left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Mustafa İnç arrow Sultan Galiev Kimdir? -1-
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Sultan Galiev Kimdir? -1- Yazdır E-posta
Yazar Mustafa İnç   
Thursday, 04 May 2006

ImageTürkiye devrimci hareketinin; özellikle bizim kuşağın (78 kuşağı) tanımadığı, Sovyet devriminin önemli önderlerinden olan Sultan Galiev’in neden ‘’yok’’ sayıldığını sorgulamak bile insana önemli düşünce kapılarını açma fırsatı veriyor. Kızılordu’nun başarılı komutanlarından biri olan Sultan Galiev, Sovyetler Birliğinin kuruluş aşamasında, en kritik günlerde önemli görevler üstlenmiş Tatar- Başkurt halkları içerisinde Bolşevizmin yaygınlaşmasına çok ciddi katkılarda bulunmuş bir komünist önderdir.

Bu önder ismin hayatını adadığı emekçilerin ve ezilen halkların kurtuluşu davası uğruna devrim öncesinde ve sovyetik devletin kuruluşu aşamasında verdiği tüm mücadelenin yok sayılarak, Stalin yönetimi tarafından ‘’milliyetçi’’ ithamıyla hapsedildiği hücrede boğdurulmak suretiyle öldürülmesi; başlıbaşına bir dramdır.

13 Temmuz 1982’de Kazan’lı bir Müslüman ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Sultan Galiev, yaşamına yoksul bir ailenin ferdi olarak başladı. Yarı modern, yarı geleneksel bir eğitim kurumu olan ilk öğrenimini, ‘’mektep’’ adı verilen bir okulda tamamlamıştır. Babası öğretmen olduğu için diğer çocuklardan farklı olarak kitaplarla buluşmuş, 8 yaşından 15 yaşına kadar babasının öğretmen olduğu okulda öğrenim görmüştür. Bu durum, Sultan Galiev’e belli avantajlar tanımış, Tatarca’nın yanı sıra Arapça’yı, Rusça’yı, öğrenme fırsatı bulmuştur. Ayrıca Osmanlıca ve Farsça, genç Sultan Galiev’e hiç de yabancı diller değildi. Mektep denilen bu okullar, geleneksel dini eğitim de verdiğinden, Sultan Galiev; Müslümanlığın temel yaklaşımını, ibadetin gereklerini biliyor ve uyguluyordu. Mektepten sonra, ‘’organik’’ adı verilen okulu bitiren Sultan Galiev; Kazan’daki Tatar öğretmen okuluna girerek, hem siyasi hayatını, hem de entelektüel birikimlerinin temelini, burada atmış olacaktı. Kazan öğretmen okulu; milliyetçi ve devrimci fikirlerin çokca tartışıldığı, siyasi örgütlenmelerin yapıldığı bir merkez durumundadır. Kazan öğretmen okulunun Tatar tarihinde önemli bir yeri vardır. Bu okulda, Marxistinden milliyetçisine, dini eğilimleri ağır basan siyasi örgütlerden, liberallerine kadar çok çeşitli bir siyasi renklilik ve canlılık vardır.

Rus tarihinde önemli bir yeri olan Cedid hareketi; bu okulda da etkiliydi. Genç Sultan Galiev; Kazan öğretmen okuluna geldiğinde, babasının kütüphanesinde bulduğu Arapça, Farsça ve Tatarca kitapları okuyarak İslami bir felsefeyle dünyaya bakarken, Kazan’a gelişiyle birlikte öğretmen okulunda faaliyette bulunan ‘’Devrimci İslahat Hareketi’’ etkisinde kalmış, etnik devrimci- milliyetçi unsurlarla ilişki içine girmiştir. Bu ortam; Sultan Galiev’in sol kanat İslamcı reformcularıyla da tanışmasının zeminini oluşturmuştur.

