left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
ÇATI PARTİSİ OLMADI BLOK PARTİSİ VERELİM Yazdır E-posta
Yazar Turgut KOÇAK- TSİP Genel Başkanı   
Sunday, 14 August 2011

"Sol yapılar bir türlü tutturamadılar ya, tutturamama nedenlerini de anlayamadıkları için deney üstüne deney yaşamayı sürdürüyorlar. İşin en tuhaf yanı da giriştikleri her yeni örgütlenmeyi ilk kendileri keşfetmiş sanıyor ve de herkesi buna inandırmak için kanter içinde bir uğraş veriyorlar. Nasıl olsa repertuar bol. Bu olmadı mı sıradaki gelsin…"

 12 Eylül 1980 faşizmi devrimcilerin üstünden buldozer gibi geçmiş, kimi arkadaşlarımız canlarından olurlarken kimileri sakat kalmış, kimileri de uzun cezalar yatmışlardır. Yurtdışına gidenlerse kalanların üzerinden devrimciliklerini sürdürmüşler, bir süre sonra da devrimci olarak gittikleri yerden dönek olarak geri dönmüşlerdir. 1990’lı yılların başında Sovyetler yıkılmış, Doğu Avrupa ülkeleri birer ikişer sosyalizmi terk ederek kapitalist üretim ilişkilerine geri dönmüşlerdi. Bu trajedinin en acılı olanı da hiç kuşku yok ki, Berlin Duvarı’nın yıkılması olmuştur. Berlin Duvarı’nın yıkılmasını şenlik ve sevinçlerle karşılayan “solcular”ın da olduğunu unutmamak gerekiyor. Dahası Doğu Almanya’nın milyarlarca dolar karşılığı Sovyetlerde sosyalizmi yıkanlar tarafından Almanya’ya nasıl satıldığını da bilmeyen yok gibi. Yaşanan bu altüstlük Türkiyeli devrimcileri de çok etkilediği için onlarda yeni duruma ayak uydurmakta zorlanmadılar. Marksist-Leninist öğretinin katılığından tutun da insan doğasına uymayacağına kadar bir dizi yeni öğretisel anlayışlar edindiler. Avrupa partileri gidiş karşısında ilk havlu atan partiler oldu.

 Bu partiler Komünist isminden vazgeçmelerinin yanında çizgilerini de değiştirerek iyice sağa kaydılar. Doğal ki, kaçaklık dönemlerini Avrupa’da geçirmiş olan bizim solcularımızda kervana katılmakta gecikmedi. Ağız birliği etmişçesine geçmişte bağlı oldukları örgütlerini topa tutarak ağır eleştirilerde bulundular. Hoş, eleştiri yaptıkları geçmiş de aslında kendilerinden başka kimse değildi ya neyse. Yani yönetimde kendileri vardı. Bunların komünist anlayışları yerini sosyal demokrat bir anlayışa bırakmıştı. Hatta bunların içinde sosyal demokrat bile denilemeyecek kadar çark etmiş kimselerde az değildi. Gidişe bakarsanız geçmişte Türkiye’de kurulan parti ve örgütleri onlar kurmuştu yine onları eliyle kapatılmalıydı. Neredeyse Avrupa’ya kaçmış olan kimselerin tamamının düşüncesi bu yöndeydi. Onlara göre nasıl olsa kimse kendilerine karşı çıkmaz, onlarda planlarını uygular yıkıp geçerlerdi. Leninist parti modeli mi? Tutmadığı Sovyetlerde görülmüş ve sosyalizm kurulduğu ülkede kendi toprağında yıkılmıştı. Bu nedenle de yeni bir örgütlenme modeline gereksinim vardı. Bu görüşler hemen daha alt kademede bulunan örgüt üyelerine aktarılıverdi. O örgüt üyeleri ki, ağabeylerinden daha iyi bilecek değillerdi ya; aldıkları talimat üzerine hemen kolları sıvadılar. Artık her yerde kurulacak parti konuşulur oldu. Bu partiye her görüşten solcu gelip üye olabilirdi. Zaten onca uğraşılara karşın solun birliği sağlanamamış, şimdiyse birlik sorunu aşılıp gerçekleşmişti. Bu yüzden 12 Eylül 1980 öncesi pek çok sol örgüt likide edildi. Bizim partimizde de aynı doğrultuda büyük tartışmalar yaşandı. Partiyi likide etmek isteyenlere karşı yürütülen mücadele sonuç verdi ve TSİP diğer örgütler gibi tarihten silinemedi. Ancak önemli tahribatlar yaşanmadığı da söylenemez. Artık Avrupa göçmenleri toplantı üstüne toplantı yapıyor ve kurulacak partiyi elbirliği ile hazırlıyorlardı. Günlerce süren tartışmalar yaşandı. Partinin adında sosyalist sözcüğü olsun mu olmasın mı tartışmaları bile çok şeyi anlatmaya yeter de artar bile ama bu konunun üstünde bile yeterince durulmadı. Kim ne niyetle bu tartışmayı açmıştı sorgulanmadı. Kimi katılımcılar “bu kadar da olmaz, sosyalist sözcüğü tartışma konusu yapılmamalıdır” deseler bile bu anlayışla kurulacak olan partinin özüne değin bir olumluluk yaratmadı. Sonuçta pazarlıklarla da olsa bir parti kuruldu Sosyalist Birlik Partisi. Konu sosyalizmin tartışılması olduğunda ortaya atılıp tartışma gereği duymayanlar yönetimde yer almaya gelince birer aslan kesilip yönetimde yer almak için canhıraş bir mücadele verdiler. Sosyalist Birlik Partisi böyle kuruldu. Kimin genel başkan olacağına gelince herkesin kabul edeceği birisi genel başkan olmalıydı bu da Sadun Aren olarak belirlendi. Parti, solun çeşitli yapılarından gelme kişilerle kurulmuş bir ortaklık gibiydi. Ancak bu ortaklık kimsenin kimseyi dinlemediği, bir ortaklık olduğu için bahar havası erken bitti. Partide, dışa dönük mücadele yerine içe dönük ve parti üyelerinin birbiriyle dalaştığı bir yer haline geldi.

