left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Mustafa İnç arrow "Emek En Yüce Değerdir. Yaşasın 1 Mayıs" mı?
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
"Emek En Yüce Değerdir. Yaşasın 1 Mayıs" mı? Yazdır E-posta
Yazar Mustafa İnç   
Thursday, 04 May 2006

1 Mayıs Pazartesi sabahı İstanbul sokaklarındayım. Hava puslu, yağmur yağıp yağmamak konusunda mütereddid. Gökyüzü, kurşuni bir karamsarlık içinde. İstanbul’un ruh hali gökyüzüne yansıyor gibi.Image

İstanbulluların ‘’Simit- Çatal’’ dedikleri, biz Egelilerin ‘’gevrek’’ olarak bildiğimiz kahvaltılıklar çıtır tezgahlarına daha yeni yeni dağıtılmaya başlanmış. Otobüs durakları boş. Caddeler ve sokaklar tenha. Arabalar tek tük geçiyor.

Sanki bir Anadolu kasabasındayım. Saat 07.00’de sefere başlayan belediye ve özel halk otobüsleri, yola yeni çıkmış. Otobüslerin çoğu, boş geçiyor. Biletim yok, ama bozuk param var. Duraklarda otobüs bileti satanlar, henüz işbaşı yapmamışlar. Önümde bir otobüs durdu. Belediye otobüsünde para geçmiyor, bilet lazım. Otobüsün şoförü, biletimin olmadığını gözlerimden okumuş gibi: ‘’İleriki duraktan alırsın. Otobüsün içindekilere sor.’’ dedi. Bu daveti kaçırmadım.

Otobüse atlar atlamaz; ön sıralardan bir genç adam, cebinden fazla biletini çıkarıp bana uzattı. Parasını ödedim. Bileti, bilet kutusuna atarak, her ikisine de teşekkür ettim.

Bugün her nedense, insanlar birbirine daha saygılı ve ilgili gibi geldi bana. Veya benim hüsnü kuruntum, kimbilir?

Otobüs, Şişli’den Mecidiyeköy’e doğru ilerliyor. Solda Yahudi mezarlığı, sağda Cevahir İş ve Alış- veriş Merkezi geride kaldı. Biraz önce Şişli Camii’ne gelmeden, yolun soluna asılmış olan bez afiş, hala gözümün önünden gitmiyor. Beyaz zemin üzerine , kırmızıyla yazılmış. Büyük sayılır:


‘’Emek, en yüce değerdir!


Yaşasın 1 Mayıs!’’


Afiş gözümün önünden gitmiyor. Eski 1 Mayısları hatırlıyorum bölük pörçük.


Otobüs, hızla ilerliyor. Sokakta, sarı iş tulumlarını giymiş belediye temizlik işçileri…


Sırtlarında fosforlu yazıyla yazılmış ‘’Temiz Şişli’’… İşçiler, sokakları temizliyor.

Hızla sarı ikaz lambasını yakıp söndürerek bir süpürge arabası geçiyor, belediye otobüsünü sollayıp geride bırakarak… Sabahın bu erken saatinde, duraklarda mesaiye giden tek tük insanlardan başka kimse yok. Otobüs, Mecidiyeköy viyadüğünün altından geçip sola saparak, Yeniyol caddesinden Hürriyet tepesine doğru döndü. Önümüzdeki duraktan üç kişi bindi. İkisi resmi üniformaları içinde genç polisler. Üçüncüsü de polis gibi görünüyor. Üçü de gergin. Sanki bir çatışmaya gider gibi bir halleri var. Huzursuzlukları, yüzlerine yansıyor. Birbirlerine:


- Hadi hayırlısı!

- Bugünü de kazasız belasız atlatırız inşallah!


gibi, teskin eden kısa cümlelerle konuşuyorlar.


Sağ tarafta; bir binanın çatısından, aşağıya kadar sarkıtılmış, binanın tüm cephesini kaplayan, büyükçe bir bez afiş asılmış:


‘’İş, Ekmek, Özgürlük!

Türk Bayraklarıyla 1 Mayıs Alanına!

Pazartesi Saat 11’ de, Tepebaşı’nda Buluşalım!’’

Biraz ötede bir başka afiş:


‘’Cennet Vaat Edip Cehennem Yaşatanlardan Hesap Soracağız!

1 Mayıs’ta Kadıköy’e! ‘’

Daha önceden duyduklarım doğruymuş demek; 1 Mayıs 2006, İstanbul’un farklı alanlarında kutlanacak belli ki: Kadıköy’de, Çağlayan’da ve Şişhane’de! Sanki, kalabalıklar alanlara sığmıyor. Siyasi gruplar, birbirinden ayrı güç gösterisine girecekler demek ki.


