left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow ÇELTEK DAVASI
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
ÇELTEK DAVASI Yazdır E-posta
Yazar CÜNEYT KURU   
Wednesday, 31 August 2011

Yeni çeltek ocağından yükselir yükselir çığlıkları
Yanar bedenler yitip gider yitip gider umutları
Yazgıları kömür gibi kazar bitmez yerin dibi oy...
Bir tas yemek biraz ekmek
Güneş görmez hiç yüzleri oy... oy gülüm...
Hasret çöker yüreklere toprak dolar gözlerine
Haber ulaşır köyüne
Yetim kalır oğlu kızı oy... oy gülüm...
Bir gün gelir ocaklardan kazma kürek ellerinde oy
Yürüyünce yeryüzüne
Değişecek yazgıları oy... oy gülüm

        Amasya, Suluova ilçesinde başlar işçinin feryadı, yeraltında başlayan direnişin öyküsünü aktarmak kolay olmasa gerek. Çeltek işçi sınıfının onurunu, görkemli haykırışını simgeler.1976 da 980 işçinin başlattığı grevle başlayan, işçi sınıfının zaferi ile sonuçlanan Çeltek Maden İşletmeleri 1980 de kapatıldı. İşçi sınıfının tarihine altın harflerle yazdırdığı direnişin bedelini ödemek ise grevi örgütleyen, sendikacılara, işçilere, Devrimci güçlere ve yerel halka kesildi. İşkenceleriyle ünlenen Çeltek davası ile ilgili belgeseller yayınlandı, kitaplar, makaleler yayınlandı, çeltek tüm onuruyla geleceğe taşınırken sürecin gizli kahramanları ise unutuldu. Çeltek davasını Yazganın anlatımlarıyla sürdürelim;
    FATSA; Belediyenin organize ettiği halk şenlikleri başlıyor. Ülkenin en seçkin sanatçıları, yazar, çizerleri gazetecileri Fatsa’ya akın ediyor.Dost düşman herkes Fatsa’dan bahsediyor.Demirel ünlü sözünü söylüyor..ÇORUMU BIRAK FATSAYA BAK Fatsa da nokta operasyonları başlıyor.Seçilmiş Belediye Başkanı Fikri Sönmez tutuklanıyor.Sol dergiler darbenin ayak seslerini işaret ediyor. 12 Eylül sabahı radyoda insanlar Hasan Mutlucanın tok sesle söylediği marşları duyunca uykuları kaçıyor uyuyamıyorlar. Kara günler başlıyor. Galip Yazgan yaşadıklarını anlatırken duraksıyor, boğazında ki düğüm çözülünce anlatımlarına devam ediyor,

  
    HAPİSHANE SAFAHAT SÜRGÜN SEYAHAT
     Darbenin üçüncü günü beni gözaltına aldılar. Benden önce gözaltına alınan arkadaşların sorguları yapılıyor. Polis rahat işkence yapamıyor, bazen işkenceye ara vermek zorunda kalıyor, jandarma Albayı uğrayıp polislere bağırıp çağırıyor. Hepimizin ifadesi bir hafta içinde bitti. Tugay Komutanlığının içindeki Askeri hapishaneye götürüldük. Amasya da ne kadar parti-dernek-sendika yöneticisi vara hepsi orada, Halkın Kurtuluşundan Türkiye İşçi Partisinden gençler var. Tanımadığım bir grup var. Bazıları mahallerde ki bitirim tipleri andırıyor.’Hop dedik abı’ gibi kelimeler kullanıyorlar. Son derece neşeli-esprili cana yakın tipler. Hepsinin lakapları var. Ustura Şaban, döt kesen Memed, Tora Yavuz, Topal Erol, Cucuk Ahmet, Kambur Özcan, Dayı Unal, oduncu Abduş bir kısmıda iki numaralı cezaevinde imiş. İçlerinde daha politik olanları hemen ayırt ediyorum. Yaşadıkları bölgeyi Faşistlere dar eden mahallerinden fazla dışarı çıkmayan İhsaniye grubu imiş, İhsaniye merkeze uzak olan en çok esrarkeşlerin kabadayıların çıktığı bitirimliğe onların tabiri ile delikanlılığa özenti duyulan tipik bir Karagümrük. Sorguda olsun cezaevinde olsun çok iyi sınav verdiler
Gammazlık yapan bir sürü insandan daha dik durdular.’Hapishane safahat, sürgün seyahat ölüm vız, idam tırıs gelir ’kelimelerini ilk onlardan duydum.
 
