left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
SOSYAL DEVRİM VE GENÇ TÜRKLER Yazdır E-posta
Yazar DR:HİKMET KIVILCIMLI   
Tuesday, 30 August 2011

       30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. BUGÜNLERİ BİZE ARMAĞAN EDEN TÜM DEVRİMCİ ATALARIMIZ ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUZ... O GÜNLERİ DR. HİKMET KIVILCIMLI'NIN KALEMİNDEN OKUYALIM..HALK SAVAŞI'NIN PLANLARI..1970 DE YAYINLANAN ÜÇLÜ KİTAP DİZİSİNİN İKİNCİSİ...OPORTONİZM NEDİR? VE DEMOKRATİK DEVRİM NEDİR? KİTAPLARI  DİĞERLERİ..

DEVRİMCİ OLAYLARI OLANLARI NASIL İNCELER..OKUYUNDA GÖRÜN...PİYASADAKİ "SOL" GÖRÜNÜMLÜ SOYTARILARLA ARADAKİ FARKI GÖRÜN... KİTABIN TAMAMINI    http://www.onergurcan.org/hikmet%20kivilcimli/halk.html SİTEMİZDEN OKUYABİLİRSİNİZ...

  SOSYAL DEVRİM VE GENÇ TÜRKLER

Türkiye'de Millî BURJUVA Demokratik Devrimi, Fransız "Büyük İhtilâli" yılında (1789) Taht'a çıkan Selim III ten beri belirdi. 19. yüzyıl boyu 4 büyük Politika Kutubu : (İngiltere- Fransa) ile (Rusya - Türkiye) diye, ayrıca birbirine zıt ikişer kutupta toplaştı. İşveren sınıfı : İngiltere ve Fransa'da İktidarını yerleştirdi; Rusya ve Türkiye'de bir türlü yerleştiremedi. 19. yüzyıl Rusya'da da, Türkiye'de de en aşırı İSTİBDAT düzeni ile sona erdi.
         20. yüzyılda, kapitalist Anayurtlar (Metropoller) Tekelci Sermayeyi başa geçirince, Geri Ülkelerde kendilerine rakip olacak Millî Burjuva Demokratik Devrim'lerini baltaladılar. O zaman geri ülkelerin en ilerisinde, Rusya'da 1905'ten 1917 ye dek Millî Demokratik Burjuva Devrimi İşçi sınıfını öncülüğe zorladı. 1917 Şubat - Mart'ından 7 Ekim gününe dek, hemen 7 ay içinde Burjuva Demokratik Devrimi, PROLETARYA Demokratik Devrimi oldu.
         Dünya Tarihinin bu sosyal dönemeci, ister istemez, bütün ülkeler gibi Türkiye için de etkiler, tepkiler yarattı. İçeride KUVAYİMİLLİYECİLİK hareketi başladı. Bu hareket te, Türkiye'nin tek Orijinal özelliğine dayanan GENÇLİK (Genç Türkler) düşünce ve davranışı oldu. Her zamanki gibi o zaman da ORDU gençliği Davranış yoluna girdi; sivil AYDIN gençlik Düşünce yoluna girdi.
         Emperyalist Savaşta Karaavrupası'nın üç ülkesinde okuyan GENÇ TÜRK'ler, Millî Demokratik Devrimin Burjuva karakteri yerine Proletarya karakteri aldığını sezmekte gecikmediler. Hemen hepsi Sosyalizmi buldular. Bunlardan Türkiye Sosyalizm Tarihinde iz bırakan üç Genç Türk, içinde bulundukları üç Avrupa ülkesinin sol akımlarına uydular.
         Fransa'da okuyan Şefik Hüsnü ile İsviçre'de okuyan Sadrettin Celâl daha çok Fransız sosyalizmini benimsediler. Jean Jaures'ten Henri Barbusse'e doğru gelişen akımı, Türkiye'de başlamış olan Kuvayimilliyecilik davranışı önünde düşünceleştirmeye giriştiler. Sadrettin Celâl'in İsviçre Öğrenci Örgütleri ölçüsünde önerdiği düşünceler Millî Kurtuluş Savaşı'nın ilk ideolojik taslağı gibiydi. Fransa, Türkiye'yi yenmiş bir Emperyalist ülke olduğu için, Şefik Hüsnü, yurt dışında örgütçül bir davranışa ortam bulamadı. Vanlı Kâzım gibi kalifiye işçiler ise, Anarkosendikalizm hareketine katılabildiler.
         Nejad ve arkadaşlarının bulundukları Almanya: hem Karl Marks'ın memleketi idi, hem de yenik Emperyalizmin uğradığı ihtilâller ve karşı - ihtilâllerle çalkanan Orta Avrupa merkezi idi, Onun için daha 1919 Mayıs ayı Berlin'de yayınlanan KURTULUŞ, ilk Bilimcil Sosyalizm eğilimlerinin dergisi oldu.

 Türkiye, Alman "müttefiki" ile kader birliği yaptığı için, Almanya'daki Genç Türkler ve kalifiye işçiler sayıca da hatırı sayılacak bir kalabalıktılar.
         Bu nicelik ve nitelik, Kurtuluş grubunu daha ilk adımı atarken teori ile pratiği birleştirmiye itti. Kurtuluş dergisinin ilk sayısı, doğrudan doğruya İşçi Sınıfının hem Ekonomik örgütünü : "Türkiye İşçi Derneği" adıyla, hem Politik örgütünü: "Türkige İşçi Çifiçi Fırkası" adıyla kurulmuş gösteriyordu. Dergi, yayınladığı "MANİFESTO"sunda başlıca iki prensip ortaya attı :
         1 - "Türkiye'nin Batı boyunduruğu altına girmesini önlemek"
         2 - "Türkiye'yi Modernleştirmek, çağdaş seviyeye getirmek."
         Bu iki prensip te, apaçıkça, Türkiye'de o günkü Tarihcil ortama göre "Demokratik Devrim" Stratejisini ilk biçimi ile ortaya koyuyordu.
         1 - Türkiye'nin "Batı boyunduruğundan" kurtulması, tek sözle "ANTİEMPERYALİZM" demekti.
         2 - Türkiye'nin "Modernleşmesi", tek sözle Derebeğilikten kurtulması, alafranga deyimi ile "ANTİFEODALİZM" demekti.
         Türkiye için Sosyal Devrim Stratejisi henüz çocuk yaşta insanlarca konuluyordu. Şu veya bu, ayrıntısında bilgi ve deney azlığının rolü ne olursa olsun; ok yaydan çıkmıştı. Hedefine varmak için, yabancı ülkelerden geçip kendi toprağına ayak basması gerekiyordu. Gerçek Stratejiyi doğrultmak için 40 yıl bir "dahi"nin "zuhur"u beklenecek değildi. Derviş katlanışı, zincirbent çabası ile çalışıp savaşmak yolu açılıyordu.

