left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Çarşamba, 10 Mart 2010
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Gençlik Meclisi
Bize Ulaşın
Aydınlanma-Karartma Yazdır E-posta
Yazar Ömer Gürcan   
Çarşamba, 13 Nisan 2005

Sayın Emre Kongar’ın okuyucusu, onun birikimlerini ve bilimsel çalışmalarını sonuçlarını öğrenmek istiyor. Yazdığı yazılarıyla aydınlanmak istiyor. Sayın Emre Kongar, ise aydınlanma adlı yazısıyla,bilerek karartma yapıyor düşüncesine kapıldım. Bilmiyorum,ben mi yanılıyorum. Okuyucusuna haksızlık yapıyor. Bu yazısı tarihi bir belge olarak okuyucuya ulaşılıyor. Kendisi, bu karartmanın nedenini açıklarsa sevinirim.

Emre Kongar yazısında tespit yapıyor:

"1945'ten itibaren, anti-komünist eksenli Soğuk Savaş bağlamında, Türkiye de İslamcı çizgide, "devlet" eliyle geri götürülmeye başlandı

Ne yazık ki, 1945'ten sonra genel olarak "politikacılar" bu çabalara şu ya da bu biçimde destek vermişler ve "devlet "eliyle gerçekleştirilen toplumsal mühendislik, sürekli olarak Türkiye'nin laik ve demokratik düzenden uzaklaşması sonucunu doğurmuştur.

1945'te başlayan bu ''geriye dönüş'' ya da ''dinselleşme'' birkaç dönemde büyük ivme kazanmıştır. "

Bu tespitleri aşağıda yapıldığı gibi yapsa daha doğru ve aydınlık olmaz mıydı? Neden böyle yazılmaz. Neden laf ağızda yuvarlanır. Aydınlanma, her şeyin olduğu gibi anlatılmasıdır. Birilerini korumak adına yazı yazılırsa buna aydınlanma değil,karartma yada gölgeleme denir. Bu da bilim adamına yakışmaz. İşte ne çektiysek, olayların üstünü örtmekten,kendi tabularımızı yaratmaktan çektik.

"1945'ten itibaren, anti-komünist eksenli Soğuk Savaş bağlamında, Türkiye de İslamcı çizgide, "Atatürk'ün silah arkadaşı İsmet İnönü ve Atatürk'ün partisi CHP "eliyle geri götürülmeye başlandı

Ne yazık ki, 1945'ten sonra genel "İsmet İnönü ve Atatürk'ün partisi CHP" bu çabalara şu ya da bu biçimde destek vermişler ve "İsmet İnönü ve Atatürk'ün partisi CHP eliyle "gerçekleştirilen toplumsal mühendislik, sürekli olarak Türkiye'nin laik ve demokratik düzenden uzaklaşması sonucunu doğurmuştur.

1945'te başlayan bu ''geriye dönüş'' ya da ''dinselleşme'' birkaç dönemde büyük ivme kazanmıştır."

Bu tespitleri Talat AYDEMİR 1962 yılında yaptığı için tutuklanmıştır.

"İnönü güven oyu aldıktan sonra uzun senelerden beri malûm ve kendine has taktik ve tabiatını bir kere daha göstermiştir. Bu beyanatındaki 22 Şubatçılarla ilgili hususları şiddetle ret ederiz. Senelerden beri asla Milletin hayrına işlememiş olduğunu bildiğimiz bir taktiğin sahibinin karşısında olduğumuz için sergüzeştçi alarak damgalanıyorsak bu kolaylıkla kabul edeceğimiz bir sıfattır. Bu sebeple asıl takbihe değer husus İnönü'nün siyasî zümre ve şahıs menfaatleri üstüne çıkamayarak aziz ulusumuzun sesine kulak vermeyen zihniyetidir. Bir hususu açıkça beyan etmek isteriz ki İnönü'nün ismi zekâsından büyüktür. Bu Zaviyeden Tetkik Edilince Atatürk'ün Dehasının Stratejik yaratıcılığından sonraki reformlardan mahrum statik devrenin asıl sebebi anlaşılacaktır. İnönü tükenmiştir. Reformlara en çok ihtiyacımız olduğu bu devrede bütün hayatı statükoyu muhafaza ile geçmiş İnönü'yü tekrar başında görmek bu milletin talihsizliği olmuştur.

22 Şubat vahim bir tecrübeye teşebbüs değil, memleketin sayısız dertlerini bir tarafa iterek İnönü'nün yarattığı siyasî keşmekeşe karşı bir reaksiyondur. Demokrasinin bir türlü rayına oturtulmak istenmeyişinden ıstırap duyanların bir ikazıdır.” (8 Temmuz 1962 de Talât Aydemir 22 Şubatçılar adına gazetecilere verdiği beyanat)


İnönü'nün statükocu olması "zeka" kıtlığından veya "enerjisi tükenmiş"liğinden değil, mevcut düzeni bizzat savunmasından kaynaklanıyordu. "Statükocu" yapısı da bunu kolaylaştırıyordu.

