|
Yaygara şamata içinde hükümetimizin yol vermesi ve himayelerinde, bilimin kalesi üniversitelerimizden ikisinin elele vermesiyle “bilimsel” toplantı yapılarak neredeyse 100 sene öncenin olayı tartışıldı. Kimin dedesi kimi dövmüştü,kim kavgayı çıkarmıştı. O veya bu ne fark edecek,pusulasız baktıktan sonra. Olan olmuş insanların kanı dökülmüş. İkisinden akan kan kırmızı. Başka hangi canlı insan kadar acımasız vahşi. Burnumuzun dibinde insan insanı katletmeye devam ediyor.Üniversitelerimiz suskun. Ancak işaretle çağrıldığı zaman göreve koşuyor, 12 Eylül’ün eğittiği ve teşkilatladığı üniversitelerimiz. DOĞU’luya kan davası güttüğü için VAHŞİ diye bakan BATI, tarih içinde kapıştırılan halkların çocuklarına kin tohumları ekerek eski yaraları deşerek MODERN oluyor.
“Bilimsel tartışmalarını” yapmak için yumurta domates hücumu altında kahramanca , “demokrasi aşığı” medyanın alkışlarının dayanılmaz gururuyla salonda yerlerini alıyorlar. Yurdumuzun yakıcı sorunlarını gündem dışına iterek Ermeni sorununu tartışıyorlar. Sorun çözmek diye dertleri yok, sadece sahnede kendilerine verilen görevi oynuyorlar bilerek yada bilmeyerek küreselleşme(emperyalizm) adına. Kendilerini beğendirmek için taklalar atıyorlar. Ağalarından aferin alınca dünyalar onların oluyor. Bu bey ve hanımlardan 70 yıl önce, bilim pusulası ile bakan Hikmet Kıvılcımlı Ermeni sorunun çözüldüğünü asıl yakıcı sorunun Kürt sorunu olduğunu 1000 sayfaya yakın çalışmasıyla tartışmaya sunmuş. Haberleri var mı ? Günaydın demiyoruz. Sorumsuzluk demiyoruz. Herkes ağırlığını terazinin bir tarafına koyacaktır,sınıfsal tercihine göre. Emperyalizmin Çizmesi BEZLEDE parlatılır,DİLLEDE.
Dr Hikmet Kıvılcımlı –YOL- 2 BİBLİOTEK YAYINLARI (S 320-325)
ERMENİLİK
Osmanlı imparatorluğu’nda. Çarlık Rusya’sı ile İngiliz emperyalizmi arasında Orta Asya pazarları üzerinde başlayan rekabete kilit ve anahtar noktası, bugünkü Doğu illerinde bir Ermenistan hükümeti ya da özerkliği kurup kurmamak sorunuydu. Bu soruna bir zamanlar "Şark Meselesi" denirdi. Osmanlı imparatorluğu derebeyi saltanat şeklini koruduğu sürece Doğu illerinde iki zümre vardı: l- Kürtlük: Daha çok derebeyi klan ve aşiret sistemleri içinde dağınık, siyaset dışı bir kalabalık şeklindeydi. 2- Ermenilik: Genellikle burjuvalaşan ve İstanbul, Trabzon gibi önemli ticaret merkezlerindeki kodaman kapitalist ırkdaşlarıyla sıkı sıkıya bağlı, İngiliz metalarını İran yaylasından İç Asya'ya taşımakla görevli bir küçük-burjuva çoğunluğu üzerinde kurulmuş bezirganlık sistemi demekti. Emperyalist çelişkilerin dış kışkırtmaları yüzünden biraz daha şiddetle alevlenen Kürt-Ermeni karşıtlığı, bu iki zümre insanın arasındaki din, dil vb. farklarından çok, adeta bu rejim farkından doğma bir derebeyi-burjuva karşıtlığı oldu. İki kutup, Osmanlı Avrupa’sında geniş çapta rol oynayan Müslüman-Hıristiyan (derebeyi-burjuva) karşıtlığı, daha çok tarihsel ve konumsal koşullar yüzünden Doğu illerinde, Balkanlar'dakinin tersine, ikincilerin yenilgisiyle çözümlendi. Meşrutiyet burjuvazisi Doğu sorununun terörü altında, ilk ve büyük tehlike olarak gördüğü Ermeniliğe çullandı. Zaten Osmanlı saltanatı içinde kalmış uluslar içinde -Balkanlar bir yana bırakılırsa- siyasal bilinç ve örgüte kavuşmuş en keskin istemler ileri süren yığın, Ermenilerdir. Meşrutiyet burjuvazisi, birçok alanda olduğu gibi, Ermeni ulusçuluğuna karşı da derebeylikle elele verdi. Elele verdiği derebeylik, öteden beri iki ayrı rejim karşıtlığıyla Ermeniliğe karşı tutulan Kürt derebeyliğiydi. İttihat ve Terakki devlet aygıtı yasadışı