        TÜRKİYE'DE I. KUVAYİMİLLİYECİLİK
         (I. DEMOKRATİK DEVRİM = I. KURTULUŞ SAVAŞI)

         Türkiye dışında eski Osmanlı geleneği ve göreneği ile Genç Türkler düşünüp davranırlarken, Türkiye içinde Kuvayimilliyecilik düşünmekten çok davranış yolu ile aynı sonuçlara değdi. Çin'e seksen Emperyalist parmak attı : Japon'un saldırısı direnme yarattı. Türkiye'ye de seksen çeşit Emperyalist kazık gibi girmişti : Yunan'ın saldırısı bardağı taşırdı.
         Yunan İzmir'e girer girmez gençlik isyan duyusu ile doldu. Almancı İttihatçı Kompradorların kodaman elebaşıları Türkiye dışına kaçtılar. Kalan öteki Kompradorların elindeki Teşkilât'ı Mahsusa'dan Rauf Bey gibi birkaç eleman katalizörlük edince, Ege bölgesinde direnme başladı. Sayılı Teşkilâtımahsusacı - Kuvayimilliyeci Çerkez Ethem Beyin anıları o bakımdan ilginçtir. Ve şu gerçeği belirtir :
         Anadolu'da ilk Kuvayımilliyeci direniş silâhlı biçime girer girmez, karşısında somutca kimi buldu? Emperyalizm'den önce yerli Tefeci - Bezirgân sınıfını. Salihli'de cephe kurulurken, ilk Kuvayimilliyecilerin ilk kurşunu, istilâcı Yunan Ordusuna değil, Padişahçı "Eşraf ve Mütegallibe" Ağalara karşı atıldı.
         Böylece, Millî Kurtuluş Savaşı daha en ufak bir plân veya ideoloji ortaya atmadan, dövüşün kendi kıyasıya kesinliği yüzünden en keskin ekonomik ve sosyal sınıf Stratejik ve Taktik determinizmini buldu. Dağdaki eşkiya ile Teşkilâtımahsusa çetesine, kimse giriştiği çatışmanın Tefeci - Bezirgânlarla Finans - Kapitale karşı olduğunu öğretmemişti. Kavga ciddileşince, sosyal sınıf ilişkileri otomatikçe Kuvayimilliyeciliği: önce som (Ağa + Yunan) ikilisine karşı çıkardı.
         Bunun bugün bilinen soyut ideolojik anlamı : Antifeodalizm ve Antiemperyalizm idi. Böylece, Batı Emperyalizminin ılık Metropol serlerinde okuyan kayrılmış Türk öğrencisi ile, Sömürgeleşen Türkiye'nin dağbaşlarında kanlı eşkiyalık yapan Türk köylü anarşistleri aynı Strateji ve Taktiğin belirli parolalarında buluşmuşlardı : Antifeodalizm - Antiemperyalizm!

        ANKARA : PROLETARYA DEMOKRATİK DEVRİMİ

         Kuvayımilliyecilik gelişti. Tefeci - Bezirgânlık ile Finans-Kapitalin bunakça kışkırtmaları altında Alaşehir'de, Erzurum'da, Sıvas'ta ünlü ünsüz kongreler toplandı. Halkın gerilla savaşına Ordu gençliği de katıldı. Ankara'da Büyük Millet Meclisi kuruldu. Onun Yasama ve Yürütme örgütlerinin başına getirilen Mustafa Kemal Paşa, aynı "Millî Demokratik Devrim" Strateji ve Taktiğinin sloganlarını benimsedi : Antifeodalizm - Antiemperyalizm ilk prensipler oldu.
         Yalnız, o günün Strateji ve Taktik güdümünün inceliğini, asker içgüdüsü ile yöneten Mustafa Kemal Paşa, Antifeodalizm ve Antiemperyalizm sloganlarını daha özel biçimde ele aldı. "Antiemperyalizm" deyimini : "Emperyalizm ve Kapitalizme karşa mücadele" olarak yorumladı. Antifeodalizm (Derebeğiliğe karşı" olmayı da, daha çok siyasal anlamda : "Saltanata karşı" oluş gibi koydu, ve bu koyuşunu bile "Bir Millî sır gibi vicdanında" sakladı.
         Böylece Antifeodalizm ve Antiemperyalizm sloganları Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Bildirisi oldu. Durum, Türkiye'de artık 19. cu yüzyıl tipi Millî Demokratik Devrim yerine, 20. yüzyıl tipi Millî Demokratik Devrim'in geçtiğini anlattı. İlk "Teşkilâtıesâsiye" (Anayasa) kanununa "Dibâce" edilen "Halkçılık Programı" da bunu belirtti.
         O zaman, sahnede rol oynıyanların, içinde bulundukları gidişe hangi ön, son ve yön'ün ağır basacağını hesaplamaları beklenemezdi. Yalnız, daha o zamandan, Demokratik Devrimin Sosyalist (Antikapitalist) Devrimle içiçe girdiği, unutulmaz olaylarla kendini gösterdi. İki Devrim konağının etle tırnak oluşu, çok ilginç dekorlarla sahneye konuldu. Bir Amerikan casusu (CIA ajanı), o gösterinin "senbolizmini", bıyık altından gülerek şöyle anlatıyor :
         "Ankara'da bir moda almış yürümüş. Milletvekilleri birbirlerini "Yoldaş" diye çağırmakta. Hattâ kırmızı tepeli kalpaklar giymekte, Bakanlıklara da "Komiserlikler" denilmekte idi." (G.S. Harris : "Türkiye'de Komünizmin Kökleri", Günaydın, 1969, Tefrika 9).
         Bu bir oyun muydu? Sonradan öyleye benzetildi. Biz o Devrimciler kadar ciddî insanların Kurtuluş Savaşıyla alay ettiklerine katılamayız. Toplum yapımız glbi Kuvayimilliyeciler de ikircikli idiler. Yalpalamadan edemezlerdi. Akım onların eğilimlerini belirtiyordu.

        TÜRKİYE'DE İKİ SOSYALİZM

         Millî Mücadele başlarken, Türkiye ikiye bölündü : 1- Pâyitaht (İstanbul), 2 - Taşra (Anadolu)... Gerçekte bu ayrım, Osmanlı İmparatorluğunun : 1- Pâyitaht, 2 - Memleket ayrımının Emperyalist saldırı altında abarması idi.
         Sosyalizm de o ülke ayrımına uydu :
         1 - Pâyitaht İstanbul'da : Ortam daha ziyade Batı Kapitalizminin en çok geliştiği ekonomik ve sosyal bir yapı taşıyordu. Onun için Proletarya Sosyalizmin bilimcil eğilimi Strateji ve Taktik biçimlerini ve parolalarını belirtti.
         2 - Taşra Anadolu'da : Daha ziyade Prekapitalizmin en soysuzlaşmış (Derebeğileşmiş) ekonomik ve sosyal yapısı dip diriydi. Böyle olduğu için, Anadolu'da sosyalizm ister istemez küçükburjuva eğilimine uydu. Strateji ve Taktik biçimleri ile parolaları bir çeşit köylücü Populizm açısından kondu.
         Gerçekte Türkiye hem Kapitalizm, hem de Prekapitalizm kırması ve karması melez bir toplumdu. Sosyalizm bu ikiz sosyal yapının tüm orijinal sınıf ilişkilerini en somut biçimleriyle ele alacak bir Strateji ve Taktiğe muhtaçtı. Ne yazık ki, objektif durum : nasıl İstanbul'u Anadolu'dan ayırdı ise, tıpkı öyle, İstanbul Sosyalizmi Anadolu Sosyalizminden ayrı, hattâ boş düştü.
         Anadolu Sosyalistleri, Bilimcil Sosyalizmi az biliyorlardı. Ama Anadolu'nun Toprak problemini açıkça, ve yüzeyde kalsa bile, en ojirinal karakteristiğiyle çok iyi kavrıyorlardı. Tersine, İstanbul Sosyalistleri Bilimcil Sosyalizmi, yüzeyde kalsalar bile, herhalde Anadolu'dakilerden çok biliyorlardı. Ama, Anadolu'nun geniş Toprak ilişkilerinin orijinal karakterini hemen hiç kavrıyamadılar.
         Pâyitaht - İstanbul Devrimcileri gibi Taşra - Anadolu Devrimcileri de : Halk İştirakîyun Fırkası'nın deyimi ile : "Marksizrn Platforması" üzerine oturuyordu. Ama, gerek dünya, gerek memleket olaylarına daha yanaşırken, İstanbul'dakilerin Batı'dan esintili ve "Batılı" oldukları, Anadolu'dakilerin "Doğu"dan esintili ve "Doğulu" oldukları herşeylerinden besbelli oluveriyordu. Problemleri koyuş ve çözüşleri o bakımdan yer yer çelişkiler gösteriyordu.
         İstanbul Sosyalizmi de, Anadolu Sosyalizmi de gene aynı deyimle : "Marksizm usullerinin yardımıyla" olayları ele alıyor ve öngörüler ortaya atıyordu. Ancak bu Metod ve Prensip birliği, "Teori" durumuna girebilmek için Türkiye çapında Topluma uygulanmalıydı. 1922 başlarında ise, Sakarya Zaferi üzerine, Emperyalizm Türk - Yunan savaşına "Mütareke" teklif ediyordu. Ama ortada iki ayrı Türkiye yatıyordu : İstanbul - Anadolu! 2 Türkiye, 2 Devlet, 2 Hükümet vardı.
         Sosyalizm bu iki bölgede hangi Strateji ve Taktiği uygulayabilirdi? Bu iki Türkiye'nin sosyal yapı özelliğine göre beliren sosyal güçlere bağlı idi. İstanbul Sosyalizmi : Batıcı eğilimi ile İşçi Sınıfına tutundu. Anadolu Sosyalizmi : Doğucu eğilimi ile Köylü Tabakalarımıza dayandığını ilân etti. Ondan sonra herşey bu Stratejik ve Taktik yöneliş olumluluğuna ve olumsuzluğuna göre gelişti. Hareketin alınyazısı sözcülüğünü edeceği Sosyal Sınıf'ın kaçınılmaz durumuyla çizildi.

