left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Rahmi Yıldırım arrow DARBEZADE ASKER YASASINA İLİŞKİN RAPOR
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
DARBEZADE ASKER YASASINA İLİŞKİN RAPOR Yazdır E-posta
Yazar Rahmi Yıldırım ADAM Platformu Dönem Sözcüsü   
Tuesday, 02 August 2011

ASKERİ DARBELERİN ASKER MAĞDURLARI

Askerî darbeler Türkiye’yi demokrasi yolunda ilerlemekten ve olgunlaşmaktan alıkoyduğu ve kötürüm bıraktığı gibi orduya da kan kaybettirdi. Darbeciler koruyup kolladıkları dar bir zümre dışında halka kıydıkları gibi kendi meslektaşlarına da kıydılar. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra üniversitelerde 147 öğretim üyesinin kürsüleri ellerinden alınırken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde de 235 general ve 4 bin 171 subay ordudan uzaklaştırıldı. TSK’daki tasfiye operasyonu sonraki darbe dönemlerinde de sürdü. 1963 yılında Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan’ın liderlik ettikleri ihtilal girişimi bahane edilerek ikinci bir tasfiye operasyonu yapıldı. Aydemir ve Gürcan idam edilirken, 200 dolayında subay ve 1459 Harbiye öğrencisi ordudan çıkartıldı. Davaya bakan sıkıyönetim mahkemesinin beraat ettirdiği 1293 Harbiye öğrencisinin okula dönmelerine izin verilmedi. Üçüncü büyük kitlesel tasfiye 12 Mart 1971 darbesinden sonra gerçekleştirildi, haklarında mahkeme kararı bulunmayan 600 dolayında subay, meslektaşlarınca işkenceli sorgulardan geçirildikten sonra re’sen emeklilik işlemi yapılarak ordudan çıkartıldı. Dördüncü büyük kitlesel tasfiye 12 Eylül 1980 darbesinden sonra gerçekleştirildi. Bir soru önergesine Milli Savunma Bakanlığı (MSB)’nin verdiği yanıta göre, 12 Eylül döneminde, haklarında hiçbir mahkûmiyet kararı olmayan 153 teğmen, 216 üsteğmen, 26 yüzbaşı ve 2 yarbay, toplam 397 subay, 176 astsubay ve 447 askerî öğrenci “yasadışı görüş” iddiasıyla ordudan çıkartıldı. İşkenceli sorgulardan geçirilen askerlerden yalnızca 5’i hakkında mahkûmiyet kararı verildi. Beşinci büyük kitlesel tasfiye, 28 Şubat 1997 sürecinde gerçekleştirildi. Bu dönemde resmi inanç paradigmasının dışına çıktığı varsayılan askerler, hiçbir mahkûmiyet kararı olmadan, hukuk dışı yöntemlerle ordudan atıldı

. Tespit edilebildiği kadarıyla, 28 Şubat sürecinde, 1996 Ağustos YAŞ toplantısı ile 2003 Aralık YAŞ toplantısı arasında geçen yıllarda 900’ün üzerinde subay ve astsubay disiplinsizlik gerekçesiyle ordudan çıkartıldı. Eski Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün TBMM Milli Savunma Komisyonu’na verdiği bilgiye göre, ilişik kesmelerin YAŞ kararına bağlandığı 1984-2010 döneminde 928 astsubay ve 615 subay olmak üzere toplam 1543 askerin orduyla ilişiği kesildi. Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki tasfiyelerin elbette bir ekonomi politiği vardır. 1960 darbesi sonrasındaki geniş kapsamlı tasfiye, iktidara el koyan Milli Birlik Komitesi’nin ordu içinde egemenliğini sağlamlaştırma amacına hizmet ediyordu. Yani, aile içinde kardeşler arasındaki bir hesaplaşmaydı. Ayrıntısına girmeden ifade etmek gerekirse, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri emek-sermaye diyalektiğinde gerçekleşti. 12 Mart 1971 darbesinin şefi Genelkurmay Başkanı, “Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı.” diye sızlanmıştıı. 12 Eylül 1980 darbesinin şefi Genelkurmay Başkanı da ilk basın toplantısında garson maaşının general maaşını geçtiğinden yakınmıştı. Nitekim patron sendikasının başkanı ise darbecilere şükranını sunarken, “20 yıl işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde” demişti. Dolayısıyla bu darbeler döneminde ordu içi tasfiyeler de emek-sermaye diyalektiğinde gerçekleşti. 