left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow ALEVİLER'DE SAVRULMA GELENEĞİ
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
ALEVİLER'DE SAVRULMA GELENEĞİ Yazdır E-posta
Yazar ALİ BALKIZ   
Thursday, 19 January 2012

 ALİ BALKIZ 2006'DAN  ALİ BALKIZ 2011'E  SESLENİŞ

Ali Balkız CHP'den aday adayı olacak CNNTurk.com

20 Mar 2011 – Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız, CHP'den aday adayı olmak için görevinden istifa etti.

Seçim geliyor, Aleviler Savruluyor

Kaç seçim öncesidir böyle oluyor: Aleviler yine savruluyor. Üstelik bir önceki, daha önceki seçim dönemlerinde yaşanmış olanlardan dersler çıkarmadan, aynı şeyler yeniden yeniden yineleniyor. Yalpalama savrulmaya dönüşüyor. Alevi kurumlar sarsılıyor, onulmaz yaralar açılıyor. İçkanama oksijen çadırını işaret ediyor.

Yine deneylerden biliyoruz ki; seçim fırtınası geçince, hava sakinleşecek, sular durulacak, taşlar yerine oturacak, yaralar sarılacak. Ama izleri de kalacak.

Birlik Partisi, Barış Partisi deneylerini, en sağdan en sola siyasi parti kapılarını aşındırma olgularını, örtülü ödenek hikâyelerini de anımsadığımızda; “Bu neden böyle?...” sorusunu sormadan edemiyoruz.

Gerçekten de bu neden böyle?.. Aleviler neden siyaseti beceremezler?.. Neden birbirlerine düşerler?.. Neden burjuva politikacılarının elinde oyuncak olurlar?.. Neden kendilerine büyük misyonlar, vizyonlar vehmederler? Neden siyaset alanında kuralları, kurumları, gelenekleri, mirasları yoktur?.. Çünkü köylüler.

“Köylü” sıfatını küçümseyici bir anlamda kullanmıyorum. Köyde doğmuş olan, köyde yaşamakta olan anlamında kullanmıyorum, bir zihniyet, bir anlayış, algılayış, hayata bakış anlamında kullanıyorum. Ve böyle tanımladığımda da; hem kaderci, teslimiyetçi, tanrıcı, gelenekçi, hem de çıkarcı, kurnaz, günübirlikçi bir değerler sisteminden söz ediyorum.

Bu anlamda yaşamakta olduğumuz yerleşim biriminin hangi coğrafyada olduğu anlamını yitirir. Ankara, İzmir, Adana, Köln, Paris, Bazel’de yaşasanız da köylüsünüzdür, Anadolu’nun herhangi bir köyünde yaşıyor olsanız da kentlisinizdir. Kent yaşamının temel aldığı değer ve ilişkiler sistemi ilericidir. Kent bu anlamda ortak akıldır. İletişim, etkileşim, kolektivizm, işbölümü, fabrikadır. Bu kültür kurum ve kurumsallaşma üzerine oturur.

Bu açıdan irdelediğimizde; Aleviler çoğunlukla, kentteki köylülerdir. Henüz kurumlarını yaratamamışlardır. Bu olgu onların suçu değildir. Zira yüzyıllardır kıra, dağa-bayıra, ormana sürülmüş, orada yaşamaya zorlanmışlardır.

Sünnileri düşündüğümüzde ise; 300 yıl hüküm süren Selçuklu Devleti’nde, 600 yıl ömre kavuşmuş Osmanlı Devleti’nde hükümran yetkilerin kullanıcısı oldukları gibi, bu yetkilerin konusu da olabilmişlerdir. Dolayısıyla, kendi hukuklarını, sanatlarını, mimarilerini, müziklerini, edebiyatlarını geleneklerini yaratabilmişler ve kuşaktan kuşağa aktarabilmişlerdir. Vergi toplamış, bütçe oluşturmuş, asker toplamış ordular kurabilmiş, diplomasi geliştirmiş (Hanedan ve saraydan ibaret de olsa) hiyerarşik bir yapı oluşturabilmiş, hak ve ödevleri tanımlayabilmişlerdir. Tarihsel süreç içinde dönemi değerlendirdiğimizde görebildiklerimiz bunlardır.