PAŞA BENDEN ÖZÜR DİLESİ
     Amasya Tugay Komutanı Ali Kolcu okul müdürleri ile toplantı yapar. Müdürlere ,siz çocuklara Atatürkçülüğü öğretseydiniz bunlar olmazdı şeklinde cümleler kurar. Töb-Der
Üyesi elli yaşındaki Hüseyin Komaç Hoca ayağa kalkar, kendisi gibi okul müdürü olan kardeşi Hasan hoca oturması için Hüseyin Hocayı uyarsa da artık nafile, ‘Biz eskiden kim Atatürkçü, kim Atatürk düşmanı bilirdik, ihtilalden sonra o kadar çok sahte Atatürkçü türedi ki gerçeğini sahtesinden ayırt edemiyoruz’ der. Paşa hiddetlenir, atın bunu içeriye diye talimat verir. Hüseyin Hocayı askeri cezaevine getirdiler, hoca sara hastası bazen sara nöbeti geliyor. Kurmay başkanı cezaevine geldi. Hüseyin Hocanın yanlış anlaşıldım şeklinde bir ifade kullanması halinde paşadan özür dilerse serbest kalacağını söyledi. Hüseyin Hoca ’Ben yanlış bir şey söylemedim paşa benden özür dilesin’ dedi.

    Askeri Cezaevinden mahkemeye çıkarıldık, sekiz kişiyi serbest bıraktılar. Çevrede neler olduğunu haber almaya çalışıyoruz. Bir grup arkadaşımızın Havza kırsalına çekildiğini, geceleri kent merkezine inip bildiri dağıttıklarını öğreniyoruz. Küçük bir ilçe olan Havzada herkes birbirini tanır. İlçenin yerlisi olan bir bekçi polisin önüne düşerek devrimcilerin tutuklanmasını sağlıyormuş. Bekçinin evinin duvarından alınan tuğlaların bıraktığı boşluktan açılan ateş sonucunda bekçi ölmüş. Bu olaydan sonra bölgede, askeri birliklerin sayıları artı. Çıkan çatışmaların sonucunda Bayram Lafçı, Duran Köse, Âdem Özer hayatlarını kaybettiler. Yaralanan arkadaşlarımızı, Amasya Devlet hastanesine getirdiler. Yaralı arkadaşları sorguya almak isterler, Doktor Özkan Öksüz buna izin vermez. Bir kaç gün sonra arkadaşları yaralı olarak sorguya aldılar.

VEZİRKÖPRÜDE ÇATIŞMA
   Darbe olduğu gece Vezirköprü de olan Devrimci-Yol harekâtının önemli isimlerinden Hasan Kaplan, Mehmet Dok, Fahrettin Fakı Havza kırsalına geçmek için uygun anı beklemektedirler. Kaldıkları eve polis baskın yapar çıkan çatışmada iki polis ölür ikisi de yaralanır. Hasanlar kaldıkları evi terk edip açık arazide siper hazırlarlar. Dört yanları asker ve polislerle çevrilmiş.Bizi kesin öldürecekler, çatışarak ölelim kararını alırlar.Olayı Hasan dan dinlemiştim,insanın ölüme yaklaşması çok değişik bir duygu diyordu.Hasanın canı o anda müthiş sigara içmek istemektedir ama sigara yoktur.Askerin komutanı Atasoy Fitos silahını
yere atarak, yanınıza geliyorum size güveniyorum beni vurmayacağınızı biliyorum der. Hasanların yanına geliyor elerlini sıkıyor ve onları teslim olmaya ikna etmeyi başarıyor.