Kazan Öğretmen Okulu’ndan mezun olduktan sonra, 1900 yılından 1905 yılına kadar Ufa belediyesinde kütüphane memuru olarak çalışan Sultan Galiev, küçük yaşlarda edindiği okuma ve öğrenme konusundaki yetenekleri, burada inceleme- araştırmaya dönüştürmüş, düşünce alanındaki birikimlerini geliştirerek, 1905 sonrası Ufa’da çeşitli gazetelerde makaleler yazmaya başlamıştır. Çeşitli takma isimlerle yazdığı bu yazılar, onun devrimci örgütlerle aktif ilişkiye geçtiği bu konuda ciddi siyasi pratiğin içinde olduğu dönemdir . Bir başka deyişle, Sultan Galiev; 1905 sonrasında bir yandan düşüncesini tekamül ettirirken diğer taraftan siyasi pratiğin içine dalmıştır. Sultan Galiev; Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sırasında Azerbaycan’a giderek Bakü’deki Tatar Öğretmen Okulu’nda çalışmaya başlar. Ufa belediyesinde çalıştığı dönemlerde nasıl takma isimlerle yazı yazıyorsa, burada da ‘’Müsavat’’ çıların (eşitlikçiler) çıkardığı çeşitli yayın organlarında yazılar yazmaya başlar.

Sultan Galiev için Bakü yılları, Marxizmle buluşma yıllarıdır. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşının yarattığı anafor içinde; Sultan Galiev açısından Tatar- Başkurt halklarının kurtuluşu; ne dini söylemlerde, ne de milliyetçi çerçevelerde yürütülecek bir siyasi mücadeleyle mümkün değildir. Çarlık Rusya’sı altında ezilen tüm halklarla birlikte dünyanın kurtuluşu sosyalizmdedir.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde petrole dayalı olarak demografik yapısı başta olmak üzere sosyal ve siyasi ilişkileri hızla değişim gösteren ve ekonomik cazibe merkezi haline gelen Bakü, Kafkaslar’da daha önce stratejik bir konuma sahip olan Tiflis’in yerini almış, Doğu halklarının iletişim ve etkileşim merkezi haline gelmiştir. Savaş sırasında Bakü’de siyasi hayat, alabildiğine canlanmış, Kafkas halklarının her türlü rengi, talebi, tepkileri ve siyasi girişimleri Bakü’de kendisini göstermeye başlamıştı. İşte bu şartlar içinde, zengin bir siyasi veriler ortamında Sultan Galiev; ömrünün sonuna kadar sürdüreceği tercihini yapmıştı. Artık Sultan Galiev, bir Bolşevikti.

1917 Şubat devrimi esnasında Bakü’deydi. Devrimin hemen arkasından Moskova’ya çağırılır. Burada Müslüman Kongresi Yürütme Komitesi’nin sekreterliğine atanan Galiev, siyasi hayatının en önemli mekanı olan Kazan’a gider. Müslüman Sosyalist Komitesi’nin kuruluşunda önder bir konumda olan Molla Nur Vahidov ile birlikte çalışmalara başlar. Müslüman kitleler içinde yaygınlaşan,sosyalizme yönelik sempatinin örgütlenmesinde önemli görevler üstlenir. Bu görevlerini de layıkıyla yerine getirir. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) içindeki Menşevik- Bolşevik ayrışmasında Galiev’in tavrı, Bolşeviklerden yana olur. RSDİP kongresine sunduğu en önemli önerilerden birisi, Urallar bölgesinde kurulmasını tezleştirdiği Tatar- Başkurt devletidir. Enver Paşa’nın hayallerini süsleyen Turan Devleti kurma girişimi, aynı coğrafya üzerinde şekillenmiştir. Enver Paşa, makineli tüfek üzerine yalın kılıç atını sürerken, yıkılan hayallerinin intihar çizgisini gerçekleştirmişti. Sultan Galiev ise, Bolşevik çizgisinden asla taviz vermeyerek emperyalizmle anti- kapitalist mücadelenin birlikte yürütülmesi gerektiği gerçeğinden hareketle sosyalizme olan tercihini hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, kısa süren yaşamı boyunca sürdürmüştür. Ulusal değerlerin, inançların hiçbir taktik evresini atlamadan, Başkurt-Tatar halklarının emperyalizme olan tepkilerini yüreğinde hissederek her türlü baskı ve zorlama karşısında dimdik durmasını bilmiş, en yakın dava arkadaşlarının ihanetleri karşısında ayakta durarak düşünce ve davranış tutarlılığının nadir önderlerinden biri olarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Neredeyse yüzyıl sonra mazlum Doğu Halklarının gündemine giren bu Bolşevik önderin yaşamını ve mücadelesini inceleyip yorumlamak, sadece Doğu halklarının tarihine ışık tutmayacak, aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin çöküş nedenleri üzerine de önemli ipuçları verecektir. Sultan Galiev’in tezleştirdiği İdil- Ural Cumhuriyeti, sadece Ural- Altay halklarının demokratik devrim sürecinin tamamlanmasına hizmet edecek anti- emperyalist bir çerçeveyle sınırlı değildir. O içinden çıktığı Doğu halklarını sosyalizmle buluşturacak köprünün ve sosyalist devrimin İdil- Ural Cumhuriyeti’nin örgütlenmesiyle ihtilalci bir nüvenin oluşturulmasını öngörüyordu.

