|
MERHABA Huri - Mitaniler, Asurlar, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Makedonlar, Selevkoslar, Partlar, Romalılar, Sasaniler, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Eyyubiler, İlhanlılar, Artuklar, Akkoyunlular, Safaviler, Bekr gibi aşiretler, tarihçilerin bile gözünden kaçan küçük beylikler ve en sonunda Osmanlılar. Sanıyorsunuz ki bu kadar. Hayır ! 80 Darbecileri ve nihayet "ben", biz sinemacılar. Bir şehir ancak bu kadar misafirperver olur yani. Ama bizim gelişimiz şehri ele geçirmek değil, son derece masumane 23 - 31 Mart tarihlerinde bu yıl ilki düzenlenen Diyarbakır Sinema Günleri (Rojen Sinemaye yen Diyarbakire) nedeniyle geldik, iyi ki gelmişiz. Diyarbakır'a sayısız gelişim aslında ama hep geçiş olarak kullanmışım. Uçakla gelip yakın şehirlere çalışmaya gittim. İki tam gün şehri dolaşırken bunun eksikliğini yaşadım diyebilirim. 27 Martta Atilla Dorsay ile sabah 7,30 uçağına bindik ve 2 saat sonra Diyarbakır daydık. Miroğlu oteline ( bu arada güzel bir otel ) yerleştik. Biraz dinlendikten sonra Atilla'nın önerisiyle ciğer kebabı yedik, çok lezzetliydi. Daha sonra panelin yapılacağı büyük şehir belediyesi tiyatro salonuna geldik. Sinema Günleri çerçevesinde, 7 panel, kısa ve uzun metrajlı bir yığın film gösteriliyordu. Bizim katıldığımız panel "Yılmaz Güney Sineması" idi. Atilla'nın dışında Ahmet Soner ve İlyas Demir de konuşmacıydı. Atilla Dorsay oyunculuğa başladığından bu yana tanıdığım, saygı duyduğum, bilgili bir insandır. Ahmet'te iyi arkadaşımdır. İlyas Demir ile ilk defa tanıştım. Sanıyorum Diyarbakırlıların Yılmaz Güney'e olan sevgisinden ötürü salon çok kalabalıktı. Konuşmanın seyri Güney sinemasından çok, Güney'in kişiliği üzerine gelişti. İlyas Demir, Güney'in portresini, Ahmet uzun yıllar asistanlığını yaptığı yönetmen Güney'i, Atilla Güney ile ilgili daha önce yazdığı iki kitabı olduğu için tanışmalarından İmralı'ya kadar Dorsay-Güney dostluğunu, ben de Güney ile hiç çalışmamış ama bunu çok arzulamış bir oyuncu olarak özlemimi dile getirdim. Bu güne kadar yazılmış en iyi film hikayesi, onlarca yönetmenlik, ama hepsinden öte metot oyunculuğundan uzak, samimi, yalın, sıcacık oyunculuğu ile Yılmaz Güney Türk sinemasının başına gelen en güzel şeydir. Son günlerde Erden Kıral'ın çektiği "Yolda" filmi ile yeniden tartışma konusu olan Güney, 80 sonrası popüler kültür ile yetiştirilen genç kuşaklara iyi anlatılmadı. Ben burada Erden'e teşekkür ediyorum. Hiçbir ticari kaygı düşünmeden bir usta sinemacıyı yaşama geçirdiği için. Çünkü Güney, hiç kimsenin tekeline bırakılmayacak kadar önemli bir sinema adamıdır. O herkesin Yılmaz Güney'i dir. Panel bittikten sonra, festivalde görevli arkadaşımız Bülent, Atilla ile bana rehberlik yaptı. Önce Ulu Camiyi gezdik ( Hoş her şehirde bir Ulu Cami vardır ) olağanüstü bir mimari, şaşırtıcı. Sonra bir başka cami, üç kilise hatta birinde Paskalya töreni yeni bitmişti, bizi misafir edip tatlı ikram ettiler. Daha sonra surlara çıktık, Diyarbakır'a surlardan baktık. Ünlü Heysel bahçelerini gördük, şahsen ben çok etkilendim. Akşam yemeğinde festivale katılan diğer konuklarla yemek yedik. Aramızda İranlı sinemacılar da vardı. Ertesi sabah erkenden kendi başıma bir kahvaltı yerine gittim. Orada tesadüfen töre cinayetleriyle ilgili belgesel hazırlayan Fransız