ALAMAN RECEP
   İdari kısımda kaydımız alındıktan sonra koğuşların ve hücrelerin bulunduğu zemin kata getirdiler. Saçımı kestikten sonra, tuvaletten bozma hücreye koydular. Hücrenin içi alaca karanlık, köşede parkeye benzer bir şey var. Onun üzerine oturdum. Bir müddet sonra kapıyı açıp içeriye birisini ittiler kapıyı kapattılar. Merhabalaştık kısa bir seslik oldu. Yeni gelen arkadaş sürekli soru soruyordu. Ben devlet memuru Tümbel-Sen üyesi olduğumu söyledim. Hiç konuşmuyorum. Adam durmadan anlatıyor benim adım Alaman Recep Aybarın Sosyalist Devrim Partisinin Havza İlçe Başkanıyım kamyon şoförüyüm, Meksika’ya gittim Eşber Yağmurdereli arkadaşım şeklinde anlatıyordu. Bana Panço Villa yı tanırmısın dedi. Tanımadığımı söyledim. Meksika’da şöyle derler yoksul ve çıplak halkın tek temsilcisi Panço Villa, ben hiç tepki yok sohbetine de doyum olmuyor be birader dedi. Ben içimden bu adam kesin polis diyorum. Bana döndü, moralini bozma bugünlerde geçecek, sınavdan yüzümüzün akı ile çıkacağız, sen Havzaya geleceksin, Recep ağbi sana büyük rakıyı açacak şişenin üzerindeki boşluğu su ile dolduracak, çakacak kibriti, ispirto yandıktan sonra başlayacağız içmeye. Alaman Receple iki saat kadar beraber olduk beni sorgu için yukarı çıkardılar hücreye döndüğümde Alaman Recep yoktu. Koğuşa döndüğümde gerçektende hücrede ki Alman Recepmiş. Tahliye olduktan sonra bir arkadaşımız bizi yemeğe çağırdı, Rakıyı açmak için eline aldı dur dedim ben açacağım. Rakıyı açtım şişenin boşluğuna su doldurdum arkadaş ne yapıyorsun diye sordu, çaktım kibriti gerçekten yanıyordu. Recep ağbiyi görmek için Havzaya gittim İlçe dışındaymış, 1995 te ölüm haberini aldık. Yine rakı aldım ispirtosunu yaktım bir duble Recep ağbi için bir dublede kendim için içtim.
EY ÇEHRESİNE KURBAN OLDUĞUM
   Benim sorgum kısa zamanda bitti sorgusu 45 gün süren Mustafa Tuzun çocuk oyuncağı gibi sorgu demişti. Et-Balık kısa zamanda bir cehenneme dönüşmüştü. Günün 18 saati sürekli çığlıklar duyulur olmuştu. İşkence yapılan odanın adı oniki idi. Hücre tavanlarına zincirler monte edilmişti. İnsanları balerinler gibi ayaklarının üzerinde kaldırdıktan sonra bileklerinden tavandaki zincirlere bağlıyorlardı. Belli bir süre sonra zincir bileklere oturuyor eller kullanılmaz hale getiriliyordu. En yaygın işkence, Filistin askısı ve falaka idi. Beni yedinci koğuşa verdiler koğuştakilerin büyük bir bölümünü tanıyordum. Herkesin dilinde ey çehresine kurna olduğum kelimesi dolaşıyordu, anlamsızca ama rahatlatıcıydı.
 Çeltek sürecinde, Devrimci güçler ile Halkın dayanışmasını Yazganın yaşadıklarında görmekteyiz, İşçi hareketi, işci eylemleri insanlık tarihinde çok eskilere dayanmaktadır. Köleci üretim ilişkilerinin hâkim olduğu eski Roma da, işçi eylemlerine ve bu eylemleri yasaklayan metinlere rastlanmaktadır. Üretim ilişkileri devam ettiği süre içinde tarihin her döneminde işçi-işveren ilişkileri değişik şekillerde devam edecektir. Tarihsel süreç içinde gelecek kuşaklar geçmişteki işçi eylemlerini ele alırken yeraltı Maden-İş ve Yeni Çeltek Örgütlenmesin göreceklerdir.---Üreten biziz, yöneten de biz olacağız. Sloganı Yeni Çeltek de hayatın içinde uygulanmıştır. Yeni Çeltek Örgütlenmesi, Devrimci -Yol hareketinden ve bölgede kurulan DİKG-DER (Devrimci İşçi Köylü Gençlik Derneği)beslenen ve güç alan bir örgütlenmedir. Bölgedeki antifaşist mücadelenin halk arasında örgütlenmesinde, her santimetre karesinde yer Alan tüm Devrimcilere bin selam olsun.
  Bu yazı dizisini kaleme alırken Yeni Çeltek Davasını yazmak gibi bir noktadan hareket etmiyorum. O dönemde yaşanılan süreçi, sanıkların birebir anlatımlarıyla genişletmekte yarar görüyorum.
  SİZİ ÇELTEĞE ŞİKÂYET EDERİM
