left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Herkese Açık Mektup Yazdır E-posta
Yazar Dr. Ali Kemal Özcan   
Friday, 13 May 2005

Amerika PKK yönetimine, Avrupa DEHAP’a, Türkiye Kürt’lere ‘Öcalan’dan uzak durun’ diyor. Hadi PKK yasadışı, DEHAP da yasadışının türevi örgüttür, sormak zordur. Peki Kürtlere sorulamaz mı ‘siz ne düşünüyorsunuz bu konuda’ diye?

Bakınız, neredeyse beşyüz yıldır dünyanın her tarafında parmağı olan –dolayısıyla ‘hakkıyla’ emperyalist bir devlet olan– Britanya’da Tony Blair’in ‘solcu’ İşçi Partisi’ni iktidara getiren ‘üçüncü yol’ (Third Way) projesinin teorik-ideolojik kaynağı, London School of Economics eski direktörü, ünlü sosyolog Antony Giddens’dır. Bombalarla-füzelerle, uçaklarla-gemilerle, ateşle-yangınla her yıl dünyanın bir yerine demokrasi taşıyamasa da, Taliban, Baas türü kara vahşet iktidarlarını yıktığı için, teknolojinin en son terör ve şiddet teknikleri ile sıralanan Amerikan operasyonlarına umut bağlayanlar çoğalıyor. Sıranın Türkiye’ye gelmesini bekleyenler de daha hızla çoğalıyor. Bu ABD bu operasyonlarını, küresel istihbarat örgütü CIA’da çalıştırdığı binlerce sosyologun araştırma raporlarının üzerinden programlıyor.

Türkiye’de her sene kaç üniversitenin kaç sosyoloji bölümünden mezun olan kaç genç sosyologun mesleği-alakalı iş bulduğunu, sosyologların kendileri de araştırmaya yanaşmazlar. Araştırmaya takadları da var mı acaba? Bu da daha korkunç bir soru.

AİHM kararının da geldiği bu günlerde, Öcalan’ın ‘bölücü’ olarak, ‘terörist’ olarak, ‘katil’ olarak mevcut ve potansiyel ‘değer’inin ne olduğu etrafında, çatışmalarda evlatlarını yitiren ana-babaların, yitirilenlerin eş-çocuklarının oynanamayacak acılarına da el atılarak –vahşice kullanılarak– galiz küfürler eşliğinde tartışılıyor. Ama ‘bu ismin Türkiye Kürtleri içindeki sosyolojik değeri nedir’ diye sormaya girişilmiyor. Hele bu ‘tartışma’nın genel ahlak ölçülerinin dışına taşırılmasında mahsur görülmeden yapılmakta olmasının Türkiye Kürtleri arasında ne kadar etnik bileme yaptığının merak edilmemesi, yaklaşan tehlikenin boyutunu daha içinden çıkılmaz hale getiriyor.

Türkiye’de, birbirine değdiğinde ‘kısa-devre’ yapıp mayını patlatacak iki ‘uç’ vardır: ‘vatan elden gidiyor’ ile bilinci çarpıtılan ‘yalnız’ Türklük ve insanın üç temel kimliğinden (kişisel ve cinsel ile birlikte) biri olan etnik kimliği bastırılan, itilen-kakılan Kürtlük. Biri kariyer-rant, itibar-rant, para-rant getiren açık uç, diğeri ağır tehlike ve riskle sarılı bastırılmış kapalı uçtur. Bu iki uçtaki ‘elektrik’ de adeta Öcalan isminde şarj olmuştur, edilmeye devam ediliyor. Bununla oynanmaya gelmez.

İstanbul ve Mersin’deki beş adet DTH toplantılarını bizzat izledim. Eminim emniyet ve Genelkurmay istihbaratları da izliyordu. Kameralar önündeki bu toplantılarda en kulak yırtıcı tezahüratlar Öcalan isminin direkt veya dolaylı anılması esnasında yükseliyordu. Bölgenin kendisinde yapılan toplantılarda bu tezahüratların dozunun çıplak gözle farkedilecek düzeyde daha şiddetli olduğunu izleyenlerden dinledim. Geçtiğimiz günlerde Ermeni trajedisi etrafında yoğunlaşan tartışmalar için bağıra-bağıra ‘tarihi tarihçilere bırakalım’ demek mümkünken, neden ‘Türkiye Kürtleri arasındaki bu Öcalan fenomeninin sosyolojik anlamını birazcık sosyologlara bırakalım’ denemiyor?

Onbeş yıllık adeta laboratuar araştırmalarıma dayanarak söylüyorum: Öcalan üzerinden tam anlamıyla bir ‘mayın’ ile oynanıyor. Gelin bu mayını patlatmayalım, gelin bu mayının fitilini usulca çıkaralım. Dahası; Ecevit’in bile ‘hala neden ABD’nin Apo’yu bize teslim ettğini anlamış değilim’ dediği CIA operasyonuyla Türkiye’ye ‘paket’lenen Öcalan –mayının merkezindeki Öcalan– bu mayının patlatılmasının önüne, Amerikan operasyonlarına gelinmeden nasıl geçilebileceğini, bunun şiddetsiz-terörsüz, bölmesiz-parçalamasız nasıl başarılabileceğini İmrallı’dan çıkardığı binlerce sayfa ile anlattı. Bunları gizlemeyelim milletten! Çünkü mayın patlarsa, işte o zaman aslında hiç gündemde olmayan bölünme gündeme gelir. Böyle bir bölünmeden de, ne mevcut devletçiler ne de mevcut –ve müstakbel– Kürtçüler kârlı çıkar. Ve böyle bir bölünmenin önüne geçmeye Türkiye Cumhuriyeti’nin ne ordusu, ne silahı, ne parası, ne ekonomisi ne bayrak ve istiklal marşı ile galeyana getirilen linççileri yeter; ne de böyle bir bölünmeden güneyimizdeki Kürt devletleşmesinden heyecanlanan hazırlokmacı elit Kürt milliyetçileri bir parsa toplayabilir.

