left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow "YOLCULAR DEVRİM YOLUNDA" MI
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
"YOLCULAR DEVRİM YOLUNDA" MI Yazdır E-posta
Yazar KÜRŞAT ÖZTÜRK-yolculard evrimyolun da]   
Wednesday, 14 December 2011

 Bu noktada ne “Mahir Hüseyin Ulaş” sloganları, Ne Fatsa nede DY güzellemesi kimseyi devrimci kılmaya yetmiyor artık! Ayrıca bu tarz doğru da değil. Yüzlerce insanın kanı canı pahasına yaratılan bir hareketin "anıları" üzerinde kendimizi var etmeye çalışarak geldiğimiz yer de ancak buraya kadardır. Marks, “Tarihte olaylar iki kez yaşanmaz eğer yaşanırsa ilki trajedi ikincisi komedi olarak yaşanır”diyor…

leman_ödp resimleriNot: Amacımbir tartışmayı başlatmak değil tabi. Konu 15 yıllık parti hayatında “ yaşanılanlar”etrafında süre giden çalışmaların/ tartışmaların bizleri getirdiği noktadır. “Her şey güzel gidiyor” kabilindentersini düşünenler de vardır mutlaka; ancak, kendi payıma “yaşadığımızher şeyin mutlaka ‘böyle’ yaşanması gerekiyordu” gibisinden kaderci biranlayışa sahip olmadım hiçbir zaman… Sevgiyle

ÖDP’DEN İSTİFA GEREKÇELERİM…BELKİ ANLAŞILIR DİYE…

1. Sermayenin uluslar arası düzeyde girdiği yenidönemle birlikte TC emperyalist güçlerin tetikçisi olarak ciddi adımlar atıyor. Sömürgetipi faşizm AKP hükümetiyle birlikte adına demokrasi denilen ucube bir rejimaltında varlığını sürdürmektedir. SüreçTürkiye gibi “model ortakları” öne çıkarırken, emperyal güçler ise sermayenin ihtiyaçlarıdoğrultusunda dünya enerji pazarlarını, bağlı olarak Devlet iktidarlarını,egemen blok içindeki güçler dengelerini kısaca ülkeleri ve ulus yapılarınıyeniden düzenliyor. Geldiğimiz aşamadaise AKP, Büyük Ortadoğu ve K.Afrika projesinin “eş başkanı” olması nedeniyleemperyalist güçlere diyet borcunu ödemeye başlamıştır.

2. Kürdistan coğrafyasında kural tanımadıkları birsavaşta kimyasal silahlar kullanabilecek kadar pervasızlaşan AKP Emperyalistgüçlerin gölgesine sığınarak Libya’ya 400 Milyon dolar yardım yaparken Vandepreminde tam bir emlak tüccarı gibi davranabilmektedir. Adeta görücüye çıkmışgelin edasıyla Somali’de boy gösteren AKP, Şimdi de çokuluslu güçlerin izniyle Suriye’ye kabadayılık yapıyor. A.Gül İngiltere’de cellâdına âşık mahkûm misali Suriye ve O. Doğuya dair “En kötü senaryoyahazırlıklıyız Majesteleri” derken, Ordu sınıra yığınak yapıyor. Meclisle bilgipaylaşmayan ama Obama ya saat başı bilgi veren bir hükümet “ustalık dönemi” adıaltında artık bu ülkeyi idare etmektedir. Ülkede Anayasa ve hukuk askıyaalınmış faşist kararnamelerle ülke sonu gelmez bir karanlığa doğru sürüklenmektedir.Bu noktada ise “yetmez ama evet” diyen arkadaşların da kulaklarını çınlatalım.