   Darbeden önce Toprak İskân Müdürlüğünde topograf olarak çalışıyorum. Amasya’nın büyük köylerinden (belde) Uygur un muhtarı köy ortak malı olan araziyi, köy merasının bir kısmını, hazine arazisinin bir kısmını kafasına göre bölüp köylüye dağıtmış. Bu dağıtımın haksızı yapıldığını düşünen Nevzat isminde bir vatandaş dağıtımın yeniden yapılması için Valiliğe dikekçe vermiş. Dilekçe valilikçe Toprak İskân Müdürlüğüne geldi. Demokrat bir insan olan müdürümüz bu işi çözün diyerek beni görevlendirdi. Uygur köyünün CHP li muhtarını köyde bularak, bu kişiyi tatmin edecek çözüm olmazsa başının derde gireceğini anlattım. Vatandaş çağırdık, vatandaş esip gürlüyor. Ben tamam Nevzat senin sorununu çözdük Valiliğe falan bir daha dilekçe verme dedim. Nevzat isterseniz çözmeyin sizi ÇELTEĞE şikâyet ederim dedi. Muhtar Nevzat dönerek benimde Çeltekli olduğumu söyledi. Nevzat kafa sallayarak----Ben anlamıştım bu işte bir gö… korkusu olduğunu dedi.
Yeni Çeltek davasında bazen trajik komik suçlamalarda yaşanmıştır. Yazgan yazı dizisinde anlatımlarında o günkü hukuksuzluğa vurgu yaparak dava sürecine atıf yapmaktadır.
KAHVECİ ÇIRAĞINDAN DEV-GENÇ BAŞKANI-EL KADAR ÇOCUKTAN ANKARA SORUMLUSU…..
  Amasya Devrimci Gençlik Derneğine sorunlarını anlatmak için çeşitli kesimlerden insanlar gelirdi. Sorunlarına çözüm aranacak başka yer olmadığından olsa gerek çözümü dernekte ararlardı. Sabahın erken saatlerinde bir köylü derneğe gelir, dernek kapalı olduğu için esnafa DEV-GENÇ lileri nasıl bulurum diye sorar. Esnaf dernek başkanının çalıştığı kahveyi gösterir. Köylü dayı gösterilen kahveye gider ve ocakta bardak yıkayan çalışana DEV-GENÇ başkanını nasıl bulacağını sorar. Ufak tefek saçları hafif dökülmüş Hüseyin Gökçek ben dev-gençliyim diye yanıt verir. Köylü aldığı yanıt karşısında çay ocağında temizlik yapan Gökçeyi tepeden tırnağa süzer. Gökçek ben Dev-Gencin Başkanıyım dayı der.
    Köylü ihtiyar -Hastır lan kahveci çırağından Dev- Genç Başkanımı olur der.
  Buna benzer bir olaydan benim başımdan geçti. Darbenin ilk günlerinde gözaltına alındım. On beş gün sonra serbest bırakıldım. Herkes birbirinden kaçıyor uzaklaşıyordu. Japon İsmet ise tam tersi bana ulaşmaya çalışıyordu ve evime ziyarete geldi. İsmet arkadaş kendine özgü yapısı ile farklı bir karaktere sahip bir arkadaşımızdı. O na göre sıkı Devrimciler köylü den çıkar şehir insanına güvenilmezdi. Devrimci dediğin ona göre cüsseli güçlü adam demekti. Mutlak parke giyinilmeli postalsız dolaşılmamalıydı İsmet kendine göre bir dünya kurmuş olacak ki onun dışında giyinenleri artistler diye nitelendirmekten geri durmazdı. Eve gelen İsmet başladı anlatmaya. Televizyonda dün Ankara sorumlusu diye bir çocuğu gösterdiler adı Yasin Ketenoğluymuş şaşkın bir şekilde anlatıyor. Hayal kırıklığı gözlerinden okunuyor belikli İsmet böyle bi sorumlu beklemiyor. Sen Yasin Ketenoğlunu tanıyor musun diye sordum. İsmet tanımadığını söyledi peki sen nereden çıkardın Yasin Ketenoglu olmadığını diye sorunca İsmet durdu ve bakış fırlattı ya el kadar çocuktan Ankara sorumlusu mu olur dedi. Japon İsmet Ankara sorumlusunu, cüsseli olamadığından kabullenmekte zorlanmaktaydı. İsmete göre Devrimci el kadar olmamalıydı ama yakalanan Yasin di. İsmeti o gün hayal kırıklığına uğrattım sanırım.

      Galip Yazgan tüm yaşadıklarına ve yaşatılanlara rağmen bugün mücadelesine kaldığı yerden devam etmektedir. Çeltek Davası sansılarının anlatımlarını sürdürmeye devam edeceğim. İşçi sınıfının tarihini yazan bu hareketlenmenin tüm adsız kahramanlarını saygıyla anıyorum.

  


 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: ÇELTEK DAVASI ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right