left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Ömer Gürcan arrow GENELKURMAY-CHP KARGO GÜVERCİNİ
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
GENELKURMAY-CHP KARGO GÜVERCİNİ Yazdır E-posta
Yazar Ömer GÜRCAN   
Saturday, 04 June 2011
BAZILARININ GÜCÜ ARKASINDA OLANLARDAN KAYNAKLANIR..BU KİŞİLER GÖREVLİDİRLER. SİYASET ARENASININ GÜVERCİNLERİDİR...BU BAYANI HERKES TANIR. BELEDİYE BAŞKANLIĞI SEÇİMİNDE MURAT KARAYALÇININ OMZUNDA KANAT ÇIRPIYORDU..ŞİMDİ KILIÇDAROĞLU'NUN..
DOKUNULMAZDIR...
BU GÜVERCİN HANIM YENİ CHP'NIN PARTİ MECLİSİ AĞACINA TÜNEMİŞ DURUMDA...KILIÇDAROĞLU İLE İLGİLİ KİŞİLER ARASINDA KANAT ÇIRPIYOR....İLETİŞİM SAĞLIYOR MESLEĞİ GEREĞİ...
Gazeteciliğe Fatih ALTAYLI’nın Sabah’ın başında olduğu dönemde adım atan Nuran YILDIZ’ın, İlker BAŞBUĞ’un Genelkurmay Başkanı olmasını sonrasında “İletişim ve İmaj Danışmanlığına” getirildiği bilinmekte. BAŞBUĞ’un Balıkesir’de, arkasında kuvvet komutanları ile öfkesine hakim olamadığı konuşma sonrasında tartışmaların ortasına düşen Nuran YILDIZ, konuşmanın mimarı olarak karşımıza çıktı.Her ne kadar İletişimci sıfatı arkasında, Önce Sabah’ta, hala Habertürk sitesinde güncel ve ortaya karışık yazılarına devam etse de, kamuoyunu yakından takip edenler tarafından, onun danışmanlığını yaptığı kişiler, yazılarının satır aralarına gizlediği yönlendirmeler,  olaylarla ilgili manipülasyon ve dezenformasyon çabalarını gözden kaçırılmıyor, aksine birer birer deşifre ediliyor.İletişim fakültesinde verdiği “Halkla ilişkilerde yazım teknikleri”, “İmaj yönetimi”, “Örgütsel iletişim”, “İmaj yönetimi: Kişiler ve Kurumlar”, “Siyasal İmaj: Kişiler ve Kurumlar” derslerine bakıldığında, N.Yıldız’ın iletişim, propaganda ve psikolojik harekat/psikolojik savaş teknikleri, Medya ve siyasi konularda karşımıza uzman olarak çıkmakta. 

“Ünlü politikacıların” danışmanlığını yaptığı bilinen N.Yıldız, bir taraftan “siyasetten ekonomiye, dövüşmekten sevişmeye her şeyin iletişime dair”(09.06.2006 Sabah) olduğunu düşünürken, diğer taraftan “Medyanın kamuoyunu bilgilendirdiğine kayıtsız şartsız inananları pek de ciddiye almam. Medya ancak yamulmuş bilgiyi verir o da bilgi değildir.”(12.01.2009 Habertürk)’i savunanlardan. İletişimci Değil, Siyaset Bilimci !

