left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Ömer Gürcan arrow İhtilalin Beyni Haydar (Saltık) Paşadır
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
İhtilalin Beyni Haydar (Saltık) Paşadır Yazdır E-posta
Yazar Ömer Gürcan   
Sunday, 10 April 2011

12 EYLÜL ÖNCESİ ALEVİ VE SOLCU DİYE BAZI SOL ÇEVRELERCE LANSE EDİLEN HAYDAR SALTIK ÖLDÜ..

"ONLARIN ÇOCUĞU" OLMAKLA ŞEREFLENDİRİLEN BU GÜZİDE VE ŞEREFLİ TÜRK GENERALİ TARİHTE YERİNİ ALDI..TALAT AYDEMİR'İN KOKTEYL GRUP DEDİĞİ KİŞİLER 12 EYLÜL DE O'NUN DANIŞMANLARIYDILAR..KİMLER Mİ? SADİ KOÇAŞ (EMEKLİ ALBAY  CHP SENATÖRÜ 12 MART'IN BAŞBAKAN YARDIMCISI) ORHAN KABİBAY (EMEKLİ ALBAY CHP MİLLETVEKİLİ 14 LERDEN 9 MART'IN LİDERLERİNDEN) TALAT TURHAN (EMEKLİ YARBAY  SAĞ-KONTGERİLLA UZMANI 9 MART'IN LİDERLERİNDEN 12 EYLÜLDE BAKANLIK BEKLEYEN)...

GENÇLERİN KANIYLA BESLENEN "BU KAFALARIN YENİ MODELLERİ" HALA BAZI "SOL" ÇEVRELERCE  GÜZİDE VATANSEVER TÜRK SUBAYI DİYE LANSE EDİLİYOR.."ARKADAŞINI SÖYLE SENİN NE OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM" DENİR..BUNLARIN YANINDA OLAN HERKES AYNI DÜŞÜNCEDEN NEMALANAN KİŞİLERDİR..

Image21 Mayıs 1963 ve sonrasını Öner GÜRCAN anlatıyor. 12 Eylül 1980 i de Tuğamiral Erhan GÜRCAN gazeteci Nuri Sefa ERDEM’e anlatıyor. İki GÜRCAN ın ağzından yakın tarihimiz.

12 Eylül’ün Yasama Organı HAKİ MECLİS –Nuri Sefa ERDEM-Piramit Yayıncılık’tan alıntılar:

“İhtilalin beyni Haydar (Saltık) Paşadır. Ama 12 Eylül’den bir süre sonra sustu. Bir daha eski gücüne kavuşamadı.( Tuğamiral Erhan GÜRCAN 12 Eylül karşı devrimci harekette MGK İhtisas Komisyonları Daire başkanı) “(s 92)

 

HAYDAR SALTIK’IN GÜCÜ

“Evren, kuvvet komutanları ile birlikte Bayrak Planı'nı uygulamak üzere Genelkurmay Karargâhı'nın iç kısmında oluşturulan Harekât Merkezi'nde yerini almıştı. Artık gün dönmüş, tarih 12 Eylül'ü gösteriyordu. Evren, saat 01.00'de, Genelkurmay Lojistik ve Harekât Daire Başkanı Tuğamiral Erhan Gürcan'ı çağırdı. Evren Paşa Amiral Gürcan'a, "Al bunu 2 numaralı bildiriyle değiştir. Bunu 2 numaralı bildiri yap" dedi. Gürcan odadan çıktıktan sonra elindeki bildiri maddesine bakabildi. Turhan Feyzioğlu başkanlığında bir hükümet listesi vardı. Amiral Gürcan, Korgeneral Cemil Çuha'ya gitti, Feyzioğlu'nun bir parti (Cumhuriyetçi Güven Partisi) üyesi olduğunu, "Asker sağcı hükümet kurdu" denileceğini söyledi. Çuha Paşa, Amiral Gürcan'ı haklı buldu: "Biz tarafsız olacağız. Taraflı hükümet kurmayacağız" dedi. Ardından da Erhan Gürcan'a, J başkanlarını (Genelkurmay Başkanlığı'nda istihbarat, lojistik, harekât gibi birimlerin sorumluları) toplayıp yeni bir hükümet listesi üzerinde çalışmalarını, kendisinin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Haydar Saltık ile görüşeceğini söyledi. Listeyi alıp Saltık Paşa'ya gitti. Aradan yarım geçmeden Tuğamiral Erhan Gürcan yeniden çağırıldı. Evren'e o bildiriyi ver, eski 2 numaralı bildiri yerinde kalsın. Hükümet işine sonra bakacağız" dedi. Önceden hazırlanan bildiriler olduğu gibi kaldı, Turhan Feyzioğlu'nun başbakanlığı başlamadan bitti.”(s 23-24)