Ona rağmen, emekli de olsa bir subayın açıkça gazete sütunlarında "İkinci Adam"a üstelik "zeka"sından hareketle tavır alması "ilk"ti. Ömer GÜRCAN www.yeniyol.org.tr





Sayın Emre Kongar’ın ilgi yazısı:



Cumhuriyet 24.01.2005

AYDINLANMA

EMRE KONGAR

Cumhuriyet Nasıl İslamlaştırılıyor-II

Osmanlı'dan Cumhuriyete geçiş, yukardan aşağı devrimlerle oldu: Yasal devrimler ve eğitim devrimi.

Siyasal ve toplumsal yaşam, özellikle de kamusal alan, yasalarla laik ve demokratik bir biçimde düzenlendi ve bu düzen, eğitim yoluyla insanlara aktarılmaya çalışıldı.

Bu çaba Soğuk Savaş 'ın başladığı 1945'e kadar sürdü.

1945'ten itibaren, anti-komünist eksenli Soğuk Savaş bağlamında, Türkiye de İslamcı çizgide, devlet eliyle geri götürülmeye başlandı.

Atatürk devrimlerini toplumsal mühendislik diye suçlayan ve eleştiren İslamcılar , devlet katlarında toplumsal mühendisliğin dik âlâsını, başta eğitim olmak üzere her alanda bizzat kendileri yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar.

Bugün Türkiye'de görülen İslamlaşma eğilimleri, asla ''kendiliğinden'' olmayıp, tamamen bu bilinçli ve planlı iç ve dış çabaların, yani toplumsal mühendisliğin bir sonucudur.

Ne yazık ki, 1945'ten sonra genel olarak politikacılar bu çabalara şu ya da bu biçimde destek vermişler ve devlet eliyle gerçekleştirilen toplumsal mühendislik, sürekli olarak Türkiye'nin laik ve demokratik düzenden uzaklaşması sonucunu doğurmuştur.

1945'te başlayan bu ''geriye dönüş'' ya da ''dinselleşme'' birkaç dönemde büyük ivme kazanmıştır.

Birinci ivme dönemi 1950'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesi ile ortaya çıkmıştır.

İkinci ivme döneminin başlangıcını 1975'te kurulan Birinci Milliyetçi Cephe hükümeti simgeler.

Üçüncü ivme dönemi Fethullah Gülen'in ''cennetlik'' diye nitelediği Kenan Evren'in liderliğindeki 1980 darbesi ile başlar.

Dördüncü ivme dönemi 1983'te Turgut Özal'ın başkanlığında kurulan ANAP hükümeti ile başlar.

Beşinci ve son ivme dönemi ise AKP'nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimleri ile başlamıştır ve bugün de devam etmektedir.

Her dönemde, bir yandan İslamcı çizgiye doğru yasal düzenlemeler yapılır ve bürokrasideki kadrolaşma gerçekleştirilirken öte yandan esas olarak eğitim sistemi üzerinde etkili olunmuş, hem normal eğitim dinselleştirilmiş hem de dinsel eğitim yaygınlaştırılmıştır.

Eğitime yapılan her yatırım, bir sonraki dönemdeki kültürü dinselleşme yönünde etkilemiş, böylece İslamcıların seçmen desteği yıllar içinde giderek yükselmiştir; bu gidişle daha da yükselecektir.

Bu arada, yasalarda ve eğitimde gerçekleştirilen İslamlaştırma atılımları sonuç verdikçe, devlet eliyle İslamcı sermayenin yaratılması ve güçlendirilmesi de gündeme gelmiş ve bu proje de başarıyla uygulanmaya başlanmıştır.

Gelecek hafta ayrıntılarını yayımlayacağım belge, bu İslamlaşma sürecinde politikacıların ve devletin rolünü açıkça ortaya koyuyor:

Bu belge, kamuoyunda İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti diye bilinen 41. Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilip Meclis'e sevk edilen Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı taslağının ''Manevi Kalkınma'' bölümüdür.

4 ''ilkeden'' ve ''13 tedbir'' den oluşan bu taslak, Milli Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet Partisi tarafından kurulmuş ve 21 Temmuz 1977 ile 5 Ocak 1978 tarihleri arasında ülkeyi yönetmiş olan Demirel Hükümeti tarafından Bakanlar Kurulu kararı haline getirilmiş ve Meclis'e sevk edilmiştir.

Bu hükümette Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş başbakan yardımcıları sıfatıyla görev yapmaktadırlar.

Dördüncü Beş Yıllık Plan Meclis'te yasalaşamadan hükümet düşmüş, yerine gelen Ecevit Hükümeti bu metni de içeren taslağı Meclis'ten geri çekerek yeni bir Kalkınma Planı hazırlamıştır.

Her ne kadar yasalaşmamışsa da metin Türkiye'nin ''devlet eliyle İslamlaştırılma projesinin'' ana belgelerinden biri niteliğiyle bir ''Bakanlar Kurulu Kararı'' olarak tarihteki yerini almıştır.


Not: Türkiye'nin İslamlaştırılması projesi çerçevesinde işlenen cinayetler bağlamında İslamcı katillerce 12 yıl önce bugün öldürülen Uğur Mumcu'yu saygı ve sevgiyle anıyorum.



Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Aydınlanma-Karartma ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1488
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 1705525
Syndicate
 
left
Top! Top!
right