left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
«Halka Dönük Olmayan Düzen, Mutlak Değiştirilmelidir» Yazdır E-posta
Yazar Ömer Gürcan   
Tuesday, 04 October 2005

21 Mayıs 1963 yılında ihtilale kalkıştıkları için ordudan çıkartılan 1459 Harbiyelinin kurduğu derneğin dergisi MAYIS AĞACI DERGİSİNDEN :(1970)


«HALKA DÖNÜK OLMAYAN DÜZEN, MUTLAK DEĞİŞTİRİLMELİDİR»

20/21 Mayıs Harbiyeliler Cemiyeti

5 yıl hapiste yatıp çıkan Harbiyeli Vahit ÖZSOY'un ve Hüseyin ATAY'ın yazıları

DÜN-BUGÜN VAHİT ÖZSOY Mayıs 1970

Image
Kara Harb Okulu (Her Zaman Hazırdılar.)
Dünyada ilk kez bir milli kurtuluş savaşı vermişti Ulusumuz. Dişini tırnağına takarak korumuştu ülkeyi ve de atmıştı Yedi Düveli Misak-ı Millî hudutlarının dışına. Böyle kurarak gerçekleştirmişti «İstiklâli Tam» yeni devleti. Bunca kan ve can pahasına azıcık toprak,, azıcık ekmek, birazcıkta teb'adan çıkarak yurtdaş muamelesi görmekti tüm istemi. Bilinçli olarak değil, doğal ilimlerle düşlüyordu bu ilkel güvenliğini de.

Ama gerçek olmadı, sosyal varoluşluğun özlerini teşkil eden bu garantilerde. Bir daha ezilmişti ümitleri. Düşlerinde bırakılmıştı, gerçekleşmesi zorunlu olan şeylerin tümü. Tek hedef aynı geri düzeyde kalmasıydı halkın. Kulluk, kölelik devri başka biçimlere dönüştürülerek sürdürülmeliydi. Aynı amaçlamanın teşkil ettiği bileşkenin doğrultusunda ilerlemekteydiler askeri alanda yenilen emperyalist devletler. Masa başında da kapatamamışlardı yenilgilerini. Silâhla sömürmenin geride kaldığını görerek başka yöntemlerle sömürgenliği sürdürme buluşlarını oluşturmaya girişmişlerdi.

Gene sömürmek, ama göze batmamak şartıyla ve silâhsız olarak.Ne yapmalı bunun için? Kendilerine, bu olanaktan hem yaratacak, hem de verecek besleme kompradorlar yaratarak, .bunları içerde pusuda bekleyen mürtecilere de* yaslatmalı önce (Nasıl olsa Osmanlı toplum yapısı artığı da buna elverişli olup, haydi demeye bakmaktadır) Artık zorla değil, çağırma ile gelmeli; Bin rica ve minnetti davet edilmelerin koşullan yaratılmalı; sonucunda da gelerek, dolandırıcılık ustalığı ile çalıp çırpmalı, işler bir duruma getirmeli sömürü çarkını.

Yatırımlarla başlayacaklar işe. Daha rasyonel işletilmesi aldatmacalarıyla de yeraltı ve yer üstü servetlerini tekellerine alacaklar. Bu soydan girişimlerle devletlerin iktisadî durumlarını ve kalkınmalarını kontrol altında tutmuş olacaklar, tüketici toplum durumunda bırakımla devamlılığını da sağlamış olacaklar böylece, eylemlerinin beraberliği sayesinde. Yatırımlarla besleme kompradorlar takımı palazlanacak, semirecek; semirdikçe de köklenecek, dallanıp budakla¬nacak yurdun dört bir köşesine.

İşte, hemen hemen devletin kuruluşu ile beraber başladı karşı devrim harekâtıda. Önce, kurulan Merkez Bankasına ajan yerleştirmeye çalıştılar. Faşizmi bahane ederek İzmir'de üst istediler. Buradan yapılacak yığmakla İçerlere el atmak, plânların kolayca uygulamak olanağı doğacaktı. Fakat başarısız kaldı, üs istemeleri söz konusu edilmedi bile. Daha sonra da bir takım üst yapı devrimlerini bahane ederek İsyanlar çıkarttılar. Bitlis, Siirt, Bayburt, Doğu Karadeniz, İskilip, Bursa'daki yobaz hocalarla, gerici Şeyh Sait İsyanları ve Kubilay katliamları birer örnektir sadece.