 

KAFA KARIŞTIRAN NUTUK

“Bir toplantıda Ersin Paşa, bir konuşma yaptı ve özetle, "2 milyon adet Nutuk bastıralım, dağıtalım. Atatürkçülüğü vatandaşımız öğrensin" dedi. Evren Paşa, "Çok iyi fikir" diye katıldı. Herkes öneriyi övmeye başladı. Fakat Tuğamiral Erhan Gürcan bir şey söyleyecek gibi durunca Evren Paşa, "Sen ne diyeceksin?" diye sordu. Tuğamiral Gürcan, "Komutanım, ben Nutuk'u okuduğumda kafam karıştı" dedi. Bu sözler salonda buz gibi bir hava estirirken Gürcan devam etti:

- Aldım Nutuk'u, daha öncede işaretlediğim yerler vardı, açtım: Atatürk'ün Kazım Karabekir Paşa hakkında söylediklerini okudum. Karabekir'i suçluyor. Kazım Karabekir Atatürk'ün hocasıdır, üstüdür. Üstü olmasına rağmen emrine girmiştir. Ama Atatürk burada suçluyor.

Evren, "Yahu öyle mi?" dedi. Tuğamiral Gürcan yine devam etti:

- Ben bunu gençken anlamıyordum. Biraz aklımız başımıza geldi. Okuduk ki, Atatürk Türkiye'de bir devrim yapacak. İktidara ortak istemiyor veya tartışmakla boşa zaman geçsin istemiyor. Dolayısıyla da itibarlı olan, o zaman politikada sözü geçen bu adamları muhalif olarak görüyor. İlk önce Sakallı Nurettin Paşa'yı tasfiye etmiştir. Çünkü çok gericidir. Rauf Orbay filan gibi yola getirilir biri değildir. Sonra Rauf Orbay'ı Londra'ya gönderdi, (Ali Fuat) Cebesoy'u gönderdi. Rakiplerinden kurtulmak için siyasi bir muhasebe olarak ortaya koydu. Nutuk, Atatürk'ün siyasi demarşıdır. Yoksa onları sevmediğinden değil, son derece büyük bir ileri görüşle iktidarının paylaşılması konusunda gördüğü engelleri yenmek için bunu yaptı. Onun için benim kafam karıştı. Bunu anlatalım, dağıtalım; ama milletin de kafası karışır."

Evren,Gürcan'ın elinden Nutuk'u aldı, not koyduğu yerleri açıp okudu.

2 milyon Nutuk bastırılmadı.”(s 31-32)

 

PAŞA KASA ARIYOR

“Evren Paşa ve Milli Güvenlik Konseyi üyeleri, 18 Eylül 1980'de "Onur Salonu" diye takdim ettikleri TBMM Senato Salonu'nda yemin ettiler. TBMM Garnizon Komutanı Şamil Özdilli de kampusu tanımaya çalışıyordu. TBMM'nin labirenti andıran koridorlarında, çeşitli bakanlıklardan gelen bürokratlar rahat ulaşsın diye asılı olan "Plan ve Bütçe Komisyonu'na gider" tabelaları dikkatini çekti. İzledi tabelaları. Komisyonu buldu. Toplantı salonunun girişindeki memurlar esas duruşta karşıladı. Hiç konuşmadan salona girdi. Arayan gözlerle çevreye bakarken, memurlar endişeydi. Sonunda Şamil Paşa dayanamadı sordu: - Kasa nerede?