15 Şubat 1918’de, genç Sovyetler Birliği’nde milliyetler meselesine ideolojik önderlik yapacak bir organ Stalin başkanlığında kurulur. Milliyetler Halk Komiserliği içinde kurulan bu organda çalışırken yakından tanıdığı Molla Nur Vahidov ile birlikte yeni bir örgütlenmenin de temelinin atılmasına neden olur. Müslümanlar Bürosu diye anılan bu örgütlenme, sadece Doğu’da Ufa, Kazan, Astrahan, Orenburg gibi şehirlerde kurulmakla kalmamış; oraların batısında kalan Müslümanların yaşadığı tüm şehirlerde yagınlaşmasına avadanlık etmiştir. 1918 Haziranında Molla Nur Vahidov’un çağrısı ile bir kongre toplanmış, Müslüman- Türk sosyalist ve Bolşeviklerinin bir araya gelerek bir parti kurma kararı, bu kongre tarafından verilmiştir. Sultan Galiev, bu yeni kurulan örgütün merkez komite üyesidir. Sultan Galiev, sadece ulusal demokratik örgütlenme mücadelesinde bulunmakla yetinmiyor, aynı zamanda demokratik devrimin sosyal ayaklarının oluşturulmasına da önderlik ediyordu. Moskova’da toplanan Türk öğretmenlerin kongresine de Sultan Galiev, Başkanlık ediyordu. 1918’in Ağustos ayında, isyancı Çeklerle birleşerek önemli bir güç toplayan Beyaz Ruslar, Kazan’ı işgal ettiler. Galiev, Türkiye Komünist Partisi’nin ilk önderi Mustafa Suphi’yle birlikte, cepheye gider. Ne yazık ki en yakın dava arkadaşı Vahidov, Beyaz Ruslar’ın eline düşecek ve kurşuna dizilecektir. En yakın çalışma arkadaşını kaybeden Sultan Galiev, Vahidov’un yerine geçerek Müslüman Komünist Partisinin başına getirilir.

Kasım 1918’de toplanan Birinci Müslüman Komünistleri Kongresinde, Stalin’le Galiev arasında, ileride yaşanacak ayrışmanın işaretleri görülmeye başlamıştır. Lenin’in ‘’ilk saatin işçileri’’ olarak adlandırdığı, ikisi de Rus olmayan (Stalin Gürcü asıllı, Galiev, Türk asıllıydı)

İki yoldaş; milliyetler meselesinde köklü ayrışmanın kapılarını, bu kongrede deklare ederek açmışlardı. Stalin’in milliyetler meselesine bakışı, dünyaca biliniyor. Galiev’in milliyetler meselesine yönelik projesi, federatif esaslar dahilinde örgütlenmiş Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisinden ayrı ve bağımsız politikalar üreten Müslüman Türk Komünist Partisi örgütlenmesi idi. Stalin, böyle bir ayrışmayı tehlikeli buluyor, RSDİP bünyesinde seksiyonlar şeklinde örgütlenmeyi öngören, ‘’ulusların kendi kaderini tayin hakkı’’nı biraz da ıskalayan örgütlenme biçimini savunarak, dönemin kritik tehlikeleri karşısında sosyalizmin geleceği açısından daha sağlamcı bir yol izlemeyi yeğliyordu. Kongrede Stalin kazandı.

Müslüman Komünist örgütlenmeleri, Müslüman Komünist örgütleri merkez bürosu haline getirilerek RSDİP merkez komitesine bağlandı. Merkez komite başkanlığına gelen Stalin’le Galiev arasındaki çekişme, Urallarda iç savaşın başlamasıyla dış tehlike karşısında önemli bir yumuşama gösterdi.