Niçin bunlar? Eh, bir bina üstten yıkılıp, alttan da temelleri atılarak yapılmaz mıydı? Kemalist Devrimde böyle başlamıştı ya? O halde, temele inmesine fırsat vermemek, hep üst yapıda tutarak yozlaştırmak gerekti devrimi. Eğer düşünülenler yapılamazsa, alt yapı devrimleriyle oluşmasını tamamlayacak olan Türkiye, Tüketici Toplum durumundan kurtularak üretgenleşecek dolayısıyla emperyalizmin sömürü sahalarını tehdit eder duruma gelmiş olacaktı. Akdeniz, giderek Afrika, Orta-Doğu, Hindi-Çini ve Uzak - Doğu'daki çıkarları sarsıntı geçirecek, elden çıkma gibi ihtimallerle karşılaşacaktı. O halde ne durmalı? Kemalist Devrimi başarısız kılma koşullan yaratılmalı hemen. Nasıl olsa ulus aşamasına varamamış halkta da bir birikim yok; körkütük cahil; yont babam yont, nalına keseri gibi...

Yozlaştırma uğraşları dışardan tezgahlanıp, içeride de yoğunlaştırırken 1929 Genel iktisadî krizde ülkeyi tesir sahasının içine alır. Ancak, Büyük önderin devletçilik yapıtı ile dar boğaz geçilebilir. Arkasından toprak reformu girişimleri, Ağa-Eşraf direnişi karşısında bir istekten Öteye geçemez. Kurulan Halk Partisi halkın değil, asker kaçağı büyük toprak ağalarının partisi olduğunu çoktan tanıtlamıştı zaten. Bir taraftan idare ve teknik sahada uzmanlaşmış personel noksanlığının maksimun derecede olması, en zorunlu meseleleri bile sürüncemede bırakmakta; diğer taraftan da kurtuluş kadrosunu teşkil edenlerin, Önderin oluşturduğu halkçılık ideolojisine bağlanmadaki tutarsızlıkları, meseleleri tümden çıkmaza sokmakta. Yeni Devletin dinamosunu teşkil eden «Tek adam» sayesinde, bir hayli yol kat edilmesine kat edilir gerçi; ama, olumsuzlukları yoğunlaştıran üçlü ittifak engellemeleriyle de altyapı'ya el atılamaz bir türlü. Tüm bu ağır koşulları her şeyi «Tek Adam»ın üzerine yıkmış, dinlenmek bilmez bir şekilde tam zamanla çalışan bünyeyi yıpratarak, tehlikeli hastalığın içine bırakmıştır. Hastalığın ilerlemesi, karşı devrim de aynı tempoyla güçlendirir. Ölümüyle de iktidarda nitelik değişikliği görülür hemen ve bu tutum batıda da bir ferahlama' havası yaratır.

Akabinde, farklı gelişmeleri sonucu dünya pazarlarının yeniden paylaşımı zorunluğu kendisini gösterir, emperyalistler arası savaşta tarih sahnesine çıkar. Harp yıllarına girilir artık. Halk ekmek bulamazken, Ağa - Eşraf takımı, Osmanlı kapıkulu zihniyetinden kurtulamamış güçlenen memur bürokrasisi ile elele, çayından yağına ve de balına dek her şeyi sofrasında bulundurma olanaklarına kavuşur. Derken, harp yıllarının kapkaççılığından çıkarlanarak gelişen ticaret burjuvazisinin gayri meşru kazançtan, Batı ile sıkı fıkı temasa yol açar; sonradan yaratılan soğuk harbin tesiriyle ülkeyi emperyalistlere bağlama işlemleri» yönlendirici bir biçimde ağırlığını duyurur ve de koyar ortaya.

Böylece, bir komprador ticaret burjuvazisi, batının direktifi ile bağımlaşma kıskacına doğru kaynaklarını kullanma seferberliğine girişmiş olur. Millî Şefin Şarktaki göstermelik demokrasilerden dolayı duvarlara bakamama utan¬cı, sandık demokrasisinin deneyine zorlar. Bu durumda, el altından tutucu ve mürteciler koalisyonunu örgütleme eylemine götürür. San Francisco'da efendilerince boyunlarına takılan ipler, uşaklarını istedikleri yöne götürebilmişti. Koşullar o yönde geliştirilir ki, 950 devresinde iktidar, metafizik düşünün saplantılarıyla beyinleri yıkanmış, çağa göre kafa saatleri geri kalmış, tutucularla -mürteciler koalisyonuna devredilmiş olur. Sonuç olarak ta tamamen gelişememiş alt yapıya da uygulanan seçim oyunu, bugünkü gerici hukuk düzenini oluş¬turan gerici parlâmentoculuğa dönüşür.

