|
İran gizli servis şefi Pekrevan, Humeyni tutuklandıktan sonra onunla bir konuşma yapar. Pekrevan’ın “politika pis bir iştir ... siz bu işleri bizlere bırakın” demesi üzerine Humeyni şu cevabı verir: “İslâmiyet politikadan başka bir şey değildir.Yazıyı dölleyen sözdür..İran Şahın 1963 de gerçekleştirdiği Beyaz Devrim halkın gazını almaya yeterli olmadı.Halk yığınlarıyla dirsek temasını kaybetmeyen Ulema ,küçük sermaye sahipleriyle birilikte İslam Devrimini Monarşinin kurtarıcısı olarak dayatmıştır.Batının yaşanan bu süreçte,1979 da gelişen grevli işçi eylemlerinin İran Solunu tetikleyeceğinden korkmasıyla birlikte ,yeni doğan bir din devletine evet dediğini görüyoruz.2000 YILLIK Şah iktidarı bugün benzerlerini Ortadoğu’da yaşanan olaylarda gördüğümüz bir dönemden geçerek yok edildi.Humeyni siyasi sığınmacı olarak batının kontrolünde olduğunu Mehmet Eğmür ;ün notlarında rastlıyoruz,Eğmür Şaha karşı ayaklanmaların başladığı o tarihlerde Humeyni’nin Sakarya’da bir çiftlik evinde kendileri tarafından saklandığını, Soner Yalçının Efendi kitabında açıkça anlatıyordu..Hıram Abasın Ortadoğu’da ki aktivitelerini ise yine Bay Pipoda görebiliriz..Konuya dönecek olursak;Ulema Devrimi aslında bugün Türkiye’nin geçtiği siyasi süreçle ortak paydalar taşımaktadır.Benzerliklerden çok pratikte izlenen strajediye bakmamız tehlikenin gerçek yüzünü görmemiz açısından oldukça önemlidir.
İran’daki yığınsal çatışmaların tüm dünya TV’lerinde gösterildiği bir süreçte, Türkiye’deki seçimleri AKP kazandı ve yıllardır emekçilerin gündemine sokulan laiklik-şeriatçılık tartışması yeniden hortlatıldı. AKP’nin, Türkiye’ye şeriatı getireceği söylenmeye başlandı: Acaba Türkiye yeni bir İran olur muydu? Türk sermayesinin dünya sermayesiyle bütünleşmesini hızlandıracağını ve devleti sermayenin önünü açacak şekilde yapısal değişime tâbi tutacağını söyleyen ve kendini AB yollarına atan AKP ile şeriatın bağdaşması mümkün mü?. Sorunun yanıtını AKP nin yaklaşık on yıllık diktatöryasında bulmamız zor olmasa gerek. Aydın ve Demokrasiden yana olanlar ile işbirlikçi tüccarların çatışmasından doğan bu karanlık güç ötekeliştirilen halk yığınlarını, Rejim Muhalifleri olarak görmektedir. AKP son referandum ile birlikte ilan ettiği Meşrutiyeti, 12 Haziranda gerçekleşen antidemokratik baraj dayatmasıyla, Teokrasiye geçiş gerçekleşmiş, iktidar, tek başına anayasa yapma hakkını kendinde bulmuştur. Karşı devrim son turunu atmaya hazırlanıyor, ileri Demokrasi Anayasası. Yargıyı son anayasa taslağıyla meclis alt komisyonuna çeviren küresel gücün tetikçisi, siyasi anlayışın bundan sonra neler yapacağını düşünmek aydının önceliği değildir. Aydın gün kurtarma derdinde, Silivri’ye yolunun düşmemesini Tanrının lütfü olarak görmekte. Egemen idam cezasını gündeme alarak ,karşıdan gelecek tüm saldırıları bertaraf etmeyi toplumdaki psikolojik baskısını benzerdaşı Humeyni gibi gerçekleştirecektir. Silivri’de sap ile samanın karışması, hukuksuzluğun tavan yapacağı bir ülkeye doğru hızla ilerliyoruz. İslami Burjuvazinin TUSİAD a hazırlattığı yeni Anayasa paketinin tesadüf olmadığını da önümüzde ki günlerde Ortadoğu’da gelişecek yeni Faşizmin karakteriyle nasıl örtüştüğünü birlikte göreceğiz. Ruhban sınıfın kontrolünde Türkiye Şeriat hareketini kontrol altında tutan, Küresel Egemen güç, Ortadoğu’daki Halk evcilleştirmelerini tamamladığında, coğrafya kana gölüne dönecektir. Birlikte bir arada yaşama kültürüyle topraklarımıza, topyekûn