Siyaset Bilimi Ana Bilim Dalı’nda “Türkiye’de Siyasi Partilerde Lider İmajları” konulu doktora tezi hazırlayan Nuran Yıldız, aslında İletişimci değil Siyaset Bilimci. Başbuğ’a göreve gelir gelmez Doğu gezisini tavsiye etmesinin ardında ise –Abdullah Gül’ün Doğu gezisi göz önüne alındığında- iletişimcilikten ziyade siyaset bilimi ile ilgili olması yatıyor. Nuran Yıldız’ın siyaset bilimci olup, alanı olmadığı halde iletişim danışmanlığı yapmasını Ali Atıf Bir de eleştirmişti. Ancak kabul etmek gerekir ki hem iletişim hem siyaset alanındaki uzmanlığına başta Başbuğ olmak üzere politikacıların güven duyduğu görülüyor.   Acemi Gazeteci, Uzman Psikolojik HarpçiTemmuz 2006’da Sabah Gazetesinde yazmaya başlaması için Fatih Altaylı tarafından ikna edildiğini belirten Nuran Yıldız halen Habertürk’te yazılar yayınlamakta.  Başbuğ’un Doğu gezisi ve Balıkesir konuşmaları, yazılarında ele aldığı siyasi konular vb. ele alındığında Fehmi Koru’nun ifadesiyle hiçbir yazısı kaçırılmaması gereken birisi. Genelkurmay Başkanına iletişim danışmanlığı yapacak kadar bilgili olan N. Yıldız’ın gözden kaçmayan bir özelliği de, iletişim alanının araçlarıyla üstlendiği psikolojik harpçi rolü. Başbuğ’un izlediği yol üzerinden bakıldığında Yıldız’ın gazetecilik ile psikolojik harpçiliği karıştırdığı göze çarpıyor. Başbuğ’un Doğu GezisiBilindiği gibi, İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanı olmasını takiben Diyarbakır ve Van’ın da aralarında bulunduğu bazı Doğu illerine giderek, halkla iç içe bir görüntü sergilemişti. Dahası bu gezi Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL’ün Doğu’ya yaptı geziye çok benziyordu.

Gezi ile Başbuğ’un, halka karışarak yeni dönem için kamuoyu desteği ve güveni sağlanmasını amaçlanıyordu. Nuran Yıldız her ne kadar “AKP’yi TSK’dan rol çalmakla“ suçlasa da, Abdullah Gül’ün Doğu seyahatini iyi okumuş olmalı ki GÜL’den rol çalarak Başbuğ’a uyarmayı tercih etti.

Ancak, Balıkesir konuşması ile bu gezi birlikte değerlendirildiğinde, acaba Başbuğ’un Doğu’da halkın arasına karıştığı imajı vermesinde samimi olup olmadığı tartışmalı hale geliyor.  

BAŞBUĞ’A “ BAĞIRMAZSAN DUYULMUYOR !!! ” Diyen KadınN.

Yıldız, Başbuğ’un Balıkesir’deki konuşmasının ardından kaleme aldığı yazısında, “Genelkurmayın görev geldiği ilk günden itibaren iletişimden ve diyalogdan yana tutum sergilediğini, Başbuğ’un geldiği noktanın düşündürücü olduğu ve bıçağın kemiğe dayandığında çıkan sesi duyar gibi olduğu”nu söylüyordu.

Dahası, “Medya yöneticilerinin, sermayenin, televizyon entelektüellerinin öyle dolu ki gözleri, kendi görüntüleriyle öyle dolu ki kulaklar, BAĞIRMAZSAN DUYULMUYOR!” sözleri ile devam ettiği yazısında, kendini de temize çıkarmayı ihmal etmiyordu.

 Fehmi Koru Deşifre Etmişti !Başbuğ’un kameralar karşısında topluma işaret parmağını sallayarak yaptığı tehdit içeren ve kamuoyunda rahatsızlıkla karşılanan konuşması sonrasında, Fehmi Koru köşesinde Fikret Bila’dan alıntılayarak, konuşmada seçilen sert üslubun ve gizlenmeyen öfkenin bilinçli olarak tercih edildiğini ve Başbuğ’a bu öneriyi yapanın Nuran Yıldız olduğunu deşifre etti. Bu deşifre sonrasında N.Yıldız, hafif bir savunmayla deşifre edilmesini kapatmaya çalıştı. Kendi ifadesiyle, iletişimde suskunluğun önemini bildiğinden, olayı unutturmayı tercih etti belki de. Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Ekim 2008’de yaptığı konuşmadan bu yana medyadan uzak durdu. Konuşmasındaki üslubuyla Ertuğrul Özkök'ün bile tepkisini çeken Başbuğ'un bir yenilenme içinde olduğu düşünülebiler. Nuran Yıldız köşesinde ne kadar savunsa da; konuşma ile ilgili tavsiyeleri nedeniyle tam anlamıyla duvara çarptı, öyle ki TSK sözcülerinden Fikret Bila bile o konuşmayı telif etmekte yetersiz kaldı.  

