left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Mecit Öztekin arrow Emperyalizmin Dayattığı Düşmanlık Senaryosu...
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Emperyalizmin Dayattığı Düşmanlık Senaryosu... Yazdır E-posta
Yazar Mecit Öztekin   
Tuesday, 23 August 2005

ImageLozan barış görüşmelerinin olaylı yıl dönümü bize tarihte yapılmış ve bugün dahi açısını çektiğimiz hataları iyi anlamamız gerektiğini hatırlattı. Tabi ki bu sene Lozan’da çıkmış olan olaylar açısından değil. Lozan barışı ,sonuçları itibarı ile özellikle bugün hastalıklı olan bölgelerin daha o günden haberini vermişti.

Ortadoğu’nun kalbi Kerkük-Musul-Halep eksenindedir. İstiklal savaşının parolası olan Misak-ı Milli sınırları içinde kalan bu bölge, o günden bu güne acılar içindedir. Lozan da bir oldu bittiye getirilerek bu bölge ile ilgili paylaşımı Milletler Cemiyeti’nin kararına bırakan İngilizler ve Fransızlar, bölgede hızla kahpe planlara başladılar. Aslında bakıldığında Kurtuluş Savaşında Türklerin, gerek İngilizlerle gerekse Fransızlarla ciddi anlamda savaşları olmamıştır. Lozan sonunda bu bölgelerden vazgeçmeye niyeti olmayan Türkiye hızla güneye yığınak yapmaya başladı. Buna karşılık İngilizler Kerkük –Musul hattında, Fransızlar da Halep – Şam hattına yığınak yapmaya başladılar. Her iki devlette buralarda, işbirlikçileri Araplarla birlikte hareket ediyorlardı. Bu bölgelerde çoğunluğu oluşturan Kürtler ve Türkler ise tüm ümitlerini Türkiye Cumhuriyetine bağlamışlardı. Tam bu esnada genç Cumhuriyet için umulmadık bir gelişme oldu. Yıllarca Kürtleri kışkırtmaya çalışan İngilizler bunda başarılı olamayınca ,daha önce Vahdettin ile Anadolu’da oynadığı gerici kozunu bölgede Şeyh Said ile oynadı. Şeyh Said Kürt Medreselerinde tam anlamı ile Arap-İslam kültürüne göre yetişmiş Arap hayranı bir kişilikti. Yüksek din bilgisi ile bölgenin en saygın kişiliklerinden biri idi. Oldukça varlıklı olan Şeyh Said özellikle koyun ticareti ile uğraşıyor , yetiştirdiği koyunları da Şam, Musul ve Halep’te satıyordu. İngilizlerle teması da bu sayede olmuştur. Daha önce bölgede çalışmalar yapan İngiliz gizli servis elemanları Kürtleri para ile kandırmaya çalışsalar da, Kürtler hem paralarını almış hem de bu kişileri öldürmüşlerdi. Ancak dini olarak Araplarla işbirliği içindeki Şeyh Said, İngilizlerin dolduruşuyla 47 arkadaşı ile birlikte isyana kalkışmıştır. İsyana iştirak edenlere bakıldığında özde Osmanlı döneminin ayrıcalıklı kişileridirler. Bu kişiler, Genç Cumhuriyetin kendilerine aynı ayrıcalıkları tanımayacağı korkusu ile arkalarına İngiliz desteğini de alarak isyana başladılar.