Aleviler ise; kırda-köyde; korunma-sakınma dikkatlerini hep canlı tutarak geleneksel-feodal inanç temelli örgütlenmeleriyle, yer yer,zaman zaman katliamlara da maruz kalarak, bugüne dek, köyden kente dek gelebilmişlerdir. Bunu başarabilenlere ne mutlu.

Ama onlar artık kentteler.

Kendi sanatlarını, kültürlerini, kurumlarını, yaşam tarzlarını kent koşullarında yeniden yorumlamaya, yaratmaya çalışıyorlar. Yeni ilişki biçimleri oluşturma, mücadele biçimleri geliştirme, inatla var olabilme uğraşı içindeler. Toplum - topluluk - kesim olabilmeye, geleneksel kurumlar (dergâh - ocak - pir-mürşit, dede - talip - müsahip) yerine modern, çağdaş örgütler (dernek - vakıf -federasyon - konfederasyon) oluşturmaya çalışıyorlar. Bu yolda ilerlerken sancılar çekiyorlar, köydeki yaşam biçimleri, kültürel, ekonomik ve sosyal ilişki kalıntıları ile kentteki (üstelik kapitalist üretim biçimi ağı içinde) yaşam biçimleri arasından, yeni bir sentezle, tarz - biçim - içerik oluşturmaya çalışıyorlar. Bu yol engebelidir.

Tuzaklarla, tökezlemelerle doludur.

Aynı zamanda sınav yeridir.

Alevilik dün, buz altından akan bir dere iken, bugün, gün ışığında çağlayan bir nehirdir. Zaman zaman bulansa taşa toprağa karışsa da...

İşte bu bulunma hallerinden biri de yakın geçmişte (26 Kasım 2006) ABF Kongresinde yaşandı.

Bir dizi olumsuz gelişme içkanamayla sonuçlandı. Bir hareket, oluşum, ideoloji, teori, felsefi görüş içinde fikir ayrılıkları olabilir. Fikirler birbirleriyle kendi terbiyeleri içinde karşı karşıya gelebilirler, çarpışabilirler. Farklı fikirler, ne denli farklı da olsalar, aslında birbirlerini beslerler. Her biri ötekinin eksikliğini tamamlar, yanlışını giderir, sonuçta ise bütünlüğe ulaşılır. Netleşme sağlanır. Her kim ki karşı görüşten yararlanmaz, kördür, her kim ki karşı görüşe kulağını kapatır, sağırdır. Akıllı fikir sahipleri, öbür fikirden de yararlananlar, böylece kendi eksikliklerini de görebilenlerdir. Tarihin akışını belirleyen bütün fikir akımlarında yaşanan ayrışmaların bizlere gösterdiği gerçek budur. Ve o gerçek hep ileriyi işaret eder. Doğru fikirlerin ne denli doğru olup olmadıklarının denek taşı ise pratiktir. O nedenledir ki; ustalar “Devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz” derler. Eklerler: “Teori pratiği belirler, pratik döner teoriyi etkiler.” Bu olgu, devrimci, diyalektik bir bütünleşmedir.

Bu her zaman böyle olmaz.

Bir de kimi ayrılıklar-ayrışmalar vardır ki; fikir ayrılıklarından kaynaklanmaz, örgütlenme anlayışına, çalışma tarzına, yönetme biçimine, müttefikler belirleme tercihine göre de oluşabilir. Burada teorinin yerini (teorisyenler diyemeyeceğim) aktörler alır. Aktörler ise kendileri yazar, kendileri oynarlar. Aktörlerin ise bir tek şeye gereksinimleri vardır: Alkış, alkış, alkış...

Alkışlar aktörlerin başını döndürür, düşünme yetilerini dumura uğratır. İnsana olmadık hatalar yaptırır. Ve elbette ak’ı kara, kara’yı ak gösterme gibi bir beceri de kazandırır.Aktörler bu haliyle ve elbette sahne boyunca başarılıdırlar, izleyicileri de ikna ve mutlu etmişlerdir. Ama bir de tiyatro salonunun dışındaki yaşam vardır. asıl denek yeri orasıdır, turnusol kağıdı oradadır.