İlk NURANZEDE:

Erkan MumcuTabii ki Nuran Yıldız’ın danışmanlığını yaptığı ilk ve tek kişi Başbuğ değil, öncesi de var. 2007 seçimleri öncesinde 367 içtihatlarında oyuna gelerek sürecin sonunda siyasi kariyerine son vermek zorunda kalan Erkan Mumcu da Nuranzedelerden. Bu kritik dönemde Mumcu’nun iletişim danışmanlığını Nuran Yıldız yapmaktaydı. Mumcu süreç sonrasında yanlış bilgilendirildiğini ve yönlendirildiğini itiraf edecekti.  

Karayalçın’a da Seçim İçin Destek Veriyor Nuran Yıldız’ın danışmanlık yaptığı kişilerden birisi de geçtiğimiz günlerde CHP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı açıklanan Murat Karayalçın. Karayalçın’ın yapacağı tüm konuşmaların ve parti toplantılarında gündeme getirmeyi planladığı konuların N.Yıldız’ın elinden geçtiği biliniyor.

 Diğer taraftan N.Yıldız’ın, sadece Karayalçın’a danışmanlık desteği vermekle kalmadığı, bunun yanı sıra rakibi Melih GÖKÇEK’i de köşesinde yıpratmaya çalıştığı, GÖKÇEK-Kemal Kılıçdaroğlu düellosunda köşesinden Kılıçdaroğlu’na tavsiyelerde bulunduğu bilinmekte.  

Nuran Yıldız’ın Son Teorisi:“Polis, Atatürk evlerinin etrafını kazıyor…

Bilindiği gibi 10. dalga Ergenekon Operasyonu, gözaltına alınan 33 kişiden; aralarında çok sayıda muvazzaf subay, Yalçın Küçük ve İbrahim Şahin’in de bulunduğu 17 kişinin tutuklanması ile sonuçlandı. Eski Özel Harekatçı İbrahim Şahin ve Yarbay Mustafa Dönmez’in evinde ele geçirilen krokilerle ise Ankara’da yapılan aramalarda, Lav silahları çok sayıda tabanca ve tüfek, çok sayıda Ümraniye ‘de ele geçirilen el bombaları ile aynı seri nolu el bombası ve binlerce fişek ele geçirildi. İşte, bu silah ve mühimmatların ele geçirilebilmesi amacıyla yapılan kazıları konu aldığı yazısına Nuran Yıldız, “Medyanın kamuoyunu bilgilendirdiğine kayıtsız şartsız inananları pek de ciddiye almam. Medya ancak yamulmuş bilgiyi verir o da bilgi değildir.”(12.01.2009 Habertürk) diyerek başlıyor.Bu ifadeler aslında, kendisinin de bir mensubu olduğu medya’da olayların nasıl değerlendirildiğini, bir olayın haber değerinin yanı sıra propaganda ve gazetecilik teknikleri ile nasıl toplumu yönlendirme, kamuoyu oluşturma, manipülasyon ve dezenformasyon aracı olarak kullanılabildiğini açıklıyor.Dahası, operasyon kapsamında cephaneliklerin ele geçirilmesi ile sonuçlanan kazıları  “yalnızca Atatürk evlerinin etrafına kepçe vurmanın simgesel anlamı” ile bağdaştırmaya çalışarak, Ergenekon operasyonlarını gündem değiştirme konusunda Oskar’a aday gösteriyor. Ayrıca, yere göğe sığdıramadığı Saygın Ergenekoncuların yakalandığı operasyonların inandırıcılıktan uzak olduğunu ifade ediyor.

“1 numarası Mustafa Kemal olan hangi örgütten zarar gelebilir ki”

Susurlukçusu, Ergenekoncusu hep birlikte yemekteyiz” (14.01.2009-Habertürk) başlıklı yazısında ise; hayali bir rüyada Susurlukçu ve Ergenekoncularla birlikte bir yemeğe katıldığını, ortamın karanlık olduğunu, masanın başında örgütün bir numarasının oturduğunu, 1 numarası Mustafa Kemal olduğu gördüğü anlatıyor. Yazının son cümlesi ise oldukça manidar; “1 numarası Mustafa Kemal olan hangi örgütten zarar gelebilir ki"

Sonuç;

İletişim danışmanı olması nedeniyle, Nuran Yıldız’ın Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) ve Soruşturması ile ilgili yazıları, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un yaklaşımını yansıtması bakımından büyük önem taşıyor.