        ANADOLU SOSYALİZMİ - GÜRBÜZ GÜÇLER - KÖYLÜLÜK

         Anadolu Sosyalizmi, dayandığı Sosyal İç Gücün karakteriyle damgalandı.
         1 - İçeride Türkiye'de "Köylülük" ve "Köylücülük" gücünü özgüç gibi koydu.
         2 - Dışarıda Dünya'da "Doğu" ve "Doğuculuk" politikasını öz politika saydı.
         Önce köylü üzerine Anadolu Sosyalizminin Demokratik Devrim parolasına değelim. Anadolu Sasyalizmi, çevresine bakıyor. Ekonomi temelinde "Millî Büyük Sanayiin yokluğu"nu, dolayısı ile de İşçi Sınıfının vurucu özgüç olamadığını görüyor. Kurtuluş Savaşı kime dayanacak? "Küçük mülkiyet ve üretmen köylülerin çoğunluğu temeline"... Emperyalistlerin Yunan'la Mütareke tekliflerinden üç gün önce (4 Mart 1922) Mustafa Kemal Paşa da "Memleketin Efendisi Köylüdür" diyor.
         Hangi "köylü"? Köy Ağası da, küçük Ekinci de "köylü" sayılıyor.
         Anadolu Sosyalizmi açıklıyor, "Efendi" olacak köylü : 1) "Ağır vergilerle beli bükülmüş", 2) "Büyük Çiftlik sahipleri ile mütegallibenin" ezdiği, 3) "Hükûmet cihazının yetersizliğinden dağınık ve bitkin" olan üretmen Ekincilerdir. İnönü ve Sakarya zaferleri : "gösteriyor ki, o bitkin köylüler henüz zinde (gürbüz) dirler, doğru çalışıyorlar ve kendi yaşama haklarını savunarak ekonomice refah hakkını bir daha öneriyorlar." (Bildiri). Böylece köylülük Sosyalizmin "Zinde Kuvveti" oluyor.
         Anadolu Sosyalizmi, "Zinde" köylülükle ülkede nasıl bir Strateji ve Taktik düşünüyor? Minima Pragram karşılığı olarak "Asgarî Metalip" (En azından İstekler) deyimi ile anlatmak istediği "Millî Demokratik Devrim" biçimini ve parolasını ortaya atıyor. Bu program içinde, Antiemperyalist savaşın "Köylü, İşçi hakları" ile sağlama bağlanacağını düşünüyor. Gel, "Şu önemli zamanda (30 Ağustos zaferine 6 ay var) Sosyal yaşantımızda bir çok acıklı ve takıntılı (ârızî) olaylar vardır ki onlara pratik düşünceler öne sürerek değmek istemiyoruz." (Bildiri) diyor.
        

         Anadolu Sosyalizmi Köylü "Gürbüz Gücü"nü : "Millî bağımsızlığın savunmasına hizmet eder hâdim kılmak" için hangi Taktik biçim ve parolaları öne sürüyor? Çok basitçe : Toprak, Vergi, İdare konularında "Derin ekonomik bir yenilik yaratmak" istiyor. Bu "yenilikler" nelerdir?
         "Herkesçe biliniyor ki son 3 yıl içinde ekilen topraklar ve hayvanların mikdarı önemli azalışa uğramıştır." Çünkü köylü "bütün üretim gücünü cepheye vermiş" bulunuyor. "Vergiler ve gümrük resimleri çoğalmış ve ihracat ta azalmıştır. Aynı zamanda köylünün ürünlerinin fiyatı ise, orantıca pek az yükselmiştir." (Bildiri)
         Görüyoruz. Burada Maksima Program, yâni Sosyalist Devrim üzerine bir tek sözcük yoktur. Ve o "Millî Demokratik Devrim" Strateji ve Taktiğinin bile uygulanması : "Harbin hitâmını müteâkip" (Savaşın bitimi ardından) istenmektedir. Niçin? Gene hep : "Harpten sonra... memlekette Millî Hükûmetin yaşaması için, köylülerin ona karşı olan ilgi ve yönelişini sürdürmek" gerekir. "Savaşın bitiminden sonra köylüler boyuna kendilerinin yaptıkları fedakârlığın karşılığında ödül verilmesini" bekler.
         Bütün o gerekçelerle Anadolu Sosyalizmi şu Demokratik Devrim Stratejisini ortaya atar :
         "Zamanın bize önerdiği bu Asgarî İstekler üzerinde biz Memleket ve Meclisteki sosyalist ve halkçı gruplarıyla ve Mustafa Kemal Paşa'nın "Köylü Memleketin Efendisidir" sözünü kendisine şiâr (Slogan - Parola) edinen elemanlarla eylemcil ve pratik esaslar üzerinde anlaşmıya hazırız."
         O esaslar hangileridir? En başta Toprak meselesi gelir.

