|
Ha kuruldu ,ha kurulacak derken nihayet DTP ( Demokratik Toplum Partisi) kuruldu. 23 Ekim 2004 tarihinde inisiyatif olarak başlatılan DTH’ nin ( Demokratik Toplum Hareketi) partileşmiş hali. Partileşmeye geçiş oldukça sancılı oldu. Sancılı kurulan politik yapılar, ayağı yere sağlam bassın diye ince eleyip sık dokumaktan dolayı sancılıdırlar ve eğer sıkıntı bitip te kurulmuşlarsa sağlıklı bir yapıda doğarlar. Şimdi şunu sormak gerekir;acaba DTH içinde sıkıntılar bittide mi DTP kuruldu, yoksa “ne oluyorsa olsun “ bıkkınlığı içinde mi kuruldu? Kuruluşu itibarı ile DTP 23 Ekim 2004 tarihinde var olan ruha göre kurulmadı. Dengeler gözetilerek kurulan yapılar radikal önlemler alamazlar. Zaten ne kadar bu gözetme ve tavizkar yapı ince eleme yapmaya kalktıysa o kadar detaylarda boğulur hale geldi. Bunun sonucu da “ne oluyorsa olsun” mantığı ile kuruluş gerçekleşti. Kısaca kurucularının “ben görevimi yaptım, daha ne yapabilirdim ki?” dediği bir parti oldu. Kurulması ihtiyacı duyulan veya Abdullah Öcalan’ın kurulsun dediği parti bu muydu? Bence hayır! Şunu da ifade etmeliyim ki, şimdiye kadar kurulmuş olan (HEP, DEP, HADEP ve DEHAP) partilere her secimde -namus belası- verdiğim oylarımı artık bu partiye vermeyeceğim. Ve eminim ki içim de sızlayacak. DTH Abdullah Öcalan’ın işareti ile hayata geçirildi. Bu harekete ihtiyaç ne idi? Abdullah Öcalan niçin Türklerin ve Kürtlerin ortak partisi olsun, CHP gibi olsun, İttihat ve Terakki gibi olsun dedi? Bunu nedeni sadece yeni bir partiye ihtiyaç duyulduğu için mi, yoksa konjöktür açısından Türkiye gelişmelere gebe de bu gelişmelerde rol almak ve hatta belirleyici olmak için mi bu partiye ihtiyaç duyuldu? Evet işin doğrusu coğrafi bölgedeki gelişimler itibarı ile tüm Ortadoğu dolayısı ile Türkiye yeni oluşumlara gebedir. Bunu iyi gören Abdullah Öcalan bu sıçrayışta, eşitlik yanlısı düşünce tarzı olanların –Kürtler ve Türkler açısından-, hep birlikte, Sosyalistçe, etkin ve belirleyici olmasını istemiştir. Bunu içinde yeni ve farklı bir partiye ihtiyaç duydu. Abdullah Öcalan bunu gördü diyoruz, bu gayet doğaldır. Zira kendisine kurulan komplonun nedenini araştırdığı zaman karşısına değişen dengeler çıkmıştır. Bu dengelerin altını kazıdığında -bölgeye de hakim olduğundan- coğrafi bazı değişiklikleri ve bunlara direnebilecek güçleri tasniflemiştir. İşte parti ihtiyacı da bundan kaynaklanmıştır. Bu tasniflemenin sonucunda aynı 1919 da olduğu gibi Kürtlerin menfaatlerinin Türklerle birlikte olduğunu görmüş ve bu günkü Parlamentarist yapının tamamen dışa dönük,hatta dışa bağımlı olmasından dolayı ,parlamento dışı muhalefet – doğal muhalefet - güçlerinin – Kürt , Türk ayrımı yapmaksızın – bir parti etrafında toplanması gereğini ortaya koymuştur. Bu salt değişen dengeler içinde etkin rol alma kaygısı değil, aynı zamanda bu değişim içinde Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlamak yatıyor.Zaten dikkat edilecek olursa Öcalan’ın İmralı savunmalarının omurgasını da bu tez oluşturuyordu. Doğal olarak Türkiye Cumhuriyeti yönetenleri Abdullah Öcalan’a temkinli ve hatta olumsuz bakıyordu. Bundan başka bir tavırda beklemek ölü gözünden yaş beklemek olurdu.