Nuran Yıldız
Ergenekon'un kepçeyle imtihanı

12.01.2009 09:31

Medyanın kamuoyunu bilgilendirdiğine kayıtsız şartsız inananları ben pek ciddiye almam. Dahası demokrasinin bir türlü gelişmiyor oluşunu bu yanlış inançla da ilişkilendiririm.
Medya ancak yamulmuş bilgiyi verir, o da bilgi değildir.
Ankara civarındaki tüm Atatürk evlerinin etrafında kepçelerin toprağı eşelemesini izlerken medya ve bilgilenme arasındaki muazzam fark geçti aklımdan.
 “Yalnızca Atatürk evlerinin etrafına kepçe vurmanın simgesel anlamlarını üretmek gerçeğin kendisi olabilir miydi?” diye düşünmeden edemedim.
Tasarımcısı her kim olursa olsun, Ergenekon operasyonu bir iletişim çalışması olarak projelendirilip iletişim hocası olarak benim önüme gelseydi acaba kaç puan verirdim?
(Zihinlerin sorularla işgali, işgalin her türlüsünden iyidir.)
Aylardır dalga dalga süren operasyonda o kadar önemli isimler göz altına alınıyor, peki nedenini açıkça biliyor muyuz? Hayır.
“Ergenekon terör örgütüyle ilişkili” rivayeti dışında ne biliyoruz? Hiç.
Soruşturma gizlidir de, birilerinin soruşturma makamı adına çıkıp Susurlukçu biriyle, o Susurlukçuyla mücadele eden biri arasında nasıl bir bağ kurulduğunu en azından başlık düzeyinde anlatması gerekmez mi?
Bilgi veren olmayınca bu soruyu andropozun eşiğinde bir yorumcu “bu durum tren kompartmanları gibidir, her birinde başka oluşum vardır” gibi saçma salak yanıtlıyor.
Biri de çıkıp “iyi de tren tüm kompartmanlarıyla aynı yöne gider, İbrahim Şahin’le, Sabih Kanadoğlu’nun yönleri ayrı, aynı trende işleri ne?” diye sormuyor.
Ortalık geyikten geçilmiyor. Muhabir var, yorumcu var, olay var, savcı var, polis var, siyasetçi var ekranda, bir tek bilgi yok!
Ankara’da Atatürk evlerinin etrafını kazan kepçelerin üzerine düşmüş kamera ışıklarıyla naklen kazıları izliyoruz hepimiz.
“Bir kepçe daha geldi” diyor muhabir sesinde bir sırrı ifşa eder tonla.
“Şimdi kazmaya başladı.”
“Orada bir şey yokmuş, öteki tarafı kazıyor” diyor, “Susurluk silahları aranıyor.”
Başka televizyondaki muhabire göre Susurluk silahları değil ceset aranıyor.
Birileri kesin bizimle dalga geçiyor da yukarıdan mı, dışarıdan mı belli değil.
“Neden bu gizli örgüt tüm silahları (ya da cesetleri) hep ortalık yere gömüyor?” sorusunu soracağımız kimse yok.
Birileri (kim bilmiyoruz) “Susurlukçu İbrahim Şahin’in evinde bulunan haritalardan” söz etmiş medyaya.
Bu bilgiyi medyanın tümüne birden aktaran kim? Medya bu bilgiyi kime dayanarak veriyor? Bilmiyoruz.
Bilgilendirme yok. Belirsizlik kol geziyor. Güvensizlik, emniyetsizlik her yere sinmiş.
Bu hissi içimden atmak için başrolünde Amerikan valisinin oynadığı “Terminatör”ü izlediğimi varsaymaya çalışıyorum. Nedense o film geliyor aklıma başkası gelmiyor.
Sağlıklı bilgi akışı, iletişim yok.
Öyleyse “iyi niyet ve güven yaratmak” amaçlı iletişim yönetimi açısından bu projeye benden koskoca bir sıfır!
Ama bir de işin diğer yanı var.
Kaynağı belirsiz bilgi akışı sağlanarak kafalar karıştırıldı mı? Evet.
İbrahim Şahin’le, devletin saygın görevlerinde bulunmuş saygın isimleri aynı resmin içine yerleştirildi mi? Evet.
Ergenekon’u bir türlü inandırıcı bulmayan bir kısım kafalarda soru işareti uyandırıldı mı? Evet.
En önemli isimlerin ekranları kaplayan gözaltına alınma görüntülerinin yerini aniden kepçelerin kazı görüntüleri aldı mı? Evet.
Gözaltı yerine kepçe naklen yayını koyarak gündem değiştirme konusundaki tüm medya oskarlarına Ergenekon’u aday gösteriyorum.
Bu yanıyla bu proje olağanüstü başarılı tasarlanmıştır. 100 üzerinden yıldızlı 100 puanı hak etmiştir.
Bir yanı 0 (sıfır) puan, bir yanı yıldızlı 100. Ne tuhaf değil mi?