Bu ayaklanma kanlı olarak bastırılırken suç yine İngilizlerin dolduruşu ile tüm Kürt halkına yıkılmış ve Cumhuriyeti kurmuş olan iki unsur birbirlerine düşman edilmiştir. Bu kışkırtılan güvensizlik ortamında Türkiye Cumhuriyeti, Kerkük, Musul ve Halep’i kaybetmiştir. İngilizler tarafından kışkırtılan sadece Kürtler değildir, aynı zaman da Türkiye Cumhuriyeti bürokratları da bundan ziyadesi ile payını almışlardır. Aynı bürokratlar bu ayaklanmayı saptırarak gerici özelliğini bir kenara bırakmış, sadece Kürtçü özelliğini ön plana çıkartmışlardır. Oysa dönemsel olarak da nitelik olarak da gerici olan Menemen olaylarına, yöresel bir adli vaka olarak bakmışlardır. Oysa Şeyh Said isyanını bastıran güçler de çoğunlukla Kürtlerden oluşuyordu. Hatta dağda gezen eşkıyalar bile af edilerek milis olarak bu ayaklanmayı bastırmak için hükümet kuvvetlerine katılmışlardı. Bu isyanın Kürt niteliğinin olmadığını söylemek yalan olur ama o bölgede olabilecek tüm hareket doğal olarak Kürt nitelikli olacaktır. Sonuçta istemleri itibarı ile bu ayaklanmaya bakıldığında tam anlamı ile gerici bir ayaklanmadır. Kurulan istiklal mahkemelerinde ayaklanmanın Kürt nitelikli olduğu üzerine yargılama yapılmış ve ayaklanmaya katılıp katılmadığına bakılmaksızın insanlar kimlikleri ile cezalandırılmışlardır. İngiliz ve Fransızlarla savaşmak istemeyen güçlerde bu ayaklanmayı kullanmışlardır. Kurunun yanında yaşta yakılmış, hükümet saflarında dahi olsalar nüfus sahibi kişiler sürgün edilmişlerdir. Boşalan bölgelere Trakya’dan getirtilen göçmenler yerleştirilmiş, ancak onlarda buradaki koşullara ayak uyduramayarak, devletin verdiği arazileri ağalara satarak batıya geri dönmüşlerdir.

Türkiye’de bu gelişmeler olurken Güney Kürdistan’da yaşayan Kürtler ve Türkler işbirlikçi Arapların insafına bırakılmışlardır. Nifak tohumları atan İngilizler ileride herhangi bir duruma karşılık Araplarla birlikte katliamlara başlamışlardır. Tüm bu bölgelerde Kürtler ve Türkler ikinci sınıf vatandaş statüsünde kalmışlardır. İlerleyen yıllarda bölgedeki Türkler Sünni Araplarla zorunlu olarak işbirliğine gitmişler Kürtlere bu konuda dahi müsamaha gösterilmemiş kaderlerine terk edilmişlerdir. Günün koşullarında gelişen faşizm ve ilkel milliyetçilik Türkiye Cumhuriyet’ini etkilemiş, buda önceleri aşağılanan Kürtlerin komple inkarına ve bunun sonucu asimilasyon hat safhaya çıkmıştır. Güney Kürdistan’da yalnız başına kalan Kürtler iyice kapalı yapıya geçmiş, bunun sonucu olarak ta aşiret yapısını yırtamamıştır. Oysa Türkiye’deki Kürtler tüm olumsuzluklara rağmen devlet tarafından inkar dahi edilseler Türk halkı tarafından herhangi bir ayrımcılığa tabi tutulmadıklarından yapı içinde yerlerini almışlardır. Ama Kürtler, gerek devlet gerekse pratik hayatta asla kendi kimlikleri ile ilerlememişlerdir. Hatta Özal bile ancak Cumhurbaşkanı olduktan sonra Kürt olduğunu söyleyebilmiştir.