3.             Solun en güçlü olması gereken bir dönemde bizlerinfarklı sorunlarla uğraşıyor olması ise Tarihin garip bir cilvesi olarak bizlerenasip oluyor. Elbette devrimci sol bugün yaşadığımız ve hatta ileride de yaşamaolasılığımız yüksek olan bu ve benzer sorunları ve konuları ideolojik-teorik ,örgütsel politik düzeyde aşarak mücadele içinde gerçek kimliğine kavuşacaktır. Hayat tarihin her döneminde devrimcilere böylesi bir görev dayatmıştır, dayatmaktadır.  Kuşkusuz bu yazının konusu ÖDP’dir. Son gelişmeler ise bardağı taşıran damla olmuştur. Ancak ve esasen bugün açığaçıkan sorunlar tek başına bir tüzük kongresine indirgenmeyecek kadar derinlere uzanmaktadır. Dolayısıyla sorun Tüzük kongresinde yapılanlarla/edilenlerle sınırlandırılamaz. Tekrar altını çizersek eğer sorun tüzük kongresi ise bu sorunun halli mümkün olabilirdi. Ancak şunu çok iyi biliyorumki parti hayatında yaşadığımız sorunlar birike-birike, çözülmeye-çözülmeye kangren olmuş ve bizleri bu noktaya getirmiştir. Tüzük kongresi olsa olsa bardağı taşıran bir hamle olmuştur. Tam da bu nedenle eğer ideolojik politik farklılığımız varsa artıksözümüzü, ÖDP’ yi de aşan tarihsel bir alandan söylemek zorundayız.

4.             Artık şurası çok açık ki 30 yılı aşkın süre zarfında hiçbir şekilde yüzleşme cesareti gösteremediğimiz geçmiş, herseferinde ve bir biçimde karşımıza çıkmış ancak geçmişle bugün arasındaki olumluya da eleştirel ilişkinin sürekliliği kurulamamıştır. Bugün hepimizin bildiği/okuduğu ya da okumadığı bir grup insan böylesi misyonu üstlenmiş ancak geçmişe yani mücadele tarihine dair incelikle oluşturulan bir ideoloji sömürüsü ile idare edilen bir süreç örgütlenmiştir. Bu ideolojik süreç kendini en fazla 15 yıllık süre içinde ÖDP’de hissedilmiştir. Bu ideolojinin işlevi ise parti yönetimi ile parti örgütünü bütünleştiren veeleştirel düşünceyi devre dışı bırakan bir role sahiptir. Sonuçta daha çok söylem, anı ve imaj düzeyinde oluşturulan ideolojik tarih, medya sektörüne malzeme olmanın ötesine geçememiştir. Gene de hakkını yememek için, olumlu da olsa sonunu getiremediğimiz basiretsiz çıkışlardan öte ÖDP’de daha çok “ne yapmamalı?” konusunda çok şeyler öğrendik, diyebiliriz. O halde ya bir yo lbulacağız ya da bir yol yapacağız. Ülkenin durumu ortada iken, koşullar ortada iken, yapılacak işin zorluğu ortada iken irademizi merkezci-tasfiyeci-cemaatç ibir zihniyete artık teslim edemeyiz…

Son gelişmeler üzerine konuşmadanönce kısa da olsa ÖDP Tarihine doğru kısa bir gezinti yapmak fikri takipaçısından önemlidir, diye düşünüyorum. 

5.             26 Şubat 2000 tarihinde yapılan 2. BüyükKongrede söyle deniyor“(1998 yılındayapılan) ÖDP 1.kongresine sunulan PM Çalışma raporunda ÖDP açısından temel görevin ideolojik-politik ve örgütsel inşa sürecini tamamlayamaması olduğu saptanmıştı. ÖDP kimliğinin derinleştirilmesi, alan örgütlerinin önemi açıkça vurgulanmıştı. Gelişen süre içerinde bu eksiklikleri gidermede başarılıolunamadı” 

6.             29 Haziran 2002 tarihinde yapılan 3.Büyükkongrede ise “sermayeninküreselleşmesinin Türkiye üzerindeki etkilerini 2 Büyük kongrede saptayan veülkemizde yaşanmakta olan yeniden yapılanma sürecinin emekçi sınıflar açısındansonuçlarını tespit eden ÖDP, politik pratik faaliyetinde bu düzeye uygun biryenilenme hamlesi gerçekleştiremedi” denilmektedir.   