1952’de dünya kapitalizminin askeri örgütü NATO’ya katılan Türk Silahlı Kuvvetleri, yurt içinde de piyasa ekonomisine ve sermaye sınıfına eklemlendi; kendilerini emek tarafında, yani solda tanımlayan askerler ordudan atıldı. 28 Şubat süreci tasfiyeleri ise, hâkim sınıf içi kutuplaşma ve çatışma diyalektiğinde gerçekleşti. Mütedeyyin Anadolu sermayesi ile sözde laik tekelci sermaye arasındaki ideolojik-politik hegemonya mücadelesi ve pazar paylaşım kavgası kışla içine de yansıdı; sonuçta kendilerini mütedeyyin olarak tanımlayan askerler ordudan atıldılar. *** DARBE MAĞDURLARI ARASINDA AYRIMCILIK Bu noktada devletin, parlamentonun ve hükümetlerin darbe mağdurları arasında ayrımcılık yaptıklarının da bilinmesinde yarar vardır. Devlet, parlamento ve hükümetler 1960 darbesinin mağdur ettiği askerî personeli şefkatle kucaklarken 1971, 1980 ve 1997 darbelerinin mağduru askerî personeli açıkça dışlamıştır. 1960 darbesiyle mağdur edilen ve EMİNSU olarak bilinen askerlerin mağduriyeti dört ayrı yasayla giderildi. EMİNSUlar için son olarak 1992 yılında, yani aradan 32 yıl geçtikten sonra 12 Aralık 1992 tarih ve 3854 sayılı yasa kabul edildi ve “göreve devam etmiş olsalardı elde edecekleri mali hakları” tanındı. Darbelerin mağdur ettiği sivil kamu görevlileri de, darbeleri izleyen sivil hükümetler döneminde mahkeme kararlarıyla ya da çıkarılan yasalarla haklarına kavuştular. Son olarak, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı 2008 yılı Nisan ayında TBMM’de yasalaşırken, 28 Şubat sürecinde disiplin cezalarına çarptırılan, 639’u meslekten çıkartılan toplam 20 bin 543 sivil kamu görevlisinin mağduriyetinin giderilmesine yönelik bir değişiklik önergesi tasarıya eklendi. Darbelerin kıydığı askerî personelin mağduriyetinin kısmen giderilmesi için iktidar partisi grubunun verdiği önerge son anda geri çekildi. Sivil kamu görevlilerinin mağduriyeti giderilirken, ayrımcılık yapılarak, askerî personel mağduriyetleriyle baş başa bırakıldı. Darbe dönemlerinde binlerce asker, haklarında hiçbir mahkûmiyet kararı bulunmadığı halde ordudan çıkartılmakla zulme ve haksızlığa uğratıldılar. Salt “yasadışı görüş ve inanç” edinmekle suçlanıp sokağa bırakılan askerî personel, sokağa bırakılmakla kalmayıp, açlığa mahkûm edildiler. Kamu kurumlarında yeniden görev almaları engellenirken, ordudan çıkartılmış olmaları özel sektörde işe girmelerinin önünde aşılmaz bir engel oluşturdu. Türkiye, Harp Okulu mezunu seyyar köftecilerle, çaycılarla, bulaşıkçılarla, çorapçılarla tanıştı. Mahkeme kararı olmadan mesleğinden uzaklaştırılan personel, haksız idarî işlem aleyhine yargı yoluna gitme hakkından bile yoksun bırakıldı. Ya da, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesinden yoksun, etkili başvuru ve adil yargılanma hakkının kullanılamadığı askeri mahkemeler yargı yeri olarak gösterildi. *** YAŞ MAĞDURLARINA 6191 SAYILI KANUN Dışlanan, ötekileştirilen darbe mağduru askerler için ilk ciddi adım, 2010 anayasa değişikliği referandumuyla atıldı. YAŞ kararlarının yargı denetimine açılmasını da öngören anayasa paketi için referandum kampanyası darbelerle hesaplaşma kampanyası olarak gerçekleşti. Bunda anayasa değişikliğinin darbecilerle hesaplaşma vesilesi ilan edilmesi belirleyici rol oynadı. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kampanyanın başlangıcında, partisinin grup toplantısında, bir daha darbelerin yaşanmaması gerektiğini vurgularken, 12 Eylül 1980 darbesinin açtığı yaralardan söz ediyor, “Tam 30 yıl sonra, yine bir 12 Eylül günü, işte bu işkencelerle, zulümlerle, bu insanlık dışı uygulamalarla milletçe hesaplaşacağız. Gencecik ölümlerle, zamansız vedalarla, 17 yaşındaki çocukları yağlı urgana taşıyan zihniyetle hesaplaşacağız.” diyordu. Anayasa değişikliğinin 12 Eylül 2010 tarihli referandum kabul edilmesinin ardından, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarının mağdur ettiği askerî personelin sorunlarıyla ilgili olarak bir çalışma yürütüldüğünü açıkladı. Bu açıklamanın ardından dışlanan, ötekileştirilen 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubatzede askerler 5 Aralık 2010 tarihinde “Askeri Darbelerin Asker Mağdurları” başlığı altında ortak bir panel düzenlediler. Panelin hemen ardından CHP Edirne Milletvekili Rasim Çakır ve arkadaşları, darbe mağdurlarını ayrımsız kapsayan bir yasa teklifi verdiler. Peşinden hükümetin TBMM’ye sunduğu tasarıda ise sadece YAŞ mağduru askerlere haklarının iadesi öngörüldü. Medyada ve kamuoyunda seslendirilen yoğun eleştiriler üzerine tasarıya “yargı denetimine kapalı idari işlemlerle ilişiği kesilenler” ifadesi eklendi. TBMM’den bütün partilerin desteğiyle geçen yasa 22 Mart 2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Ancak, aradan geçen 4 ayda, yasanın darbe yaralarını sarmaya yetmediği gibi ayrımcı niteliğiyle yeni mağduriyetlere yol açtığı, “yargı denetimine kapalı idari işlemlerle ilişiği kesilenler” ifadesinin eleştirileri göğüslemek için eklendiği ortaya çıktı. *** 12 MARTZEDELER YASADAN YARARLANDIRILMIYOR 12 Mart 1971 darbesinden sonra, 600 dolayında asker, meslekten atılmalarını gerektirir bir mahkeme kararı olmadığı halde, “yasa dışı görüşleri benimsedikleri” iddiasıyla işkenceli sorguların ardından sicil yoluyla TSK’den çıkartıldı. 12 Mart döneminde sözde sivil hükümet işbaşındaydı, ilişik kesme kararlarına karşı sözde yargı yolu açıktı. Ancak, ilişik kesme kararlarına karşı yargıya başvurulamadı. Kimilerinin başvuru dilekçeleri cezaevi yönetimleri tarafından mahkemeye gönderilmedi ve süre geçirildi. Yargı yoluna başvurma imkânı bulabilenler ise yargıç güvencesinden ve yargı bağımsızlığından yoksun askeri mahkemede yargılandılar. Askeri yargıçlar mesleki sicil açısından askeri heyararşiye tabi oldukları için yargıç güvencesine sahip değillerdi. Zaten mahkemenin kuruluşunda askeri yargıçların yanı sıra kıta subayları da vardır. Hatta kimi 12 Martzedeler, bizzat ayırma işleminde dahli olan komutanları tarafından yargılandılar. Dolayısıyla Türkiye’nin imzacısı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde tanımlanan etkin başvuru ve adil yargılanma hakkını kullanamadılar. Avrupa İnsan Hakları Hakları Mahkemesi’nin kriterlerine göre, “…Etkili başvuru hakkının kabulü için; ‘teorik ve hayali değil, fiilen ve gerçekten mevcut bulunması, yani sonuç doğurabilir cinsten olması’ gereklidir.” (Prof.Dr.Feyyaz Gölcüklü-Prof.Dr.Şeref Gözübüyük,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması,S:299, 1994,Turhan Kitapevi) İşkenceli sorguların ardından ilişikleri kesilen, etkin başvuru ve adil yargılanma hakkını kullanamayan 12 Martzede askerler, bugün de “yargı denetimine açık idari işlemle ilişiği kesildiği” gerekçesiyle 6191 sayılı kanun kapsamı dışında değerlendirilmektedirler. Kanundan yararlanmak için yaptıkları başvurular MSB tarafından reddedilmektedir. *** ÖĞRENCİ ASKERLER YASA KAPSAMI DIŞINDA SAYILIYOR Ömürlerinin en güzel çağında, “yasa dışı görüş benimsedikleri” iddiasıyla, mahkeme kararı olmadan okullarından atılan askeri öğrenciler de yasadan yararlandırılmamaktadır. Öğrenci askerler, çocuk yaşta girdikleri okullarda çocukluklarını ve gençliklerini Türk Silahlı Kuvvetleri’ne verdiler. Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu uyarınca 18 yaşını doldurduklarında Emekli Sandığı’na üye kaydedildiler ve bir muvazzaf gibi emekli kesenekleri ödendi. Akademik açıdan başarılı oldukları halde, mezuniyetlerine bir gün kala, bir hafta kala, bir ay kala, uydurma belgelerle disiplin notları kırılarak okuldan atıldılar, işkenceli sorgulardan geçirildiler. Aileleri tazminat terörü altında ezildiler. Bu da yetmedi. Harp okullarındaki askeri eğitim, Harp okulları dışında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde ancak komando kurslarında verilir. Buncı sıkı askeri eğitim görmelerine karşın, yasa dışı görüş iddiasıyla okuldan atıldıktan sonra er statüsünde askerlik yapmak üzere askere alındılar. Aynı sırada okudukları devre arkadaşlarının bölüğüne düşenler kendilerini şanslı saydılar. Bu noktada vurgulanmalıdır ki, Harp okulundan çıkartılan askeri öğrencinin er olarak askere çağrılması, Harp okulundaki eğitime saygısızlığın ve er olarak askerliğin aslında ceza olarak uygulandığının ifadesidir. Eylül Emeklileri Derneği daha kuruluş aşamasında girişimlerde bulundu, hiç değilse Harp Okulu’nda geçen her yılın 3 ay askerliğe sayılması yolunda bir kanun çıkarıldı. Okullarından çıkartılan askeri öğrenci sayısına ilişkin kesin bir rakam yoktur. Eylül Emeklileri Derneği’nin kuruluş sürecinde TBMM’de SHP Muğla Milletvekili Tufan Doğu’nun soru önergesine Milli Savunma Bakanlığı’nın yanıtına göre, 12 Eylül döneminde 447 askeri öğrenci, yasa dışı görüş gerekçesiyle okullarından çıkartıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na tabi bu öğrenciler, şimdi 6191 sayılı kanun uygulanırken, Personel Kanunu hükümleri göz ardı edilerek, 6191 kapsamı dışında sayılmakta ve başvuruları reddedilmektedir. *** 12 EYLÜLZEDE ASKERLER YASA KAPSAMINDA MIDIR? 12 Eylül 1980 darbesinden sonra yine “yasa dışı görüşler benimsedikleri” iddiasıyla üçlü kararnameyle TSK’den çıkartılan ve işkenceli sorgulardan geçirilen, birçoğu sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanan askerlerin yasadan yararlandırılıp yararlandırılmayacağı belli değildir. 12 Mart 1971 darbesi döneminden farklı olarak, 12 Eylülzede askerlere yargı yolu da açık değildi. O dönem anayasa yerine geçen 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun, Bakanlar Kurulu kararlarına ve üçlü kararnamelere karşı mahkemeye gidilmesini yasaklamıştı. Bu kanun, 7 Aralık 1983’te, sözde sivil yönetime geçilince yürürlükten kalktı; ancak, 12 Eylül dönemi üçlü kararnamelerine karşı yargı yolu yine açılmadı. Nitekim sivil yönetime geçildikten sonra 60 gün içinde açılan davalarda, örneğin Piyade Üsteğmen Özcan Yaramancı’nın açtığı davada, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM), “yargı denetimine açık olmadığı” gerekçesiyle ret kararı verdi. 12 Eylül dönemi üçlü kararnamelerine karşı yargı yolu hiçbir zaman açılmadı. Danıştay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu, 28 Şubat 1991’de genişletici bir yorum yaparak, 12 Eylül dönemi kararnamelerine ve sonraki uygulama işlemlerine karşı yargı yolunu açtı. Ancak bu karar kışla sınırlarından içeri giremedi. Bu içtihattan iki ay sonra örneğin Rahmi Yıldırım, Burhan Çalık ve Şener Bayram’ın açtıkları davalarda AYİM, hem yürürlükten kalkmış 2324 sayılı kanunu hem de Anayasa’nın geçici 15’inci maddesini gerekçe göstererek, ret kararı verdi. Geçici Madde 15’in bir fıkrası, 2001 yılındaki kapsamlı anayasa değişikliği sırasında anayasadan çıkartıldı; ancak, 12 Eylül dönemi üçlü kararnamelerine karşı yargı yolu yine açılmadı. O tarihte açılan davalarda, örneğin Haluk İnanıcı, Rahmi Yıldırım ve Şener Bayram davalarında AYİM, “Bu dava, işlem tarihinden sonraki 60 gün içinde açılmalıydı, siz süreyi geçirmişsiniz” gerekçesiyle ret kararı verdi. Yani, hem yargıya götürülemeyecek bir idari işlemden söz edildi, hem de “idari işlemi niye 60 gün içinde yargıya götürmedin?” diye karar verildi. 