Bu açılardan 26 Kasım ABF Kongresine baktığımızda gördüklerimiz şunlardır.

Öncelikle bu olağanüstü kongre hangi ihtiyaçtan doğmuştur?..

Bu kongreyi yurtdışı istemiştir. Çünkü yurtdışı, Alevi Hareketinin, temel kaynağı ve anayurdu olan Türkiye’de; kendisine; partner, ortak, omuzdaş, yoldaş, müsahip olabilecek, kurumsal eksikliklerinden arınmış, demokratik işleyişini sürdürebilen, kişilikli, irade sahibi bir örgüt yerine, kendisine hem aklıyla, hem cüzdanıyla bağlı, şube statüsüne indirgenmiş bir yapı oluşturmak istemiştir.

Anlaşılıyor ki ilişkiler eskiye dayanıyor. Turgut Öker, Hıdır Temel, Selahattin Özel, Zekeriya Gökpınar, İbrahim Arslan, Muharrem Erkan arkadaşları, Alevi kamuoyu DBH ve BP süreçlerinden anımsıyor.

DBH’nın 1995’deki adı: “Alevilerin pazarlık partisi”ydi (Siyah Beyaz, 25 Kasım 1995) ya da “Danışıklı Bölme Hareketi”(Cumhuriyet, 20 Aralık 1995), Tansu Çiller’in de yakından ilgilendiği (25 Kasım 1995, Siyah Beyaz Gazetesi) bu girişimin ilk kitlesel gövde gösterisi (Demokratik Barış Hareketi 1. Ulusal Toplantısı) 25 Kasım 1995 tarihinde Ankara’da, Atatürk Spor Salonunda yapılmıştı. (24 Aralık seçimlerine 1 ay kalmıştı.) Bu toplantıya yurtiçinden 500 otobüs, yurtdışından ise 18 uçakla gelen Alevi yurttaşlar katılmıştı. Ancak valiliğinin çıkardığı kimi bürokratik engelleri Tansu Çiller çözmüştü. Yurtdışından gelen uçakların taşıdığı dostlarımız arasında, AABF Genel Başkanı Ali Rıza Gülçiçek ile Genel Sekreter Turgut Öker de vardı. Siyah Beyaz Gazetesi’nin (25 Kasım 1995) yazdığına göre; AABF seçimlerde kullanılmak üzere DBH’ya 200 milyar vermiş ve 18 uçağın giderlerini de karşılamıştı. Bu toplantıda Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi Genel Sekreteri Selahattin Özel de bir destekleme konuşması yapmıştı. (Zaman Gazetesi, 25 Kasım 1995) Özel; “Bir Alevi girişimi olan bu hareket Alevileri artık aşmıştır.” diyordu. “Siyasete müdahale edeceğiz” sözünün o yıllardaki adı “pazarlık partisi” kurmaktı. Ancak evdeki hesaplar çarşıya uymuyor, bu parti uğruna 2 trilyon 520 milyar TL. harcayan (Rakamları Cumhuriyet’ten M. Balbay veriyor. 01.09.1996) Veziroğlu, “Türkiye’nin bir gerçeği... Parayı veren siyaseti yapar.” diyerek, parti kurucusu, başkan adayı, başkanı değil patronu olduğunu ilan edince, belki daha başka nedenlerle de Gülçiçek ve Öker Geçici Yürütme Kurulu üyeliğinden istifa ederler. Dolayısıyla yurtdışında örgütlü 73 dernek de desteklerini çekerler, 24 Aralık 1995 seçimlerinde DBH’nin bağımsız adayları arasında, Gaziantep’ten Zekeriya Gökpınar, 18 Nisan 1999 seçimlerinde ise BP listelerinde, Amasya’dan Selahattin Özel, Tokat’tan Hıdır Temel ile Hatay’dan İbrahim Arslan da vardır.