bir kararla başa geçti; Kürt derebeyleri milis örgütler halinde silahlandırıldı. Kürtlükle Türklük, Ermenileri, dünyada ender görülmüş sinsi bir vahşet içinde katliama uğrattı. Fakat bu katliamdan Türk Meşrutiyet burjuvazisi kadar ve belki ondan çok daha fazlasıyla yararlananlar Kürt derebeyleri oldu. Ve Kürdistan'da derebeylik biraz daha rakipsiz, çapul ettiği Ermeni mallarıyla biraz daha şişman oldu. Bugün Ermeni sorunu deyince ne anlıyoruz? Verilen resmi rakamlara inanmak gerekirse, Ermenistan'da 900.000, Türkiye'de 75.000, Suriye'de 150.000, Yunanistan'da 35.000 kadar Ermeni vardır. Bugün Doğu illerinin "mesame"leri içinde gizlenip kalmış Ermeni ırkından bir hayli insan var. Fakat bunlar, dinleriyle birlikte dillerini de günden güne kayıp ediyor ve egemen Kürt psikolojisi ve etkisi altında Kürtleşiyorlar. Doğu illerinde "dönme" sıfatıyla tanınan eski Ermeniler, adeta yaşamlarını kurtaranların bir tür gönüllü köleliğini unutmak ve unutturmak için, Ermeniliklerini henüz unutmamış olmalarına karşın, eski anılarına karşı bir ölüm sessizliğiyle duyarlı olmak zorunluluğundadırlar. Birkaç kuşak sonra her şeyi unutmaya mahkûm olan bu "dönme"ler, bugün Doğu illerinin en yoksul demirbaş marabaları halinde, bugün bile zaten aralarında daha çok bir din farkı olan ve ırk ve kültürce aynı kökten geldikleri, yüzyıllarca aynı doğal ve sosyal çevrenin beraberi oldukları Kürtlerle kaynaşmış ve Ermeniden çok Kürtleşmiş bir durumdadır. Onun için bu dönmeleri Doğu illerinin Kürt toplumundan ayırmak oldukça' yapay ve güç olacaktır. Bu artık Kürtleşmiş sayılabilecek olan Ermeniler dışındaki gerçek Ermenilere gelince, yukarıdaki rakamlar bunlar hakkında yeterli bir fikir verebilir. Genel olarak komünizm ve özel olarak Sovyet Devrimi, bütün uluslar davası gibi Ermenilik sorununu da fiilen çözmüş durumdadır. Bir defa sayıca Ermenilerin dörtte üçünden fazlası (%77,9) Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti'ne girmiştir. Böylece dünyada biricik işçi ve köylü devleti, Ermenilerin yurt sorununu kökünden çözmüş bulunuyor. Fakat Cumhuriyet burjuvazisinin Sovyet devrimine yalnız bu sorunda borçlu olduğu huzur, bundan ibaret değildir. Komünizm ve Sovyetler devrimi, emperyalizmi sevindiren, komünizme ve Türkiye'nin başına bela olabilecek bir Ermeni sorununu tamamen tasfiye etme yolunda bulunuyor. Bu tasfiyenin yönünü çağdaş sınıf mücadelesi şöyle meydana çıkarıyor: A- Komünizmin Rolü: Ermeni ulusu ezilen olduğu kadar kahraman bir yığındır. Fakat kuşkusuz bu kahramanlık örnekleri içinde en büyük yararlığı gösteren, bütün değerlerin yaratıcısı olan sınıf, yani Ermeni çalışkanlarıdır. Ermeni proletaryası da, bütün ülkelerin işçi sınıflan gibi, sosyal sömürüden olduğu kadar, ulusal baskılardan da kurtulmuş yaşamak ülküsünü taşımakta haklıdır. Onun için bütün yeryüzünde, bütün ulusal baskıların manivelası, yine ve daima sınıf zulmünün itici gücüyle işlemektedir. Sınıf bilincine kavuşan her kitle gibi Ermeni proletaryası da, bütün zulümlere karşı girişilecek biricik mücadelenin sınıf savaşı olduğunu öğrenmiştir. Komünizm, Ermeni çalışkanlar sınıflarına madde ve manevi örneklerle göstermiştir ki, gerek ulusal gerek sosyal kurtuluşta, düşman sınıfların ve emperyalizmin oyuncağı olmamak için, gerçekçi ve dünya ölçüsünde bir görüş ufku ve Leninist bir taktik zorunludur. Bu taktikle Türk burjuvazisinin Ermeni halkına yaptığı zulmü unutmak söz konusu bile değil. Fakat Türk burjuvazisinden alınacak en büyük intikamın, Türkiye çalışkan yığınlarıyla ve dünya proletaryasıyla elele vererek, başta