Her şey yerli yerinde ve de hazırdır. Güç koşullar altında verilen uğraşlar, hedefine ulaştırmıştır üçlü ittifakın besleyicisini. Ekilenler olgunlaşmıştır; Biçilmeye başlanır bu kez. Marshall yardımı ile kendisini kamufle eden ABD. 1947 deki askerî yardım andlaşmasıyle ordumuzun silâh, araç ve gereçlerinin kullanılmasının kendi iznine tabi olduğunu belgeler. 1952'de, Kore'de akıtılan kanlarla muhariplik gücü ispat edildiğinden Nato'ya girilir. Kuzey Atlantik andlaşması çerçevesinde yapılan birçok ikili ve uygulama andlaşmalarıyle 1947 deki askerî yardım andlaşması takviye edilerek, silâhlı kuvvetlerimiz yabancı komutanlar emrine verilir. Lojistik destek sayesinde harekât emrini veren ve fakat Lojistik emrini veremeyen bir çıkmaza sokulur. Bu durum, ordumuzun bağımsızca hareket etmesini ortadan kaldırır. Yer altı ve yer üstü servetleri «Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu» ile yabancı şirketlere devredilirken ve hatta kanun tasarıları dahi yabancı uzmanlara hazırlattırılırken, bu çıkarlar askerî üslerle de teminat altına alınarak bağımlılık iyice pekiştirilir. Adli kapitülasyon ve gümrük muafiyetleriyle de Türkiye bir kaçakçı pazarı haline getirilme uğraşları yanında, daha ağır koşullarla yaratılan Duyû-u Umumiye dönüşmesi konsorsiyumlarla mali ve iktisadi durum iyice kontrol altında tutulur. Öğretim birliğine el atılarak, «Tevhidi Tedrisat Kanununa» aykırı bir şekilde bozulur. Komprador kapitalizminin koruyuculuğunu yapacak mürteciler ordusuna kaynak görevini yerine getirmek üzere imam hatip okulları, kur'an ve hafız kursları açı¬lır. Ezanda Arapça okutturulur bu arada. Köy Enstitülerine bir kalem çekilip lâiklik oy deposu haline konulurken, devletçilik ilkesi de, devlet eliyle ferdi zenginleştirmeye dönüştürülür.

Döviz birikimini temin için serbest kurdan 13 TL.'a dolar satın almalar, Resmî kurdan da 9 TL.'a tüccara verilen krediler ve dolar başına sudan kazanılan 4 TL. kâr, adına da «devletçilik» denen yakıştırma!...

Meselelerin giderek kördüğümleşmesi, çözüm yollarının arayışına sürükler ülkeyi ve rejim buhranını çıkarır karşımıza. İşte 27 Mayıs devrimi (!) bu hava içinde gerçekleştirilir.

CİA'ca bilinmesine rağmen, hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinin bilinmesinden dolayı, önleyici girişimlerde bulunma zorunluğu duyulmaz. Bırakılsındı onları kendi başlarına. Büyük dost ve de müttefiklik gereği, tanısındı hemen MBK hü¬kümetini emperyalist devletler. Öylede yapılır. Bunu takibinde ABD Başkanından kısa zamanda Tutucu-Mürteciler koalisyonunu getirecek sandık demokrasisine geçme öğütlemesinde bulunan bir nota alınır. Öğütlemeye uygun olarak ta, gerici parlamentarizmi tekrar hortlatacak sandık demokrasisini getirmenin hazırlıklarına geçilir. Yeni Anayasa referandumlanır, ama çok çok ilericiliği ile övünülmesine rağmen konulan 53. madde ile de ilericiliği nötralize edilir. Dev¬rim lokomotifi, ihtilâl dinamizmi, tutucu-mürteciler koalisyonunu yaratacak zihniyetin lehine işletilerek rayından saptırılır.

Tanzimat’tan beri yapılan her girişim, üst yapıda kalmıştır daima. Hep hukuk inkılâbı, hep hukuk inkılâbı... Bunun üst yapı kurumu olduğundan habersiz, taklitçilikten öteye geçmeyen ilericilik anlayışları 27 mayısta da kendini göstermiş. Çok şeyler beklenilen bu devrimi de kuşa çevirmiştir. Ama işin bilincine varanlarda olmuştur. Kesinlikle durumu sonuçlandırma amaç ve kararındadırlar, içerde sahnelenen oyunların dış kökenli olduğunu fark edenler. 1938 de koparılan zincirin halkaları takılarak, duran M. Kemal'in saati çalıştırılarak anti emperyalist, anti kapitalist ve anti feodalist politik amaçlamayla alt yapıya el atılarak binanın temeli kurulmuş olacaktı.

