|
1970 yılında, 21 yaşında ODTU Hava kuvvetleri hesabına okuyan elektronik mühendisi adayı askeri öğrenciydim. Bir gün Komutanlık tarafından 6 arkadaşla birlikte sorguya alındım.Suçlama Hatay’ı uyanmış Arap ülkelerine satmak ve Kürt devleti kurmak suçlamasıydı. Onları cevaben kayınvalidem “tapu kadastro mezunu o tapuluyor ben satıyorum” oldu. Şaşırdılar. “Dalga geçme ciddi bir suçlama karşısındasın” dediler. Kürt devleti kurmak sorusuna da cevaben “ben size kim kurmak istiyor söyleyeyim “ dedim.İlgileri arttı. Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinde bulunan Kürt kökenli milletvekillerini söyledim. Kızdılar “ Biz onları biliyoruz diye konuşmamı kestiler.Kendileri bu komedinin farkına vararak, ben söylemişim gibi genel cevapları yazdılar.”Bu konularda ilgim ve bilgim yok”.
Sonradan öğrendim ki bir askeri öğrenci arkadaşım ODTU de arkadaşlarına Doğu’nun sorunlarından bahsetmiş. Diğer biride Filistinli bir arkadaştan El Fetih örgütünün rozetini almış.Bu benim ilk deneyimlerden biriydi.
Aynı günlerde Mihri Belli’yle tanıştım. Kendisi ilginç bir kişiydi. “Kürt sorunu ortaya koymalı mı? “.diye biz gençlere sordu. Bu konuda bilgimiz yoktu. “Herhalde iyi olur dedim” İlginçti, Mihri Belli anket yaparak tavır belirliyordu.
Kafam karışmıştı. Babamın arkadaşı Erol Dinçer’e “Kürt sorunu Türkiyeyi bölmez mi “ diye sordum. Erol ağabey cevaben “Tersine bütünleştirir ve büyütür “ dedi ve izah etti.
Şu anda yılların tecrübesiyle diyorum ki keşke Kurtuluş Savaşı’nda ki Kürt politikası devam edip demokratik cumhuriyet oluşturulabilseydi.
Şu anda demokratik bir Cumhuriyet olsaydık , güçlü bir ulus olarak komşu ülkelerde ki sorunlara yön verebilirdik. Emperyalizm meydanı boş bulup at oynatamazdı.Kürt ve Türk kardeşliği yanına Arap kardeşliğini, hemen yanı sıra Anadolu kültüründen gelen bağlarla yunan kardeşliğini getirecekti. Halkların kardeşliği Anadolu’dan doğan bir güneş gibi tüm çevresini ve dünyayı aydınlatacaktı. Bir fırsat kaçırıldı. Bu gün aynı fırsat önümüzde durmaktadır. Sadece elimizi uzatmamız yeterli olacaktır.
Doğu Perinçek’in kaleme aldığı “Kurtuluş Savaşında Kürt Politikası” kitabı o dönemi inceleyen kaliteli bir çalışma.
Bu kitaptan aldığım bilgileri herkesle paylaşmak arzusuyla bu yazıyı kaleme aldım.Sevgi dolu bir dünya için, Günaydın.
İLK ANAYASAL BELGELERDE KÜRT SORUNUNA ÇÖZÜM - Müdafaai Hukuk Cemiyeti Belgeleri - Erzurum ve Sivas Kongreleri - Amasya Görüşmesi Protokolü - Misakı Millî -1921 Anayasası'nın ilgili hükümleri - TBMM Hükümeti Karan VİLÂYATI ŞARKİYE MÜDAFAAİ HUKUKU MİLLİYE CEMİYETİ NİZAMNAMESİ Unsurların millî ve siyasî hukuku ve gelişme serbestisi
Madde 2- Cemiyetin maksadı, Doğu Vilâyetleri'nde yerleşmiş bütün unsurların millî ve siyasî hukukunun gelişme serbestisini sağlayacak meşru sebeplere teşebbüs ve sözü geçen vilâyetler İslâm ahalisinin tarihî ve millî hukukunu gereğinde medeniyet dünyası huzurunda müdafaa ve sözü geçen vilâyetlerde vaki olan zulüm ve cinayetlerin sebepleri ve fiilleri işleyenler ve sebep olanlar hakkında tarafsız soruşturma yürütülmesiyle suçluların ısrarla cezalandırılmalarını talep ve unsurlar arasındaki kötü düşüncelerin giderilmesiyle eskisi gibi iyi ilişkilerin sağlamlatmamasına gayret etmekten ve savaş hâlinin sözü geçen vilâyetlerde doğurduğu sefalete hükümet katında teşebbüslerde bulunmak suretiyle mümkün mertebe çare bulucu olmaktan ibarettir. 2 Aralık 1918* (Cevat Dursunoğlu, s. 143) * Cemiyet, 2 Aralık 1918 günü kurulduğu için, Nizamname'nin bu tarihte resmî makamlara verildiğini kabul ediyoruz.