bizzat Ermeni burjuvazisi gelmek üzere Türkiye kapitalizmini, tüm dünya emperyalizmini tepesi aşağıya getirmek olduğunu unutmamak gereklidir. Bu bakışın, Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti dışında kalmış Ermeni çalışkan sınıflan arasında günden güne yerleştiğine her gün yeni ve anlamlı örnekler görüyoruz. Ermeni proletaryasının bir Pilsudski Lehistanı kurmaya ne kadar düşman oldukları, emperyalizmin Ermeni yiğitliğini sömürmek için çevirmek istediği manevralar karşısında takındığı tavır ve açtığı kavgalarla besbelli oluyor. Eskiden beri Ermeni siyasi partileri iki önemli koldu: l- Taşnakyanlar (Milliyetçi Ermeni örgütü); 2-Hınçakyanlar (Sosyal-demokrat Ermeni örgütü). Dünya devrimleri çağında bütün sosyal-demokrat partilerde olduğu gibi, Ermeni sosyal demokrasisinde de sağ ve sol akımlar elbet olmuştur. Bu sayede bugün bir Ermeni komünistliği, Ermenistan dışında da gücünü hissettiriyor. Bunun en canlı örneklerini, Ermenistan dışında Ermeniliğin en kalabalık ve çokluk -sayıca resmen var olan Ermenilerin sekizde birinin (%12,9)- bulunduğu Suriye'de görüyoruz. O Suriye'de ki, Ermeni halkı oraya Türk burjuvazisi ile Kürt derebeylerinin kılıcından canını kurtarmak için kaçmıştı; orada Ermeni proletaryası, dünya proletaryasının bilinçli bir parçası olduğunu gösterircesine, sınıf niteliğini ulusal kinin üstünde tutmayı biliyor. Bugün Yakındoğu işçi sınıflarına örnek olacak bu sınıf bilincine, nasılsa burjuva basınına sızmış iki habercik tanık olsun: 1- Taşnakların Hınçaktara Saldırısı: "Suriye'den verilen haberlere göre Beyrut'ça Ezenak isminde çıkan, Taşnak Komitesi yanlısı bir gazete, Le Liban isminde diğer bir Ermeni gazetesi aleyhine önemli bir makale yazmıştır. Bu makalenin çıktığı günün akşamı Taşnaklar söz konusu gazete yönetimini basmışlar, hurufatı dağıtmışlar ve malzemeleri tahrip etmişler. Mürettiplere ve yazarlara adamakıllı bir dayak atmışlardır." Doğruluk derecesi belli olmayan bu haberin sonu şöyle bitiyor: "Le Liban gazetesi Hınçak Komitesine mensup olduğundan bu komiteye mensup Ermeni işçi Toynaklara diş bilemekteymişler."( Cumhuriyet. 2.12.1931) 2- Komünistlerin Taşnaklara Saldırısı: "Ermenistan bağımsızlığının 13. yıl dönümü münasebetiyle Beyrut'taki Ermenilerden Taşnak cemiyetine mensup olanlarla komünist Ermeniler arasında karşılıklı gösteriler olmuştur. Taşnakların bulundukları kilise komünistler tarafından taşa tutulmuş, arbedede 3 kişi ölmüştür." B- Sovyet Devriminin Rolü: Ermenistan Cumhuriyeti dışında kalan Ermeniler arasındaki hoşnutsuzluğu emperyalizm, daima kendi tarafına yontan bir nalıncı keseri haline getirmeye uğraşmış ve uğraşmaktadır. Özellikle Irak, Suriye, Türkiye sınırları emperyalizmin bu türden tahriklerinin gerek ekonomik gerek siyasal çeşitlerine sahiptir. Bu bölgelerde Kürtlük gibi Ermenilik de, kimi Suriye, kimi Irak, kimi Kürt ulusal hareketlerine karşı Fransız ve İngiliz emperyalizmleri ve onların yerli uşakları tarafından -eski zamanda kale duvarlarını delmeye yarayan koçbaşı gibi- ikide birde kullanılır. Burjuva basınında sık sık şöyle haberlere rastlarız: "Halep, 21 (Özel)- Suriye içindeki Deyrizör'den son günlerde Hasiç kasabasına gönderilip yerleştirilen yüzelli kişilik silahlı bir Ermeni kafilesi kanlı bir isyan çıkarmıştır. Ermeniler kasabanın hükümet konağına hücum ederek, Suriye Cumhuriyet bayrağını indirmişler, sonra 'istiklal isteriz' diye bağırmışlar, yaygaralar koparmışlardır. Bu isyana önayak olanların birkaçı tutuklanmış, fakat az sonra Fransızların müdahalesi üzerine serbest bırakılmışlardır. Vb..."