12 Eylül dönemi ilişik kesmelerine karşı yargı yolu hiçbir zaman açılmadı. AYİM’in tarihinde esasına girilip de hakların iade edildiği bir tek dava yoktur. İşkenceli sorgulardan geçirilen askerler, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandılar. Kararname mağduru 573 askerden sadece 5’i hakkında mahkûmiyet hükmü vardır. Sıkıyönetim mahkemelerinin verdikleri mahkûmiyet hükümlerinin meşruiyeti ayrı bir tartışma konusudur; ancak, yargıladıkları askerlerin yüzde 99’u hakkında beraat kararı verdikleri vurgulanmalıdır. Askerlik hizmetine dair hiçbir kusurlarından söz edilmeyen, mahkemelerde beraat etmelerine karşın üçlü kararname ya da YAŞ kararıyla ilişiği kesilmiş; ilişik kesmeye karşı, sözde bile olsa yargıya başvurma hakkı tanınmamış 12 Eylülzede askerlerin şimdi 6191 sayılı kanundan yararlanıp yararlanmayacakları belli değildir. Çünkü, yasa yürürlüğe girdikten bu yana 4 ay geçti ve 12 Eylülzede askerlerin başvurularına olumlu ya da olumsuz hiçbir yanıt verilmedi. *** KARARNAME MAĞDURLARI YASA KAPSAMI DIŞINDA SAYILIYOR Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayırma işlemi üç şekilde yapılmaktadır. Birincisi, işledikleri suçlardan dolayı mahkeme tarafından cezalandırılan askere, ayrıca feri ceza olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nden çıkarma cezası verilmektedir. İkincisi, TSK’de kalması uygun görülmeyen askerler sicil yönetmeliği hükümleri işletilerek TSK’den çıkarılmaktadır. Üçüncüsü, disiplin yönetmeliklerine göre disiplin kurulu kararı ve kuvvet komutanlığı onayıyla TSK’den ilişik kesilmektedir. Sicil yoluyla ayırma işleminde sıralı sicil amirleri gerekli belgeleri düzenleyerek kuvvet komutanlığına gönderirler. Dosya nihayet Genelkurmay Başkanı’nın tasvibine sunulur. Genelkurmay Başkanı gerekli gördüklerini Yüksek Askeri Şura’ya sunar, diğerlerini kuvvete iade eder. Kuvvete iade edilen dosyalar yargı denetimine açık kararnameye eklenerek sonuçlandırılır ve ilgili asker TSK’den çıkartılır. YAŞ kararına eklenen dosya ise, 22 Eylül 2010 tarihine kadar yargı denetimine kapalı işlem olarak sonuçlandırıldı. İlişik kesmelerin YAŞ kararına da eklendiği 1984-2010 döneminde toplam 1543 asker, yargı denetimi hakkı tanınmadan TSK’den çıkartıldı. Aynı dönemde 350 dolayında asker ise YAŞ toplantısı beklenmeden sözde “yargı denetimine açık” kararnamelerle ordudan uzaklaştırıldı. Ancak, bu durumdaki personel etkili başvuru ve adil yargılanma hakkını kullanamadı. Mobbing uygulamasıyla yıldırılan personel, nasıl bir idari işlemle uzaklaştırıldığının bile farkına varamadı çoğu kez. Başlatılması, tekemmül ettirilmesi ve uygulanması bakımından aynı olan ve aynı sonucu doğuran, sadece YAŞ kararına eklenmediği için farklılaşan kararnamelerle ilişiği kesilen personel de aynı derecede mağdurdur. Şimdi kararname mağduru askerlerin 6191 sayılı yasadan yararlanmak için yaptıkları başvurular da “yargı denetimine açık idari işlemle ilişik kesildiği” gerekçesiyle reddedilmektedir. *** BİREY HAKLARI BAKIMINDAN 6191 SAYILI YASA Bu yasa, mahkeme kararı olmadan TSK’den atılıp özlük hakları ve çalışma hakkı elinden alınan, üstelik TSK’den çıkarmaya karşı mahkemeye başvurma hakkı da tanınmamış askerlere, kışlaya dönmemek şartıyla, özlük haklarının iadesini öngörmektedir. Ancak ne yazık ki, yasa gerek hazırlık ve yasama sürecinde gerek sözcük örgüsüyle gerekse uygulamada ayrımcılıkla malûldür. Ayrımcılık ne yazık ki, devletin ve iktidarların genlerine işlemiştir. 1960 darbesinin mağdurları için devlet aradan 32 yıl geçtikten sonra bile yasa çıkarmıştır. Ancak, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinin mağdurları hep dışlanmış ve ötekileştirilmiştir. 