left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Dilek Özbek arrow Bir Sevgililer Gününün Ardından
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Bir Sevgililer Gününün Ardından Yazdır E-posta
Yazar Selma Türker   
Monday, 11 April 2005

Binbaşı Fethi Gürcan'ın,eşi ve sevgili Esma Gürcan'ın (Esmacık)'ın değerli anılarına ithafen;

Dün yeni bir 14 Şubattı.Yeni bir Sevgililer Günü...Ne kadar güzel bir kavram:SEVGİ. Bir insanın bir insana,bir insanın pek çok insana,bir insanın bir topluma, ülkesine, tüm insanlığa, bilme, sanata, doğaya, bir düşünceye, bir inanca... Kısacası insanca olan ve insan için olan herşeye karşı duyabileceği en güzel duygu... Belki de en kutlanması gereken ve kutladığımız pekçok gün içinde en önemlilerinden birisi, hatta belki de en önemlisi...

Kutluyoruz kutlamasına ama,gerçekten içeriğini bilerek ve hissederek kutluyor muyuz; yoksa, kapitalist meta döngüsünün gereğini, özünden uzak bir biçimselliğe dönüştürerek yerine getiriyor ve sevgiyi de herşey gibi bir emtia halinde pazarlıyor, ya da satın mı almayaçalışıyoruz? Elimize geçirdiğimiz her kavram gibi yabancılaştırıyor muyuz yoksa bu en İNSAN özlü kavramı da?

Aslında çıkış noktasından ele alırsak, İSYAN'ın ta kendisi SEVGİLİLER GÜNÜ... Kime isyan? Sevgiyi yok etmek ve onun yerine savaşı geçirmek için kendi vatandaşına sevgiyi yasaklamaya kalkışan Roma İmparatoru II Claidius'a isyan... Claidius, savaşa gitmek istememelerine neden olduğunu düşündüğü için, halkının evlenmesini yasaklamış bir inanışa göre... Pagan kökenli bir Hristiyan rahip olan St.Valentine, onları gizlice evlendirirmiş. Şimdilerde olsa, "yasadışı evlilik yaparak devleti yıkmaya çalışmaktan" 146'ncı maddeye mi girerdi bu illegal evlilik suçu bilmem. Hukuk da zamanlar içinde ihtiyaçlara göre değişiyor, devlet yöneticilerinin koyabildiği yasaklar da... Şu an bizlere hiç de doğal gelmiyor bir devlet yönetiminin vatandaşının evlenmesine YASAK koyabilmesi...

Tıpkı dün "Kürdüm" denmesinin, "Kürt bir Türkiye vatandaşının kendi anadili olan Kürtçe konuşmasının" yasak olması; hatta - sırf nüfus kağıdında doğum yeri olarak Doğu illerinden birinin yazmasının bile bürokrasi önünde önyargılı tutumlara neden olabilmesi-gibi,tıpkı dün 141-142-163' üncü maddelerle düşüncenin suç olması; bugün de düşüncenin başka yollardan engellenmeye çalışılması, din ve vicdan özgürlüklerinin fazladan sınırlanmasıgibi...

Eh, olay M.S. 5nciyüzyılda geçiyor,ama yönetim tarzındaki aşırı kontrolcü ve korumacı anlayış, özdeş anlayış gibi görünüyor. O zaman da Claudius,kendi yönetim anlayışı gereği, bu şimdi hepimize çok aykırı görünen YASAK'ı koymuş. Her anlamsız ve fazladan yasak gibi, halk da yasağa gizli gizli direnmiş. Eşyanın tabiatına aykırı; yemek, içmek kadar doğal bir ihtiyaç sevmek... Keşke bir diktatör çıksaydı da sevgisizliği yasaklasaydı... Tarihte hiç böyle bir şey olmuş mudur? Olmamıştır herhalde; sevgi ve yasak bir arada olabilecek iki şey değil çünkü... Sevgi, asidir; hatta kavramların içinde en asi ve en cesur olanıdır; çünkü ne kurum, ne kural, ne dizgin, ne yular tanır; yasaklanınca diktatör bile tanımıyormuş demek ki;üstelik Claudius gibi en zalimlerinden birini bile... St.Valentine'i 14 Şubatta idam ettirtmiş Claidius bu suçundan ötürü. 146/1'e mi soktu, 125'e mi acaba; bilemeyeceğim.Ama ortada olan bir şey var ki bu gün eğlenerek kutladığımız sevgililer günü için bir insan idam edildi, belki daha başka ölenler de olmuştur, bilemiyorum.Ama bir gerçek var ki 16 yüzyıldır insanlar bu başkaldırıyı unutmadı, andı, kutladı Claidius'a ve türevlerine inat...

Ben bu sevgililer gününü bunları düşünerek geçirdim. Ve bugünü kendimce insanların daha insanca yaşaması için isyan eden ve bu nedenle idam edilen, tarih boyunca bu nedenle idam edilmiş herkese, onların ışıklı anısına armağan etmek isterdim şayet elimde olsaydı....