Öker, DBH’dan koptuktan yaklaşık 10 ay sonra, 29.09.1996 günü Frankfurt’ta bir panelde konuya ilişkin şu cümleleri kurdu.“DBH başkalarının kötülüğü üzerine kuruldu. Kötü iyiyi de bitirir, hesap vermeye hazırım. Bu yanlış bir projeydi. Ama niyete bakalım. Oluşum sürecinde, dışarıdan bir güç gelip müdahale ettiği için bu yapıda değilim. Tercihim Avrupa örgütlenmesinden yanadır. Oluşum sürecinde bulundum. 24 Kasım 1995’ten beri yokum.”

Temel ve Özel’in de adayları arasında olduğu BP ise 1999 seçimlerinde yüzde 0.18 oy alır. Ki, Sayın Özel 1996 yılında Alevi örgütlenmesinden, (aktif görev alma anlamında) ayrılır. Dokuz yıl dinlendikten sonra 15 Ekim 2005 tarihinde ABF 1. Olağan Genel Kurulunda 106 delegeden 42’sinin oyunu alarak, sondan 2. sırada yönetime seçilir. ABF-GYK’sının ilk görev dağılımı toplantısında ise 17 kişilik GYK üyesinden 15’inin katıldığı toplantıda 8 üyenin oyunu alır ve Genel Başkan olur.

ABF uyumlu çalışamadı; siyasete müdahale, yurtdışı ile ilişkiler, Hubyar sorunu, Sivas ve Hacıbektaş etkinlikleri, Su TV, önce UMUT, sonra YOL TV konuları hep tartışılır oldu. Ve anılan kongreye gelindi. GYK içindeki görev değişiklikleri “DARBE” diye nitelendi. Sonuç biliniyor.

Yeni Genel Sekreter Turan Eser arkadaşımız alevi.com’da dilediği kadar, “Bu kongrenin kaybedeni yok.” desin. Turgut Öker; Alevilerin Sesi’nde; “...darbe yapan zihniyete seyirci kalınamazdı. Bu Alevi öğretisi açısından da bir lekeydi ve bu lekenin ortadan kaldırılması gerekiyordu. ... taraf olmak zorundaydık ve taraf olduk.” derken, Selahattin Özel; “Bununla Türkiye ve Avrupa Alevi hareketini bölme çabalarının önüne set çekilmiş oldu.” diye değerlendirdiler.

Kongre sırasında yaşananları ve kürsüden söylenen sözleri anımsamak bile insanı utandırıyor. Paralar döküldü saçıldı, delegeler satın alındı, kimi “darbe”ler mübah, diğerleri günah sayıldı.Bunların içinden iki olay var ki; kongre salonu dışındaki Alevilerin de bunu bilmeye hakları var.

Kılıçlar öyle keskin, sözler öyle ağır ki; kol kırılıyor ama işte yen içinde kalmıyor. Alevi Hareketi içinde bunca emeğini, çabasını, önderliğini, aklını, kararlılığını ve yiğitliğini bildiğimiz Turgut Öker arkadaşımız, ömrünü, üniversite kariyerini bu yolda tüketmiş, emekli maaşı ile kredi kartını ABF’ye tahsis etmiş, 12 Mart Darbesi’nden sonra Ankara 1 nolu Sıkıyönetim Mahkemesinde; Prof. Dr. Şerafetitn Turan, Prof. Dr. Mustafa Akdağ, Doç. Özdemir Nutku ve Musa Çadırcı ile birlikte TCK’nın 146/3. maddesinden yargılanmış Alevi Dünyası’nın Atilla Hoca’sı hakkında; kürsüden sesleniyordu: “Atilla Hoca söyle; Alevi misin, değil misin?..” Atilla Hoca da söz sırası kendine gelince, kuzu kuzu yanıtlıyordu bu savcı sorusunu: Memleketim şurası, köyüm burası, annem şu, babam şu, akrabam falanca kişi diye. Aklına gelmiyordu Atilla Hoca’nın şu ulu söz: “Sorma be birader mezhebimizi, biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır.”

