left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Celal Özcan arrow SİLAHSIZ-SİLAHLI MİLLET
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
SİLAHSIZ-SİLAHLI MİLLET Yazdır E-posta
Yazar Celal ÖZCAN DEV-PARTİ MYK ÜYESİ   
Saturday, 09 July 2011

Silahsız(SİVİL) millet”miyiz?  “Silahlı(ASKER) millet”miyiz?
KAFA  KARIŞTIRAN, YA DA KAFASI KARIŞIK PROFESÖRLER!

İLGİ : http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/hanioglu/2011/07/03/silahsiz-millet


Son zamanların en çok tartışılan konusu, hiç şüphe yok ki vesayet konusu. Bunun alt kolları olarak da, sivil asker ilişkileri, bürokratik yönetim,siyaset yargı ilişkileri vs.. her boyuttan tartışılıp duruyor. Tartışmaların da ötesine geçilip çeşitli güncel politik tavırlar geliştiriliyor. Bu konular la ilgili kavram ve kavramsallaştırmalar ortalıkta uçuşuyor. Toplumumuzun geleneksel ve psikolojik algılamaları soruşturuluyor. Anlı şanlı, hem de konularında “uzman” olan, hem de uzmanlıkları ABD üniversitelerinden tescilli olan profesörler bile, gazete köşelerinde  konu üzerinde fikir beyan ederken, uzmanlıklarıyla orantısızca salıyorlar da sallıyorlar. Ya da, bir başka bakış açısıyla; uzman olmasına uzmanlar da, uzmanlıklarını konuyu saptırma konusunda pervasızca satılığa çıkarmışlar.

3 Temmuz 2011 Pazar günü Sabah gazetesindeki köşe yazısında, Princeton Üniversitesi Yakın Doğu uzmanı M.Şükrü Hanioğlu  bunun çok güzel örneklerinden birini vermiş. Yazarın yazısının başlığı “Silahsız millet”. Yazının ilk paragrafı okunduğunda; (Toplumumuzda asker-sivil ilişkilerinin kendine özgü bir karakteri olduğu, bunun kültürel temelleri bulunduğu, sürekli olarak tekrar ederek içselleştirdiğimiz pek çok kavramsallaştırma gibi anlamlı temellere dayanmamaktadır.

“Seçimlerde siyasete yöneltilen en önemli talebin "bedelli askerlik" olduğu bir toplumun, "asker-millet" niteliği taşıdığını, kültürel nedenlerle, olağandışı bir sivil-asker ilişkisine sahip olması gerekliliğini savunmak fazla anlamlı değildir.
Bu mutasavver "kendine özgü" ilişki de pek çok tabumuz gibi geçmiş bir gerçekliğin (biz koyulaştırdık)dile getirilmesidir. Buna karşılık dokunulmazlık ve tartışılmazlığını uzun süre korumuştur.) sanki yazarın “silahlı millet” kavramının aslında bir yanılsama olduğunu, bizim toplumumuzun, silahsız millet olduğu tezini savunacağı kanısına kapılıyorsunuz. Aslında bu konu, yazara göre “geçmiş bir gerçekliktir” ama geçmiştir işte. Ama nafile. Takip eden uzunca bir bölümde yazar aslında silahlı millet olduğumuzu döktürürken, “neden” sorusuna hiç değinmiyor. Öyleyizdir işte. “1826 öncesi Osmanlı toplumunda” dediğine göre 1826-1299= 527 yıl öyleymişiz demek ki. Yetmiyor, “ Ancak bilhassa Tanzimat sonrasında söz konusu alanların birbirinden ayrılmaya başladığı da bir gerçektir. Osmanlı bürokratik reformu ve yeni ordu teşkilâtlanması bu ayrışmayı pekiştirerek iki saha arasında eski dönemde var olan geniş gri alanı tedricen ortadan kaldırmıştır.

Askerî ve sivil alanların birbirinden ayrılması ve bunlardan birincinin ikincinin kontrolü altına girmesine karşın,(biz koyulaştırdık) "cihet-i askeriye"nin özerkliğini gitgide artırması evvelce görülmeyen bir iktidar mücadelesini de beraberinde getirmiştir” diyor. Demek ki, yazara göre artık yeni reformlarla birlikte, silahlı mı yoksa silahsız millet mi olduğumuz tartışılmaya başlanmış, hatta birinci, yani sivil alan askeri alanı kontrolü altına almasına karşın,  askeri alanın özerkliği giderek artmış. Bu da iki taraf arasında giderek artan bir iktidar mücadelesini de beraberinde getirmiş. Yazar konuyu izah etmek için şöyle bir önermede bulunuyor: “Yeni askerî örgütlenme Yeniçerilerin tersine içinden çıktığı toplumun değerlerini yansıtan, kendini gelenekle eklemleştirmiş bir sınıf yerine, modernleşme alanındaki öncülüğü nedeniyle, kendini toplumun diğer kesimlerinden farklı, onun üstünde gören, gelenekle olan ilişkisini ise çatışma temeline oturtan bir bürokratik sınıf yaratmıştır.”

 Ve kafamız karışmaya başlıyor.
Kafamızı karıştırtmamak için hele bir duralım, ve birkaç soru soralım bakalım.
Yeniçerilik içinden çıktığı toplumun değerlerini yansıtan, gelenekle eklemlenmiş bir örgütlenme midir?
 Öyledir önermesi kullanıldığına göre bu toplumsal gelenekler nelerdir?
Yeni askeri örgütlenme yeniçeriliğin aksine modernleşmeyi temsil ediyordu önermenizdeki “modernleşmenin” anlamı ne ola ki. “Çatışılan gelenek” ne ola ki.
Cevap?
Yok. Öyledir işte.