        ANADOLU'NUN TOPRAK PROBLEMİ

         Anadolu Sosyalizmi, kendi içinde yaşadığı gerçekliği bir fotoğraf gibi kavradı. İstanbul "Marksist"lerinin sonuna dek kavrıyamadıkları şey de bu oldu.
         Anadolu Sosyalisti, hiçbir doktrin çerçevesine sığmaksızm en ampirik yoldan çevresindeki halk yığınlarına bakıyor. Hiç yanılmaksızın şu gözlemi yapıyor : "Bizde halkın en önemli bölümü köylülerdir". Sonra, İslâm Şeriatine uygun Osmanlı Dirlik Düzeni'nden kalma düyük Mirî Toprak prensibini ele alıyor :
         "Topraklar kamunundur. Yâni, arâzinin rakabesi Beytülmâle aittir. Tasarruf edenler işletmenin kiracısı demektir."
         Böylece, Anadolu topraklarında, - Sovyet Devriminin Rusya'da yaptığı toprak reformuna benzer bir durum, - beşyüz yıllık Kanunlar gereği kendiliğinden vardır. Anadolu Sosyalizmi, en son (Dirlik düzenine tırpan atmış) "Arazi Kanunnâme'i Hümayun"u hükümlerini biliyor. Ve şöyle özetliyor :
         1 - Toprak işlemiyenden alınır : Kanun "toprakları işletmiyenlerin elinden alır. İşletenlere verir."
         2 - Toprak işleyene verilir: "On iki yıl üstüste toprağı nizâsızca ekip biçen, tasarruf hakkını edinir. Böyle bir emekçiye hemen tapu verilir."
         Ne var ki, bütün Bezirgân kanunları gibi, Osmanlı Taprak Kanunu da "uygulanmaktan yoksun" kalmıştı. Anadolu Sosyalizmi anlatıyor :
         "Bir köye gidersiniz, bakarsınız ki beş, on aile köylü olduğu halde topraktan yoksun, herkesin hizmetkârı olmakla geçiniyor. Beride birkaç bin dönüm arazi yıllarla işletilmeden yoksun ve ona şehirde veya köyde olup toprak işletmiyen sahibi tarafından müsaade edilmediği için kimse yanaşmıyor. Biz köyler biliyoruz ki bir Bey, yahut bir Efendi tarafından nasılsa tapusu olmak dolayısı ile bitişiklerinde beş on bin dönüm arazi boş yatıp dururken, zavallı köylüler topraksızlıktan âdetâ perişan ve aç kalıyorlar. Zavallılar kimi o boş yerlerde hayvanlarını otlatmaktan bile yoksun barakılıyorlar."
         "Örneğin, köyün içinden, yahut civarından büyük bir su geçiyor. O köyde olmıyan o su üzerinde bir değirmen yaptıroyor."
         "Hükûmetler şimdiye kadar mahlûl (boşalmış, sahipsiz) yerleri arttırma ile satmıya bakıyor. Bu usul gereğince toprakları işletebilecekler değil, parayı verebilecekler tasarrufu başarıyorlar." "Parası olan bir köy semtindeki bir toprağı tapuya bağlıgor. Kendisi çiftçi olsun olmasın, Şehirde otursun oturmasın o toprağa artık sahip çıkıyor ve oturduğu yerde "otlakiye" adıyla hattâ mer'â hakkı olarak yararlanıyor."
         İstanbul Sosyalistlerinin sonradan öğrenecekleri ve üzerinde bir türlü derinleşemiyecekleri Türkiye Taprak probleminin çözümünü Anadolu Sosyalizmi, şöyle kestirme parolalarla yapıyor :
         1 - "Köy köylülerin, Topraklar ekip biçenindir."
         2 - "Şehirde oturup köylerde değirmen, yapılar, topraklar tasarruf edilemez."
         3 - "Fakir köylülere âlet ve edevat."
         4 - "Köylü Yardımlaşıııa Sandıkları."

        ANADOLU M.D.D.: ÖZGÜRLÜK - BAĞIMSIZLIK

         Anadolu Sosyalizmi, köylücü idi. Ama "Platonik" köylücü idi. Ne köylü Anadolu Sosyalizmine girdi, ne Anadolu Sosyalizmi, küylüye işledi. Hele insanı ile, hayvanı ile, toprağı ile, ürünü ile "Reâyâ"lığa (güdülen çiftçiliğe) yatkın olan köylülüğün Savaş mantığına uygunca Ordu emrinde bulunuşu, Anadolu Sosyalizmini köylüden büsbütün tecrit etti. O yüzden "vesikalı" olmıyan sosyalistin köye ayak basması bile yasaklandı. Yeşil Ordu denemesi: "Vesikalı sosyalistlik"e bile köylü içinde kök saldırtılmıyacağını gösterdi.
         O zaman şu paradoks ortaya çıktı : Anadolu Sosyalizmi, dayanmak istediği köylüden kopuk kaldı. Köylüyü, köylü gücüyle örgütleyip kımıldatamıyacağını anladı. Özgücüne kumanda edemiyen bir Kurmayın, Strateji plânları kurmasına benziyen bir durum belirdi. Bu durumda Anadolu Sosyalizmine yapacak tek şey kalıyordu. Sosyalizm bir iç siyaset ürünü olamayınca, her şeyi dış politikadan beklemek zorunda kaldı. Bütün Stratejisini dış siyasete göre düşündü. Ve bu ters düşüncesini Bildiri'sine bir kural gibi soktu :
         "Çözümü hiç geciktirilmiye gelmez olan kimi İç Meseleleri bile Dış Siyasetimize tâbi kılmak mecburiyeti vardır."
         Dış politikada mâdem ki Batı : Emperyalistti. Demek biricik dış siyaset : Doğu'ya yöneliş olurdu. Türkiye'nin ekonomisine iki yol görünüyordu :
         1 - "Batı ile Misak'ı Millî dışında anlaşarak, ölüm döşeğinde yatan Batı'nın Doğu'yu sömürmesi ile kendi ölümünü biraz daha geciktirmesine imkân vermek";
         2 - "Ülke içinde BURJUVA DEMOKRATİK metodiyle reform yapmak ve Emperyalizme karşı ileride direnebilmek ve başlamaş olan MİLLÎ DEVRİME çoğunluk olan köplülerin katılışını saptamak ve sürdürmek için, gereği gibi ekonomik yenilikler ve örgütler yaratmaktar."
         Bu ikinci yol : "Biricik doğru ve kurtarıca çâredir." Bunu yaparsak : "Gerek tüm Doğu için ve gerekse TBMM Hükûmeti için her türlü yardımı göstermekte bulunan ve Türkiye'nin ÖZGÜRLÜK ve BAĞIMSIZLIĞI'na en esasla ve güçlü bir taraftar olan Rusya Sosyalist Şûrâları Cumhuriyetiyle var olan ilişkilerimizi ve kardeşliklerimizi" bozulmaktan koruruz..
         "Doğu'da ve hele Yakındoğu'da MİLLİ DEVRİM'ler dönemine girmiş bulunuyoruz. Öyleyse dış politikamız, bize kardeş ve her zaman iyi dilekli olan Irak, Suriye, Hicaz, Mısır vb. Doğu İslâm ülkelerindeki ulusların ve toplulukların Batı istilâcılarına ve onların adamlarına karşı mücadelede, ÖZGÜRLÜK ve BAĞIMSIZLIK için çırpınan bu kardeşlere her türlü yardım temeline dayanmalıdır."
         Demek, bugün Türkiye'de hâlâ en son ve yepyeni bir "Slogan" diye ortaya atılan bütün Strateji ve Taktik plânı, 48 yıl önce Anadolu Sosyalizmince, aynı "Marksizm" açısından açık seçik programlaştırılmıştır. Hattâ daha bütünlüklü olarak konulmuştur. Sözcükleri şimdiki "ilerici" jargona göre dilimize çevirirsek, Anadolu Sosyalizminin Strateji parolası, bizi şaşırtacak kertede günümüzde önerilen "Slogan"ların tâ kendisidir :
         "BURJUVA DEMOKRATİK MİLLÎ DEVRİMİ"
         "ÖZGÜRÜK ve BAĞIMSIZLIK MİLLÎ DEVRİMLERİ DÖNEMİ"
         Şimdiki benzerleri gibi, onların da bütün eksiği şu iki "ufacak" noktada toplanır :
         1 - Devrimin Sosyal Sınıf temelini unutur;
         2 - Devrimde candamarın İktidar olduğunu unutur.