Atilla Hoca’nın çalışma tarzını, temposunu beğenmeyebilirsiniz. Fikirlerini, siyasi faaliyetlerini yanlış bulabilirsiniz. Bunu istediğinizce tartışabilirsiniz de; ama onun (ya da başka bir kimsenin) Alevi olmadığını tartışamazsınız.Söyle bana sen Alevi misin, değil misin? diye soramazsınız. Alevi hareketi bu bağnazca tutumu çoktan aşmadı mı?.. Tayyip Bey; “Eğer Alevilik, Ali’yi sevmekse..” diye başlayan cümleler kurduğunda, hop oturup hop kalkan bizler, nasıl olur da içimizden, ya da dışımızdan birinin annesini - babasını merak ederiz.

Atilla Hoca, verdiği yanıtta bir şeyi eksik bıraktı!.. “Vallahi da billahi de, Hz. Hüseyin’in başı için ki, Hz. Ali’nin kılıcına geleyim ki Aleviyim.” Demediği bir bu kaldı.

İkinci olay, daha doğrusu can acıtıcı söz ise; Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (BHVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez’e ait. Geçmez, niçin yurtdışından yana olduklarını gerekçelendirirken; Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) delegelerine sesleniyordu: “Sizin Genel Merkez binanızı yurtdışı almadı mı?...” Böylece onları biraz mahcup olmaya, biraz kadir-kıymet bilmeye davet ediyordu.

Konuyu herkes gibi Geçmez de biliyor kuşkusuz. 2 Temmuz katliamı sonrası bütün Alevi dünyası isyanlarda ve ağıt halindeyken, Sivas’ta kaybettiğimiz sevgili canlarımızın geride kalan yakınlarına, dünyanın her tarafından dayanışma sesleri geldi. Birçok yerde geceler düzenlendi, paralar toplandı. Bu paralar tutanaklarla Türkiye’ye getirilip, ailelere dağıtılmak üzere PSAKD’nin o günkü yöneticilerine teslim edildi. Ancak aileler bu paraları kabul etmediler. Daire alalım, şehitlerimizin adını, anısını ve mücadelelerini ölümsüzleştirmek adına müze yapalım dediler. PSAKD de kendi kasası ile bu paraları da birleştirerek, bir daire aldı, salonu da müze yaptı. Gelen-giden bütün akçeli işleri de liste liste dergisinde yayınladı.Konu bu.

14 yıl sonra PSAKD’nin yüzüne vurulan “ayıp!” bu.

PSAKD’nin ayıbı bundan ibaret olsun. Ama adama sormazlar mı “Dinime küfreden bari Müslüman olsa” diye?... 22 Alevi örgütünün ortak parasını, arsa parasını 3 trilyon TL’yi ne yaptınız?.. Bir kalemde 700 milyon TL ödeyerek oturduğunuz o binayı hacizden kurtarma yetkisini size kim verdi? Bu parayı nasıl tükettiğiniz, sonuçta binanızın altına Tıp Merkezi’ne o YEŞİL SERMAYE’yi nasıl getirdiniz?.. Vicdanınız buna nasıl elverdi?.. Ali Doğan mezarından kalksa, kahrından bir kez daha ölmez mi?.. Atilla Hoca kredi kartı ile ABF’nin giderlerini karşılarken; HBVAKV’nın kaç yöneticisi, vakıftan kaç lira maaş alıyor?.. diye sormazlar mı?...

Sizler siyasete falan müdahale edemezsiniz. Olsa olsa kongrelere müdahale edersiniz.

İşte yıllardır bu böyle olduğu içindir ki; hiçbir siyaset adamı, hiçbir parti Alevi kurumlarını adam yerine koymuyor, onları ciddiye bile almıyor. Dinliyor, kahve ikram ediyor ve gönderiyorlar.

Bu seçimde de olacak olan budur.

Bir TV’miz olsun denildi.Su TV doğdu.

Ne güzel.

AABF sorumluluk üstlendi, kefil oldu. Toplantılar, dayanışma geceleri düzenledi. Hepimiz heyecanlandık. Destekler verdik. Programlar düzenledik. Artık en ücra köşelere bile sesimizi ulaştırabilecektik. Alevi yurttaşlar arasında çanak anten takma yarışı başladı. Geçen yaz Alevi etkinliklerinde patlamalar yaşandı.