7.             30 Ocak 2005 tarihinde yapılan 4.Büyük kongredeise “ÖDP’nin henüz organik partiolamadığını işleyişi, yönelimi, bileşimi ve gündelik hayattaki duruş vemüdahalesiyle henüz bunun gereklerini yerine getiremediğini göstermektedir” tespiti yapılmakta ve“toplumsal muhalefeti yeniden kurmalı toplumsal hareketler inşa etmeliyiz” gibi bir karar ALINMIŞTIR.  5 ve 6. kongreler hakkında konuşmaya gerek yok sanırım. 1996–2005 yılları arasında doğru ya da yanlış bir dizi tespitler yapılmış ama atılacak adımlar atılmamıştır. Bu süreçte partinin tarihi ise bölünmelerin tarihi olmuştur. Aslında tüzük kongresi kararlarına şerh koyan PM üyelerinin ve bizlerin itirazları da 1-2-3 ve 4.kongrede tespit edilen temel görevin ideolojik-politik yoğunlaşma ve örgütsel inşa sürecini tamamlamak gerekir konuları üzerineyken,  her ne hikmetse parti merkezi aldığı tüm bu kararları unutmuş, partiyi tek tipleştirip kontrollü biçimde yönetmek adına devrimci bir partide tüzük bile olamayaca kkurallar manzumesi icat etmiştir. Böylesi bir yan yola neden girildiğini  sanırım hepimiz biliyoruz. 

8.             15 yıldır ve her seferinde “yeni dönemlere girdiğimiz”bir partide bu kez sanki devrimcilik kongrelerde gökten zembille tepemize iniyormuş misali 6. Kongre ile birlikte bambaşka bir “devrimcilik dönemine” girildiği tespiti yapılmıştır. Eğer yaşadığımız ülkede siyasal konjonktürün özgüllüğünü kavrayamamış ve bu özgüllüğün ideolojik-politik- taktik düzeyde ihtiyaçlarını ve bütünselliğini bugüne dek kuramamış isek “devrimciliği”bol keseden kullanmak istenilir bir şey haline gelir ve kimseye de bir zarar ıolmaz.  Kaldı ki partinin yaşadığı kriz iideolojik-teorik hazırlık, propaganda, ajitasyon ve örgütlenme ile aşacağımızbir anda Parti Merkezi partiyi bir kez daha daraltan bir karara imza atmıştır.  Edilen büyük-büyük laflara rağmen Esasen Bu yol parti merkezini tahkim ederek ÖDP’ yi sistem içinde tarif eden reformist bir yoldur.

9.                    Kuşkusuz bir partide örgütsel birlik ve Tüzük konusu önemlidir. Ayrıca birlik konusunun önemi ve koşulları üzerine farkl ıgörüşlerin olması mümkündür, hatta farklı görüşlerin olması zorunludur. Part iüyeleri öncelikle bu farklı görüşleri anlayarak, içselleştirmelidir. Bunun yoluda tartışmadan geçer. Partinin ideolojik-teorik ve örgütsel politik birliğinisağlamanın başka bir yolu yoktur.   Bunlarkarşıt süreçler değil, parti birliğini besleyen süreçlerdir. Dolayısıylapartide yaşanılan dağınıklığı ortadan kaldırmak için öncelikle mücadelenin seyri içinde ideolojik-politik ve teorikbir yoğunlaşmaya gidilmeli, üyelerin partidekitarafların aynı konu üzerinde anlaşıp anlaşamadıklarını, aynı pozisyonda olup olmadıklarını bilince çıkarmaları önemli idi.  Bu noktada ise parti içi demokrasi, açıklık veüyeler arası eşitlik elzemdir. Tamda bu noktada sözüm ona çok sesliliği ilke düzeyinde savunan ÖDP Merkezi zaten olmayan üye eşitliği ilkesinden fiilen vazgeçmiş,tartışmaların önünü kapatmış ve sadece alınan kararlara inanmak isteyen veparmak kaldıran üyelerle yola devam etmek istemiştir. Konu budur ama bu kadarla sınırlı değildir.