        İÇ GÜÇ YERİNE DIŞ GÜÇLERE DAYANMA

         "Sözcük" olarak pek "Doğru konulmuş" görünen Anadolu Sosyalizminin "Devrimci Strateji Sloganı", lâftan işe geçirilmek isteninçe hangi sonuçları verebilirdi? En iyi dilekle heyecanlı uykuda - gezerliği yüzünden anlaşılmaz kalmak sonuçların en acısı oldu.
         Bir yol, Mustafa Kemal'in : "Dış politika, İç politikadan yön alır" anlamına gelen realizmini, Anadolu Sasyalizmi tersine çevirmişti. Bu terslik, Buharin'in: "İç ilişkileri dış ilişkiler determine eder" yollu metafizikleştirdiği görünüşe aldanışın tâ kendisiydi. Diyalektikte böyle tek yanlı formül yoktu. Hem dış içi, hem iç dışı karşılıklı etki-tepki âltında bırakırdı. Yalnız dış politikayı ele alıp herşeyi onunla belirlendirmek, prosenin bir dalını koparıp atmak, diyalektiğin yayını yoketmek; insanı tek ayakla yürütmekti.
         Bu ters prensip Bildiri'nin sonunda şöyle özetleniyordu :
         "Partimizin bu proplemlere olan bakımı, bütün dünya Komünist Partilerinin ve onları kendi çevrelerinde toplayan üyesi olduğumuz Üçüncü Komünist Enternasyonal'in de bakımıdır. Bu esas ta Türkiye idare makinesinin Bütünlüğünü (tamamiyetini) ve tam Bağımsızlığını sağlamanın, TBMM Hükûmetinin Doğu'daki Devrimci etkisini arttırmanın, Şûrâlar Cumhuriyetiyle olan ilişki ve andlaşmalarımızı güçlendirmenin ve köylülerimizin pek haklı olan dileklerini vermenin yollarıdır."
         Anadolu Sosyalizmi, söz yerinde ise çocuk kandırır gibi, hem kendisinin ve hem de 3. Komünist Enternasyonal'ının aynı "esas"a dayandığını muştuluyor. Nedir o "esas"? Sıraya koyalım.
         1 - "Türkiye idare makinesinin bütünlüğü" : Bu idare makinesinden en çok yakınan kendisidir. Çünkü o makine, ne yazık ki çökkün Osmanlı Derebeğliğinin bozuk makinesidir. Onun "Bütünlüğünü sağlamak" : ondan sonra görülebileceği gibi, Türkiye'de her ileri adımı kösteklemek olacaktır. Demek bunu bilmiyor Anadolu Sosyalizmi.
         2 - "Tam Bağımsızlığını sağlamak" : ta iki yanlı yarumlanabilir. Kimin "Tam bağımsızlığı" sağlanacak? Anadolu Sosyalizmi ne göre "Türkiye İdare makinesinin". Oysa, Kurtuluşun yolu "Millî Bağımsızlık"tır. Anadolu Sosyalizmi bunu ayırt edemiyor. Yaşı benzemesin, "Devletçilik" gibi bir "Bağımsızlık"tır tutturmuş, gidiyor.
         3 - "TBMM Hükûmetinin Doğu'daki Devrimci etkisini arttırmak" : Bu da Anadolu Sosyalizminin saflığını gösteriyor. Ondan böyle birşey istiyen kim? Daha Erzurum Kongresi Söylevinde, Türklere örnek ve ibret olsun diye : Irak, Suriye, Mısır, Arabistân, Hint'ten Bulgar, Macar, Rus, ve ilh. "Millî direnmeleri" sayılmıştır. Ama bu örneklere Türkiye'nin etkisi, ancak Galip Emperyalistleri Türkiye'ye sataşmaktan vaz geçirtme amacı ile öne sürülmüştür.
         Bu üç yanıltıdan sonra gelen asıl iki "esas" : yukarıda değilen, birbirinden çıkma iki yöneliştir. Sırasını değiştirelim :
         1 - "Köylülerin pek haklı dileklerini verme" : Sosyal ilişkilerde, almayı bilmiyene : verilir mi? Mustafa Kemal Paşa, 1922 Ekiminin 1 inci günü Sultan Vahididdin İngiliz zırhlısı ile kaçınca, 3 Ekim'de Saltanatın kaldırılmasını istedi. Tartışma uzayınca şöyle bağırdı : "Hâkimiyet verilmez alınır. Evvelce Osmanlı Hânedanı gaspetmişti. Bugün millet geri alıyor... Bu yapılacaktır... Yoksa, belki birkaç kafa kopacaktır."
         Köylüler "Pek haklı" olabilirler. Hak "alacak" güçleri var mı?
         2 - Anadolu Sosyalizmi ona inanmıyor, belli. O zaman boşlukta bir tutunacak sap arıyor. İçeride bulamadığını, dışarıdan bekliyor :
         "Sovyetler Cumhuriyetleriyle ilişkilerimizi güçlendirmek."
         Bir Partinin tek umut kapısı bu oldu mu, ayakları yerden kesilmiş demektir.

        YABANCI SERMAYEYE DÜŞMAN - DOĞU DÜNYASINA DOST

         O zaman bütün konu gelir şu soruya dayanır : Köylü ne ister? (Metâlibi ne?). Anadolu Sosyalizmi, hiç köylüye danışmadan, birkaç öneri yapar. Bunlar iyi dilek ve saflık anıtlarıdır. SERMAYE DÜŞMANDIR : "Amerika, Belçika ve Fransa'dan memleketimize gelen her türlü sermayedar Şirket ve Mürmessillerini daima ihtiyatla kabul etmek gerekir... Memleketimize girecek öyle bir sermaye mücadelesinin neticesi, iki saldırgan kapitalist grupun etkisiyle, Türk ve Arap, iki ulusun mücadelesi olacaktır."
         Nereden neriye? Başta : "Misak'ı Millî bugün bizim dahi umdemizdir" diyen Anadolu Sosyalizmi, Millî sınır dışında kalmış Araplarla aramız açılmasın diye Yabancı Sermayeye karşı çıkıyor! Gerçi, Emperyalistlerin "Bizim için pek ağır şartlar dikte etirmek" tehlikeleri de anılıyor. Ama, Köylü buna ne der?
         Bir çeyrek yüzyıl sonra gördük : İkinci Emperyalist Evren Savaşı biter bitmez, Türkiye kapıları Yabancı Sermayeye açılınca : Petrol Şirketlerinin her yol kavşağında kurdurduğu benzin istasyonları, köyde kentte Demokrat Partiye taban oldu. Ve Türkiye Üs oldu. Hâlâ köylü oyları sandıktan Demirel'leri, Türkeş'leri çıkarıyor!
         Köylünün kılavuzu Taşra Tefeci - Bezirgân kargaları oldukça, burnu kapitalizmin tersinden nasıl kalkabilir?
         DOĞU DOSTTUR : "Bizim Cihan Emperyalizmine karşı umum Doğu'nun birleşik bir savaş ve savunma cephesi örgütleme bilincini, Doğu siyasetimizde esas bilmemiz ve bu bilinci güçten işe (kuvveden fiile) çıkarmak için bütün İslâm ülkelerinin kongresi ve Doğu uluslarının genel ittifakı kurulması ve özel Doğu ülkeleri konferansları gibi toplantılar tertiplememiz gerekir."
         Düşünün : Yunan henüz Sakarya ve Haymana boylarından sürülmüş, "İslâm ülkeleri" Lawrens yetiştirmesi Nuri Bâşâ Essait tipi hükûmetlerle sömürgeliğe boğulmuş. "Doğu ulusları"ndan Ankara'ya ancak Dişçi İhsan Bey ve Mustafa Sagir gibi İngiliz casuslarından başkası gelemiyor. Bizim Anadolu Sosyalizmi uluslararası "kongrelerle konferanslara" bayılıyor :
         "Bu kabil Kongre ve Konferansların sonucu İslâmlık dünyası için çok yararlı olacağı ve Doğu dünyasının Kurtuluş hareketini kolaylaştıracağı tabiî olmakla beraber, Cihan Emperyalistlerinin hayalhânesinde yaşamakta olan Cenevre Konferansı, - ki Amerika hükûmeti de, Ekonomi imtiyazları için bize adamlarını gönderdiği bir sırada, bizim Konferansa katılmamamızı önermiştir,- bizi çağırmamalarına karşı fiilî ve etken (müessir) bir karşılık teşkil edecektir."
         Yâni, Emperyalizmi Doğu - İslâm konferansları - kongreleri ile çatlatacağız! Realist bir asker olan Mustafa Kemal, gülecek durumda olmadığı için, o çeşit İslâmcı, Halifeci eğilimlere ciddî ciddî karşılıklar verecektir.