1919 Şubatında Zeki Velidi Başkanlığındaki Başkurt hükümetiyle Sovyet hükümetinin anlaşma imzalamasıyla Galiev’in İdil- Ural devleti projesi büyük yara aldı. Bir tarafta hayatın dayatmasıyla sosyalizme tercihli olmadığı bilinen Zeki Velidi Togan’ın başkanlığını yaptığı milliyetçi Başkurt hükümeti, diğer tarafta Sovyet hükümeti, bir anlaşma yaparak Galiev’in devrimin Doğu’daki ve Batı’daki Müslüman halka yaygınlaştırılması görevinde motor işlevi görecek İDİL- URAL DEVLETİ PROJESİ, 1919 Şubatında yapılan bu anlaşmayla zeminini kaybetmişti. Ne Stalin, ne de Zeki Velidi; bu projeye sıcak bakmıyorlardı.

1919 yılında Müslüman örgütleri merkez bürosu, Başkurt, Tatar, Türkmen, Azerbaycan bölgeleri de dahil edilerek Doğu halkları Komünist merkez bürosu olarak isim değiştirildi. Akabinde Moskova’da yapılan Doğu halkları Komünist örgütleri toplantısı yapıldı. Galiev, Doğu halklarının kurtuluşu için ve de sosyalizme onları taşıyacak bir köprü olarak gördüğü İdil- Ural Cumhuriyeti tezini tekrarladı. Hem bu tezi, hem de Türk Komünist Partisi kurma önerisi kongrece malum siyasi ayak oyunlarıyla reddedildi.

Sultan Galiev, Stalin’e karşı dişe diş siyasi mücadele vermesine rağmen, hala milliyetler komiserliğinin üç üyesinden birisi olma sıfatını ve sömürge ülkelere komünist aydın yetiştirmek üzere kurulmuş KUTV (Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi) müdürlüğünü elinde bulunduruyordu. Türkiye’den 1917 Ekim devriminin ışığına kapılıp Sovyetler Birliğine giden bir çok genç aydın (Nazım Hikmet’in de aralarında bulunduğu) bu üniversite’de eğitim görmüş, Galiev’in öğrencisi olmuşlardı. Türkiye Komünist Partisinin önderleri, özellikle Anadolu sosyalizmi, bu okuldan feyz almıştır. Galiev, ideolojik mücadelesini, yılmadan sürdürdü. Mayıs 1920’de toplanan merkez komitesine İdil- Ural Cumhuriyeti önerisini tekrarladı. Sonuç yine malumdu; reddedildi.

Bazı iddialara göre, Galiev 1920 sonrasında ideolojik mücadeleden sonuç alamayınca Zeki Velidi Togan,Tursun Hocayev gibi milliyetçilerle gizli bir teşkilatlanma kurmuş, İttihat ve Terakki isimli bu teşkilat, Sovyet hükümetine karşı, komplolar düzenlemiş, Sovyet iktidarının dibini oymaya çalışmıştı. Hatta Azerbaycan’da meydana gelen Gence isyanı bu komplonun bir parçasıydı. Bunun pek kanıtı olmamakla beraber, Sultan Galiev’in Stalin yönetiminde milliyetler meselesinin arap saçına dönmesine karşı Galiev’in meseleyi daha geniş bir cepheye yayarak tüm Müslüman ve milliyetçi unsurlarla ve hatta ‘’Basmacı’’ denilen silahlı milli unsurlar da dahil olmak üzere, bir çok halk önderiyle temas içinde bulunmuş olması kuvvetle muhtemeldir. Daha da ötesinde Türkçü Yusuf Akçura vasıtasıyla Ankara’da M. Kemal Atatürk’le temasa geçtiği bilinen bir gerçektir.