10.       Şu çok iyi anlaşılmalıdır ki toplumsal çabalar içinde ideolojik-politik yoğunlaşma yoksa hiç bir tüzük bir partinin birliğini sağlayamaz. Bir partinin örgütsel birliği emekçi halkla organik bütünlüğü olmadıkça sağlanamaz. Bir diğer deyişle devrimci bir partinin birliği ve dirliği çok düzeyli bir çabayı gerektirir ve bu süreç ucu açık bir süreçtir.  Oysaki arkadaşlar mevcut parti tüzüğünü onararak daha geri tüzük hazırlama yoluna gitmiş -henüz olmayan alanları- tekleştirerek   “mevcut kişi, grup ve kurumlardan yaniodaların- kamu sendikalarının ve merkeze yakın gençliğin uzlaşma”sını anlamışlardır. Aslında bu işi zaten yapmaktaydılar.Bunun için tüzük kongresine de gerek yoktu.  Bu arkadaşlar için Parti, ne ideolojik-politik netlik ne de partinin eylemli birliğidir.   Bu anlayışa göre ideolojik-politik farklılıklar varsa bastırılmalıdır.Esas mesele Kişileri ve grupları bir biçimde uzlaştırmaktır. Merkezi çizginin uygulanmasına eleştirel yaklaşımlar varsa bu görüşleri “tıkamak”, onları sessizce geçiştirmek, sansürlemek,  anlaşmazlıkları ne pahasına olursa olsun örtmek,birbirine karşıt akımları tartışmadan etkisizleştirmek —işte bu anlayışın ilgi alanı budur. Dolayısıyla bu anlayış, dışarıya karşı özgürlükçü görünen,ancak parti içinde yaptıkları/ettikleriyle uzman bürokratlar yetiştiren ve kaçınılmaz olarak da cemaatçi bir yapıyı inşa eden sıkı çoğunluktan başka bir şey değildir.  

11.       Türkiye gibi ülkelerde ya da karşı devriministikrar sağladığı gerici ve karanlık dönemlerde, gelişmeler devrimci hareketinkitle bağını koparmakla kalmaz aynı zamanda hareketi bir dönem önce tartışılmış ve çoktandır aşmış olduğu teorik-politik düzeyin de gerisine savurur. Bu durum ise tıpkı ÖDP’de  olduğu gibi ideolojik düzeyin de düşmesini beraberinde getirir. Parti ya da hareket eğer karşı devrimin saldırısına direnmiyor, tarihsel kazanımlarını koruyamıyorsa önce daralmaya sonra yok olmaya mahkûmdur. Kuşkusuz burada bahsedilen daralma ve yok olma ideolojik-politik iddialarından vazgeçme bağlamında bir sapma, bir geriye düşüştür. Bugün ÖDP’ de yıllardır gündeme gelen bu tarz-ı siyaset partiyi içinden geçtiğini iddia ettiği mücadele tarihinden koparmış ve bizleri bugünlere taşımıştır. 

12.       Eğer siyasal dengeler kazanılan ya da bir zamanlar kazanılmış olan politik mevzileri korumaya yetmiyorsa ideolojik-teorik mevzilerde pozisyon almak ve bu mevzilerde direnmek zorunludur. Zorunludur, çünkü dünyanın neresinde olursa olsun devrimci hareketlerin ağır bedeller pahasına kazandığı deneyimler,öncelikle ideolojik mevzilerde yoğunlaşmıştır.  Bu ideolojik yoğunlaşma aynı zamanda politik süreçlerle birlikte partinin geniş toplum kesimleriyle buluşmasını ve bir yükseliş anında yapacağıçıkışı önceden hazırlamaktan başka bir şey de değildir. Tüzük kongresinde bizlerin öncelikli olarak tartışmaları toplumsal çabalar içinde ideolojik-teorik-politik konularda yoğunlaşmak talebimiz tamdabu yüzdendi. Karşı devrimin rüzgârlarında sürüklenmemek için böylesi birçaba elzemdir. Ancak arkadaşlar bırakın bizlerin söylemek istediklerini anlamayı,bizleri dinlemediler bile! 