VİLÂYATl ŞARKİYE MÜDAFAAİ HUKUKU MİLLİYE CEMİYETİ İLK TOPLANTI KARARI Türk ve Kürdün Tarihî ve ırkî hukuku 1. Doğu Vilâyetleri'nde Türk ve Kürdün tarihî ve ırkî hukukunun (Osmanlılık) milliyeti altında toplanması ve her iki ırkın menfaatlerinin uzlaştırılmasının -biri diğerinin hakkına tecavüz etmeksizin- kabul olduğu... 13 Aralık 1918 (Hadisat, 14 Aralık 1918'den aktaran Abdulhalûk M. Çay-Yaşar Kalafat, s. 12) VİLÂYATl ŞARKİYE MÜDAFAAİ HUKUKU MÎLLÎYE CEMİYETİ'NİN MUHTIRASI Türk ve Kürtlerin milliyet ve geleneklerini korumak 1. Biz her şeyden önce Osmanlı kalmak istiyoruz. (...) Bu sebepler kanaat görülemediği takdirde Mösyö Wilson'un prensiplerinin tamamıyla uygulanmasının sağlanması maksadıyla ahalinin genel oyuna müracaatla kendi geleceklerini kendileri tayin etmeleri esasını dahî kabul ederiz. (...)
2. Bu vilâyetlerde büyük çoğunluğu Türklerle Kürtler teşkil etmekte ve aralarındaki bağ ve İslâmî topluluk her türlü eğilimin üstünde bulunduğu gibi kendi milliyet ve geleneklerini koruyacak ve sağlayacak sur [?] ve araçları yine aralarında barışçı ve yapıcı yoldan görüşüp önerebileceklerinden çoğunluğun kutsal hukukunun azınlığın yalan dolanına çiğnettirilmemesini medenî insanlıktan talep ve rica ederiz.
İstanbul, 30 Mart 1919 Cemiyet'in şehrimiz İtilaf devletleri temsilcileriyle Barış Konferansı delegelerine gönderdiği muhtıra(Hadisat, 30 Mart 1919'dan aktaran Abdulhalûk M. Çay-Yaşar Kalafat, s. l S)
VİLÂYATI ŞARKİYE MÜDAFAAİ HUKUKU MİLLİYE CEMİYETİ ERZURUM ŞUBESİ
Türk-Kürt kardeşliği ... bu vilâyetlerimizin [Doğu Vilâyetleri] kan, din, târih kardeşi olan Kürt ve Türk'ün namus ve korumasına emanet edildiği...