Fakat halk yine o halktır. Asker -sivil aydınlar ve gençliğin çoğunluğu Milli Şef etrafında yaratılan «her sözünde bir keramet vardır» şartlandırmasıyla kısır döngü içinde bocalamaktaydılar. Bu istekler alt yapı devrimleriydi de sonra. Devletler arası hukukun koyduğu karşılıklı bağlılıkları aşarak devletin bağımsızlığını kaldıran dış bağlantılar, sömürgen üsler tasfiye edilecekti. Rıza gösterir miydi Sam Amcalar hiç? Gizli gizli pazarlık denemelerine girişti. Oyalandığını görünce, tutucu güçleri plânlı olarak saldırıya geçirdi. Derken, 22 Şubat tep¬kisi ve de 21 Mayıs büyük başarısız devrimi de patlak vermiş oldu. Ama satılmışların çoğunlukta olduğu her ülkede, herşey başlangıçta haksız ve soyguncu¬lar lehine sonuçlanacağı için, devrimcilerin yeri elbette ceza evleri veya sehpalar olacaktır. İstisnalar bir taraf bırakılırsa, dünya kurulalıdan beri bu böyle olmuştur. Para ile satın almalar, tabiilik uğruna karşı devrim saflarında yer al¬malar, ispiyonculuklar, söz veripte evinden çıkmayan devrimbazlar, ufak çap¬taki direnişler karşısında bırakıp kaçmalarla kösteklenen bir devrimde doğmadan öldürülmüştür hemen. Birer rütbe yarışı başlamıştı, mideleriyle halka bağlı olanlarda. Fırsat doğmuştu bir kere. Devrimcilere yapılan baskı ölçüsünde konacaktı omuzlarına rütbeler. Kaçırmamak gerekti fırsatı.

Bunlara rağmen değişen ne oldu ki? Hiç... Ama yine de bu hiçe karşılık bir şeyler görüldü ve oluştu. Tutucu - Mürteciler koalisyonuna yapılan hizmet ve bağlılıkların semereleri alındı hemen. Devletin en üst kademelerine geçmeler sağlandı. En üst katlara geçebilmenin halka ihanette sağlanacağı düşünü oluş¬turuldu, bu suretlede bir hiyanetler maratonu sahnelendi. Diğer taraftan milli gelirin % 33 civarındaki kısmı yine tüm nüfusa oranla % 2 nin elinde kaldı. Devlet sosyalleşmenin gereği ve görevi icabı verimli bir uğraş içinde bulunması gerekirken, halkın devleti olduğunu unutup, egemen sınıfın (tutucu ve mürteci¬ler koalisyon) baskı unsuru olduğu amacına bağlı ve sadık kalarak devrimci gençliğe karşı faili meçhul cinayetler tertiplemektedir. Siyasal iktidarlar halkla alay edercesine hayvan pazarı gibi mebus pazarı kurmakta; Millî güvenlik ku¬rulunun bildirisiyle de büyük paşalarımız(!) siyasî iktidarın dümen suyuna gir¬miş bir durumda bulunmaktadırlar. Emekçi direnişlerini kurşunlama, köylülerin hâzine arazilerini gasp ve işgal eden ağaların topraklarına karşı demokratik direnişlerini askerle bastırma. Kayseri, Kanlı pazar ve buna benzer daha birçok hadise ile siyasal iktidarların halka karşı önceden tasarlanmış ağır bir suçluluk içinde bulunduğunu apaçık gözler önüne sermektedir.

Samsun'dan doğarak kendisini aydınlatan güneş kısa denecek bir zamanda batıp gitmişti, bir daha doğmamacasma. Ondan sonra «az götürdüler, uz götür¬düler» adları kafalarından büyük Sayın Büyüklerimizi(!), bir arpa boyu kadar bile ileriye götürmediler bizi. Götüre götüre millî kurtuşa kalkılan ilk duruma götürdüler ve görünüş: 1916 daki Manzara-i umumiye ye...

İşte durum böyle. Yukardan beri değindiğimiz bu yan bağımlılık, giderek tam bağımlı hale getirilmeden biz Harbiyelilerin toplanarak bir çözüm yolu etrafında birleşmesi zorunluğn, kendisini çoktan hissettirmeye ve de göstermeye başlamıştır.