13.       Üyeler olarak, partide yaşanılanlara dair merkezinden gelişmeler üzerine “gerekçeleriyle” birlikte kapsamlı açıklamalar beklerken Parti Merkezi almış olduğu kararları hiç bir şekilde tartışmaya sunmadan bizleri gelecek zamana dair kurduklarıbir dille karşı karşıya bırakmıştır. Somut koşulların somut tahlili yok,  sadece Gelecekte her şey güzel olacak, mantık bu. Ertelemece, öteleme, sumen altına itme. Demokratik bir ortamda tartışmaktan özenle kaçınan parti merkezi, her geçen gün üyesi azalan bir yapıda, daha işin başında aldığı kararların herkes tarafından kabul edileceğini ön varsaymıştır.Önce kabul et, gelecekte tartışırız. İşin tuhaf yanı tüm bunları yaparken parti merkezi yapılandan-edilenden hiç bir şekilde kendini sorumlu tutmamaktadır. Sadeceörnek olsun diye, örgütsel politik zafiyetler yüzünden genel seçimlere “merkezi”düzeyde hazırlanan ve sonuçta veto yiyen parti merkezi konuyla ilgili üyelere tek kelime etmediği gibi bir özeleştiri dahi vermemiştir. Her şey olup bittikten sonra “biraz devrim biraz sosyalizm” sosuna bulanmış ilkesiz-eklektik ajitasyonlarındışında parti ye ve kamuoyuna somut hiç bir şey sunamamıştır! Açıklama bekleyenleri,durumu eleştirenleri ise “oyunbozanlıkla” itham eden, sansürleyen tuhaf bir siyaset anlayışı bu… İyi üye ol, makul düşün, ortalığı karıştırma, Tartışma, karş ıçıkma, biat et… bunun adı devrimci demokrasi ise eğer bizden uzak olsun. 

14.        Nitekim Tüzük kongresiyle partiye dayatılan tüzüksel-siyasal düzenleme ile alanın sınırları çizilmiş, zaten tartışmayan bir partide konuyla ilgili görü şbildirenler sansürlenerek, düşünceleri engellenmiş ve parti bir kez daha kendi içine kapanmıştır.  Oysa koşullar 15 yıllık parti hayatı boyunca partide yaşanılanlar üzerinde bizleri düşünmeye,tartışmaya ve pratiğe yönelik yararlı dersler çıkarmaya zorluyordu. Eleştirmekve eleştirinin sonuçlarından korkmamak! Bunları söylemek bile abesle iştigal olsa da maalesef söylemek zorunda kalıyoruz.  Dolayısıyla hiçbir şey bizi 6. kongre ile sınırlayamaz. Sınırlayamaz çünkü partiden ayrılanların, kendiliğinden partiden çekilenlerin ve siyasetten düşenlerin dışında mevcut yönetim ve anlayış döne-döne parti merkezinde görev yapmış, partinin her kararında sorumlu olmuştur. Kısaca 15yıllık süre zarfında ve hatta 6. Kongre sonrası da siyasal tarz olarak değişen hiç bir şey yoktur.

15.       Şerhleri hariç tutarak söylersek, “kendi çalıp kendi oynayan ve baştan aşağıya sorumsuzluk timsali olan” böylesi bir Merkezi görmek maalesef bize nasip oldu?  Bir "ağır abi" olarak TMMOB başkanı Soğancının aklı-evvel açıklaması ise mevcut durumu ve yönetim anlayışını ifade eden güze lbir örnek olarak kayıtlara geçmiştir. Bizlerin yazdığı deklarasyonu okumadığı anlaşılan okusa da anlayacağından kuşku duyduğum Soğancı’nın söylemiş olduğu sözler tam bir siyasi aymazlıktır. İnsan sadece üzülüyor. Durum böyle olunca Siyasal kararlarını belirlediği, yönettiği, organize ettiği “kendi malı”gibi gördüğü partiye dair “dün dündür, bugün bugündür hadi işimize bakalım ” gibi zevahiri kurtaran mevcut tarzın devrimcilikle uzaktan yakından ilgisi olamaz. Olamaz çünkü gerçek yaşam olanca muhteşemliği ile bizide sürükleyip götürürken, parti uzunca süredir siyasal mücadele alanından çekilmiş durumdadır. Bu noktada ne “Mahir Hüseyin Ulaş” sloganları, Ne Fatsa nede DY güzellemesi kimseyi devrimci kılmaya yetmiyor artık!  Ayrıca bu tarz doğru da değil. Yüzlerce insanın kanı canı pahasına yaratılan bir hareketin "anıları"  üzerinde  kendimizi varetmeye çalışarak geldiğimiz yer  de ancak buraya kadardır. Marks, “Tarihte olaylariki kez yaşanmaz eğer yaşanırsa ilki trajedi ikincisi komedi olarak yaşanır”diyor… 