Halbuki 1 Mayıs, emek eksenli, 8 saatlik işgünü mücadelesinden doğmuş, sosyal ve demokratik karakteri ağır basan bir anma, bir mücadele günü ve platformu değil midir? Ayrılıkların değil, aynılıkların ön plana çıkarılması gerekmez mi? ‘’8 saatlik işgünü mücadelesi’’, sendikal karakteri ağır basan bir örgütlülükle ifade edilse, bu daha doğru, daha birleştirici olmaz mı?

Etrafta ne DİSK’in, ne Türk- İş’in ne de Hak- İş’in afişlerini görmek mümkün değil. Demek ki sendikalar, 1 Mayıs’a yeterince sahip çıkamıyorlar. İş, kapanın elinde kalmış. Onlar da ne kadar sahip çıkıyorlar, tartışılır.

Yaşlandık mı ne? İnsan, eski 1 Mayısları hatırlıyor insan eksikleriyle, fazlalıklarıyla… 1977 1 Mayısını, 1978 1 Mayısını, Taksim’de kutlanan görkemli 1 Mayısları, Taksim katliamını, umutları, umutsuzlukları hatırlıyor insan…

1978 1 Mayısında, Beşiktaş meydanındayım.

İnsanlar, Beşiktaş’a akmaya başlamış. Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin önünde- ardında, sağında- solunda toplanan binlerce insan; Kadıköy’den, Üsküdar’dan motorlarla Beşiktaş’a geçiyor. Boğaz’dan, Anadolu yakasından sefere kalkmış vapurlar; Beşiktaş iskelesine, insanları boca ediyor.

Ellerde renk renk pankartlar, flamalar; 1 Mayıs 1978 kutlanacak… Toplanma yerlerinden biri: Beşiktaş Meydanı…Bu bir kutlama değil, bu bir meydan okuma!

1977’de, Taksim Meydanı’nda, 1 Mayıs günü toplanan yüzbinlerce kişinin üstüne, hedef gözetilmeden ateş açılmış, 50’ye yakın insan hayatını kaybetmişti.

Aradan tam bir yıl geçmiş, 1978 1 Mayıs’ına gelinmişti. Taksim’e, aynı alana; insanlar, düğüne gider gibi giriyor. Bu bir kutlama değil, bu bir meydan okuma!

Bayrak bayrak, öbek öbek açılan flamaların altında, kızlı- erkekli, adamlı- kadınlı; genç- yaşlı binlerce insan, Beşiktaş Meydanında toplanmaya başlamış. Yıldız yokuşunda alay alay, tabur tabur insan seli; Beşiktaş’a akıyor. Yokuşun başında arama noktasından geçenler, kendinden emin bakışlarla; ‘’zulalar sağlam, belaya hoş geldin- sefa geldin’’ diyor. Sanki cenk kurulmuş da; davul vuruyor. Yürek atışlarında kös dövülüyor sanırsın…

 

Image
Beşiktaş Meydanındaki Barbaros Hayrettin Paşa Heykeli
 

 

Barbaros Hayrettin; kadırgalarıyla daha bu sabah rıhtıma inmiş gibi, alanı süzüyor. Kızıl sakalını sıvazlıyor Beşiktaş Meydanındaki kalabalığa bakarak. Sağında- solunda; başı kabak, ayağı çıplak leventleri; tek bir kaş- göz işaretini bekliyor. Harekete hazır, gerilmiş yay gibiler…

Barbaros; taş kesilmiş, karar veremiyor sanki. Sefere çıkacak bu koca korsan; kalabalıkları toplamış yine başına, rotasını belirliyor gibi; sakin ve sükut içinde… Taş kesilmiş heykel durağanlığından bir anda kurtulup, kalabalıkların ortasına, kaftanını derleyip toplayıp yalın kılıç iniverecek… Ve diyecek ki, ‘’Ne duruyorsunuz bre gafiller? Gün gaza günüdür! Hedef; zaptedilmemiş kaleler, üzerinde yelken açılmamış denizlerdir! ‘’ deyiverecek sanki… Fethedilmeyi bekleyen paslı kale kapılarını açmaya gidecek gibi mağrur ve isyankar duruyor 1978 1 Mayısında Beşiktaş Meydanında Barbaros ve Leventleri…

Bu kalabalık Barbaros’a, Barbaros bu kalabalığa öylesine yakışmış ki; tarih bugüne gelmiş, bugün de tarihe gitmiş gibi… Zaman, kendi içinde erimiş, zamansızlığın erdemine ermiş gibi…

Karayağız bir bahriyeli delikanlı. Belli ki yol erkan biliyor. Güngörmüş, feleğin çemberinden geçmiş; Barbaros heykelinin ardında, ayakta durmuş. Çevresini yarımay misali sarmış levent görünümlü, saygılı ve kendinden emin arkadaşlarıyla; Beşiktaş Meydanına hakim. Çevresinde toplananlara heyecanla bir şeyler anlatıyor.