30 Mayıs 1919
Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi'nden Van, Bitlis, Diyarbakır, Elaziz, Sivas vilayetleriyle Erzincan'a yazılmıştır. (Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, I, s.78)
MÜDAFAAİ HUKUK CEMİYETİ ERZURUM ŞUBE KONGRESİNE GİZLİ RAPOR Türk ve Kürdün kimliği Doğu Vilâyetleri tarihi Kürt ile Türkün ortak faaliyetinin ürünüdür. Bugün de Doğu Vilâyetleri'nin kimliği, bu iki kardeş kavmin kimliğinden ibarettir. (...) Doğu Vilâyetleri'ndeki Türk ile Kürdü ayırmak tabiî değildir ve imkânsızdır. İktisadî, dinî, kültürel bir surette birbiriyle iç içe geçmiş olan Kürt ile Türkün aynı zamanda akrabalık ve diğer toplumsal sebeplerle de kanlan o kadar karışmıştır ki, bir Kürt aynı zamanda bir Türkün dayısı, halazadesi, damadı, eniştesidir. (...) Doğu Vilâyetleri'nde Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz yaşayamaz. Musul'un güneyinden başlayarak Urfa'ya, Halep'e ve Hazer denizinden Küçük Asya'ya kadar uzanan arazide Türkler çoğunluğu oluşturmakta ve Kürt toplulukları bu iki çizgi arasında Türklerle karışmış bir halde bulunuyorlar. Şu tabiat ve arazi durumu dikkate alınırsa, geçmişte olduğu gibi gelecekte de, Türk ile Kürdün aynı tarih, aynı menfaat, aynı hayat sahibi olacaklarını kabul etmemek mümkün değildir. Bu kadar derin ve esaslı bağlarla birbirine bağlı bulunan Doğu Vilâyetleri Türkü ile Kurdunu ayırmak her ikisini de Ölüme mahkum etmek demektir. (...) Doğu Vilâyetleri'ndeki İslâm varlığının devamı, ancak Türk ile Kürdün ittifakına bağlıdır. Bu ittifak -her ne surette olursa olsun- bozulduğu gün bizim için kesin ölüm dakikalarına girilmiş olur.
8 Haziran 1919* Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesi'nin 17 Haziran 1919 Kongresine verdiği rapor. (Bekir Sıtkı Baykal, s.45) *17 Haziran'da toplanan Kongre'ye sunulan Rapor'un üzerine Cevad Dursunoğlu'nun el-yazısıyla 8 Haziran 1919 tarihi düşülmüş.
MÜDAFAAİ HUKUK CEMİYETİ ERZURUM ŞUBE KONGRESİ’NE RAPOR
Türk ve Kürdün birliği ... Doğu vilayetlerimizdeki çoğunluğu oluşturan ve Kürtle Türkten meydana gelen birleşik bir millet olan Müslümanların hayat hakkı (...) buralarda asırlardan beri sürekli kanlan karışmış olan ve bir peygamberin ümmeti olan Türk ile Kültten meydana gelen İslâm çoğunluğundan başka hiçbir kuvvetin yerleşemeyeceği...
17 Haziran 1919 Vilâyatı Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti Erzurum Şubesinin 17 Haziran 1919 Kongresi Raporu. (Cevat Dursunoğlu, s. 151-152)
ERZURUM KONGRESİ KARARLARI
Unsurların hakları 1...Trabzon vilâyeti ve Canik (Samsun) sancağı ile Doğu Vilâyetleri namını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbekir, Elaziz, Van, Bitlis ve bu meyandaki bağımsız livalar hiçbir sebep ve bahane ile birbirinden ayrılmak imkânı tasavvur edilemeyen bir bütün olup mutluluk ve felâkette tam ortaklığı kabul ve kaderi hakkında aynı maksadı hedef alırlar. Bu bölgede yaşayan bütün İslâmî unsurlar, yekdiğerine karşılıklı saygı ve fedakârlık duygusuyla dolu ve ırkî ve toplumsal durum ve çevre şartlarına saygılı öz kardeştirler. 10-23 Temmuz 1919 (Cevat Dursunoğlu, s. 160)
ERZURUM KONGRESİ BEYANNAMESİ
Vatanın bütünlüğü ve unsurların hakları
1. ...Trabzon vilâyeti ve Canik sancâğiyle Doğu Vilâyetleri namını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbekir, Elaziz, Van, Bitlis Vilâyeti ve bu saha içindeki bağımsız livalar hiçbir sebep ve bahane ile yekdiğerînden ve Osmanlı topluluğundan ayrılmak imkânı tasavvur edilemeyen bir bütündür. Mutluluk ve felâketle tam ortaklığı kabul ve geleceği hakkında aynı maksadı hedef alır. Bu sahada yasayan bütün İslâmî unsurlar, yekdiğerine karşılıklı bir fedakârlık duygusuyla dolu ve ırkî ve toplumsal durumlarına saygılı öz kardeştirler.7 Ağustos 1919 (Cevat Dursunoğlu, s. 168 vd)
SİVAS KONGRESİ NİZAMNAMESİ
Vatanın bütünlüğü ve unsurların hakları Madde l- Devleti Aliyei Osmaniye ile İtilaf Devletleri arasında aktedilen ateşkes antlaşmasının imza olunduğu 30 Ekim 1918 tarihindeki hudut içinde kalan ve her noktasında çoğunluğu İslamların oluşturduğu Osmanlı memleketleri kısımları birbirinden ve Osmanlı topluluğundan ayrılmaz ve parçalanmaz bir bütündür. Bütün İslâmî unsurlar, yekdiğerine karşılıklı saygı ve fedakârlık duygusuyla dolu ve ırkî ve toplumsal durum ve çevre şartlarına saygılı öz kardeştirler. 4-11 Eylül 1919
Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin Sivas Kongresi'nce kabul edilen Nizamnamesi (Tank Zafer Tunaya, Türkiye'de Siyasi Partiler 1859-1952, İstanbul 1952, s.514.)