( Son Posta, 22.9.1932) Ermeni burjuvazisinin bu tür gösterilerden ne beklediği bilinemez. Belki de onun amacı, Doğu illerinde öteden beri içinden tanıdığı ekonomik ilişkiler sürecinde rol oynamak, kaçakçılık ticaretini sistemleştirmektir. Bununla birlikte bu gösterilerden bizim anladığımız şu iki sonuçtur: 1- Ermeni halkını yok yere emperyalizmin dama taşı ve safrası haline getirmek: Yukarıdaki Hasiç olayı, Fransa'nın Türkiye ile Suriye (Bir kelime okunamadı) karşı oynadığı bir oyundur. Ondan bir yıl önce Irak hükümeti Irak Kürtlerine karşı, kuzey Irak’ta (Musul ve Kerkük'de) "bir Hıristiyan çoğunluğu vücuda getirmek" için "Kürt, Asuri, Ermeni kardeşliği fikri"ni ortaya atarken, gerçekte Kürt akınına Ermeni şeddini siper etmekten başka ne yapıyordu? Yazık ki, orada ölenler hiç kuşkusuz Ermeni burjuvaları ve zenginleri değil, yine Ermeni fukarası ve işçisidir. 2- Kürt hareketine diken olmak: Gördük, Irak hükümeti Barzan Kürtlerinin önüne geçmek için Ermenileri kullanıyordu. Ağrı Dağı isyanı sırasında şöyle bir haber görülüyor: "Beyrut'tan Adana gazetelerine bildirildiğine göre, Taşnaklar tarafından Romanya, Bulgaristan, Fransa ve Yunanistan'dan gelen temsilcilerin de katılımıyla Lübnan'ın Tecemdun köyünde bir toplantı yapmışlar, bu toplantıda kısaca, Kürt devriminin Ermeni yurdu davasına bağlı olup olmadığı sorunu ve diğer konular görüşülmüştür."( Cumhuriyet, 27.9. 1930) Bu kısa haber bize gösteriyor ki, Ağrı olayı gibi ne olacağı büsbütün belirsiz ve ikinci derecede bir harekette Ermeni burjuvazisi, ortada ne fol ne yumurta olmamasına karşın paçaları sıvıyor. Yarın daha önemli bir harekette Kürt ve Ermeni çatışmasının nerelere varabileceği bundan anlaşılmaz mı? Ermeni burjuvazisinin Taşnak Cemiyeti bu psikolojiyle her gün yeni bir macera aramaya ve biraz daha çok anarşiye ve nihilizme dökülmeye doğru gidiyor. Son zamanlarda Makedonya komitecileriyle de şansını denemeye varıyor.
Uğurlar olsun. Bizi ilgilendiren Ermeni kapitalistleri ve emperyalizmin uşakları değil, Ermeni halkı, Ermeni proletaryasıdır. Sorunu bu açıdan koyarsak, hiç olmazsa Türkiye'nin bugünkü sınırlan içinde, salt bir Ermeni yoksul hareketi, bir kitle hareketi olmaktan tamamıyla uzaktır. Başka bir deyişle, geniş halk tabakaları içinde derin hareketler uyandıracak bir Ermenilik sorunu Türkiye içinde olanaksızdır. Türkiye'nin dışında ve komşularındaki Ermeniliğe gelince, yukarıda değindiğimiz Ermenilik ve komünizm noktası, Ermeni proletaryasıyla burada vermek istediğimiz Sovyetler Birliği'nin rolü, o sorunu da belli başlı bir taktik ya da strateji davası olmaktan çıkarıyor. Sovyetler Birliği, yıllardan beri bir barınak arayan mülteci Ermeni proletaryasına ve çalışkan halkına kucağını açtı ve özgür bir yurt sunuyor. Balkanlar'da, Suriye'de emperyalizmin kancık oyunlarına kurban gitmemeye lâyık olan Ermeni çalışkanlarını Sovyet vatandaşlığına çağırıyor. Bu çağrı olumlu ve açıktır, daha 1931 yılı sonlarında İstanbul'a Ermenistan Ticaret Komiseri Şahurdikyan bu iş için gelmişti. Gazeteler sorunu şöyle anlattılar: Sovyetler temsilcisi şurada burada "sık sık sınır olaylarına neden olan Ermenileri de Ermenistan'a götürmek için girişimde bulunacaktır. Gerek Suriye, gerekse Yunanistan'da bulunan Ermenilerin Batum'a kadar nakil masraflarını Cemiyet-i Akvam sağlamaktadır. Sevk edilecek genç Ermeni işçileri Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan'da açılmış olan çeşitli fabrikalarda çalışma hakları 50 Rubleden 300 Rubleye kadar ücret alacaklardır."( Cumhuriyet, 8.11.1931) |