 Düşünülen şey olmamıştı. Partiye değişik örgütlerden gelen kişiler geldiklerin örgütün özelliklerini çoğu kez korurken ortada Sosyalist Birlik Partisi adına davranan kimse neredeyse yok gibiydi. Her grubun insanı kendi hukuku ile partideydi ve parti disiplininin uygulanması söz konusu bile değildi. Giderek işler zorlaştı. Genel Başkan koltuğunda oturan Sadun Aren göstermelik bir başkan konumunda bu görevini sürdürüyordu. Parti hem öğretisel, hem de örgütsel olarak tam bir çıkmaz içine sürüklenmişti. Bunun üzerine yeni arayışlara girildi. Partiye kendileri eski sözde kanları yeni taze kan taşınması gerekiyordu bu yüzden de yeni katılımlar oldu. Eski Kurtuluş grubu, Teslim Töre’nin TKEP’i, Metin Çulhaoğlu’nun Sosyalist Siyaseti partide yer alırlarken partinin adı da Birleşik Sosyalist Parti oldu.

 Kimilerine göre yeni bir dönem başlamıştı, kimilerine göre ise her şey silbaştan yeniden başlıyordu. Parti yönetiminde değişiklikler oldu ama Sadun Aren Genel Başkan olarak kaldı. Partinin ideolojisi ise hiç mi hiç konuşulmuyordu. Partide yer alanlar bu konuyu konuşmaktan özenle kaçınıyor, konuşulduğunda partinin parça bölük olacağını düşünüyorlardı. Bu yüzden de partinin çizgisi belirsizdi. Bu yüzden de parti üyeleri kime ne anlatacakları konusunda büyük zorluklar yaşıyor, hoşnutsuzluklarını açıktan açığa olmasa da farklı farklı ortamlarda dile getiriyor, farklı çizgilerden gelen gruplar kendi iç toplantılarını yaparak parti dışında bir örgüt havası estirmekten de geri durmuyorlardı. Değişik gruplardan oluşan bir parti vardı ama ortada birlikte davranan bir partiden söz etmenin olanağı kesinlikle yoktu. Birleşik Sosyalist Parti bu zorlukları yaşarken eski Dev-Yol’un içinde bir grup da parti kurma çalışması başlatmıştı.  Birleşik Sosyalist Parti bu çalışmalardan rahatsız oldu. Kendi alanında yeni bir parti kurulmasındansa en doğru yol birlikte bir parti olmaktı. Yeniden bitmez tükenmez parti kurma tartışmalarına dönüldü. Toplantılarda bu kez partinin adında sosyalist sözcüğünün geçip geçmeyeceği daha yüksek sesle tartışıldı. Karar sosyalist sözcüğünün kullanılmaması yolunda çıktı ve partinin adı da Özgürlük ve Dayanışma Partisi olarak belirlendi. ÖDP bir yığınsallığın sağlanmasını getirse de parti içi anlaşmazlıklar daha da büyüyüp derinleşti. Ortada parti üyelerini bağlayan doğru dürüst bir program bile yoktu. Çünkü katılan gruplarla bir program etrafında anlaşmanın olanağı kesinlikle yoktu. Bu yüzden de partiyi oluşturanlar sözcüklerin tılsımına sığındı ve 99 sözcükten oluşan ve ÖDP’yi ifade ettiği kabul edilen bir anlayış parti gibi kabul gördü ve öne çıkan “Aşkın ve devrimin partisi” tanımlamasıyla sokaklar gökkuşağı rengine çevrildi.