Nesimi' ye, Hazerfen Çelebi'ye, Şeyh Bedrettin'e, Börklüce Mustafa'ya, Pir Sultan Abdal'a, Thomas Moore'a, Lavosier'e, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'a, Mahir Çayan, Saffet Alp ve arkadaşlarına, Erdal Eren, Ahmet Soner, Kadir Tandoğan ve Ömer Yazgan'a, Kemal Pir, Mazlum Doğan,Talat Aydemir ve Fethi Gürcan'a; hepsinin sevgililerine ve sevenlerine armağan etmek isterdim.

Ve illa da Fethi Gürcan'ın değerli eşi,sevgilisi, aile içindeki adıyla rahmetli Esmacık'a... 1964 yılında yitirdiği eşini, 1993 yılında kendisi ölene dek sevgisiyle yaşattığı ve emaneti olan çocuklarına, çevresine yokluğunu hissettirtmediği, varlığını sevgisiyle hep yaşattığı ve evlatlarını bu sevgiyle mayalayarak yetiştirdiği için... Hep merak etmişimdir, acaba kaç kişiye sevgiyi bu denli vakurca taşımak yaraşırdı ve bu derece ölümsüz kılmak diye...

İnsanlar ölümsüz değil;ama sevgiyi, düşünceyi, bilgiyi ve üretimi öldürebilmek mümkün mü? Belki insanlık bunun anlamını kavrayabilseydi yeterince, herkes gücü oranında küçücük de olsa sevgiyle anılacağı birşey bırakmaya çalışırdı ardında... Aslında bütün din, mezhep ve her türlü felsefe; bunu öğütlemez mi bir bakıma?

Özgürlük ve kurtuluş savaşlarında, yargısız infazlarda, işkencede ölenlere, onların sevgililerine ve sevenlerine armağan etmek isterdim. Faili meçhul cinayetlerle öldürülen aydınlarımıza; Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu,Bahriye Üçok, Abdi İpekçi ve diğerlerine, onların sevgililerine ve sevenlerine armağan etmek isterdim. Bir de idam cezasına çarptırılmış olan Abdullah Öcalan'a armağan etmek isterdim... Kendisi genç bir insanken, kendinden büyük olan bir devletin yanlış politikalarına delikanlıca kafa tuttu. Belki o bile beklemiyordu yaranın bu denli derin ve patlama noktasında olduğunu... Sonra,hızlı ve kontrolsüz bir gelişim seyri... Problemi kendinden ziyade çözmüş olması gereken devlet de yanlış politikalarını sürdürüp çoğaltınca; çok kan aktı iki taraftaki vatan insanından...Ama bir tek kişi bunun sorumlusu olabilir ve bütün fatura o bir tek kişiye çıkarılabilir mi; kim olursa olsun,ister sevelim ister nefret edelim; eğri oturup doğru konuşmak gerekmez mi?Olaylar ve olgular bu derecede şahıs iradelerine bağlı gelişim seyri mi izlerler En az 13 yıldır bu açmazdan çıkmaya çalıştığını da gözledim olayların dışında, ülkesinde olup bitenlerle ilgili aydın bir yurttaş olarak... Kimi zaman gücü yetmedi gidişatı değiştirmeye, kimi

zaman provoke edildi, ya da aşiret yapısallığı izin de vermedi buna... Ok yaydan çıkmıştı bir kere, ama rüzgar çok kuvvetliydi ve oku menzil dışına da sürükledi zaman zaman... Böylesine güçlü bir rüzgarı o çıkartmış olabilir mi tek başına?Tanrı mı bu, yoksa yalnızca bir insan mı?

Eğer Sevgililer Günü'nün içeriğini boşaltarak yozlaştırmak yerine sevginin ve bilginin zamana ve her tür zorbalığa karşı en direnebilecek,bizleri toplumca,hatta topyekun insanlık olarak kurtarabilecek tek güç olduğunu; her ikisinin de paylaşılarak çoğalabileceğini yılda yalnızca bir gün bile olsa hatırlayabilsek ve üzerinde bu yanıyla hep beraberce kafa yorabilsek gerçekten; onu hor görmek, hırpalamak ve istismar etmek yerine içimize sindirebilsek, belki de anlardık esasen yok ettiğimiz bu değerler değil, kendimiziz... Kim kurtarabilir ki bizleri kendi kendimize bu denli ihanet ederken?

Belki bir gün son bir savaş olur dünyada; sevgiye ve bilgiye inanan ve paylaşabilenlerle paraya, silaha ve güce tapanlar arasında son bir savaş olur dünyasal boyutta ve bu kez sevgi ve bilgi kazanır, işte o zaman dünya yaşanmaya değer olur ve belki o zamanki dünyadan bu günlere bakanlar,despotizmi ağır basan,demokrasisi kıt bugünkü yönetim modellerini, bizim bugünden bakarak Claidius'u haksız bulmamız, St.Valentine'i ise iyilik ve güzellikle hatırlamamız gibi hatırlarlar...

Bizlerin bugün yapabileceğimiz ise bu iki değere; sevgiye ve bilgiye sıkı sıkıya sarılmak, onları yok etmek isteyenlerden korumak ve gelecek kuşaklara daha güçlendirerek aktarabilmeye çabalamak olabilir ancak. Tıpkı Joan Baez'ın 68'lerden beri bıkmadan dinlediğimiz şarkısındaki gibi;

"We shall win someday" (Birgün biz kazanacağız.)

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Bir Sevgililer Gününün Ardından ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right