        İÇTE : CİHAN EMEKÇİLERİ - TÜRKİYE AZINLIKLARI

         Türkiye nasıl kalkınacak? Kolay sözler düşüncenin yerini tutar.
         CİHAN EMEKÇİLERİ : "Umum Doğululara bundan böyle, Avrupa ve Amerika'nın Kapitalizm ve Emperyalizmi yıkmak için dört yıldan beri mücadele etmekte bulunan cihan emekçileriyle dayanıklı bir dayanışma (metin bir tesanüt) yaratmak, Doğu'nun milyonlarca köylülerinin yararları adına bütün ezilenler (mazlumlar) birleşerek, ezen (zâlim) Empeyalistleri yıkmak üzere kalkmak zamanı artık gelmiştir."
         Güzel değil mi? Anadolu Sosyalizmi : "Cihan emekçileri"nin "dört yıldan beri mücadele" ettiğini sanıyor. "Artık zamanı gelmiş" iken hep Batı Emekçileri ile Doğu Köylüleri dayanıştılar mı, "Zâlim Empergalistler" yıkılacaktır.
         "Plân" mükemmel.. Kim uygulayacak onu? Batı "emekçileri": sömürge aşırı - kârından önlerine atılan kırıntılarla yerlerine oturdular: Hâlâ "kalk"amıyorlar. Emperyalist aşırı - kârı ise Doğu köylülerinden sızdırılıyor. Demek "Cihan Emekçileri" içinde en büyük kalabalık olan Batılı İşçi Sınıfları, çoğunlukla : "Şarkın milyonlarca köylülerinin menfaati nâmına" o gün bugündür kılını kımıldatmıyor. Sendika gangsterliği ve sâde suya "Demokratik Sosyalizm" biçiminde Patronlarıyla elele yürüyor.
         Bizim köylü bunu ne yapsın? Hiç. Geriye tek Sovyetler kalıyor. TBMM'ni tanıyor.
         AZINLIKLAR : Gene dış etkenlerden içe yardım için Anadolu Sosyalizmi bir öneri daha yapıyor : "Encümen'i Mahsusu mârifetiyle Yunan Komünistlerini... İngiltere'nin bir şer ve tahakkûm âleti olan Kral Konstantin ordusunu, inkılâpkâr yollarla ihtilâl ettirmeye dâvet... için derhal bir beyanname neşredeceğiz" diyor.
         Bu yerinde öneri bir şarta bağlanıyor : Rum azınlığına saygı : "Bizim bu işlerimiz Devrimci askerlerimizin savaşçıl istidatlarını güçlendirme, Yunan Burjuva generallerinin bize karşı savaşmalarının "Millî mahiyete" dair propagandalarını red ve Yunan askerlerinin Ordumuza hiç korkmaksızın teslimini sağlama. Yunanistan'ın iç durumunu işgal hususlarını amaç bilmekle beraber, bu hususun kolaylaştırılması için Hükümetin Azınlıklar Haklarına daha çok özenili olması gereğine inanıyoruz."
         "Devrimci ülke çıkarlarına aykırı hareketlerde ve girişimlerde bulunduğu üzere kesin belgeler bulunanları müstesna olmak üzere, bütün vatandaşların eşit haklardan yararlanmalarını sağlamak bizce borçtur."
         Bizim köylü buna ne der? "Yunan hükûmetinin o şenaatlerinin (alçakça kötülüklerinin) asıl nedenleyicisi olarak, biz, Yunan Subaylarını ve Generallerini, Burjuvalarını biliyoruz." der mi, diyebilir mi? "Devrimci Askerlerimiz" Anadolu'da Türk - Rum köylü ve kasabalılarının "eşit" yaşıyabileceklerine inanamadılar. işleyecek yaraları "Mübadele" (Yunanistan'daki Türklerle, Anadolu'daki Rumları değiş - tokuş etmek) ile kapattılar.
         Mübadele kimlere yaradı, kimleri taradı? Ayrı konu. Plâçka, eşitliğe baskın çıktı. Gerçeklik ve olaylar bu.