Sonra denildi ki: Su TV artık bizim değil, umut TV’yi kuracağız, bunu sahiplenin. Umut, umut olmaktan çıkış olmalı ki şimdilerde YOL’dayız. Yol’a gelin diyorlar. Yol, yarın Göl olursa şaşırmasın Aleviler.

Siyasete böyle müdahale edilecek.

DBH ve BP dönemlerinde olduğu gibi.

Sahi, nedir bu “Siyasete Müdahale” meselesi.

Alevilik olgusu doğduğundan beri siyasidir. Selçuklu’dan bu yana, devlete hep itiraz etmiştir, hep hak talep etmiştir, hep özgürlük istemiştir, hep isyan etmiştir. Hep katledilmiştir. Taleplerinden yine de vazgeçmemiştir. Bugün de demokrasi istiyorlar, başka bir şey değil. Dedelik, ozanlık kurumları, dergâhlar, ocaklar hep bunun için varolmuşlardır. Her ozanımızın dizesinde, her dedemizin duasında siyaset vardır.

Kaldı ki; yaşamın hangi alanı vardır ki; siyasetten yalıtılmış olsun.

Bugün; yurtiçinde-yurtdışında bunca dernek, şube, genel merkez, federasyon, kongederasyon niye var ki?.. Yaptıkları etkinlikler, toplantılar, bildiriler, yürüyüşler, sloganlar, görüşmeler, mahkemeler duruşmalar ne adınadır?.. Yazdıkları kitaplar, çıkardıkları dergiler, kurdukları radyolar, televizyonlar ne adınadır?.. Var olduklarını, bir kimlik taşıdıklarını, bir hak öznesi olduklarını göstermek ve kabul ettirmek için değil midir? Kamuoyu oluşturmak, haklı olduklarına dair herkesi inandırmak, destek almak, devleti, meclisi, hükümeti ikna etmek, zorlamak, böylece özledikleri demokratik koşullara ulaşmak adına değil midir?.. Bundan âlâ siyaset hangisidir?..

Yok eğer kastedilen, her seçim döneminde olduğu gibi; parti parti dolaşmak; milletvekilliği pazarlığı yapmak ise; o işin adı siyasete müdahale değil, siyasetten nemalanmadır. Bu ise toplumsal değil, kişisel bir meseledir. Bu kurnazlığı ise siyasi partiler de Aleviler de deneyleriyle bilirler.

Evet, her seçim döneminde; siyasi duyarlılık üst düzeye tırmanır. Halkın her kesiminin (Esnaf - çiftçi - işçi - öğrenci, kadın, gençlik, işveren, Alevi, Sünni, Kürt, Türk) sorunları daha da yoğun olarak gündeme gelir, tartışılır. Bu duyarlı dönem; herkes için olduğu denli Aleviler için de önemli bir fırsattır. Bu fırsatı akıllıca değerlendirmenin yolu, TV’lerimizden yayınlayacağımız kitlesel gösterilerin ekran fotoğraflarını siyasilerin gözüne sokma, şantaj yapma kurnazlığından geçmez. Köylülük dediğim şey işte tam da buna tekabül eder. Köylü her hasat dönemi için alacağı ürünü düşünür, ürünü doğuran toprağı düşünmez. Yorar toprağı, kimyasını bozar. O yıl uğruna, gelecek yılları heba eder. Günübirlikçilik adına yarınlar karartılır.

Siyasi duyarlılıkların en üst düzeye yükseldiği bu seçim dönemlerinde, Alevilere düşen görev; sorunlarını ve haklılıklarını insan hakları, eşitlik, sosyal adalet, hukukun üstünlüğü ve demokrasi bağlamında her düzeyde ve platformda tartışılır kılmaktır.

Bu da ancak örgütler eliyle olur. Örgüt dediğimiz şey tabeladan ibaret değilse tabi. PSAKD şimdiye dek 9 kongre yaptı. Neredeyse hepsinde seçimlere 2 listeyle gidildi. 2 listenin varlığı iki ayrı fikrin varlığı nedeniyledir. Yarışanlar fikirler olmuştur. Bu nedenle de belden aşağıya vurulmamıştır. Ve bu kongrelerde, listelerden biri ya da diğeri, hiçbir Alevi örgütü yöneticilerinin favori listesi olmamıştır. Çünkü PSAKD listelerindeki arkadaşlar buna izin vermemişlerdir.

