Ezilenin habercisi, Zeyno 4. Büyükelçiler Konferansı'na katılan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, tutuklu gazetecilerin durumuna da değindi. Yalnız, söylediklerine bakılırsa; değinmeseydi iyiydi diyesi geliyor, dinleyenin.
Zira, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların tutuklu gazetecilere dair açıkladıkları verileri gerçekdışı buluyor, Bakan Ergin. "Adam öldürmüş fakat gazeteci kimliği var. Banka soymuş gazeteci kimliği var" diyerek, cezaevinde bulunan yüzü aşkın gazeteci hakkında hakikatten ırak algılar yaratmaya çabalıyor. Oysa, ne polis sorgusunda ne de savcılık-mahkeme aşamasında meslektaşlarımıza haberleri ve kaynakları haricinde soru yöneltildi. Hepimiz şahidiz ki, suçlandıkları hususlar, mizah dergilerinin ilgi alanına tekabül eder. Buna rağmen Bakan Ergin, aynı konuşmasında, Türkiye'de sadece 8 kişinin gazetecilik mesleğinden ötürü yargılandığını, ileri sürüyor. *** Oysa, bizler, tutuklanan 35 meslektaşımızın da mesleklerinden yargılandığından kuşku duymuyoruz. Mutlaka hepsine kefil olabilir ve bundan gurur duyarız. Lakin, haliyle bir kısmıyla anımız daha fazladır ve herşeyin dışında, bu anıları da özlemle anımsarız. Zeyno da (Zeynep Kuray), tanıyan herkes için özlenilecek karakterdir zaten. İlk randevumuzda 'nasıl olsa 15 dakika sonra burda olur' diyerek oturduğum pahalı bir kafede 3.5 saat bekletmiş ve beni epey 'zarara' sokmuş olsa da, nihayetinde mekana teşrif edip gülümsediği an; rol yapmadan ufalan gözleriyle çoktan affettirmiştir kendisini.
Zeyno ile ikinci ve daha sonraki görüşmelerinize bu hesaplarla gider ve onun makyaj telaşından falan değil, haber koşturmaktan mütemadiyen geciken bir kadın olduğunu da anlamış olursunuz. Artık affetmeniz gerekmez böylece. Zira suçlunun siz olduğunuzu hissettirir; 'neden ben de koştuğu haberin peşinde değilim' diye sorgulamaya başlarsınız, bu sefer kendinizi. İlk tanışmanız da olsa, "Lo ne oturuyorsun, de kalk haber var haber, koş koş..." diye yakanızdan paçanızdan tutarak sürükleyebilecek doğallıktadır, o. Görüşmelerinize geç gelmesi, duyarsızlığından değil, 'fazla' duyarlı olmasındandır, bunu da öğrenirsiniz sonradan. Patronunun vahşiliğine maruz kalmış bir işçi, evladının hangi karakola götürüldüğünü öğrenmeye çalışan bir Kürt ana, katil müşterisi tarafından bedeni paramparça edilmiş bir seks işçisi, pek tabii sizden önemli olacaktır. *** Gözaltında da, tutuklanırken de gülüyordu Zeyno. Hep güler miydi peki? Ağlardı da elbet. Taksim'de 35 kuruşa çay içebildiğimiz bir çay ocağındaydık. Yaşadıkları dertler hiç önemli değil; mağdurların ulaşabileceği tek hat Zeyno'nunkiydi sanki. Velhasıl, her birkaç dakikada olduğu gibi yine çalmıştı telefonu. 30 saniye öncesine kadar güzel yüzüyle kahkahalar atan Zeyno'dan, gözyaşları dökülmeye başlamıştı bir anda. Onu tanımayanlar için, bu tablo hayli 'dengesiz' olduğunun işaretiydi. Fakat tam aksine, bunun 'vicdan' olduğunu öğrenmiştik Zeyno'dan. Arayan yoksul, Vanlı bir depremzedeydi ve 'hâlâ çadırın kendilerine ulaşmadığından, çocuklarının çok üşüdüğünden' söz ediyordu çünkü... Deprem bölgesine gittiği gün de birlikteydik onunla. Paralarımızı birleştiriyorduk ama denkleşmiyordu Van'a gidebilmek için. Borçlanarak da olsa, gitmişti, ulaşmıştı Zeyno Van'a... "Mutlaka gitmeliyim, orada olmalıyım. Medya yalan söyleyecek çünkü. Gerçekleri yansıtabilmek için orada olmalıyım" sözleriyle gerekçelendiriyordu arzusunu. Başkaları gibi şov için gitmiyor, gittiğiyle kalmıyordu; neredeyse karşılaştığı bütün depremzedelere telefon numarasını vermiş ve 'ben gidiyorum ama yardım gelmezse beni arayın hemen' diye not düşmüştü. Bu arada, eğer Van'daki deprem bölgesinden canlı yayın yapan sermayeci televizyonlardan 'burada herşey yolunda...' demeyenlere rastladıysanız, sorumlusu vicdanları değil, yine Zeyno'dur. O, canlı yayına bağlanan muhabirlere 'ben kameranın arkasında duracağım, eğer yalan bilgiler verirseniz, buradaki dertleri yansıtmazsanız yayınınızı dağıtırım' telkininde bulunuyordu, canlı yayın araçlarını bir bir gezerek... Bu yüzden depremzedeler içinde de ayrı bir yer edindi o. Evlatlarını kaybeden Cumartesi Anneleri'nin de hiç kaybolmayan, her cumartesi Galatasaray Lisesi'nde yerini alan kızlarıydı Zeyno. İstanbul'da gazetecilik yapan çoğu meslektaşımız için artık 'haber atlatabilmenin' ölçüsü de, Zeyno olmuştu. Eğer bir mağduriyeti Zeyno'dan önce duyurabilirseniz, ayrı bir tatminlik yaşayabiliyordunuz! Ve şahsen, sonunda ilk kez Zeyno'dan haber atlatabilmiştim! Başlığı da şöyleydi: "35 gazeteci tutuklandı!" Lakin Zeyno bir haberi, bir fotoğrafı yakalamanın derdindeyken, bir başka gazeteci arkadaşımın deyimiyle, şu tatlı hırsı taşırdı: "İstiklal'de haber için koştururken, bir çöp kovasının üstüne çıkıp fotoğraf çekme telaşı içindeyken, paçanızdan tutup 'İn ordan, orası benim yerim' diye bağıran kişidir Zeynep Kuray." Zeyno'nun 'suç arkadaşı' olmaktan gurur duyuyor ve ne 'suç' işlediyse, aynısını işlediğimi itiraf ediyorum! Ve son notum, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e... Zeyno, sokakta yatan bir yaşlı amcaya rastladığında, evine gitmekten utanan ve sabaha kadar o ihtiyara sarılan arkadaşımızdır. Böylesi insanları "gazeteci ama adam öldürüyor" diye suçladığın için, yerin dibine girmelisin! ANF NEWS AGENCY |