SİVAS KONGRESİ BEYANNAMESİ
1. Devleti Aliyei Osmaniye ile İtilaf Devletleri arasında aktedilen ateşkes antlaşmasının imza olunduğu 30 Ekim 1918 tarihindeki hududumuz dahilinde kalan ve her noktasında İslâm ezici çoğunluğunun oturduğu Osmanlı memleketleri kısımları yekdiğerinden ve Osmanlı topluluğundan ayrılması kabil olmayan ve hiçbir sebeple bölünmez bir bütün oluşturur. Belirtilen ülkede yaşayan bütün İslâmî unsurlar, yekdiğerine karşılıklı saygı ve fedakârlık duygularıyla dolu ve yekdiğerinin ırkî ve toplumsal hukukları ile çevre şartlarına tamamıyla saygılı öz kardeştirler. 11 Eylül 1919 Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin Sivas Kongresi'nce kabul edilen Beyannamesi (Tarih Vesikaları, c.l, sayı l, s.7)
Amasya Görüşmesi 2. Protokolü 1. Maddenin Metni
1- Beyannamenin birinci maddesinde Devlet-i Osmaniyenin tasavvur ve kabul edilen hududu Türk ve Kürtlerle meskun olan araziyi ihtiva eylediği ve Kürdlerin camiya-i Osmaniyeden ayrılması imkânsızlığı izah edildikten sonra bu hududun en asgari bir taleb olmak üzere temin-i istihsali lüzumu müştereken kabul edildi.
Mahaza Kürtlerin serbesti inkişaflarının temin edecek vech ve surette hukuk-u örfiye ve içtimaice mazhar-ı müsaadat olmaları dahi terviç ve ecanip tarafından Kürtlerin istiklali maksat-ı zahirisi altında yayılmakta olan tezviratın önüne geçmek için de bu hususun şimdiden Kürtlerce malum olması hususu tensip edildi.
Amasya Görüşmesi 2. Protokolü 1. Maddenin Sadeleştirilmiş Metni Türk ve Kürtlerin ortak vatanı ve Kürtlerin gelişme serbestisi
l- Beyanname'nin [Sivas Kongresi Beyannamesi] birinci maddesinde Osmanlı devletinin düşünülen ve kabul edilen hududunun Türk ve Kürtlerin oturduğu araziyi kapsadığı ve Kürtlerin Osmanlı topluluğundan ayrılması imkânsızlığı izah edildikten sonra bu hududun en asgarî bir talep olmak üzere sağlanması lüzumu birlikte kabul edildi.
Bununla birlikte Kürtlerin gelişme serbestilerini sağlayacak tarz ve surette örfi ve toplumsal hukuka kavuşmaları dahi yerinde görülüp, yabancılar tarafından görünüşte Kürtlerin bağımsızlığı maksadı altında yapılmakta olan yalan dolanın önüne geçmek için de bu hususun şimdiden Kürtlerce bilinmesi hususu uygun görüldü. 22 Ekim 1919 Amasya Mülakatı 2. Protokolü (Tarih Vesikaları, yeni seri, c.I, sayı 3(18), Mart 1961, s. 361) Not: Osmanlıca metinde altı çizili olan ibare birçok yerde makaslanarak yayımlandı.
MUSTAFA KEMAL'İN HAZIRLADIĞI İLK MİSAKI MİLLÎ TASLAĞI Kavimlerin ortak vatanı ve haklan Altta imza koyan mebuslar, aşağıdaki maddelerde ittifak ederek barışın akdine kadar Müdafaai Hukuk Grubu namıyla grup oluşturmuşlardır.