BURASI TÜRKİYE…
Önce (emekli) Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri gözaltına alınıyor.
Bunu duyan avukatı Emniyet’e gidiyor.
“Sen de aranıyorsun zaten” deyip avukat gözaltına alınıyor.
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri serbest bırakılıyor.
Avukatı içerde…

SAKLIBAHÇEMİ İSTİYORUM!
Ankara’da, Gökçek’li yıllarda betona gömülü yaşadığımız için bizim soluk alacak yeşil alanlarımız, mesire yerlerimiz pek yoktur.
Yeşil alan metrekaresi suni çime endekslendiği, Dikmen vadisinin etrafı yüksek binalarla çevrelenip hava akımından yoksun bırakıldığı için, biz gökyüzünü görmek için tepemize, ormanı görmek için televizyona bakmak zorundayız..
Şehrin çok dışına gitmeden  yeşile atamayız kendimizi.
Gençlik Parkı bile şimdi beton yığını.
Bir zamanlar en yeşil başkentler arasında gösterilen Ankara’da, beton yığınları arasında soluk almak için Saklıbahçe’ye gider olmuştuk.
Gerçekten de adına yakışırdı. Hazine binasının, AŞTİ’nin, Armada’nın hemen yanında, o kadar şehrin içinde ve o kadar gözden uzak kalabildiği için.
Bir kenarına AKP binası yapılırken de çok üzülmüştük. Kendimizi yeşil bir vahaya attığımız anda bir parti binasıyla burun buruna gelmeyi istemezdik.
Yine de Saklıbahçe’ye gitmekten vazgeçmemiştik.
Kepçeler o bahçede, silah ya da ceset aramak için vurdukça toprağa, yüreklerimizde de hüzün çukurları açıldı.
İstemezsen görmezsin ısrarıyla, AKP binasını görmeden oturmayı öğrenmiştik, peki şimdi acaba ceset hangi ağacın altında gömülü hissinden kurtulmamız mümkün olabilecek mi?

AKLIMDA KALAN
İkna edici iletişimde kaynağın güvenilirliği:
Mesajın güvenilirliğini belirleyen en önemli belirleyicilerden biri kaynağın güvenilirliğidir. İletişimde en basit bilgilerden biridir bu cümle. Basit ve önemli. Onun için güvenilir bir imaj yaratmak isteyen liderlerin sözcüleri seçilirken o kadar ince elenir sık dokunur ki, neredeyse küçükken suçiçeği çıkarıp çıkarmadığına kadar araştırılır, incelenir. Bizdeki durum ise ortada. Başbakanın sözcüsü Kemal Öztürk göreve geldiği günden itibaren hakkında yazılanlara bakın, ne ararsanız var. Kemal beyin ilk açıklaması “ben yanlış anlaşıldım” oldu. Eski sözcü Akif Beki’nin ilk açıklaması hiç değilse “Başbakan yanlış anlaşıldı” idi.