1991 yılında kurulan Demirel-İnönü koalisyon hükümetinin programında darbelerin açtığı yaraları sarma sözü verilmişti. Bu amaçla Eylül Emeklileri Derneği de bir teklif hazırladı. Ancak, Bakanlar Kurulu’ndan geçen tasarı TBMM’den geçemedi. 4045 sayılı yasaya dönüşen tasarıda askerler kapsam dışına çıkartıldı. Bununla birlikte 1402’likler olarak adlandırılan sivil darbe mağdurları yasadan yararlandılar. 2008 yılında ASDER ve 12 Eylülzede askerlerin hazırladıkları ortak teklif tam TBMM Genel Kurulu’nda görüşülüp oylanacağı gün, Genelkurmay’ın müdahalesiyle geri çekildi. Ama, 28 Şubat sürecinin mağduru sivil kamu görevlilerinin hakları iade edildi. 2010 anayasa değişikliği için referandum kampanyasının en etkili söylemi, darbelerin açtığı yaraları sarma sözüydü. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 20 Temmuz 2010 tarihli grup toplantısında 12 Eylül idamlıklarının son mektuplarını okurken hem ağlamış hem ağlatmıştı. Ancak, darbelerin açtığı yarayı sarma sözü, ne yazık ki gerçekleşmedi. 12 Eylül ve 12 Martzede askerlerin oluşturduğu ADAM Platformu ile 28 Şubatzedelerin oluşturduğu ASDER’in parti gruplarına ve bürokratlara yaptıkları ortak ziyaretlerde hep “mahkeme kararına dayanmayan idari işlemlerle ilişiği kesilmiş askerlerin haklarının iadesi” talep edildi. CHP Edirne Milletvekili Rasim Çakır ve arkadaşları, ayrımsız bütün mağdurları kapsayan bir teklif verdiler. Ancak, hükümetin tasarısında sadece YAŞ kararıyla ilişiği kesilmiş personele haklarının iadesi öngörüldü. ASDER, Başbakan’la görüşmesinde ilk talep olarak, 12 Mart ve 12 Eylül mağdurlarının da tasarıya dahil edilmesini istedi. Ancak, Başbakan’ın talimatına karşın iktidar partisi TBMM’de 12 Mart ve 12 Eylülzede askerlerin de tasarıya dahil edilmelerine karşı olağanüstü bir direnç gösterdi. Rasim Çakır’ın üstün gayreti ve inatçı kulisleriyle tasarının kapsamı genişletildi. Ancak, iktidar partisi “yargı denetimine kapalı idari işlem” ifadesinde ısrar etti ve tasarı o ifadeyle yasalaştı. Hangi gerekçeyle olursa olsun, darbelerin asker mağdurlarını ilk kez kapsayan bir yasa çıkarması nedeniyle TBMM ve hükümet teşekkürü hak etti. Ancak, uygulamada anlaşıldı ki, “yargı denetimine kapalı idari işlem” ifadesi tasarıya, o tarihlerde medyada ve kamuoyunda yapılan eleştirileri karşılamak için konulmuştur. Çünkü, “yargı denetimine kapalı” üçlü kararnamelerin mağdurlarına hiçbir yanıt verilmedi; sözde yargı denetimine açık kararnamelerle ilişiği kesilmiş 12 Martzede ve 28 Şubatzede askerlere ve öğrencilere ret yanıtı verildi. Yasadan sadece YAŞ kararıyla ilişiği kesilenler yararlandırıldı. *** YAŞZEDELER ARASINDA BİLE AYRIMCILIK Üstelik en sona bırakılmış YAŞ dosyalarında bile açıkça ayrım yapıldı. Örneğin, 1984 yılında YAŞ kararıyla ilişiği kesilmiş 12 Eylülzede askerlerden 12’sinin başvurusu reddedildi. Reddedilenlerden biri de ilk Güneydoğu gazisi Üsteğmen Ahmet Şener’dir. Jandarma Üsteğmen Ahmet Şener, 1983 yılı Mayıs ayında Şırnak Uludere’de Hudut Bölük Komutanı iken Kuzey Irak’tan sızan silahlı militanların kurduğu pusuda başından ve kolundan yaralandı. Bu olay üzerine 25 Mayıs 1983’te 7 bin askerin katılımıyla Kuzey Irak’ta “Güneş” kod adıyla ilk sınır ötesi harekât düzenlendi. Gazi Üsteğmen Ahmet Şener, GATA’da tedavi altındayken en üst düzeyde ziyaret ve geçmiş olsun dileklerine mazhar oldu. Ancak hava değişimindeyken, cuntacılarla aynı siyasi düşüncede olmadığı gerekçesiyle İstihbarat ve Dil Okulu’nda gözaltına alınarak sorgulandı. Daha sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde sorgulanan Üsteğmen Ahmet Şener, sorgunun ardından