Galiyev, ideolojik mücadelesini, örgütlü yaşamının her zemininde yürütmüş; fakat Sovyet rejiminin kurulmasındaki başarılı çalışmaları, askeri başarıları ve Doğu halkları üzerinde sahip olduğu güçlü pratiğine rağmen ideolojik savaşı; kongre kararlarına ve merkez komite oylamalarına yansımamıştı. Galiev’in öngördüğü tehlikeler birbir ortaya çıkmıştır. Azerbaycan’da Gence isyanı, Başkurt isyanı, hatta Stalin’in memleketi olan Gürcistan’da, Stalin’le Gürcü parti yöneticileri arasında yaşanan gerilimler, Sovyet rejimini ve parti yapısını tehdit eder hale gelmişti. Stalin, kendisi Gürcü olmasına rağmen, Çarlık Rusya’sından devralınan topraklar üzerinde yaşayan halkların iradesine karşı, sosyalizmi tek ülkede inşa etme tezine uygun olarak ipleri sıktıkça sıkıyor, Rus şovenizmine varan üniter devlet anlayışıyla; ama şeklen tam tersini yaparak tezine karşı çıkabilme potansiyeli olan her türlü ulusal potansiyeli parçalayıp bölerek, DEVRİMİ; Çarlık Rusya’sından devralınan topraklarda hakim kılmanın yolunu; askeri ve kriminal operasyonlarda buluyordu. Azerbaycan’da Ermenilerle Azeriler karşı karşıya getirilerek kanlı boğuşmalar yaşandı. Azerbaycan devlet başkanı Neriman Nerimanov’un dirayetli tavrı bile şovenizmin pompalandığı Ermeni ve Azeriler’in kanlı kapışmalarına engel olamadı. Gence isyanı, kanla bastırıldı. Başkurtlar’ın başkaldırısı, yine askeri operasyonlarla dağıtıldı. Stalin’in bu yönelişi, Doğu halklarını sosyalizmle bütünleştirmiyor; tam tersine Bolşevik karşıtlığına kitleler halinde itilmesine neden oluyordu.

V. I. Ulyanov Lenin; durumun vehametini kavrayıp, olaya müdahale etme gereği duydu.

Bu müdahale ile; 1920 yılının Eylül ayında, Bakü’de, Zinoviev’in başkanlığında Doğu Halkları Kurultayı toplandı. Bu kurultaydan murat edilen, Doğu halklarıyla kopuşmanın eşiğine gelen Doğu Halklarının arasında baş gösteren kırılmayı gidermek, Doğu Halklarını sosyalizmle buluşturacak kararlar üretmekti. Galiyev; Zinoviev’in bu lurultayın örgütlendirilmesine ve önderi haline getirilmesine pek sıcak bakmamış veya bu kongrenin, kongreye katılan üyelerinin özgür iradelerine uygun kararlar üretebileceğine inanmamış olmalı ki, Bakü kongresinde Galiyev’i göremiyoruz. Fakat Galiev’in bulunmadığı kongrede Mustafa Suphi başta olmak üzere bir çok delege Galiev’in yolundan gidiyor veya Galiev’e sempati duyanlar tarafından takip ediliyordu.

Stalinle Galiev, Bakü kavgasında açığa çıktığı üzre yollarını çoktan ayırmışlardı.

Galiev, artık düşüncelerini parti organlarında değil, kamuoyu önünde ifadelendiriyordu. Elinde bulundurduğu ‘’Natsional Nostel’’ isimli gazetede, isyanların kanlı bir şekilde bastırılış yöntemini ağır bir dille eleştiriyordu.

1923 yılı Nisan ayında yapılan kongrede hayatını adadığı Bolşevik partisinden Stalin’in ve yardakçılarının marifetiyle atıldı. Hemen arkasından G. P. U. (İç İstihbarat Örgütü) tarafından tutuklandı. Galiev, üzerine gelen bütün tehlikeleri görmesine ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisini davet etmesine rağmen ülkesini terk etmedi. Sosyalizme olan tercihini ve de yaşamını tehlikeye atma pahasına tavrını hiç bozmadan sürdürme metaneti göstermiştir.

Galiev’in tutuklanışı büyük tepkilere neden olunca, 8 ay gibi kısa bir sürede serbest bırakılmıştır. 1928 yılında Stalin tarafından tehlikeli bulunduğundan tekrar tutuklanmış, komik denecek iddialarla yargılanmıştır. İddiaya göre Galiev, emperyalist ajandır, sömürgecilerin ajanıdır. Ulusların kurtuluşuna engel olmakla suçlanmaktadır. Bu saçma sapan iddialarla hüküm giyer ve ondan sonrası meçhuldür. Galiev’in ölümünü bile ilan etmekten korkacak kadar Galiev’den korkanlar, Galiev’i kurşuna dizme cesaretini bile gösteremezler. Onu, hücresinde arkasından yanaşarak sinsi bir şekilde öldürme korkaklığı gösterecek kadar Galiev’in önünde aciz durumdadırlar. Galiev, hapishanede boğdurularak öldürülür. Ölüm tarihi bile meçhuldür.