1-Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri. arasında 30 Ekim 1918 tarihli ateşkesin yapılması sırasında hududumuz içinde kalan ve Yüce Hükümetin idaresi altında bulunan ve her noktasında İslâm çoğunluğunun oturduğu memleketlerin bütünü, fiilî ve hükmî hiçbir sebeple ayrılık kabul etmez ve bölünmez bir bütündür.
2-Bu hudut içinde oturan bütün İslâmî kavimler yekdiğerine karşı millî ve yerel hukuk ve karşılıklı güvence esâsı üzerine ortak vatanı müdafaa ve muhafazada birleşmişlerdir. 19 Ocak 1920 (Harp Tarihi Başkanlığı Atatürk Arşivi, klasör 21, fihrist: 2-1'den aktaran Atatürk Haftası Armağanı, No: 6, s.41)
Mİ SAKI MİLLÎ
Unsurların ırkî ve toplumsal haklarına ve çevre şartlarına saygı
l. Osmanlı Devleti'nin yalnız Arap çoğunluğunun oturduğu 30 Ekim 1918 tarihli Ateşkes'in yapıldığı anda, düşman ordularının işgali altında kalan kısımlarının geleceği, ahalisinin serbestçe beyan edecekleri oylara göre tayin edilmek lazım geleceğinden, sözü edilen ateşkes hattı içinde ve dışında diniyle, kültürüyle (irfanen), istekleriyle birleşmiş ve yekdiğerine karşılıklı saygı ve fedâkârlık duygularıyla dolu ve ırkî ve toplumsal haklarıyla çevre şartlarına tamamıyla saygılı Osmanlı İslâm çoğunluğunun oturduğu kısımların bütünü hakikaten veya hükmen Osmanlı topluluğundan hiçbir sebeple ayrılık kabul etmez bir bütündür." 28 Ocak 1920 (Harp Tarihi Başkanlığı: Atatürk Arşivi, klasör 21, dosya 1336/6, fihrist 2-5: 9'dan aktaran Atatürk Haftası Armağanı, No: 6, s.45)
TEŞKİLATI ESASİYE KANUNU (ANAYASA) Şûralar eliyle özerk yönetim
Birinci Madde- Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İdare usulü halkın kaderini bizzat ve fiilen idare etmesi esasına dayanır.
Üçüncü Madde- Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve Hükümeti "Büyük Millet Meclisi Hükümeti" unvanını taşır.
On Birinci Madde- Vilâyet mahallî işlerde manevî şahsiyete ve özerkliğe sahiptir. Dış ve iç siyaset, şerî, adlî ve askerî işler, uluslararası iktisadî ilişkiler ve Hükümetin genel vergileri ile birden fazla vilâyeti ilgilendiren hususlar istisna olmak üzere Büyük Millet Meclisi'nce konacak kanunlar gereğince vakıflar, medreseler, eğitim, sağlık, iktisat, tarım, bayındırlık ve sosyal yardım işlerinin düzenlenmesi ve idaresi vilâyet şûralarının yetkisi içindedir.
On İkinci Madde- Vilâyet şûraları vilâyetler halkınca seçilen üyelerden oluşur. (...)
On Üçüncü Madde- Vilâyet şûrası, üyeleri arasından yürütme âmiri olacak bir reis ile çeşitli şubeleri idareyle görevli üyelerden oluşmak üzere bir idare heyeti seçer. Yürütme yetkisi daimî olan bu heyete aittir.
On Dördüncü Madde- Vilâyette Büyük Millet Meclisi'nin vekil ve temsilcisi olmak üzere vali bulunur. Vali, Büyük Millet Meclisi hükümeti tarafından tayin olunup görevi Devletin genel ve ortak görevlerine bakmaktır. Vali yalnız Devletin genel görevleri ile mahallî görevler arasında çatışma durumunda müdahale eder.
On Altıncı Madde- Nahiye, özel hayatında özerkliğe sahip bir manevî şahsiyettir.
On Yedinci Madde- Nahiyenin bir şûrası, bir idare heyeti ve bir de müdürü vardır.