Nuran Yıldız
Susurlukçusu, Ergenekoncusu hep birlikte yemekteyiz!
14.01.2009 08:48

İnsan Türkiye’nin en çok okunan yazarı olunca “bir rüya gördüm” diye yazsa bile ilgi çekiyor.
Ahmet Hakan’dan söz ediyorum. Hani şu kendi fırıldaklığını unutanların “dönek” deyip yine de okumaktan vazgeçemediği yazardan. Kimseyi umursamadan kendi serüveninin peşini bırakmayan, Kızılderili olsa “özgür ruh” adını alacağından emin olduğum Ahmet Hakan’dan söz ediyorum.
Ergenekon’la ilgili gördüğü rüyayı imrenerek okuyunca arayıp kutlamayı düşündüm. Aramadım. Arasaydım ne diyeceği belliydi. Tüm mütevazılığıyla ve geçmişinden miras kalan huşu içinde derdi ki “Nazar etme ne olur, rüyaya yat senin de olur.”
Öyle dediğini varsayıp, o kalp ve zihin gücüyle uyuyunca da kendimi abuk bir rüyanın içinde buluverdim.
Üç beş kişi bir yemek masasının etrafındayız, tam da “Yemekteyiz” programı kıvamındayız.
Gözüm karanlığa alışınca masadakileri tanımaya başlıyorum ki ne göreyim? Susurlukçusu, Ergenekoncusu, hukukçusu hep birlikte yemekteyiz!
Sağ yanımdakine eğilip soruyorum “Oda neden karanlık? Tabağımı göremiyorum.”
“Yemeğin organizatörü öyle istedi, sessiz ol” diyor fısıltıyla, susuyorum.
Sonra hukukçuya hatta savcıya benzettiğim masadakilerden biri sesleniyor: “Yandaki düğün salonunda çalışan kameramanı getirin.”
“Televizyona mı çıkacağız?” diye atlıyorum bir telaş, sol yanımdaki ayağıma vuruyor: “Ne televizyonu, kameranın ışığı gösterecek ne yediğimizi.”
Yine susuyorum.
Servis yapan garson, elinde çiçek desenli tencereyle göründüğü an, Susurlukçu bağırıyor telaşla “O tencere değil! Geri götür çabuk, yanlış tencere o!”
Hepimiz şaşkın birbirimize bakarken Susurlukçunun önündeki peçetede yazılı nota gözüm ilişiyor: “Silahlar çiçekli tencerede. Tencerenin raftaki yeri ise aşağıdaki şemada.”
Rüya bu ya, olur böyle şeyler deyip, tabağımdaki çamura benzer şeye bakıyorum. “Ne çamuru?” diyor masadan biri aklımdan geçeni okuyup, “Atatürk evinin bahçesinde yetişen bir bitkiden yapılmış özel bir sos o.”
“Kim yaptı bunu?” diye soracak oluyorum, masanın gazeteci elemanı “Mutfakta Amerika’dan getirdiğimiz bir ahçı var” diyor. Dünya alem bilirmiş pişirdiği yemekleri.
O sırada masanın uzağında oturan birini farkediyorum. Düşünceli gözleriyle masadakilere dalıp gitmiş, dudağında acı bir gülümseme.
Onu iyi tanıyorum: “Mavi gözlü dev” adam! “Peki neden masaya gelmiyor?”
“Çünkü” diyor bir ses “O koltuk sarı saçlı, mavi gözlü diye tanımlanan
1 numaraya özel.”
Ben şaşkınlıktan ağzım açık mırıldanıyorum:“Nasıl yani? Mustafa Kemal Ergenekon’un 1 numarası mıymış?”
Sorumun yanıtı soru oluyor: “Öyle diyorlar, duymamış mıydın?”
“Off!” çektiğim kabus gibi bir rüyadan içim rahat, derin bir “Ohh!” çekerek uyanıyorum.
1 numarası Mustafa Kemal olan hangi örgütten zarar gelebilir ki?
Rüyayı görmek benden, yorumlamak sevgili okurdan…

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: GENELKURMAY-CHP KARGO GÜVERCİNİ ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right