IŞİD-KOALİSYON ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
Makaleler: 2762
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 34047331
Syndicate
 
left
Top! Top!
right