Dolayısıyla cesaret eden de olmamıştır. Keza öteki Alevi örgütlerinin seçim süreçlerinde, hiçbir dönemde PSAKD yöneticileri, kendilerine daha yakın bir liste arayışına girmemişlerdir. Demokratik yöntemlerle, herkes kendi işini kendisi görür, seçilen de seçilemeyen de bizim dostumuz, yoldaşımız, müsahibimiz diye bakılmıştır. Türkiye’den hangi akıllının işi olmuştur, yurtdışındaki bir kongreye müdahale etmek, taraf tutmak?..

Yurtiçi - yurtdışı söz konusu olduğunda; düne kadar; kim neredeyse orada mücadele etsin anlayışında olan arkadaşlar; birdenbire coğrafyanın önemli olmadığını, bunu gözetmenin bölücülük olduğunu, Alevilerin dünyaca bir olduğunu dillendirmeye başladılar.

Dünyanın nerelerine dek göçmüş, dağılmış olurlarsa olsunlar Aleviler, elbette aynı değerlere sahiptirler, sorunları, özlemleri aynıdır. Sonuçta mücadeleleri de birdir, bir olmalıdır. Bir koordinasyon içinde ortak işler yapabilmeli, ortak projeler geliştirebilmeli, sevinci ve üzüntüyü birlikte paylaşabilmelidirler. Bu ise kendi içinde demokrasiyi yaşayan kurumlar aracılığı ve aklın egemenliğiyle olur.

Yurtdışındaki arkadaşlar, kendi bulundukları yerin, toplumsal, siyasal koşullarını, hatta birikimini merkez alarak baktıkları için; yurtiçindeki mücadeleyi giderek küçümsemeye başladılar. Onlara göre Türkiye’de sivil toplum bilincindeki dönüşüme ayak uydurulamıyor, proje üretilmiyor, iş yapılmıyor, dolayısıyla kendilerinin hızına ulaşılamıyor, hareket topallaşıyor. 26 Kasım 2006 Kongresinin ana gerekçelerinden biri de buydu.

Oysa gerçeklik o denli farklı ki;

Öncelikle Türkiye’de toplumsal anlamda demokrasi ve haklar bilincini ve bunlar için mücadele anlayışını şekillendiren unsur, devleti algılama ve birey karşısında konumlandırma açısıdır. Bu durum toplumun her kesimi için geçerlidir. Devlete “kutsallık” ve “varlık üstü” değer atfeden bir tarihsel gelenek halen çok güçlü olunca, diğer mücadele zeminlerinde olduğu gibi bu zeminde de ne aydınlar ne de zenginler harekete kazanılabiliyor. Onlar hâlâ Sünni egemen ideolojinin etkisi altındalar. Düşünsel ve ekonomik desteğin olmadığı bir hareketin ne denli yol alabileceği ise bilinir bir şeydir. Avukat, esnaf, memur, işçi, işsiz kimselerin özverileriyle yürüyen örgütlerimiz, yeri geliyor kiralarını bile ödeyemiyorlar. Telefonların faksların kesildiği, icralık durumlara düşüldüğü bile oluyor. Onlar yine de, eşlerinden, aşlarından ayırdıkları küçücük paralarla durumu idare etmeye çalışıyorlar. Yeri geliyor bir etkinliğe gitmek için, otobüs, dolmuş parasını bulmak bile sorun oluyor.

Yurtdışında yaşamayı seçen ya da zorunlu kalan herkes gibi Aleviler de Anadolu’dan taşıdıkları sosyolojik ve politik değerlere daha bir sıkı sıkıya sarılıyorlar. “Yaban ellerde” kaybolmama, korunma duygusu hep canlı kalıyor. Orada her Alevi biraz daha Alevi. Sünni, Müslüman, Türk, Kürt de öyle.

Oysa kendi yurtlarında yaşayan insanlarımızda aynı duyarlılığı, o titizlik ve canlılıkla bulmak olanaksızdır. Türkiye’de insanlarımız yakılmadıkça, hakarete uğramadıkça Alevi olduklarını bile anımsamıyorlar neredeyse. O nedenle hep diyoruz ya; Alevi Hareketi bir tepki hareketidir diye, iş onu bilinç hareketine dönüştürebilmekte.

