left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Selim Renkliyıldırım arrow Sultan Galiyev: Sosyal Devrim Ve Doğu -1-
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Sultan Galiyev: Sosyal Devrim Ve Doğu -1- Yazdır E-posta
Yazar Selim Renkliyıldırım   
Tuesday, 12 April 2005

Rusya'daki Türk ve Müslüman halkların yakın geçmişteki tarihlerinin incelenmesi, şimdiye dek pek az sayıda yapılmış, neden - sonuç ilişkileri farklı boyutlarda ele alınmış, dolayısıyla da aynı coğrafyalarda cereyan etmiş tarihsel olaylar farklı yorumlanmıştır. Bu boşluğu biraz olsun doldurabilmek, daha mütevazı bir deyişle kendi bakış açımızı tarihsel hadiseleri ve onun dinamiklerini de irdeleyerek, ortaya koymaya çalışıyoruz. Sovyetler Birliği'ndeki ulusal sorunun çözümü, Devlet otoritesini, yerli azınlığın özerkliğiyle federal bir çerçeve içinde birleştirmektir. Daha da açıkçası doğulu slav halkların çoğunluğuyla Türklerin ve Müslümanların oluşturduğu aynı sınırlar içinde yaşayan halkların seçimini saptamada ve ortak geleceklerini belirlemede güç dengesinin etkin olduğu zor bir an olmuştur. Bu birleştirici Proje'nin mimarı Lenin'dir.

Kuşkusuz, bu yerli azınlıklar içinde, Volga yöresinde yaşayan Tatarlar özellikle ilginç bir örnek oluştururlar. Rus sömürgeciliğinin baskısında, Saray'da kabul edilen bir-kaç soylu ailenin, Devlet

tarafından 1880'e dek Orta Asya'ya sızmakta araç olarak kullanılan, kültürlü bir ticaret burjuvazisi kadar toplumsal bir ağırlığa sahip bulunmadığı, dağınık azınlıklardır söz konusu edilen. Tuhaf bir çelişkiyle, o sıralar Tatarlar, etkilerini Ural'a, Başkırcistan'a doğru genişletirler. 1880 yılından sonra Rus memur ve tüccarlarının, aracıya gerek duymaksızın rahatça hareket ettikleri Orta Asya'da artık bu bölgeye egemen olan Devletin sistemli biçimde sürdürdüğü sindirme ve Hıristiyanlığa çekme politikasına karşı direnmelerinde büyük ölçüde etken olmuştur.

Rusların, Doğu'ya ilerleyişleri sırasında karşılaştıkları ve İslamın başka her yerde gelişmekte olduğu bir sıra boyun eğdirdikleri Volga Tatarları, Darül-islam tarihinde dört yüzyılı aşkın bir süre yabancı boyunduruğu altına giren bir Müslüman ulusunun tek örneğini oluşturmaktadır.

1552 yılında Kazan Hanlığının çöküşünden Ekim Devrimine kadar Ruslarla Tatarlar arasındaki ilişkiler birkaç ateşkesle kısa süreler için duran uzun çatışmalar olmuştur hep. Ruslar, çeşitli yöntemlerle, değişmeyen hedefleri olan Müslümanları asimile etme yönünde çalışmışlardır. Varlıklarını tehdit eden bu baskıya Tatarlar, döneme ve toplumsal tabakalara göre çok çeşitli biçimler alan ve ulusal topluluklarını korumayı amaçlayan bir direnişle karşı koymuşlardır. Zaferle çıktıkları bu yüzlerce yıllık çatışmada, Tatarlar az görülür bir canlılık, sarsılmaz bir inatçılık göstermişlerdir. Yalnız ayakta kalmakla yetinmemişler, 19. yüzyıl sonuyla 20. yüzyıl başlarında gerçek bir ekonomik ve kültürel yeniden doğuşu gerçekleştirmişler, karşı saldırıya da geçerek Rus yayılmacılığına karşı türkbirlikçiliği sürmüşlerdir.

Tatarları Rus merkeziyetçiliğine karşı verdikleri savaşın doruğuna vardığı bir sıra Ekim Devriminin gerçekleştirilmesi, ulusal harekete son vermemekle birlikte Ruslarla Tatarlar arasındaki ilişkileri kökten değiştirdi.

1917'den 1921'e dek komünizmle ittifak yapan Tatar milliyetçiliği, Komünist Partisi içinde bile boy gösterdi. Çünkü yeni rejime katılan ilerici aydınlar ancak Sovyet iktidarının ulusal isteklerini gerçekleştirebileceğine inanıyordu. Ama 1921 yılından sonra Tatar milliyetçiliği Parti çizgisinden sapma gösterdi. 1921-1928 yılları arasında da Sovyetler Birliği'ndeki tüm Müslüman halkları üzerinde derin etkisi olan sol bir muhalefet hareketine dönüştü. Bu muhalefet hareketine Sultangaliyevizm (Rusçası sultangalievscina) adı, Mir Sultan Galiyev'den esinlenerek verildi. Başlangıçta Batı'nın sanayi çevreleri için düşünülen proletarya devriminin gerçeklerini Doğu'nun sömürgeleştirilmiş ulusal özgürlük hareketlerinin gerekleriyle bağdaştırmak için yapılmış olan en cesur, belki de tek girişim bu oldu.