saldırıya geçmiş kuduzlar ordusuna karşı, refleksiz kalmayacağımız, kaç kişi olduğumuzdan çok ne kadar varsak o kadar ,kirli savaşın karşısında duracağımızı, Küresel Batılı, savaş ekonomisiyle beslenen. Emperyalizmin uşaklığını vatan sevgisiyle karıştıranlar, içerdeki işbirlikçi kalemşorlar, saltanatının paşaya geçişini içlerine sindirememişlerdir. Rejim Muhalifliğini başlatan tarihi sürecin devamı AKP ile yola devam etmek Halkın kaderi olmuştur,, ulus kaderini belirleme hakkını Demokrasi adı altında egemene teslim etmiştir. Sistemi kurgulayan, yaratanlar tarihin karanlık köşelerinde saklanmaktadır.’ Ölümün karşısında ve tanrı ile adaletin huzurunda bulunduğum şu anda, Atatürk’e övgüler yazmak için kaleme sarılan şair kadar vicdanım rahat. Uğruna can verecek adamlar bulunduğuna göre, davamızın daha güçlü olarak yaşayacağına inanıyorum. Ve diyorum ki Atatürk ölmüştür ama var olmakta devam ediyor. Şimdi ben de öleceğim ama Atatürk ilkeleri, ölümümle çok daha yüce bir değer kazanacak. Fethi Gürcan bu satırları yazdığında karşı devrim düğmeye çoktan basmıştı. Devrimci Halk Partisi Genel Başkanı Ömer Gürcan arşivinde İnönü’nün gerçek yüzü açığa çıkartılıyordu,’ Aynı günlerde İsmet İnönü ne yapıyordu! Rejim Muhalifleri onurlu yokçuluklarına çıkıyorlardı. O günlerde Demokrat Parti bugünlerde AKP, süreç kesintiye uğramadan devam ediyor. Rejim kendini korumak adına karşısındakilere acımıyor,yok ediyordu.Darbeler tarihine bakıldığında tüm Faşist müdahalelerde ki gerekçe ,Cumhuriyeti,Anayasayı korumak olarak gösterilmektedir.Garip lakin gerçek,Cumhuriyeti yürekten savunan kim varsa yaşamın en güzel senelerinde sistem tarafından katledilmiştir.Kısa tarihi bir gezide karşımıza çıkanlarla yola devam edelim, Kırıkoğlu’nun anılarından: Kırıkoğlu olayların perde arkasını sezinliyor, Türkiye‘de yaratılan havanın nereye varacağı konusunda ciddi endişeler yaşıyor, İstanbul'da polisle çatışan öğrenciler hakkında gelen haberlere inanmıyordu. CHP'li parlamenterler abartılmış ölü sayılarına inanmak eğilimi gösterdikçe Kırıkoğlu o heyecanı hep yatıştırarak: "Bu kadar ölü ancak bir savaş için düşünebilir," diye karşı çıkıyordu. “Öğrenciler Et Balık Kurumu'nda kıyma makinelerinden geçirildiler" diye haberler yayılıyor. CHP kamuoyunda bütün Türkiye’ye yayılan bu sansasyonel (çarpıcı) haberle ilgili olarak üç kişilik bir parlamento heyeti kuruyor ve Et Balık Kurumunda araştırmalar yapıyor, araştırmalar sonucu rapor hazırlanıyordu. Rapor böyle bir olayın olmadığını vurguluyordu. Parti Grubu’nda rapor okununca İsmet Paşanın sert eleştirisine çakılıyor ve Paşa:“Olmaz. Yoktur demeyeceksiniz, vardır imajı vereceksiniz!” diyordu. Kırıkoğlu için acılı günler başlıyordu. Kafasında soru yumakları vardı. Türkiye nereye gidiyordu. Kırıkoğlu’nun anılarında belirttiği gibi İsmet İnönü ateşe körükle gidiyor, yalan haberlerin yayılmasını önlemek bir tarafa yayılmasını teşvik ediyordu. Sutre gerisinde ki Kurtuluş Savaşı kahramanı İsmet Paşa’yı anlamak kolay değil, örtülü, gizemli, sinsi politikacılığı yanında, Bizans oyunlarını oldukça yakından bilmektedir. Mustafa Kemal’i yüklenen suçlamaları yönlendiren İsmet Paşa,27 Ocak 1954'te 6234 sayılı demokrat partinin çıkardığı bir kanunla, Köy Enstitüleri tarihin kara sayfalarına aydınlık bir kurum olarak kaydedildi. Kuruluşundan kapanışına kadar 130 bin devrimci, çağdaş ,demokrat ,aydın ve her türlü mesleki eğitimi almış değerler yetiştirmeyi