Bürokratlar anlamadı Paşa'nın ne demek istediğini. "Hangi kasa komutanım?" diye gevelediler. Şamil Paşa ısrarlı:

- Para kasası?

Bürokratlar neden sonra şaşkınlıklarını üzerlerinden attılar

- Paşam burada para durmaz. Bütçe kanunu görüşülür, kanun doğrultusunda Hazine'den parayı alırlar.

Paşa bozuntuya vermemeye çalıştı. Yasama ile ilgili konuşmalara kulak misafiri olmuştu ve sanıyordu ki; paralar, Plan Bütçe Komisyonu'ndaki kasada durur, bütçe kanunu görüşülür, paylaşım yapılır, ilgili kurum temsilcileri de parayı alıp gider...

Ortalığı temiz tutmaları emrini vererek ayrıldı Plan Bütçe Komisyonu' ndan...” (s 34)

 

EISENHOWER’in ALBAYI EVREN

“12 Eylül Harekâtı, MGK'nın bildirilerinde de sıkça vurgulandığı gibi Türkiye Cumhuriyeti'ni "koruma ve kollama" amaçlıydı. Bayrak Planı ile Türkiye Cumhuriyeti "kullanmıştı"; ancak ilelebet "Korunması" nasıl sağlanacaktı? Çare bulundu; o güne kadar yaşanan aksaklıkları ortadan kaldıracak bir plan...


Bu plan da, MGK Genel Sekreteri Haydar Saltık’ın emrinde ve koordinasyonunda hazırlandı. Defalarca yazılan taslaklar üzerinde Saltık ve Işık Biren, düzeltmeler yaptı. Planın Konsey Üyelerine görsel anlatımla tanıtılması görevi Tuğamiral Erhan Gürcan'a verildi. TBMM memurlarından Ressam Lütfü Ipekçioğlu'na bir batık gemi resmi yaptırıldı. Bu noktadan sonra gerisini Emekli Tuğamiral Gürcan anlattı:

"Eisenhower, kurmay heyetiyle Normandiya hazırlıklarını yaparken herkes koşuşturuyor. Bir Albay orada yan gelmiş oturuyor.Herkes harıl harıl çalışırken bu albayın niye oturduğunu kurmaylarının sorması üzerine, Eisenhower, 'O benim en değerli subayım. Bir açıklama yazıyoruz. Buna okutuyoruz. Anlamadıysa yeniden yazıyoruz. Anlayana kadar yeniliyoruz. O zaman toplumda zeka seviyesi en düşük olanların da anlayabileceği metni bulduğumuza karar veriyoruz' diyor!

"Konsey üyelerinin de anlayacağı şekilde aynen askeri harekât planı gibi bir plan hazırladık. Bu planı da daha iyi benimsetmek ve anlatmak için bir batık gemi resmi yaptırdım büyükçe. Konsey’e brifing verdim, Resimde bir gemi karaya oturmuş. Dedim ki; Türkiye işte bu. Bu gemiyi güvenli bir yere almak lazım. Güvenli limanda onarıp yeniden denize açılacak duruma getirmek lazım. Biz bu gemiyi alalım, güvenli bir limana götürelim. Önce bu karaya oturmuş gemiyi kurtaralım, ardından güvenli bir limanda onaralım ve sonra hangi limana ne yükü götüreceği, nereye gideceğine siviller karar versin."

Kenan Evren Paşa, 'Sen Çince konuşuyorsun. Söylediklerinden anlamıyoruz' diyor. “(s 75-76)

 

DARBECİLER KİMİN EMRİNDE

“Hükümet kurulması için çalışmalar yapıldı. Birçok isim vardı. Sakıp Sabancı, Vehbi Koç, İbrahim Bodur, Halit Narin sürekli Kenan Evren'e geliyordu. Sık sık görüşüyorlardı. İşadamları, Turgut Özal’'ın Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olması için Evren Paşa ve Konsey üyelerini ikna etmişti. Hatta Tuğamiral Erhan Gürcan, Özal'a karşı çıkıyordu; ancak arkadaşı Narin, "Yahu adamımız, karşı çıkma" diye bu süreci doğruluyordu.”(s 35)

 


BİZDEN NOT

"12 Eylül’ü ve darbeleri unutmadık. Anayasa’nın geçici 15. Maddesi kaldırılsın.Darbeciler yargılansın!" (ÖDP ve 78’lilerin sloganı)

 

YA İŞVERENLERİMİZ?