16.        Kuşkusuzhiç bir kitle partisi ideoloji ve teori tartışarak ve sonuçta ortaklaşıp anlaşanları biraraya getirerek kurulmaz. Kurulmadı da. Bu noktada tüzük önemliydi. Ancak 15 yıldır ve onca yaşanılandan sonra ideolojik-teorik bir yoğunlaşmanın olmaması da kabuledilebilir bir şey değildir. Eminim “tüzükçü” arkadaşlar şimdi tartışacaklardır. Ancak yaşadığımız coğrafyada İdeolojik-teorik yoğunlaşma sen-ben bizim oğlanla yapılacak bir iş değildir. Kendi payıma bu nokta artık beni ilgilendirmiyor. 15 yıl hatta 30 yıl sonra nasıl bir dünya nasıl bir sosyalizm sorusuna cevaplar arayamamışsak ve yazdıklarımız bir gazetenin köşe yazarının düzeyini geçememişse ortada ciddi bir sorun var demektir.  Nasıl bir dünyada/ ülkede yaşıyoruz,  nasıl bir mücadele ve nasıl bir sosyalizm istiyoruz sorusuna yanıtlar arıyorsak, ideolojik-teorik ve politik konuları tartışmak kaçınılmazdır.  Hiçbir devrimci parti/ hareket  teorik-ideolojik konuları tartışmadan ülkenin sorunlarına çözüm üretemez ve yoluna devam edemez.  Etse de onun adı artık başka bir şeydir.  Bizlerin kongreye dair söylediği şeyde buydu….

17.       Solda yaşanılan dağılma ve çözülmeyi sürekli “kavramkargaşası- ideolojik kargaşa” vb. gerekçelerle bahane ederek alanlarda dar pratikçiliği ve ikameciliği ilke haline getiren, bunu da “partinin birliği” adına yapan anlayışın geldiği yerin adı cemaatçiliktir.  Bu noktada bir partinin yapacağı yegâne şey tüzük üzerinden örgütsel birlik üzerine ahlak dersi vererek tasfiyeciliğe soyunmak değil,öncelikle partide-alanlarda toplumsa lçabalar içinde faaliyet yürüten farklı anlayışların mücadele içinde yakınlaşmasını sağlamak ve bu süreci en geniş toplum kesimlerini birleştirmeye evirmek, olmalıydı. Devrimci bir partinin yapacağı iş budur… 

18.       Sonuç yerine, eğer örgütte siyasal varlığımızı sürdürebilecek, eylemlerimizi ve düşüncelerimizi ifade edebileceğimiz demokratik mekanizmalar ortadan kalkmışsa “istifa etmek” onurlu bir davranıştır.  İçinde bulunduğumuz örgütte arkamıza bakmaktan önümüze bakamıyorsak “istifa etmek” onurlu bir davranıştır. "Giden değil, kalandır terken giden de bu yüzdedn gitmiştir zaten" Ancak istifa etmek de tek başına yeterli değildir. Devrimciler örgütsüzlüğü asla savunamaz! Bir yol ayrımında zorlu bir karar anında olduğumuzun altını çizmek gerekiyor. Eğer eleştirdiğimiz şeyin alternatifini sunamıyorsak, istifa etmenin de hiçbir siyasal karşılığı olmayacaktır.

Tartışılan ve bizleri bu noktaya getiren konunun ideolojik-teorik ve politi karka planının olduğunun altını bir kez daha çizmek gerekiyor...

Bu bir yol ayrımıdır.

Tüm bu gerekçelerden dolayı partiden istifa ediyorum

Bu noktada sayısal azlığın/çokluğun da hiç bir önemi önemi yoktur. Bu kavga kazanana kadar kaybedeceğimiz bir kavgadır… Herkesin yolu  açık olsun. 

Dostlukla

Kürşat ÖZTÜRK

27.11.2011     

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: "YOLCULAR DEVRİM YOLUNDA" MI ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right