        POLİTİKA DÖNÜŞÜMÜ : ANADOLU SOSYALİZMİ'NİN SONU

         Anadolu Sosyalizmi, "Marksizm platformunda" olduğunu söylerken, politikanın bir "Sosyal Sınıflar" savaşı olduğunu hatırlıyordu. Ama, Modern Politikanın, yalnız ve ancak Modern Sınıflar çerçevesinde konulabileceğini unutuyordu. Köylülük bir modern sınıf, hattâ 1919 köylülüğü bir "sınıf" değildi. Yalnız başına köylülükle bir Modern Politika Stratejisi ve Taktiği kurmak, yalnız "kuruntu" olurdu.
         Anadolu Sosyalizmi için doğru olanlar, Devrimci Askerler için de doğruydu. Onlar da Millî Güçlerin Kurtuluş Savaşına girdikleri gün, modern bir Sosyal Sınıfa dayanmayı, içgüdüleriyle sezdiler. Köylü için Plaçka Pratiği ağır basıyordu. Âhiret teorisi ile Plaçka Pratiği köylülüğü ancak Yedek Güç durumuna sokuyordu. Özgüç ne olabilirdi?
         Sovyet Elçisi Aralof Yoldaş, Millî Mücadele'nin Batı Cephesini gezerken, gece yarılarına dek, Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Bey'in merakla öğrenmek istedikleri şey hep : Sovyet Ordusundaki Siyasî Komiserler konusu idi. Bütün incelemeler sonunda Mustafa Kemal Paşa'nın tek hayıflanışı şu oldu : "Nerede Rusya'daki İşçi Sınıfı!" O TBMM'nde yoktu. İstanbul'dan Anadolu'ya silâh kaçırma gibi öldürücü, nankör işi yapan işçi sınıfı yerin altında idi. Buna karşılık İstanbul'un Alman dostu İttihatçı Komprador burjuvazisi ile, Anadolu'nun Antika Tefeci - Bezirgân sınıfı, iyi saatte olsunlar gibi, Devrimci Askerleri dört bir yanlarından sarıp sarmalamışlardı.
         Onun için daha Mustafa Kemal Paşa Samsun'a inmeden, İngiliz "İstihbarat" Albayı Rawlinson, Erzurumda Kâzım Karabekir Paşa'ya: Hilâfet ve Saltanatı kaldırmıya dek varan bütün bir "Demokratik Cumhuriyet" programı teklif etmişti. O yüzden K. Karabekir Paşa, uzun süre, Ankara'nın sol manevralarını ve Sovyet ilişkilerini homurdanarak anlayışsızlıkla karşılıyacaktı. Oysa Sovyetler durumu biliyorlardı. 30 Kasım 1920 günlü Pravda'ya Stalin şunları söyledi :
         "Son olarak Türkiye, genel olarak Türkiye'ye ve özellikle Kemalist'lere yöneltilmiş olan Sevres anlaşması dönemi, şüphesiz sona ermektedir. Bir taraftan Kemalist'lerin İtilâf Devletlerine karşı mücadelesi ve İngiliz sömürgelerinde bu mücadele temeli üzerinde güçlenen kaynaşma, öte yandan Vrangel'in ezilmesi ve Yunanistan'da Venizelos'un düşmesi, İtilâf Devletlerinin Kemalist'lere karşı olan siyasetini önemli derecede yumuşatmasını gerektirmiştir. İtilâf Devletlerinin kesin "tarafsızlığı" ile, Ermenilerin Kemalist'lerce yenilmesi, Trakya ve İzmir'in Türkiye'ye geri verilme plânı söylentileri, İtilâf Devletlerinin ajanı Sultan ile Kemalist'ler arasında görüşme söylentileri, İstanbul'un boşaltılması plânı ve son olarak Türk Batı Cephesindeki durgunluk... bütün bunlar itilâf Devleilerinin Kemalist'lere ciddî olarak kur yaptığının ve Kemalist'lerin belirli bir sağa dönüş yaptıklaranın belirtileridir. İtilâf Devletlerinin iltifatlarının ne şekilde sonuçlanacağı ve Kemalist'lerin sağa dönüşlerinde ne denli ileri gideceklerini söylemek güçtür."
         Bu gözlemden tam bir hafta sonra (7 Aralık 1920 günü) : "Türkiye Halk İştirakîyun Fırkası", "Hükûmete Programını tasdik ettirerek resmen faaliyete" geçiyor. İki hafta önce (23 Kasım 1920), İstanbul Hükûmeti Ankara'ya : "Yeni gelen İngiliz Elçisi : Ermenistan, Gürcistan ve bir zaman sonra İzmir önemli meselelerinde Osmanlı Hükûmeti yararına bir çözüm biçimi sağlanacağını" bildiriyor. 5 Ekim günü : İzzet Paşa (Sadrazam) ile M. Kemal Paşa Bilecik'te buluştular. Çerkes Ethem ayaklanışı, bir ay önce Batı Cephesine İsmet ve Refet Beylerin, Moskova'ya Fuat Paşa'nın gönderilişleri 8 Kasım 1920 den 5 Ocak 1921 e dek sürer.
         Arada I. ve II. İnönü Savaşları (1921 Ocak 6, Mart 27) ve Londra Konferansı geçiyor. M. Kemal Paşa 10 Mayıs 1921 günü "Anadolu ve Rumeli Müdafaa Grupu"nu kuruyor. 10 Temmuz'da Sakarya savaşı başlıyor, bitiyor. 20 Ekim'de Fransa ile "Ankara İtilâfnamesi" kuruluyor. 1922 Mart 4. günü İtilâf Emperyalistleri Mütareke teklif ediyorlar.1 Nisan 1922 günü İştirakîyun Bildirisi şunu yazıyor :
         "(Parti) Faaliyete başladığı gün, Hükûmet ile olan ilişkilerimizi, ne yazık ki, bozmak ve karıştırmak istiyenler bulunmuştu. Bu vesile ile Partimiz üyelerinden ve Doğu Devrimi'nin en içtenlikli yolcularından Tokat Milletvekili Nâzım Arkadaşın henüz Mecliste boş bulunan mevkiine dönmesi kararının bugûne dek alınmamış olmasını önemle belirtiriz."
         Gaazi "Nutuk"unda şöyle der :
         "4 Eylül 1920 günü Tokat mebusu Nâzım Bey 89 oya karşı 98 oyla Meclisce İçişleri Bakanlığına seçildi. Nâzım Bey, dakika kaçırtmaksızın, büyük acele ile Bakanlık makamına gidip görev yapmıya başladı. Sonra, Yürütme Kurulu Başkanı da bulunmam dolayısı ile beni ziyarete geldi. Ben, Nâzım Beyi, kabul etmedim..."
         "Nâzım Bey'in daha Sıvas Kongresi sıralarında, kendisinden aldığım safsatalarla dolu kimi mektuplanyla ne zihniyet ve mahiyette olabileceğini anlamıştım. Nâzım Bey, mepus olarak Ankara'ya geldikten sonra, her gün yeni yeni siyasî faaliyetler gösteriyordu... Kendisi ve aracısı ile yabancı mahfillerden kimi ile temas yolunu bulmuş ve teşvik ve yardıma da kavuşmağı sağlamıştı"
         "Bu zâtın, Halk İştirakîyun Fırkası diye, ciddî olmıyan, sırf çıkar kopartmak amacıyla bir Parti örgütlediği ve onun başında Milli olmıyan faaliyet sevdasında bulunduğu mutlak kulağımıza çalınmıştır. Bu zâtın, yabancı mahfillerine casusluk ettiğine de asla şüphe etmiyordum." (Nutuk : s.312, 313. 1927, Ankara)

        İLK DEMOKRATİK SAVAŞIN ASKERCİL KONAĞI

         İlk Bilimcil Sosyalizm metodu, ilk buğu gemisi gibi, ister istemez "dışardan" geldi. Daha gelirken olayların akışıyla, kendiliğinden, Türkiye için Demokratik mücadele ve örgüt biçimlerini ve parolalarını ortaya attı. 1919 Eylül 20. günü İstanbul'da "Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası" kuruldu. Amaç: o yıl yapılacak seçimlerde, Türkiye'nin :
         "İşçi - Çiftçi ve Ortahalli halk yığınları"nın "Haklarını savunmak üzere mücadele alanına atılmak" oldu.
         O sıra Sivil Sosyal Sınıflar mücadelesi, yeniden orantıcıl (izafî) oturmuşluk (istikrar) aşamasına girmişti. Mücadele ve örgüt biçimleri ile parolaları evrimci konağın Taktiğine uydu.
         Ancak, ileride Mustafa Kemal'in "Nutuk"unda, neredeyse sözü sözüne belirteceği bir Doğru vardı : "Milletimizin varlığına suikast edenlerin iç ve dış bir hiyanet çenberi", TİÇSF için İstanbul'u, TBMM için tüm Türkiye'yi sarmıştı. Türkiye İşçi - Çiftçi Fırkası'nın İdare Heyeti: "İstanbul'da mücadeleye devam ile kuvvetlerimizi israf etmektense, faaliyeti sınırlandırmak" taktiğini güttü.
         Bu nedenle : "Birçok bilinçli arkadaşlarımız Anadolu'da Millî Bağımsızlık (İstiklâl) mücadelesi" için Anadolu'ya geçtiler. "İşçilerden ve aydınlcırdan çok sayıda Parti üyeleri Millî Mücadele cephesinde yer" aldılar. O zaman, Sosyal Sınıf Savaşının dövüş ve örgüt biçimi ile parolası ister istemez Devrimci Askercil Savaş konağının Taktiği durumuna girdi.
         Anadolu zaferi üzerine şöyle bildiriler yayınlandı :
         "Emperyalist soyguncu altınataparların elinde maşa olan Yunan Kralı ve Paşaları" : "1) Anadolu'nun kahraman işçi - köylüleri, 2) Mustafa Kemal Paşa'nın zekâsı, 3) Bütün dünya işçi ve fakir köylülerinin koruyucusu Rus Bolşevik yardımı ve dostluğu,... 4).. Yunanistan'da Komünist arkadaşlar" sayesinde yenildi. "Anadolu işçi ve köylüleri kurtuldu ise biz hâlâ esaret altındayız. Arkadaşlarımız sabahın seherinden gecelerin yarısına dek çalışarak bir lokma ekmek için" "Ezici Kumpanyaların, Tüccarların, Vapur, Para, Mülk sahüperinin kölesidir." (Aydınlık, Sayı 5)