Galiev’in ideolojik ve fiziki katledilişinden sonra, Sovyetler Birliği’nin büyük bir zafiyet içine girdiği su götürmez bir gerçektir. Birincisi, Stalin’in Rus despotizmine savrulmasına karşı durabilecek sayılı Sovyet Bolşevik liderinden birisi de Mir Sultangalievdi. Galiev’in katli, başta Stalin gelmek üzre RSDİP önder kadrolarının, Sovyet devrimine hızla yabancılaşmalarına neden olmuştur.

İkincisi, Sovyet rejiminin Doğu halklarıyla ruhen kopuşmasına ve sosyalizmle 70 yıl boyunca buluşamamasına giden yolda, Galiev ve onunla birlikte tasfiye edilen Sovyet liderlerinin eksikliği her zaman hissedilmiş ve Sovyetler Birliği’nin 70 yıl sonra, paldır küldür yıkılışının tohumları, o günlerde atılmıştır.

Tarih, bir kez daha göstermiştir ki, sosyal ve siyasi mücadelelerde; kolaycılığı, pragmatizmi, riyayı belki Allah affeder, ama devrimci süreç affetmez.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Her müslümanı gerici ve molla diye nitelemek ne kadar doğrudur...
Gönderen Metin Çelik on Monday, 30 January 2012 at 5:59

Yazıda Sultan Galiev isimli şahısı övücü unsurlar var oysa tarafsız bir yazı yazsaydınızda okuyanlar karar verseydi daha iyi olurdu diye düşünüyorum,birde Enver Paşa yı hayalperest olarak göstermişsiniz olabilir ama her şey hayal etmekle başlar en azından Enver Paşa ırkını ve inancını satmamıştır,ayrıca Devrimcilik belirli bir zümrenin tekelinde değildir dünyanın en büyük devrimcisi Hz.Muhammed (sav) dir,Mollalarmı İşçilermi derken İran devrimini iyi incelemenizi tavsiye ederim İranda İşçi nufusu Mollaların 100 katı olmasına rağmen devrimi Mollalar yapmıştır.
Gönderen Mustafa DİNÇ on Tuesday, 02 November 2010 at 4:46

Çok ilginç... iddiaları kaynak göstermededen sıralamak..Stalin ve Galiyev arasındaki mücadele?


Stalin Galiyev i savunabileceği en son noktaya kadar savunmuştur ve Galiyevi savunmasının bir görev saydığını vurgulamıştır(4 üncü kongre raporu)1923 de Tutuklanması Troçki ve Zinoviev (her ne kadar Troçki maalesef onaylamak zorunda kaldık desede , Stalin Troçki NY baskısı) menşevik tayfasının Staline karşı uyguladıkları saldırı taktiğinin bir ürünüdür. Stalin akabinde Galiyevi serbest bırakmıştır. Düzmece delillere gelince, Galiyev pratik ilişkilerinin (basmatcı ile olan)hiç birini reddetmemiş,fazlasıyla bilgi vermiştir. Galiyev düşüncesi nedeninden çok , gericilerle olan ilişki ve pratiği yüzünden 6 yıl sonra yeniden hapse atılmıştır.
Galiyev le stalin in arasndaki düşünce farkı ulusal soruna yaklaşım da kendini gösterir. Menşeviklerin tersine her ikiside devrimin batıda bir ülkede başlayıp bir anda Dünya devrimi olacağı safsatasının tersine ulusal alanda olacağını savunur. ancak birisi sınıfsal olarak diğeri (içinde bulundukları şartların ışığında)etnik/dini ezilen uluslar temelinde alır. Gelinen yerde stratejik ve taktiksel anlamda Galiyevin görüşü her nekadarda pragmatik görünsede (pratik olarak), temel in ne olduğu ve sonuca neyin ve kimin götürebileceği önemlidir, ki buna tarihimiz örneklerle dolu. Mollalarmı yok sa işçilermi?
Gönderen Erdogan Ahmet on Wednesday, 25 February 2009 at 7:34


 1  2  Sonraki Sayfa >
Sayfa 1 / 2 ( 3 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Sultan Galiev Kimdir? -1- ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right