On Sekizinci Madde- Nahiye şûrası, nahiye halkınca doğrudan doğruya seçilen üyelerden oluşur.
On Dokuzuncu Madde- İdare Heyeti ve "nahiye müdürü, nahiye şûrası tarafından seçilir.
Yirminci Madde— Nahiye şûrası ve idare heyeti yargısal, iktisadî ve malî yetkiye sahip olup bunların dereceleri özel kanunlarla tâyin olunur.
Yirmi Birinci Madde- Nahiye bir veya birkaç köyden oluştuğu gibi bir kasaba da bir nahiyedir. 20 Ocak 1921 (Türk Parlamento Tarihi 1919-1923, I, s. 184 vd; Suna Kili-A.Ş. Gözübüyük, Türk Anayasa Metinleri, s.91 vd)
TBMM VEKİLLER HEYETİ KARARI
Kürtlerin kendi geleceğini tayin hakkı ve yerel idare Kürdistan hakkında Büyük Millet Meclisi Vekiller Heyetinin Elcezire Cephesi Kumandanlığına talimatıdır.
1. Adım adım bütün memlekette ve geniş ölçüde doğrudan doğruya halk tabakalarının ilgili ve etkili olduğu surette yerel idareler kurulması iç siyasetimizin gereklerindendir. Kürtlerin oturduğu bölgelerde ise hem iç siyasetimiz ve hem de dış siyasetimiz açısından adım adım yere) bir idare kurulmasını gerekli bulmaktayız. Milletlerin kendi geleceklerini bizzat idare etmeleri hakkı bütün dünyada kabul olunmuş bir prensiptir. Biz de bu prensibi kabul etmişizdir. Tahmin olunduğuna göre, Kürtlerin bu zamana kadar yerel idareye ait teşkilatlarını tamamlamış ve reisleri ve etkili kimseleri bu gaye namına bizim tarafımızdan kazanılmış olması ve reylerini açıkladıkları zaman kendi geleceklerine zaten sahip olduklarını, Türkiye Büyük Millet Meclisi idaresinde yaşamaya talip olduklarını ilan etmelidirler.
Kürdistan'daki bütün çalışmanın bu gayeye dayanan siyasete yöneltilmesi Elcezire Cephesi Kumandanlığı'na aittir.
2.Kürdistan'da Kürtlerin Fransızlar ve özellikle Irak hududunda İngilizlere karşı düşmanlığını, silahlı çarpışmayla, değiştirilemeyecek birdereceye vardırmak ve yabancılarla Kürtlerin anlaşmasına engel olmak, adım adım yerel idareler kurulması sebeplerini açıklamak ve böylece bize yürekten bağlanmalarını sağlamak, Kürt reislerinin mülkî veaskeri makamlarla görevlendirilerek, bize bağlanmalarını sağlamlaştırmak gibi, genel çizgiler kabul olunmuştur.
3.Kürdistan iç siyaseti Elcezire Cephesi Kumandanlığı tarafından birleştirilecek ve idare edilecektir. Cephe Kumandanlığı bu konuda Büyük Millet Meclisi Riyaseti ile haberleşir. Vilâyetler tarafından izle necek hareket çizgisini düzenleyecek ve birleştireceğinden mülkî memurların yöneticilerinin bu hususta mercii de Cephe Kumandanlığıdır.
4.Elcezire Cephe Kumandanlığı, idarî ve adlî veya malî değişiklik ve reformlara lüzum gördükçe bunun uygulanmasını hükümete teklif eder. Elcezire Cephe Kumandanı Mirliva Nihad Paşa Hazretlerine. Kişiye özeldir. Büyük Millet Meclisi Vekiller Heyeti tarafından zatı devletlerine özel olmak üzere Kürdistan hakkında düzenlenen talimat yukarda olduğu gibi tebliğ olunur. Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal 27 Haziran 1921* (TBMM Gizli Celse Zabıtları, III, s.550 vd) * TBMM'nin 22 Temmuz 1922 günü yapılan gizli oturumunda okunan hükümet kararının 27 Haziran 1921 günü Elcezire Cephesi Kumandanlığı'na gönderildiği tutanaklarda belirtiliyor. Bkz. TBMM Gizli Celse Zabıtları, III, c.550 ve 557.
|