Aksini düşünmek Kemalist öğretiye karşı bilinçsiz kalmak, halka ihanet içinde bulunmaya devamdan başka bir tanımada gelmez zaten. Artık dağılma durumundan sonraki toplanma durumuna dönüşerek marşlarımızla devrim yo¬ğundan ilerlemenin zamanı çoktan gelmiş, geç kalınmaktadır bile...

1459 Harbiyeli kardeşler, Hedef, devrim için eylem, Toplanma bölgesi olan «Mayıs Ağacı» nda Toplanmak üzere marş marş...

Saygılarımla


Toplanma bölgesi: Meşrutiyet Cad. Akhan No: 58 Kat 3 Daire 32
Tepebaşı

 

BAŞKAN

HÜSEYiN ATAY

 

«Sevilen şey kusurları ile

birlikte sevilmiyorsa.

O sevgi tam değildir».

Bu deyişin sahibi toplumumuzun için de bulunduğu koşullan o kadar açık seçik belirlemiş ki. Bu deyişten esinlenmemek, zorunluluk duymamak güç. Biz yönetim kurulu olarak bu inanç ve bilinç içersinde örgütümüze, gide¬rek toplumumuza yararlı olabilmek içindir ki güç çalışma koşullarına kar¬şın vazife kabul etmiş bulunuyoruz. Ulusumuzun geri kalmışlığı, sömürülmesi, bilinçlendirilmemesi ve de daha çok karanlığa itilip; kaderciliğe, yani «Böyle gelmiş böyle gider — Elden ne gelir» fikri etrafında örgütlendirilmesi toplumumuzun kusuru. Bu nedenle de bi¬zim kusurumuz olsa gerek. Yurdumuzun farklı yörelerine dağılmış olan bizlerin yurt ve ulus sevgisi şüphe götürmez. Ancak, salt yurt ve ulus sevgisinin yeterli olmadığı inancı biz¬leri eyleme geçirmiştir. Toplumumuza çok şeyler vermemiz gerekliliğini En Bü¬yük Harbiyeli Gençliğe nutku ve Bursa nutku ile, bizlere yüklemiştir. Bu nok¬tadan hareketle 1962/1963 Harbiyelisi olup, bugünlerin Öğretmeni, işçisi, me¬muru, mühendisi, doktoru, diş doktoru, hakimi, avukatı, kaymakamı, gazeteci¬si ve talebesi olan bizler toplumumuza dönük olmayan ulus çıkarlarına ters dü¬şen her türlü atılım ve eylemin karşısına dikilip durmamız gerekir ki!,., bo¬zuk ve kokuşmuş işleyişin sonucu olan iç ve dış sömürüde işleyişle birlikte dur¬sun.

Yukarıda özetlediğimiz toplumumuzun durumu bizleri üzerken ve rahatsız ederken çıkar zümrelerini üzmekten öte daha da sevindirmektedir. Çünkü herşey onun gönlünce oluşmakta ve gelişmektedir. Haklıdır da bu tür işleyişin devamını istemekte. Kısa zamanda yıkanmış beyin üreten dev tesisler kurmuştur. Kredi piyasası ve tüm üretim ilişkileri kendisine dönüktür. Toplumumuzun durumu yani kusurları bütün açıklığı ile ortada iken olağanmış gibi karşılayıp eylemsiz kalmak. Öncelikle yurt ve ulus sevgisine ters düşüş olduğu gibi Kemalist öğretiye ters düşer. Oysaki kutsal yuvanın verdiği ışık ve bilinç bu uğraşının önderi olma zo¬runluluğunu bizlere yüklemektedir. Bu nedenledir ki! biz 21 MAYIS HARBİYELİLERİ halkımız için, halkı¬mızla beraber, tüm kusurlarımızın çözümlenmesine değin uğraş vereceğimizi Kemalist öğretinin önerilerini gerçekleştireceğimizi inanç ve bilinçle, T.B.M.M. açılışının 50. ci yılını kutladığımız Türkiye'mizde, halkımıza 19 Mayıs 1919 - 23 Nisan 1920 - 29 Ekim 1923 - 27 Mayıs 1960 - 21 Mayıs 1963'lerdeki aynı güçle haykırıyoruz.

KANLA İRFANLA KURDUK: BİZ BU CUMHURİYETİ.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
aradıgım şeyi bulamadım bu yüzden begenmedim kusura bakmayın
Gönderen oya on Tuesday, 20 May 2008 at 8:37


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: «Halka Dönük Olmayan Düzen, Mutlak ... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4790156
Syndicate
 
left
Top! Top!
right