çıkarıldığı 1. Ordu Komutanlığı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinde kovuşturmaya yer yoktur kararı ile salıverildi; ancak, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararı ile TSK’dan atıldı. İzmir’de mezarcılık yaparak geçimini temin etmeye çalışan Re’sen Emekli Üsteğmen Ahmet Şener, kolundaki ağrıların nüksetmesi üzerine bu işini de sürdüremiyor. MSB’nin Ahmet Şener’e gönderdiği yazıda ret kararına gerekçe olarak “hakkınızda tesis edilen idari işlemin dayanağı fiillerin vasıf ve mahiyeti” gösterildi. Bu ifadeyle Ahmet Şener bir kere daha vurulmuştur. 12 Eylül döneminde Ahmet Şener, “yasa dışı görüşleri benimsediği” gerekçesiyle yargısız infaza tabi tutuldu. Bugün sivil hükümetin MSB tarafından, “idari işlemin dayanağı fiillerin vasıf ve mahiyeti” gerekçesiyle ikinci kez yargısız infaza tabi tutuldu. *** SİLAH ARKADAŞLIĞI KİŞİSEL GAREZLERE FEDA EDİLMEMELİDİR İlk Güneydoğu gazisi Ahmet Şener’in bile başvurusunun reddedilmesiyle ayrımcılık, kuşku olmaktan çıkmış, realize olmuştur. Haklarında hiçbir mahkûmiyet hükmü bulunmayan Ahmet Şener’in ve öteki YAŞzede askerlerin başvuruları neden reddedilmiştir? Yoksa Jandarma Genel Komutanlığı, Ahmet Şener’in dosyasına, sıkıyönetim savcısının bile itibar etmediği, işkence altında alınmış ifadeleri mi koymuştur? MSB bürokratları da bu belgelere bakarak, Ahmet Şener’in ve öteki askerlerin başvurularının reddi yönünde mi Bakan’a telkinde bulunmuşlardır? Ret kararları, yasanın vermediği bir yetkinin kullanıldığını, yasada öngörülmeyen bir yorum yapıldığını ve görevin kötüye kullanıldığını göstermektedir. Vurgulanmalıdır ki, uydurma belgelerle dosya doldurup arkadaşını reddettirmek devre arkadaşlığına, silah arkadaşlığına sığmaz. Ahmet Şener, red kararı verilen diğer subaylar ve muhtemelen ret kararı verilecek diğer askerler de şu an görev başındaki devre arkadaşları ve meslektaşları gibi , “Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada, her zaman her yerde… vatan, Cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatını feda etmeye” namusu üzerine yemin etmiştir. Meslektaşlarından gördükleri onca haksızlığa ve işkenceye rağmen ettikleri yemin bugün de geçerlidir. Örneğin: Sıkıyönetim mahkemesinde yargılanıp berat eden askerlerden Abdülkadir Kılavuz, göreve iade edildikten sonra 1994 yılında binbaşı rütbesiyle Silopi’de şehit düştü. 1978 mezunu Fahrettin Çoban, 30 Aralık 1982’de mayın tuzağına düşüp şehit olmasa, tutuklanıp işkence görecekti. İşkenceci sorgucular ısrarla Fahrettin Çoban hakkında ifade istiyorlardı. 1978 mezunu Hasan Gizer, 1980 1 Mayıs’ında sıkıyönetim devriyesi sırasında az kalsın şehit olacaktı. Kurşunlar çelik başlığına takılıp kaldı. Üsteğmen Gizer işkenceden geçirildi, yıllarca tutuklu kaldı, kendisini tarama eyleminin sanıklarıyla cezaevinde volta attı; sıkıyönetim mahkemesinde berat etti; YAŞ kararıyla atıldı. Şimdi ne mutlu ki, 6191’den yararlandı. Yıllarca tutuklu kalıp sıkıyönetim mahkemesinde beraat eden ve bugün 6191’den yararlanan başka örnekler de vardır. Peki 1978 mezunu jandarmalara ayrımcılık, kin ve nefret niyedir? Uydurma belgelerle dosya doldurup arkadaşını reddettirmek devre arkadaşlığına, silah arkadaşlığına sığar mı? *** ŞERİATIN KESTİĞİ PARMAK MI? TSK adına yetki kullanmış kişilerin kararlarıyla yapılmış haksızlıkların telafi edilmesi TSK’yi yıpratmaz; tersine hukuka saygısının işareti olarak TSK’nin saygınlığına olumlu etki yapar. Bu noktada, yeni MSB İsmet Yılmaz’ın bir sözü darbezede askerler arasında burukluk yaratmıştır. İsmet Yılmaz, kendisini tebrik ziyaretine giden 12 Martzede arkadaşlara, haklarını mahkemede aramaları gerektiğini söyleyerek, “Kanunlar bazen böyle haksızlığa da sebep olabilir, ne yapalım, şeriatın kestiği parmak acımaz.” diye yanıt vermiştir. Bu yanıt medyada genişçe haberleştirildi ve yalanlanmadı. Darbezede askerler bu ifadeyi sürç-ü lisan olarak kabul etmek istemektedir. Sürç-ü lisan değilse darbe mağdurlarının da söyleyecekleri vardır. 