İşveren Sendikaları Konfederasyonu'nun başı olan Halit Narin "cunta" çalışma yasalarını budamaya başladığında şöyle demişti: "20 yıldır biz ağladık işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde..."

 

NEYDİ İŞVERENLERİ 20 YIL AĞLATAN(1960-1980)!!!


BEN İHTİLALCİYİM! FETHİ GÜRCAN-Öner GÜRCAN SÜVARİ Yayıncılık’tan alıntılar:

“Genç kuşaklar, hatta 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Darbeleri’ni yaşamış orta kuşaklar 27 Mayıs 1960 İhtilali’ni ve Aydemir ile Gürcan'ın idamına kadar süren kargaşalıkları anlamakta oldukça zorluk çekmektedirler. Kimileri 27 Mayıs'la gelen demokratik ortamı hasretle anmakta, kimileri de 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Darbeleri’ni baz alarak bütün ordu müdahalelerinin demokrasiyi gerilettiği tezlerini öne sürmektedirler. Ama gerçek olan bir şey varsa, o da toplumsal muhalefetin şimdiye kadarki en uç boyutlarının 27 Mayıs 1960 ile 12 Eylül 1980 arasında yaşanmış olduğudur. Bu nedenle 27 Mayıs 1960 ile başlayan süreci tekrar tekrar incelemek zorunluluğu hala sürmektedir.”(s 9)

 

GENÇ SUBAY DEMOKRASİSİ

“Talat Aydemir ve Fethi Gürcan'ın bu beraberlikleri 6 Haziran 1961 hareketinde meyvesini verdi ve 8,5 ay fiilen, 1 yılı aşkın sürede dolaylı olarak, etkileri ise yaklaşık 20 yıl sürecek ve ancak 12 Eylül 1980 darbesinde ortadan kaldırılacak, genç subay demokrasisini yaşattı Türkiye’ye. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra İşadamları Derneği Başkanı “20 senedir kanunlar işçilerden yanaydı, artık bizden yana olacak" diyecekti. Ne demek istiyoruz. Olayın anlatımı sırasında kendiliğinden ağızdan çıkıveren “genç subay demokrasisi” terimi, olayları terimlerle anlatmaya yatkın idealist terminoloji bağımlılarını rahatsız edecektir şüphesiz. Demokrasi terimini “çoğunluğun egemenliği” diye yutturan burjuva yaklaşımını bir kenara bırakalım. Demokrasi: güçlü olanın veya güçler arasındaki dengenin kendini ifadesi, kendi tarzının diğerlerine dayatılmasıdır O nedenle güçlü olanın “demokrasi” olarak tarif ettiğini güçsüz olan “diktatörlük” olarak tanımlar. Ve muhalefet hep demokrasi ister. Oysa, sınıflı toplumlar çıktığından bu yana, çoğunluğun “başı bağlı”dır. Bazı toplumsal altüstlüklerde, -ki bunun örneğini Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti sık yaşadı,- ekonomik anlamda sınıfsal önemleri olmayan geleneksel yapılar güç haline gelirler ve kendi eğilimlerini topluma dayatırlar. 6 Haziran 1961 ile başlayan süreç de böyle bir süreçti. “Genç subay demokrasisi”nin, bilinçli olmaktan çok yapısından dolayı, topluma dayattığı neydi? Tek cümleyle, halkın sorunlarını dikkate alan demokrasi! Hedef bu olunca, ezilen sınıf ve tabakaları temel alan politikalara doğru yol almaları gecikmeyecekti.

 

i.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
İhtilal değil, darbe! İhtilal,27 Mayıs 1960 ile 21 Mayıs 1963'teki harekâtlardır. Darbeyi,emir komuta zinciri altında dedem de yapar...
Gönderen EROL SOYSEVER on Wednesday, 13 April 2011 at 9:37


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: İhtilalin Beyni Haydar (Saltık) Paş... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right