|
Çocukluğumuzun futbol yıldızlarından Cevat Prekazi’nin bir sözüydü. ‘ ‘Topunda canı vardır, kaleye girmek istemezse girmez.’’Evet topun, eskilerin deyimiyle meşin yuvarlağın canı yanıyor bugünlerde. Canı olduğu gibi bence gözyaşları da var o büyülü yuvarlağın. İçine içine akıyor, o yeşil sahanın üstünde olmak, oradan oraya savrulmak istemiyor. Ve büyük bir aşkla sevdiğimiz futbolun en önemli figürü meşin yuvarlağın bu dramını içimiz burkularak izliyoruz. İnsanlığın topla tanışması çok eskilere dayanır. Mısır’da mezarlardaki resimlerde ayaklarıyla top oynayan insanlara rastlanır. Hatta Orta Asya Türklerinin de kız ve erkeklerden kurulu takımlarla ayaktopunu beraber oynadıkları rivayet edilir. Ama futbolu bugünkü haline en yakın biçimiyle getiren 17. yüzyıldan itibaren İngilizler olmuştur. Aşama aşama tüm dünyaya yayılmasını sağlamışlardır. Osmanlı döneminde 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yine İngilizler Türklerle karşılıklı maçlar yaparak yavaş yavaş bu oyunu sevdirmişlerdir. İşgal yıllarında yeni kurulan futbol takımlarımız işgal kuvvetlerinin takımlarına karşı maçlar yapmaya başlamış, bu maçlar savaş ortamında büyük ilgi görmüş ve milli dava halini almıştır. İki taş, bir sokak, birde patladı patlayacak basit bir toptu her şeyimiz. Üç korner bir penaltıydı. Çok abanmak yoktu topa. Küçüklere sen geride dur denir, Hücumu büyükler yapardı. Sıcak, kar, soğuk dinlemeden koştururduk; okul bahçelerinde, mahallemizde. Hepimiz ünlü futbolcular olurduk Kimimiz Maradona, en esmerimiz sarışın Rummenigge, saçı üç numara traşlı olanımız uzun saçlı Kempes! Mahalle maçları olurdu ve kimse mahallesini satmayı düşünmez, şaka yollu teklif edilen kola ve çukulataya tenezzül etmezdi.
Siyah beyaz yılların, çamurlu sahalarındaki maçları izlemiş çocuklardık. Metin Oktay anlatılırdı. Can Bartular, Baba Recepler, Gündüz Kılıçlar. Bizi kimse satın alamazdı. Biz henüz endüstrileşmemiş, henüz çok kirlenmemiş yılları görmüştük. Elbette o zamanlarda her şey tozpembe değildi. Ancak şu yaşadıklarımızın beşte birini yaşayacağımızı kim düşünebilirdi. Büyük kulüplerimizin küme düşürülme korkusu içinde kıvranacağını kim aklına getirirdi? Siyaset, medya, mafyavari ilişkiler, ihaleler, bahisler, adliyeler, savcılar, telefon dinlemeleri. Bütün bunların futbolla bu kadar iç içe olabileceğini hangimiz aklımıza getirebilirdi! Simon Kuper ‘in kitabının Türkçe adı "Futbol asla sadece futbol değildir" Evet futbol şu günlerde Türkiye’de futbol dışı birçok etkenle boğuşmakta ve derin yaralar almaktadır. Şike soruşturması kapsamında başta Aziz Yıldırım olmak üzere birçok kişi tutuklanıp ardından Uefa Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’ne katılımdan men edince aslında güneşin balçıkla sıvanmayacağı bir kez daha ortaya çıkmış, artık geri dönülmez bir yola girilmiştir. Tertemiz bir futbola özlem şimdiden başlamıştır. Olayların siyasal bağlantısı olduğu, iktidarın siyaset, hukuk, ordu, medya gibi futbolu da dizayn etmeye çalıştığı, işin içinde ihale savaşlarının olduğu, Gülen cemaatinin ayaktopuna da el attığı konuşulan, tartışılan meseleler. Elbette konuşmaya, araştırmaya, herkese kulak vermeye, hukuki biçimde hepsinin üzerine gidilmesine hayır demek mümkün değil. Ama ben bu konuda gayet masum,entelektüel yorumlardan uzak,o mahallemde kısa pantolonla top koşturan zekamla tertemiz masum futbolumu istiyorum.Bana Onu yeniden verebiliyor musunuz? Neden çok sevilir bu oyun? Neden bu kadar gözdedir? Önemli bir filmdir. ‘ ‘Dar alanda kısa paslaşmalar’’Çok güzel bir repliktir. ‘ ‘Hayat futbola fena halde benzer.’’Evet bundandır belki. Şu kahrolası yaşamı da sevmiyor muyuz her türlü engeline, zorluğuna rağmen!Yaşamak için inadına direnmiyor muyuz? Kimi zaman kazanıyor ve seviniyoruz. Ama kimi zaman hayat bize doksanıncı dakikada çakmıyor mu golünü? Hayatı seviyoruz. Aynı futbol gibi. Bir Fenerbahçeli olmayı kimse istemezdi şu sıralar. Acılarını anlıyorum.Ancak dışlarındakileri eleştirmek,haklarını savunmak,hukuki çözümler aramak ne kadar doğalsa, arada bir Metris’e de dönüp bakmalıdırlar.Bu mesele bir Fenerbahçe meselesi değildir.Bu Türkiye Futbolunun bir an evvel bulaşmış pisliklerinden arınma meselesidir.Koskoca Juventuslar,Marsilyalar zamanında küme düşürüldü.Bir üst ligde kokuşmuşluğumuzla debelenmektense,bir alt ligde arınmak belki daha hayırlıdır.Ve belki de Fenerbahçe bu arınmanın yolunu açacaktır.Herkes kendi kapısının önünü temizlemeye başlayacaktır.Biz futbol ahlakının yerleşmesini istiyoruz.Bütün akan para trafiğine,endüstriyel saldırılara, kapitalizme,siyasete,yayıncı kuruluşlara,pahalı markalara,sponsorlara,şakşakçı medyaya rağmen bu kirliliğin minimize edileceğine inanıyoruz.Bu sporun bize öğreteceği çok şey var.Ne diyor yazar Albert Camus ‘ ‘Ahlaka dair ne öğrendiysem futboldan öğrendim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi’’ Yeniden kursak taşlardan kaleyi. Giysem sarı kırmızı parçalı formamı.Bir çalım bir çalım daha atsam.Bugün saat beşte karşı mahalleyle maç alsam, Radyo dinlesem,Orhan Ayhan’dan dakika ve skor alsam! Bahtiyarım ne güzel goller gördüm.Maradona’yı,Messi’yi izledim,gözlerim fal taşı gibi açık.Metin Oktay’ın Galatasarayı’na sevdalandım.Daha ne heyecanlar yaşayacağız.Daha ne yenilgiler alacağız.Haksız penaltılara isyanlar duyacağız.Ve gün gelecek kazanacağız.Hayat gibi.Kazanmak ve kaybetmek ama asla pes etmemek !Evet meşin yuvarlağın da canı var.Şu sıralar gözyaşları var.Çekin kirli ellerinizi bize futbolumuzu geri verin! CAN ŞENSES |