Unutun bütün geleneği, “geçmiş bir gerçekliktir” demiştim ama, unutun onu da.
Bu kavramı, aslında Alaman gavuru Goltz paşanın yazdığı bir kitaptan öğrendiydik biz. Hatta, (yaklaşık 600 yıllık Osmanlı gelenek ve göreneğimizin, yaşadığımız hayatın hiç bir önemi  yok) bu kitapta önerilen asker milleti nasıl kuracağımız konusunda, İttihat ve Terakki Partisinin Üst düzey subayları ile orta ve alt düzey subayları birbirine girmiş ve bu mücadeleyi Mahmut şevket paşanın 1913 yılında öldürülmesi sonuncunda orta ve alt düzey subaylar kazanmıştır. 
 Eeee. Diyelim öyle. Sadete gelelim. 1913 yılında  halen asker millet miyiz?, yoksa değiştik mi?
Cevap: “Osmanlı erkân ve ümerâsı düşüncelerini kuramsallaştıran "Silahlı Millet" fikrini içselleştirmekten öte idealize etmiştir. Son üç kuşak Osmanlı subay kadrosu kendilerini böylesi bir "millet"in yaratıcısı, bilinç aşılayıcısı ve doğal idarecileri olarak görmüştür”.
Gelelim; Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyetin kuruluşu ve sonrasına; Bakalım yazar bu dönem için ne diyor: ”Ordunun lider rolünü fiilen uyguladığı, kurucusu ve önde gelen idarecileri subay olan Türk ulus-devleti bu açıdan bir "Türk millet-i müsellâhası" karakteri arz ediyordu. Önde gelen "sivil" lider ve bürokratların asker kökenli olduğu bir yapıda, ordu devlet inşaı alanında doğal olarak başat rol oynadı”.
 Anladınız mı?
 Anlamadınızsa eğer, Türkçeye çevirelim; halen mecburen asker milletiz.
Sene 1299, nedendir bilinmez,( yazar göre öncesinde ne olduğumuz da açıklanmış değil) asker (silahlı) milletiz, sene 1949 hala silahlı milletiz, yani 650 yıl silahlı milletiz. Ya sonra? 1950 yılında bir seçim yapıldı ve bizim silahsız millet olduğumuzu savunanlar iktidara geldi. Hoppalaa! Ne oldu da 650 yıllık düşünce ve iktidar değişti?
Boş ver. Değişti işte.
Peki öyle olsun. Değişti de ne oldu?
“1950 seçimleri ise pek çok alanda olduğu gibi asker-sivil ilişkilerinde de büyük bir değişimin habercisi oldu. Yeni oluşum her şeyden önce ordunun liderlik ettiği bir "silahlı millet" düşüncesiyle çatışıyordu.Bu tarihten günümüze ulaşan süreçte ordu gerek kurumsal düzeyde, gerekse de muhafazakâr eylemci orta rütbeli subaylar aracılığıyla siyasete müdahale ederek "silahlı millet"e önderlik, ona yol gösterme rolünü yeniden tesise çalıştı. Bu nedenle 1960 ve 1971'de bazı üyelerinin bir Türk Baasçılığı yaratılmasını da arzuladıkları değişik örgütlenmelerce gerçekleştirilen müdahalelere karşılık, 1961 sonrasıyla 1980 ve 1997'de kurumsal ağırlık koyuş ve silahlı kuvvetler liderliğinin yasal zemine oturtulmasına yönelik girişimler yaşandı.”
Bu paragrafın Türkçe açıklaması şöyle; 1950 yılında iktidar değişti ve asker millet olduğumuz tezini savunanlar yenildi. 1960 ve 1971 de yeniden iktidara gelmeye çalıştılar ama 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 de ordunun kurumsal ağırlık koyuşuyla yenildiler.
Veeee sonuç önermesi:” Son yıllardaki gelişmeler kökleri bir asır öncesine giden bir mücadelenin halen sürdüğünü ortaya koymaktadır. Ancak her iki yaklaşımı savunanların da göremedikleri bir husus, on dokuzuncu asır sonu "silahlı millet" fikrine dayalı bir liderliğin günümüz Türkiye’sinde bir anakronizm haline gelmiş olduğudur.” Türkçe meali; Silahlı (asker) millet olduğumuzu savunanlar, boşuna uğraşıp komik duruma düşmeyin bu iş bitti.
Artık silahsız milletiz.
Acaba?
Bu konu gerçektende “Günümüz Türkiye’sinde bir anakronizim haline mi gelmiştir? O zaman, bu Kürt Sorunu, bu Balyoz ve Ergenekon davaları, bu modernleşme tartışmaları ne ola ki? Bu iddia, artık günümüz Türkiye’sinde gelenekle kopuşulduğu, eski toplum biçiminin kökünden kazındığı iddiasını içerir ki, ülke gündemi bu iddiayı tamamen yadsımaktadır. Yazar, (gerçi yazısının hiçbir yerinde sınıf kavramını kullanmıyor ama) artık modernleşme uğraşlarında önderliğin asker-sivil bürokrasiden burjuva sınıfına geçmiş olduğu iddiasındaysa eğer, hangi toplumsal siyasal kültürel değişimlerin buna yol açtığını anlatmak zorundadır. Yoksa birileri çıkar ve “Sayın Profesör bahsettiğin anakronizm senin kafanın içinde olmasın sakın?” deyiverir.
 Celal ÖZCAN
DEVRİMCİ HALK PARTİSİ MYK ÜYESİ

 

07/o7/2011

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: SİLAHSIZ-SİLAHLI MİLLET ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right