 Aslına bakarsanız değişik grupların biraraya gelmesiyle oluşturulmuş olan ÖDP tam anlamıyla bir çatı partisi konumundaydı. ÖDP içinde eski partiden gelenler azınlıktaydılar. Bu durum onları rahatsız etti. Ayrılıklar öğretisel ayrım üzerinden konuşulmuyordu ama görünüş; işin buraya varacağını iyice belli etmişti. Etkisini yitirmiş olan TSİP’ten, TİP’ten eski TKP’den parti içinde bulunanlar işi birden bire öğretisel alana çektiler. Bu kişiler partiden gideceklerdi ama giderken hiç değil, deve dişi gibi sözler söyleyerek gitmeleri gerekti. Öyle de oldu. Geçmişte bulundukları örgütlerin jargonu ile ÖDP’yi eleştiri yağmuruna tutanlar parti saflarından bir bir ayrıldılar. Bunlardan bir tek Kurtuluşçular partilerini oluşturdular. Hatta daha sonra bir değil iki parti oluşturarak yollarına devam ettiler. Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), İşçilerin Sosyalist Partisi (SP). Bu partiler şu an kurulu olarak faaliyetteler. Diğer ayrılanlardan Metin Çulhaoğlu geri TKP’ye giderken, Ertuğrul Kürkçü ise değişik sol grupçuklarla parti kuracaklarını açıklayarak yıllarca oyalanıp durdular.

 Sol bir kez alışmıştı. Ne bir araya geliyordu ne de bir araya gelme çalışmasını bırakıyordu. Bu yüzden ortaya “Çatı Partisi” kurmak gibi bir konu tartışmaya açıldı. Değişik örgütlerden birçok kişi bu yeni oluşum için ter döktüler. Akın Birdal’ın da içinde bulunduğu bir çalışma uzun süre devam ettirildi. “Çatı Partisi” salt öğretisel ve örgütsel içi boşluk yüzünden bir türlü canlandırılamadı. Pek çokları için bu çalışma sosyalistlerin sağa sola savrulması ve diri bir sosyalist partinin gelişmesinin önünü kesmek içindi. Bu yüzden de ciddi bir adım atılamadan perde indiriliverdi.

 Şimdi de sıra “blok partisi”ne geldi. Seçimlerde ‘Demokrasi Bloğu’ başarı kazanmıştı. Bu başarının üstüne bir blok partisi inşa edilebilirdi. Dahası uzun zamandır parti çalışması yapmış ama bir türlü parti kurma olanağı bulamamış olan Ertuğrul Kürkçü bu örgütlenmenin başına getirilebilirdi. Ertuğrul Kürkçü BDP’nin bağımsız adayları içinde yer aldı ve Mersin’den milletvekili seçildi. Doğal olarak Ertuğrul Kürkçü milletvekili de olduğu için kurulacak olan Blok partisinin başına getirilirse etkili olabilir, başarılamayan “çatı Partisi” yeni bir anlayışla “Blok partisi” olarak başarılabilirdi. Bu planı kim kotardı bunu tartışmayı şimdilik gereksiz buluyoruz. Ancak kimin kotardığı da belirsiz değildir. Biz şu ya da bu partinin kuruluşu ile çok da ilgili olmamakla birlikte yüklenilmek istenen işlev açısından üstünde durmak gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü her ortaya çıkan örgütlenme hele de sosyalizm adına çıkıyorsa bir anlamı olmalı diye bakıyoruz olaya.

Son söz diyoruz ki, bu örgütlenme sosyalist sol için bir tuzaktır, bir kez daha örgütsel ve öğretisel olarak geriye düşüştür.

 


 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Ulusal olmayan sol ister çatı, ister tavan partisi olsun, MYK üyelerinin sayısı kadar oy alır. Her sosyalist kendini bir ideolog olarak gördüğünden ve ayrıntıya odaklandığından, solun birleşmesi olanaksızdır. Olanaksızdır dedimse, tam da değil. Bir sol parti taban tutarsa, ötekiler ona katılır ya da şöyle diyelim, ötekileri sürükler. Taban tutması da a dediği zaman toplumun oyunu aldığı ama b dediği zaman itirazlarla karşılaşmamasıyla mümkündür. Örneğin Aybar, yasal itirazlardan kaçınmak için, 'sosyalist' yerine 'kapitalist olmayan yol' deyişini kullanmıştı. Hazır kalıplara boşverip, bu konularda kafa yormak gerek.
Gönderen Günel Altıntaş on Sunday, 14 August 2011 at 8:34


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: ÇATI PARTİSİ OLMADI BLOK PARTİSİ VE... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5467524
Syndicate
 
left
Top! Top!
right