Türkiye’de böyle bir mücadelenin içinde olmaya karar vermiş herkes; memur ise devletten, işçi ise işvereninden, esnaf ise belediyeden, apartmanda komşularından, iş arkadaşlarından kendisine yöneltilebilecek tehlikeleri, zararları göze almış oluyor.

Solun, demokratik cephenin darmadağınık oluşunun, moral bozukluğunu üstlerinde taşıyorlar. 12 Eylül’ü anımsıyor anneler babalar, kendi deneyleriyle çocuklarını tedbirli olmaya davet ediyorlar. Emperyalist kültür olgusunun her cepheden saldırısına uğrayan gençlik, tüm değerlerini kaybediyor. Hareket yeni kadrolar kazanamıyor. Üstüne bir de kimi yöneticilerin yanlışları, zaafları, hataları, egoları eklenince kaynaklar kuruyor. Bu kimi kadroların aymazlıkları, sorumsuzlukları, kongre salonlarındaki gözü dönmüşlükleri öyle uç noktalara ulaşabiliyor ki; yıllarca birlikte mücadele ettiği, yan yana oldu, bin defa denek taşından geçirdiği arkadaşlarını “Derin devletin adamı” olmakla suçlayabiliyorlar. Yüreklerindeki AŞK olmasa, insanlar neden bu çamurun içinde olsunlar ki?..

İşte o AŞK’dır ki, bin bir türlü engellemelere karşın yine de, şimdi burada sayıp dökemeyeceğimiz binlerce başarıya imza atılmasını sağlamıştır.

Yurtdışında koşullar böyle mi?

Yüzlerce “Alevi Kültür Merkezi” tabelasını asarken, içini doldururken hangi engellerle karşılaştılar?.. Adında “ALEVİ”sözcüğü olan bir dernek kurabilmek için yıllarca mahkeme - Yargıtay kapılarında koşuşturmak zorunda olduğumuzu bilmiyorlar mı? Bu çabayla kurulan (ABKB), (sonra ABF’ye dönüşen) bu örgütün kirasını dahi ödeyemediğimizi bilmiyorlar mı? Kendileri uçaklardan inmezken.

Türkiye ile Avrupa (Almanya) arasındaki fark, kısaca; bu arkadaşların da her fırsatta haklı olarak dile getirdikleri Solingen ile Madımak arasındaki fark kadardır.

Sonuçta, her türlü olanak da bizim, olanaksızlık da. Başarı da bizim başarısızlık da. Eğri de bizim doğru da. Ama ah keşke; şu kongre hiç yaşanmasaydı. O sözler hiç söylenmeseydi.

Düşmanlarımızı güldürmeseydik.

İnsan bazen şaşar, düzeltmek işi beşer’e düşer.

O beşer Alevi halkıdır.

Bu ülke çokça siyasi parti ve sendika kongresi yaşadı.

O kongrelerden nelerin çıktığı ortadadır.

Başta PSAKD olmak üzere birçok örgütümüz bu kongreyle tasfiye edilmiştir. Dileriz ki ABF bundan böyle de 1 Mayıs’ı anımsar.

Başta da değindiğim gibi, henüz kentli olmaya çalışıyoruz.

Öğreneceğimiz daha çok şey var.Daha çok yol yürüyeceğiz.

Yeter ki AŞK’ımıza halel gelmesin.

Kırılan kol acır.

Acıtanlara da özür borcu doğurur.

Lütfen unutmayalım; daha çok seçimler gelip geçecek Türkiye’nin üzerinden; bu kez yine sarsılacağız, dağılacağız. Ümit edelim ki, bu fırtınayı çabuk atlatırız, oksijen çadırından çabuk çıkarız. Derlenip toparlanacağımız günleri hasretle bekleyelim.

Ali BALKIZ

16.12.2006

KAYNAK: http://www.pirsultan.net/

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: ALEVİLER'DE SAVRULMA GELENEĞİ ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right