        SOSYAL EKONOMİ - SINIFLAR - STRATEJİ

         "Millî Mücadele" zaferle sanuçlanır sonuçlanmaz, Demokratik savaşın Askercil konağı yeniden Sivil Sosyal karakterine geçti. Yeni Ümmet olmaktan çıkmış Türkiye'de Sosyal Strateji ve Taktik açısından önce Osmanlı kalıntısı üç bölge ayrılır :
         1 - DOĞU ANADOLU : Tarım ekonomisine bile pek girememiş Göçebe toplumdur. "Şeyhlerin, Beylerin keyfi idareleri... ürünün 4 te 3 ünü alır. İş hayvanlarından ayırd edilemiyen Halk, başkanlarını bir Put gibi sayarak uyar." "Halkın en bügük varlığı, onu hiç bırakmıyan sırf cahilliktir." (Şefik Hüsnü : "Türkiye ve İçtimaî İnkılâp")
         2 - ORTA ANADOLU : Karasaban, ev dokuması, kağnı araçlı : "yoksul küçük toprak sahibi" köylüleri, "Feodal ağa, köy mütegallibesi, vurguncu, dış ve iç sermayenin amansız soygun ve baskısı altındadır." (Ş.H. : Keza).
         3 - KIYI ANADOLU : "Pâdişah çiftlikleri". "Yarıcılık yoluyla büyük toprak sahiplerine, vurgunculara bir soygun ve sömürme alanı olan, büsbütün topraksız veya pek az topraklı geniş bir yarım proleter yığını vardır." "Hükûmet gücü çiftlik sahiplerinin, mütegallibenin ve faizcilerin en tabiî müttefiki, yabancı sermayenin en güvenli aracıdır." Sermayenin büyük çoğunluğu yabancı, 20 yıldan aşırı işçi hareketi gerçektir.
         Böylece Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yapısında insanların 3 Toplum çağı birbirlerini bozarak içiçe bulunur : 1- Soysuzlaşmış Tarihöncesi (Doğu), 2 - Kapitalizmöncesi (Orta), 3 - Kapitalizm... Adları konulmamış olsa da, gözlemi doğru yapılmış bu heterojen toplum içinde Sosyal Sınıfların Stratejik ve Taktik Devrim durumları pratikçe şöyle özenlenir :
         "Deniz kıyılarıyla birlikte Batı Türkiye'nin enerji dolu proletaryasının Orta Türkiye'nin geniş ezilmiş Halkı ile kuracağı pek tabiî ve gerçek karşılıklı çıkarlara dayanır birliğin vereceği güç, Sosyal Devrimin zaferini elde etmek için en büyük faktör olacaktır. Ve bu zafer, bugün sosyal hareket için elverişli şartlardan yoksun, büsbütün geri kalmış Doğu Türkiye ezilmişlerinin de yüzyıllık boyunduruklarını kırdıracak ve onları hürrigetin mutlu ufuklarına kavuşturacaktır." (Keza)
         Açıklamada bugün eksikler bulunabilir. Ama hiçbir yakıştırma yoktur. Türkiye'nin orijinalitesi vardır. Kitaptan hayata çıkılmıştır. Gelişilecektir. "Türkiye işçi hareketinin bilinçli öncüleri", yığının "bütün dileklerini büyük bir dikkat ve içe işleyicilikle inceleyip pekiştirecektir. İşçi Sınıfı da o dilekleri kendi savaş alanına katarak eylemcil ve içtenlikli öncülüğünü üzerine alacaktır."

        TAKTİK MÜCADELE ÖRGÜTLERİ

         15 Nisan 1923 günü TİÇSF'nın İstanbul'da bulunan üyeleri toplandılar. O genel ekonomik ve sosyal Strateji plânı yetmezdi. Onun hangi Taktik konağında, ne yapılacağı bilinmeliydi. O Taktik ise, havada sözcükler ve söylevlerle güdülemezdi. Hemen toplanan TİÇSF üyelerince :
         "Çıkarları ortak olan işçi ve çiftçilerin ve bütün yoksul ve ortahallilerin siyasî hakları ancak siyasî bir Parti tarafından savunulabileceğini takdir ederek, geçici bir İdare Heyeti seçilmiş..." ve Halkı "Dayanışma ve işbirliğine çağırmakla görevlendirmiş" oldu.
         Şimdi, Türkiye'de içine girilen Taktik konağın hangi Mücadele ve Örgüt biçimleri ve parolaları birinci plâna çıkacaktı? Besbelliydi. "Asgarî Program" uygulanacaktı. "Geçici Yönetim Kurulu" o gün "Türkiye İşçi ve Çiftçi ve Ortahalli Halk yığınlarına" bildirisini yaydı. Bildirinin Başlangıcı işe bu açıklamayla girdi :
         "Şimdiden, Heyetimiz, İşçi - Çiftçi Partisinin şimdiki durum (hâl'i hâzır) için ASGARÎ PROĞRAM olarak kabul ettiği esasları ve parolaları (şiârları) özetle perçinleyip sizlere sunmayı uygun bulmuştur."
         Asgarî Proğramda 15 madde, yeni Taktik konağın Döğüş ve Örgüt biçimleri ile parolalarını birer birer saydı. Onları bugün daha duruca sıralamak için şöyle bölümlendirebiliriz :
         A. DÖĞÜŞ PAROLALARI :
         1 - Millî Egemenlik ve Temsil : resmî müdahaleden ve her türlü etkilerden hür Orantılı Seçim (Temsil'i Nispî) ile olacak.
         2 - Seçimde 18 yaşında olan kadın erkek gizli oy kullanır.
         3 - "Âşar" ve "Temettü" vergileri yerine : varlıkla orantılı gelir vergisi alınır. Yılda 500 lira (şimdiki 7500 lira) kazanç, vergiden bağışık tutulacak.
         4 - Yabancı Sermaye'nin Reji ve Tekeli yerine : Millîleştirmeler yapılır.
         5 - Günde 8 saat çalışmayı sınırlandıran İş Kanunu.
         6 - Gece işine 2 kat gündelik.
         7 - Kadın ve Çocuk işçilere özel korumalar.
         8 - 14 yaşından küçük işçilere, yarı İş ve yarı Öğrenimi gündelik ödenerek sağlanacak.
         9 - İşçilere hür Grev hakkı.
         10 - Halka serbest Gösteriler yapma hakkı.
         11- Memurlara : Siyasî hak ve memur azl ve tâyinlerinin otonomluğu (muhtarlığı).
         12 - Yetim, Dul ve Sakat maaşları asgarî geçim endeksi ile orantılı olur.
         B. ÖRGÜT BİÇİMLERİ :
         1 - Dış Ticaret Devletleştirilecek (Devlet örgütüne girecek).
         2 - Sanayi ve Ticaret te, Ulaştırma da Ekonomi Bakanlığının kantroluna alınacak (Devletçe örgütlenecek).
         3 - Tarım, Ticaret ve Sanayi Kooperatifleri örgütlenecek.
         4 - İşçilerin Sendika ve Kooperatif Birlikleri kurulacak,
         5 - Köylülerin Sendikaları ve Birlikleri kurulacak.
         6 - Memurların Sendikaları ve Birlikleri kurulacak.
         7 - Askerlik : kısa süreli bir işçi - köylü Okulu olacak.
        
       

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: SOSYAL DEVRİM VE GENÇ TÜRKLER ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5467669
Syndicate
 
left
Top! Top!
right