Usul usul toplanan kalabalığa, yeni yerler açılıyor. Kalabalığın ortasında, yüzyıllar sonra bir başka bahriyeli konuşuyor… Sarp Kuray konuşuyor… Çevresindekiler; saygılı, dikkatli; Sarp Kuray’ı dinliyor. Kalabalık, usul usul büyüyor…Sanki Barbaros; aşağıya, çimenlerin üzerine inmiş; çimenlerin üzerindeki bahriyeli, heykelin kaidesine çıkmış. Giderek büyüyen bir çekim merkezi oluşturuyor. Birazdan sefere çıkılacak ilk durak, Taksim… Kalabalık, yavaş yavaş derlenip toplanıyor. Flamalar açılıyor, bayraklar dalgalanıyor.

Maden işçileri gelmiş, kazma- kürek ellerinde, baretleri- fenerleri başlarında; yürüyorlar. Kara kömürü çıkardıkları gibi, binlerce metrelik karanlık kuyuların dibinden; bugün de kendi iktidarlarını çıkarmaya gelmişler.

Gençler, renk renk, flama flama, bayrak bayrak… Hem bütün, hem de param parça…

Sanatçılar, ev kadınları, işçi kadınlar… Sendikalar; işkolu işkolu sıralanmışlar, Taksim’e akıyorlar. 68’liler, 78’liler bir olmuş; Taksim’i yeniden fethetmeye gidiyorlar. ‘’Taksim bizim!’’ demeye, ‘’İstanbul bizim!’’ demeye gidiyorlar. Barbaros; en önde yürüyor leventleriyle, mağrur ve kendinden emin…

68’lilerin tıpkı 10 yıl önce Amerikalıları Dolmabahçe rıhtımında denize döktükleri zamanki gibi; ‘’Bu şehir bizim, bu toprak bizim. Bu cennet, bu cehennem bizim’’ diyerek yürüyorlar. Deniz Gezmiş gelmiş, kalabalığın içinde, arkadaşlarıyla birlikte yürüyor. 68’liler, 78’lilere karışmış; kardeşleri, ağabeylerine inanmış. Ardı sıra akıyorlar tarihin derinliklerinden sosyal devrimci geleceğe, 1 Mayıslara…

1978; bir tanışma, bir buluşma gecikmiş olsa da… Tarihi birikimler buluşmadan, nitelik kendisini var edemiyor. Köprüler, birbirine ulanamıyor.

Konak konak yaşanmışlıkları anlatıyor bahriyeli ağabey. İttihat Terakki’yi, Resneli Niyazi’yi, Hürriyet kahramanlarını, 1919’u, Mustafa Kemal’i, ‘’Kutsal İsyanı, Kutsal Barışı’’, zaferi ve kuşatılmışlığı, tarihsel devrimcilikten sosyal devrimciliğe geçemeyişimizin hikayesini, nedenlerini, sonuçlarını, işçi sınıfını- burjuvaziyi, güdük ve kadük kalışlarını, Rahle- i Tedris eder gibi dinliyor çevresindekiler kah anlayıp, kah baş sallayıp anlamış gibi yaparak… Tam da burada, gizli mağlubiyetin sinsi zehiri … Anlatıyor bahriyeli ağabey, boyun damarları şişene dek. Herkes, kendi aynası kadar alıyor resmin görüntüsünü…

Tuzaklar da, yarım yamalak algılayışların çatlaklarında gizlenmiş. Savrulmalar ve tarihin acı tekerrürleri aç bir canavar gibi bekliyor mağlubiyetin kendisine sunacağı genç ve hesapsız bedenleri…

Kendime geldiğimde, otobüs ineceğim duraktan geçeli çok olmuştu. İlk durakta indim. Gerisin geriye yürüyorum ve kendime diyorum ki: Bugün 1 Mayıs 2006. ‘’Emek en yüce değerdir’’ öyle mi? Çekilen bunca rezilliğe ne demeli? Bugün para, en yüce değer haline geldiyse bunda bizim payımız ne? İşçilerin payı ne? Sendikalar nerede?

Sadece alınteri ve emek, en yüce değer değildir. Kan ve can pahasına, kelle fiyatına hayatlar ortaya konularak üretilen ve yaratılan emek, en yüce değerdir. Değerin de şanında, şerefinde tarihsel şifresi, işte bu nitelikte gizlidir. Riyakarlıklara ve nankörlüklere rağmen; yine de:


Yaşasın 1 Mayıs İşçi Bayramı!

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: "Emek En Yüce Değerdir. Yaşasın 1 M... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right