"Sultangaliyevcilik, Kazan'dan yola çıkarak Asya halkları arasında bir genel devrimin başlangıcını oluşturacak ve Ruslara karşı bir Müslüman-Tatar azınlığa uygulanmak istenen komünizm dir.Hükümetin ve özellikle Stalin'in Tatar devrimi yöneticilerine karşı şüpheli yaklaşımına karşın, Sultan Galiyev, altı yıl süreyle partiye bağlılığını korumuş, aldığı emirleri göreceli olarak yerine getirmiş, 1923 yılında partiden ihraç edilmiş ve 1929 yılında da mahkum edilmiştir.

Bu konudaki çatışmalarda her iki tarafında tutumlarını, parti konuşmalarında yaptıkları ve gazetelere yansıyan belgeleriyle aktaracağız ama şu önemli nokta göz ardı edilmemeli ki, Rusya'da kapitalizmin tamamlanamamış olması ve Doğu'daki Orta Çağ artığı göçebe toplum özelliklerinin, Batı'ya göre farklı dinamik ve koşullar arz etmesi, konunun irdelenmesinde göz ardı edilmemesi gereken önemli faktörlerden bir tanesidir.

Bir diğer göz ardı edilmemesi gereken konu ise Sultan Galiyev'in meseleleri Doğu'daki sınıfsal temellere dayandırması ve Bolşevizm ile buluşmasıdır.

"Kalbimin üzerine büyük bir ağırlıkla yüklenen Halkımın sevgisi yüzünden, Boşevizme geldim." Sultan Galiyev (Kazan'da çıkan "Güneş" gazetesine gönderdiği mektuptan.)

Unutulmamalıdır ki, Sultan Galiyev, bir Bolşevik tir ve ezilmiş halkların kaderlerini yenebilme ve ortak hareket ederek sosyalizm de buluşabilmesinin yolunu açacak tüm pratik ve teorik formülleri Lenin de bulmuştur. Bakış açısı sınıfsaldır asla kadrocu değildir, eğer öyle olsaydı, aydın kadrolar ile birlikte geliştirdiği Ceditçi hareket kendisine yeterli gelir, çıkışı Komünist Parti saflarında aramazdı. Ayrıca Ceditçi hareket bizdeki Tanzimat hareketine benzer yani Yenilikçidir ve Yenilikçi hareketler sınıflardan kopuk yapılamaz, bunun aksini iddia etmek Finans-Kapital değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz. Cedidçi düşünen aydınlar süreç zarfında, Türkçülük ve Bolşevizmyandaşı olmuşlardır ve 1905-1917 arası Bolşevik partisinde görev almışlardır.

Sultangaliyev ikinci düşünce tarzını Türkçülük ve Turancılıkla buluşturmuştur ve en fazla etkilendiği kişi, yine kendiside Kazan Tatarı olan Yusuf Akçuralı dır. Yusuf Akçuralı'nın demokrat ve toplumcu çizgisi, Sultangaliyev tarafından daha devrimci bir formata sokulmuştur bunda da kendisinde olan Anti-sömürgeci kavram yol göstermiştir.

Sultangaliyev, anti-emperyalist fikirlerinin ve buna bağlı olarak da, ezilen yarı-feodal bile diyemeyeceğimiz, yoksulluk sınırlarının çok altındaki, çöple beslenen doğu halklarının kurtuluş formülünü, Bolşevik partisinin saflarında onun Leninist çizgisinde bulacağına inanmıştır. Taşıdığı ateist fikirler onu Marksizm ile de buluşturmuştur ama asla Ortadoks - Marksist olmamıştır. Karl Marks ve Friedrich Engels ustaların hipotezlerini elbette incelemiş, Lenin ve Stalin'in uygulamalarını gözlemlemiştir ama kendisini diğer aydınlardan farklı kılan özellik, sömürge Doğu ülkelerinde tutuşacak devrim ateşinin tüm Dünya'ya yayılabileceğini savunmuş olmasıdır. Onu kadroculardan ayrı kılan yanlarından biri de, emperyalizme karşı mücadelenin sadece gelişmekte olan milli burjuvazinin sorunları ile sınırlı kalan küçük burjuva hareketleri olarak değerlendirilmeyip, Asya'daki devrimci hareketlerin aktif olarak desteklenip, bu ülkelerdeki devrimcilerin müttefik olarakdeğerlendirilmesini talep etmesidir.

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Sultan Galiyev: Sosyal Devrim Ve Do... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right