İşte bu partinin Türk ayağı burada da gerekli idi. Peki ne oldu? Dağ fare doğurdu! Doğması gereken en sağlıklı yapı prematüre doğdu. Bir az olsun güveni arttırmak içinde PKK nin müdahil olduğu ve bazı isimlerin bu yüzden partinin etkin organlarına getirildikleri ifşa edildi. Bu yeterlimiydi veya zamanlamada geç kalınmamış mıydı? Bu soruların cevaplarını zaman hepimize gösterecek! Dengeler gözetilerek kurulan bu yapı dengeleri oluşturan güçlerin elinde oyuncak olur. Sosyalist tavır bunu kaldıramaz, hızla tasfiyeler başlar ve çok daha vahim tablolar ortaya çıkar. Eğer halk bu yapıya olan güveninin kaybederse, hızla sorumlu aramaya başlar ve bunun sonucu kıyımlar olabilir. Bu yapı “ne olursa olsun Parlamentoya millet vekillerimizi sokalım” tavrı içinde olur ve bunu kazanım olarak halka sunarsa, bunun sonucu hiçbir değişiklik te olmazsa halk karşı tarafın ellerine geri dönmemecesine teslim edilir. Bunun sonucu elli yıl sonra bu coğrafyada Kürtçe konuşan kimseyi bulamayız. Kurulan parti Abdullah Öcalan’ın isteğinin tersine Kürt partisi olmuştur. Madem Kürt partisi olacaktı neden DEHAP kapatıldı. Çok mu başarısızdı veya bu parti onun kazanımlarının üstüne ne koyabilecek ? Türkler gelmedi deniyor, kimi çağırdılar ki ,kim gelmedi. Kürt hareketi şunu çok iyi bilmelidir ki; henüz Türk sosyalist hareketine ukalalık yapabilecek düzeye gelememiştir! Bazıları çıkıp “Türkler kurulduktan sonra da yapıya girebilirler “diyebilir, ama bu sadece Kürt çözümüne destek vermek anlamına gelir. Türk- Kürt ortak partisi anlamına gelmez. Bu yapı AB nin ve büyük medyanın kalemşorlarının istediği yapıdır. Oysa Abdullah Öcalan bir iktidar partisi olmasını ve sloganının da tam demokratik Türkiye olmasını ön görmüştü. Zaten tam demokratik olmayan Türkiye’de hangi Kürt problemini çözebilecekler. Kurulan partinin tavrı Avrupa çizgisindedir. Avrupa büyükelçilerinin yönlendirdikleri bir oluşum hali, aslında Abdullah Öcalan’a karşı kurulan komplonun bir ayağı ile kol kola olmaktır. Şunu iyi kavramak lazım ki Avrupa’nın Kürtlere bakışı göründüğü gibi değildir. Tam üyelik için başvurmuş ve olumlu cevap almış bir Türkiye bu büyüklüğü ile onların korkulu rüyası durumundadır. Aslına bakılırsa bölünmüş bir Türkiye, Avrupa’nın da rüyalarını süsler. Zira Kütler -ama haklı ama haksız- Türkiye’nin en geri kalmış kesimidir. Avrupa’nın korktuğu tüm değerler Kürtlerin içinde bulundukları durumlardır. En az okur yazar oranı, aile içi şiddet, töre cinayetleri, illegaliteye düşkünlük, en fazla işsizlik, en az katma değer üretimi, aşırı dinci tutum, gelişmeye kapalılık, işte tüm bu nedenler değimlidir Avrupa’nın Türkiye’yi içine almak istememe sebepleri. Şimdi iyi düşünmek lazım Avrupa’nın bunları bertaraf edebilecek misyonu var mıdır? İşte bu değişimi gösterecek misyon Abdullah Öcalan çizgisindeki DTP olmalıydı. Ama anlaşılıyor ki kurulan bu parti, bunları çözmek değil bu geri kalmışlığı kullanarak – fakir edebiyatı ile- devamlı yağlı meclis kapısında olmak istiyor. Buna karşı PKK nın müdahalesi olduğu söyleniyor – ki görünen o –ama ne olduğu tam bir muamma. Bize de PKK ye güvenmekten başka yol kalmıyor. Bu konuda sıkıntımız yok ama halkın bu müdahale sebeplerini ve ihtiyacının neden kaynaklandığını bilmeye hakkı var diye düşünüyorum. Şimdi ne olacak diye soran olursa diyebilecek birkaç söz kalmıştır: Birincisi; beklenen ve özlenen parti bu değildi. İkincisi; bu parti tipik bir düzen partisi olmuştur ve böylelikle Türkiye partisi olunmaz. Üçüncüsü; dengeler bozulmasın, ayrışma olmasın, radikalizme kaymayalım dedikçe ileride olabilecek daha radikal çözümlere yol açılmaktadır. Kimse bu yazıda şu sonucu çıkartmaya da kalkmasın, ben Kürt hareketine akıl verebilecek konumda değilim, zira Kürt hareketi gerek kendi önderliği ile gerekse sosyalist ruhu ile tam bütünlük içinde, oturmuş bir yapıdır. Umarım tarih beni haklı çıkartmaz. Ümidim, DTP’ nin Kürt halkına hayırlı olmasıdır. |