Özellikle 60 lardan sonra gelişen sosyalist dalga içinde yer alan Kürt gençleri kendi içlerinde çeşitli dernekler kurmuşlar ama bu dernekler daha çok Barzani aşiretinin Kuzey Irak’ta yapmış olduğu çıkıştan etkilenmişlerdi. Kısaca yerel bilinç olarak henüz olayları tam özümseyememişlerdi. 70 li yılların sonunda, aslında Türkiye Sosyalist Hareketinin içinden çıkmış olan özellikle Ankara orijinli gençlerin kurduğu PKK hareketi geçmişteki tüm oportünist örgütlenmelerin önüne geçerek, halkın da tam desteğini alarak Abdullah Öcalan önderliğinde başarıya ulaşmıştır. Bu başarı bölgedeki en kemikleşmiş ,en bürokratik ve en güçlü ülke olan Türkiye Cumhuriyeti’ne yıllardır baskı ile unutturmak istediği Kürt realitesini kabul ettirmesidir.

Yıllardır başaramadıkları modern anlamda karşı çıkış ve özgürlük atılımını ,Barzan aşireti Amerika’nın bölgeyi işgal etmesi ile sağlamaya çalışmaktadır. Ancak bu işbirliği sonucu bir otonomi yakalamış olan Kuzey Irak Kürtleri yılların vermiş olduğu eziklikle şımarıklığa düşmüşlerdir. Tabi ki belli bir bilincin yerleşmediği bu bölgede Emperyalist işgal işbirliği konusunda yaşayan halkları yarışa sokacaktır. Bugün Kürtler göreceli olarak bu işbirliğinin meyvelerini yiyorlarmış gibi görünseler de , ilerde diğer güçlerle işbirliğine giderek Kürtlerin elindeki olanakları azaltacaklardır. ABD, bölgede rekabet yaratarak en fazla tavizi veren en çok iltiması görür mantığını yaratarak ve günü geldiğinde bütün halkları birbirine düşürerek fiziki varlığını bölgeden çekecektir.

Modernleşmemiş ülkelerde devlet, varlığını hissettirebilmek için elinde olan tek şeyi, baskıyı kullanarak otoriteyi sağlar. Ortadoğu’nun bütün ülkeleri mali açıdan güçlü dahi olsalar, modernleşmede geri kaldıkları için baskıcı yöntemlerle hayatta kalırlar veya kalabileceklerini zannederler. Bu yapıda çeşitli uluslardan veya farklı din ve mezheplerden oluşan bu mozaik devletler, halklar arasındaki yapıştırıcı güç olarak devlet otoritesini baz alırlar. Ortadoğu gerçeğinde aksaklıklarına rağmen tek demokratik ülke Türkiye’dir. Bölgede gelişmesi pratik olarak mümkün olan eşit Türk-Kürt işbirliği geçmişte İngilizleri ürkütmüştü. Bugün de Amerikalıları ürkütmektedir. En ufak bir ilerleyişte A.Öcalan’ın ne olursa olsun emperyalizme karşı Türkiye’den yana tavır alacağını bildikleri için, A. Öcalan’ı teslim etmişlerdir. Ve hızla içerde Şeyh Sait gibi işbirlikçiler bularak Türk- Kürt kardeşliğini baltalamaya çalışmaktadırlar. Bunu da yaparken Apo’nun mirasının üzerine oturmaya çalışan sözde Apo’ cu , özde ilkel milliyetçi güçleri kullanmaktadırlar. Türk tarafında da kendilerine aydın sıfatını yakıştıran insanları örgütlemektedirler. Bugünkü hükümet de demokrasi havarisi görünerek, bu aydınlarla işbirliği yaparak, hep beraber Amerikanın ekmeğine yağ sürmektedirler. Özellikle bazı profesyonel ajanlar var: Bir yandan hükümeti örgütleyip, bir yandan bazı çevrelere bildiri yazdırtan, diğer taraftan Kuzey Irak’ta Amerika’yı haklı bulup, AB kemiği yalayan, içerde de sözde Apo’ cu güçleri destekleyen, sahte kabadayı "Fısname"'ciler

Ama unutulmamalıdır ki, bu çokça izlediğimiz klasik bir senaryodur. Son henüz yazılmamıştır. Emin olun “esas oğlan” haklı çıkacaktır.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Emperyalizmin Dayattığı Düşmanlık S... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right