televizyoncularla karşılaştım, ben de birkaç laf ettim. Öğleden sonra beni Dicle Üniversitesine götürdüler. Üniversitede epey eski. Benim bu güne kadar tanık olduğum üniversiteler, kentlere sosyal anlamda farklılık taşır ama Diyarbakır da bu hissedilmiyor. Sanırım bunda 20 yıldan fazla süren olağanüstü halin etkisi var. Bir yığın kitapçı var, ne güzel! Bir sokak boydan boya sanat sokağı yapılmış. Belediye başkanı bazı pilot bölgelerde kadınlara hizmet veriyor. Çamaşırhaneler, ekmek yapılan yerler, okuma yazma kursları gibi yoksul kesimin ücretsiz faydalanacağı güzel bir hizmet. Akşamüzeri Belediye başkanı Osman Baydemir ile randevuma gittim. Yaklaşık bir saat görüştük. Aydınlık, dingin, kibar bir insan. Şehirle ilgili planları var. Bir de adamı rahat bıraksalar iyi olur diye düşündüm. 50 li yıllarda Diyarbakır'dan il dışına yoğun göç başlamış, çoğunluk batıya büyük kentlere doğru. Ekonomik anlamda mülkiyet ilişkilerinin el değiştirmesi, istihdam darlığı bu göçü hızlandırmış. 69 lardan itibaren kalkınmada öncelikli illerden bir olarak düşünülmüş ama 80 darbesi sonrasında bence kalkınması doğru bulunmayıp, olağan üstü biçimde yönetilmesi uygun görülmüş. Daha sonra kent yakın köy ve mezralardan zorunlu göç almış. Dolayısıyla nüfus büyümüş bu büyüme kent ekonomisinden pay almaya başladığı için şehir inanılmaz bir yoksulluğa teslim olmuş. Beni Diyarbakır'da en çok etkileyen, kentin taşıyamadığı yoksulluk oldu. Yazımın başında saydığım kimi uygarlıklar, kentin mimarisini oluştururken sanki birbirlerinin yaptıklarına gizliden saygı duyarak birbirlerini incitmeden devamı gibi inşa edilmişler. Büyük ölçüde kullanılan siyah bazalt taşı ( Kara Amid ismi sanırım oradan geliyor) bir kente ancak bu kadar yakışır. Diyarbakır gezim 28 Mart akşamı Diyarbakır havaalanında son buldu. Bülent kardeşim beni alana getirdi. Orada Halk Türküleri sanatçıları ile karşılaştım. Son zamanlarda sesine hayran olduğum Aynur, Şükriye Tutkun ve Mahmut Tuncer hatta Mahmut Tuncer beni evime kadar bırakmak zarafetini gösterdi, sağ olsun. Diyarbakır belediyesi diğer komşu illere örnek olacak bir festival düzenlemiş, ilerde bunun kapsamını büyüteceklermiş, umarım kurumsallaşır, biz sinemacılar da buna katkı sunarız. Ben kendi adıma buraya geldiğim için mutluluk duydum. Nevroz şenliklerinde Mersin de başlayan bayrak krizi kimi güçler tarafından Trabzon'da tekrar prova ediliyor. Umarım ki bu tür kaba milliyetçi gösteriler yerini sağ duyuya bırakır, bu kargaşadan siyasi rant yakalamaya çalışan güçlerin oyunları bozulur. Bu kavgacı kültürü terk etmemiz gerekiyor. Siteye üçüncü kez merhaba derken buradan başta Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'e , Bağlar Belediye Başkanı Yurdusev Özsökmenler'e, Metin'e, Miro'ya, Bircan'a, Bülent'e ve onların şahsında emeği geçen herkese bizleri Diyarbakır ile hatta sadece bizleri değil 90 yıllık Şarlo'nun filmlerini surlara taşıdığı için gönülden teşekkür ediyorum. Karpuz festivalinde değil ama bir dahaki film festivalinde görüşmek üzere çok sevdiğim, sözlerini Yusuf Hayaloğlu'nun yazdığı Ahmet Kaya'nın söylediği "Diyarbakır Türküsü" nden bir iki satır ile bitiriyorum. Hoşçakalın Üzülme sen üzülme, başını öne eğme Gün olur kavuşuruz, dert etme Diyarbakır Yüreğini dağlama, kanlı bezler bağlama Bu yangın söner bir gün ağlama Diyarbakır |