Şimdi; Türkiye’nin bölünmesinden çıkarı olmayan, bundan gerçekten korkan herkese; ama önce bunun için parası olan üç yere –Genelkurmaya (yani devlete), devletsever MHP’ye ve Kürt partisi DEHAP’a- sade bir öneri sunacağım. Bunun için üçünün de hem parası hem imkânı var. Devlet ve MHP’nin imkân ve parasının olmadığını kimse söyleyemez sanırım. DEHAP’ın da parası yoksa bile, bunun için gönüllü çalışacak yüzlerce sosyoloji öğrencisi var üniversitelerde.

Öneri şudur:

Antep, Adana, Mersin, Maraş, Sivas, Elazığ, Malatya, Erzincan, Erzurum gibi nispeten ‘ara’ ileri ve diğer metropol kentleri bir kenara bırakarak; Urfa, Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şırnak, Hakkari, Tunceli, Bingöl, Bitlis, Muş,Van, Ağrı, Kars gibi Kürt nüfusunun ezici ağırlıkta olduğu ilerde (ilçelerine de tasnif edilerek), her ilde bin olmak üzere 15 bin kişiyi kapsayan yalın bir anket düzenleyin. Sade, basit iki soru ile.

Birincisi: ‘sayın’ını bir tarafa bırakın, sorun:

1 Abdullah Öcalan bir terörist-katil midir? Evet ٱ Hayır ٱ

İkincisi: herhangi bir isim anmayın, sorun:

2 Sizce en büyük Kürt siyasi lider kimdir? ........................................................

Sorunun ilki şaşırtmayan, dolandırmasız bir kapalı-uçlu sorudur. Bir yalın referandum sorusudur, içinde Öcalan’ı ‘masum’ ima eden bir kelime yoktur. İkincisine ise, içinde hiç isim olmayan bir açık-uç sorusu deniyor sosyolojide. Cevaplara, İbrahim peygamberden Selahattin Eyyubi’ye, Ziya Gökalp’tan Mustafa Kemal’e kadar şans verir. Cevaplar içinde emine yakınım ki bu isimler de çıkacaktır. Denekler, nüfusun en yoğun olduğu merkezlerde rasgele seçilecek kahvehane, internet cafe veya lokanta benzeri yerlerden alınır. Dağıtılacak sorulara, kimsenin ismi sorulmadan ve kimin hangi kağıdı doldurduğunun anlaşılmaması üzere, uygun yere konulacak torba veya kutulara atılması usulüyle cevap aranır. Yani gizli oy-açık sayım metodu ile. Bunun için güvenilir ulusal veya uluslararası yeminli gözlemciler de sağlanabilir. Amerika’ya, İngiltere’ye, Batı’ya bizimle bu kadar oynama gücü veren kaynak, siyasetlerini böyle bilimsel araştırma rakamlarına dayandırmalarıdır. Gelin biz de geç olmadan bir deneyelim. Asıl hayatisi; sözkonusu Öcalan’ın ‘İmrallı Israrı’ında Türkiye’nin bölünmesi değil, her cepheden büyütülmesi, seksen yıldır midesini çalıştırtmayan ‘barsak düğümü’nü açması etrafında stratejik bir yoğunlaşma vardır. Dolayısıyla Türkiye ile daha fazla oynanmasının önüne geçişi vardır. Bu da bir sonraki bilimsel bir taramanın konusu olsun. Bu oynanmadan çıkarı olmayanlar beri gelsin.

Türkiye’nin kovasının altında koca bir delik var. Bu ‘Kürt deliği’dir. İçinden para akıyor, mal akıyor, kan akıyor, can akıyor. Bu deliği ne kadar Öcalan açmış, ne kadar iyi ne kadar kötü etmiş, gelin bu halkın kendisine bir sorun. Güzel Türk atasözü söyler: Halep oradaysa arşın buradadır. Japon mucizesi gökten gelmedi. Orada 8 şiddetindeki depremden sekiz kişi ölürken, bizde 7.4 şiddetiyle elli bin kişi öldü. Ölülerin içinde binlerce de bebek vardı ve ölülerin ezici çoğunluğu gecekonduların değil, kibrit kutusu apartmanların altından çıktı. Bunların bebek katilileri nerede?

Göreceksiniz: delik kapanacak, kova dolacak. Cehenneme çevirdiğimiz bu cennet ülkemiz güzelleşecek, zenginleşecek..

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Herkese Açık Mektup ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4790105
Syndicate
 
left
Top! Top!
right