2002 seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilemeyeceğine karar verdiğinde dönemin üniformalıları “Şeriatın kestiği parmak acımaz” diye görüş belirtmişlerdi. Sayın Erdoğan ise “Sağlam parmak acır, hele hele bir de haksızsa, çok daha fazlasıyla acır. Acımaz diyenler onu önce kendi şahıslarında bir deneyiversinler.” diye karşılık vermişti. ADAM Platformu da temeni etmektedir ki, kimsenin parmağı kesilmemeli, kimsenin yarası kanatılmamalıdır. Kimse, beşer eliyle yapılmış haksızlığı Allah adına meşrulaştırmamalıdır. Sivil hükümet, darbecilerin yargısız infazlarını bugün tekrarlama yanlışına düşüp meşrulaştırmamalı, yasayı ayrımcılğa düşmeden yorumlayıp uygulamalıdır. Yasanın eksikliğini gidermek için de halen sahip olduğu kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini kullanmalıdır. Hükümetten, Başbakan Erdoğan’dan ve MSB İsmet Yılmaz’dan birinci talep budur. İkincisi, yapılacak ek yasal düzenleme, tüm mağdurlarla diyalog içinde hazırlanmalıdır. MSB İsmet Yılmaz, en kısa zamanda tüm mağdur temsilcilerini birlikte kabul etmelidir. Bu görüşmede ADAM Platformu, sorunun köklü çözümü için hazırlamış olduğu kanun teklifi taslağını da sunacaktır. Teklif taslağı, özetle, mahkeme kararına dayanmayan idari işlemlerle ilişiği kesilmiş personelin Geçici Madde 32’den yararlanmasını öngörmektedir. Bu bir demokrasi sınavıdır. Devletler, geçmişte işlenmiş insanlık suçlarıyla yüzleştikleri ve mağduriyetleri giderdikleri, mağduriyetlerin ve insanlık suçlarının tekrarını önleyecek tedbirler aldıkları ölçüde demokratik hukuk devleti vasfını kazanırlar. Bu vesileyle, darbe dönemi mağduriyetinin eksiksiz telafisine katkıda bulunacak tüm parlamenterlere saygılarımızı sunuyoruz. 23 Temmuz 2011. Rahmi Yıldırım ADAM Platformu Dönem Sözcüsü (Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri)

.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Merhaba,
Benim babam, 12 mart doneminde tutuklu yargılanmıs, beraat etmis ve 3 lu kararname ile resen emekli edilmis. Bahsettiginiz gibi, yeni cikartilan ek maddeden babam ve onun durumundakiler faydalanamıyor, komısyondan RED cevabı aldık. Adalet bakanı, bu yasanın sadece yargıya kapalı islemleri kapsadıgını soylemıs. 12 mart doneminde, 3 lu kararnamelere itiraz edilemediginin mahkemelerde ispat edilmesi gerecek. Umarim itiraz ettigimiz askeri mahkemelerce, bu adaletsizlik giderilir.
Sevgiler,
Gözde Yıldırım.
Gönderen Gozde Yıldırım on Thursday, 11 August 2011 at 6:17

elinize beyninize ve yüreğinize sağlık rahmi bey,,izan sahibi olanın anlayacağı bir açıklıkta ve meşrulukta anlatmışsınız,,gerisi izan sahibi insanlara kalmış durumda,
Gönderen ali deniz on Wednesday, 10 August 2011 at 4:35

Dürüst ve erdemli olmanın koşullarından biri de karşı düşünce de olsa bile,haksızlığa, hukuksuzluğa uğramış mağdurun yanında olmak ve onun için mücadele etmektir.Sevgili Rahmi yaşamı boyunca bu duruşundan asla ödün vermemiştir.Genelkurmay Başkanlığı tarafından 301'den kendisine açılan dava da Türkiye de ilk beraat eden insandır ve bu duruşmada yaptığı savunması ile tarihe not düşmüş bir yurtseverdir.
Gönderen Kudret ÜNAL on Wednesday, 10 August 2011 at 2:04


 1  2  3  Sonraki Sayfa >
Sayfa 1 / 3 ( 6 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: DARBEZADE ASKER YASASINA İLİŞKİN RA... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right