başarabildi..Demokrat Parti neden Köy Enstitülerini kapatmıştır?Bu sorunun yanıtı İsmet Paşada gizlidir.Hangi taşı kaldırsanız altından Paşa çıkmaktadır.Genç Cumhuriyetin Başbakanı milli şefin ,Mustafa Kemal ile son zamanlarda gergin anlar yaladığını ,Cemal Kutay’ın kitabının bir bölümünden alıntı yaparak sizlerle paylaşmak istiyorum,^^Atatürk, hayatının son günlerinde, millî meseleleri hassasiyet ve dikkatle mütalaa mecburiyetini telkin eden havası içinde hükümeti değiştirmeye karar vermiş, İsmet İnönü’yü iktidardan uzaklaştırmıştır. Atatürk, İsmet Paşayı iktidardan uzaklaştırmakla kalmamış, O’nun daha sonra ülke yönetiminde ne hükümet reisi ne de bilhassa devlet reisi olarak söz sahibi olmaması için, gerekli tüm tedbirleri almıştı. Bu amaçla attığı adımların bir sonucu olarak bu değişimin VATANIN SELAMETİ İÇİN ŞART OLDUĞUNU resmi bir belge olarak tarihe mal etmek istemiştir. Bunun için de vasiyetinde İnönü ailesine yönelik düzenlemeler yapmıştır^^işte burası Cumhuriyetin gelişim sürecini etkileyecek en önemli nokta olmuştur. Mustafa Kemal 1938 e kadar, Devrim kazanımlarının korunması, Genç Cumhuriyetin olgunlaşma sürecinin kendisi olmadan ilerlemesinin, önünde ki tüm engelleri bertaraf etmek için sürekli çalışmalar yapıyordu. Öyle ise, Mustafa Kemali bu denli rahatsız eden konu neydi? Cumhuriyeti ilan ettikten sonra Mustafa Kemal, içerdeki emperyalist işbirlikçilerinin yaralı halkın sinir uçlarıyla oynadıklarını biliyor bazen sert tedbirler alıyordu. İstiklal Mahkemelerine bugün baktığımızda hukuksuzluğu eleştirebiliriz ancak o günlerdeki, siyasal atmosferi düşünecek olursak, paşanın baskısının haklı gerekçelerini anlamış oluruz. İsmet Paşa kendisine güveni kalmayan, Mustafa Kemale karşı, askeri olarak başarı sağlayamayacağını çok iyi biliyordu.1938 den sonra ülke idaresi tamamen MİLLİ ŞEF in kontrolünde geçmiş, tek partili dönem, ikinci dünya savaşının kapıda olduğu günlerde, Cumuhurbaşkanı İsmet İnönü kontrolünde yeni Emperyalist müttefikleri, kilitli kapıların ardında yapılan pazarlıklarla memlekete düşürmüştür. Atatürk’ün kendisine olan tepkisini bertaraf ederek, Cumhuriyet’in felsefesinden uzaklaşma, dönemine ülke sürüklemiştir.1946 lı yıllar aslında Türkiye’nin Demokrasiye geçişi olarak algılansa da, gerçek, yeni DİKTATÖRYANIN yaratılmasıydı. Son günlerde, Dersim tartışmalarının alevlenmesinde geçmişle yüzleşmekten korkanlar, İsmet Paşa gerçeğinden kurtulamazlar. Adnan Menderes Cumhuriyet Halk Partisi mebusuyken, Demokrat Partinin Genel Başkanı olarak siyasi tarihimize adını yazdırmıştır. İsmet Paşa, Adnan Menderesi neden destekliyordu? Bu sorunun yanıtı İttihat Terakkide gizlidir. İttihatçılar, kuvadan dışlandıklarında kendi cephelerinde 1938 i bekliyorlardı, İsmet Paşa’ nın bu süreci bilmemesini imkânsız olarak görüyorum. Tüm gelişmeleri yakından izleyen ABD, İsmet Paşaya yapacakları maddi yardımların karşılığında okullardaki din derslerinin yeniden başlatılmasını ayrıca köy enstitülerinin derhal kapatılması taleplerini iletti. İsmet Paşa gelen bu teklifi siyasal iktidarında desteğiyle değerlendirip, Cumhuriyetin mutfağını kapatılmasını sağladı. Dünyanın önünde şapka çıkardığı kurtuluş devrimi, emperyalizmin tuzağına o günlerde düştü. O tarihlerden, bugüne kadar gecen sürede, ABD ile Türkiye arasında değişen strajedik bir değişiklik olmadı. Savaş örgütü NATO ya geçiş ile KORE savaşına bakarsak tüm geçmişin ne kadar acı anılarla dolu olduğunu görürüz. |