left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Dr.Hikmet Kıvılcımlı arrow 27 MAYIS VE YÖN HAREKETİNİN SINIFSAL ELİŞTİRİSİ
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
27 MAYIS VE YÖN HAREKETİNİN SINIFSAL ELİŞTİRİSİ Yazdır E-posta
Yazar Dr. Hikmet KIVILCIMLI   
Friday, 27 May 2011

(TAM METİN http://www.onergurcan.org/hikmet%20kivilcimli/yon.html )

 Bir şey unutuldu. 27 Mayıs siyasi bir olaydı, ama o patlangıç, sosyal ve ekonomik çıkmazın ürünüydü. Eğer toplumun temel konularında gerekli çözüm yolu bulunmazsa, politika-kiremitliğinde başarılacak bütün kotarışlar, zaman kazanmaktan -tarihte boşuna zaman yitirmekten- öteye geçemezdi. 27 Mayıs, konuları çözmek şöyle dursun, koyamamıştı bile. 
              İki Egemen Sosyal Zümremiz
         Türkiye'nin egemen politikası, iki sosyal zümrenin tekelindeydi: l- Finans-kapital zümrelerinin politika örgütü, eski DP'ydi: (Bugün AP oldu); 2- Devletçiliğimiz zümrelerini geleneksel örgütü, CHP'ydi, CHP'dir.
         İkisi arası çırpınan MP-CKMP-Hür. P. vb. gibi yönsüz, yarı küçük- burjuva, yarı burjuva ve derebeyi partileri, ancak yukarıdaki çifte düşman ikiz-kardeş "büyük parti" gemileri için safra rolünü oynuyorlardı ve oynuyorlar.
         Sosyal ilişkileri bakımından iki egemen zümreden devletçiliğimiz, üstte güreştiği zaman bile, Türkiye'de yalnız finans-kapital zümrelerini yetiştirmek ülküsü altında çalıştı. İkinci evren savaşı Türkiye'nin finans- kapital zümrelerini yeni bir savaş zenginliğine kavuşturup kemiklendirince, uluslararası finans-kapitalin Amerikan emperyalizmi kanadına ("Amerikan yardımı"na) var gücüyle dayanan özel sermaye, artık devletçiliğimize haddini bildirmenin zamanı geldiğini açıkladı.
         Tek parti zamanı devletçiliğimiz, finans-kapitalin sırtında ve üstün görünüyordu, çok parti zamanı finans-kapital, devletçiliğimizin sırtına çıktı. Aslında bu hep böyleydi, ama, görünüşle millet aldatılmak isteniyordu. Devlet ve devletludan üstün şey olur mu denilerek, fınans-kapitalin aslan payı kesişleri "devletin hikmeti icabı" gösteriliyordu. Osmanlı alışkanlığıydı bu.. ikinci evren savaşından beri bu gösterişe gerek kalmadı. Finans-kapital "bu ülkede efendi, benim" dedi, düne kadar kapısında vurgun yaptığı velinimeti devletçiliğimizi kötüledi, devletlularımızı boğaz tokluğuna alt kapıkulu durumuna soktu. Efendi pozuyla yukarıdan konuşmaya alışkın devletlular şereflerinin zedelendiği ölçüde, enflasyon ve pahalılıkla keselerinin de dibine darı ekildiğini farkettiler.

 

 

         Devlet parasıyla geçinen askerlerin sayısını allah bilir, Amerikalı bilir, ama halk bilmez. O bilinmeyen askerlerle birlikte devlet kapıkulları net yarım milyon kişiyi çok aşar. Ortalama 4 kişilik aileleriyle sayılırsa, devlet kapısında geçinen nüfus 2 milyon insan ederdi. 27 Mayıs günü bu 2 milyon kapıkulu nüfusu ile 2 bin civarı finans-kapital zümresinin 8-10 bin kişilik nüfusu göz göze gelmişlerdi. Baskın basanın olduğu için, güç dengesi bir gecede finans-kapitalin aleyhine, devletçiliğimizin lehine dönüvermişti.
         Geri kalmış Türkiye'de, en "ileri" sömürü sistemini sağlamak isteyen finans-kapital, çok ağır ve kalabalık devletçiliğimizi yaratmış ve geliştirmişti. Bu devletçiliğimizin bir gün başına dertler açabileceğini, başına topladığı cinleri dağıtamayan sihirbaz durumuna düşeceğini 27 Mayıs gösterdi. Alt sınıf ve tabakaların hesabı yoktu.
         27 Mayıs, üst tabakalarda bir "kozların paylaşılması" oldu. Bu koz paylaşmada, ilkelerden çok pazarlık rol oynadı. O yüzden ihtilali tutanlar halkı bu işe karıştırmak istemediler. Sokağa çıkma yasağı koydular. İhtilale uğrayanlar bu beğenmekte kusur etmediler. Tek koşulları devrimcilerin çabuk gitmeleriydi. 
              ......................... 
                 Bu antika yapısıyla silahlı kuvvetler, kaç paşa varsa o kadar bölüktü, kaç albay varsa o kadar eğilimdi, kaç subay varsa o kadar asiydi. Gerçekten birlik olmak için, ister istemez lonca dışı modern toplum sınıflarından birine uymak zorundaydılar.
         19. yüzyılda o sınıf, egemen kapitalist sınıfıydı. Ordu, bu sınıfın emrinde az çok oturaklı ve tutarlı, kendi siyaset dışı hiyerarşisini yaşardı. Burjuva ordusu adını alırdı. Derebeylik yadigarı toprak ağaları nasıl kapitalizmde modern (büyük emlak sahipleri) sınıfı oldularsa, tıpkı öyle, lonca armağanı ortaçağ geriliği de siyasetten uzak tutularak kapitalist düzeni içinde özel bir Töton Şövalyeleri gibi silahlı tarikat halinde saklandı.
         20. yüzyılla birlikte, kapitalist sınıfı, bütünüyle sınıf olarak egemen olmaktan çıktı. Yalnız finans-kapital adını alan tekelci-rantiye bir zümre mutlak güçlülüğe erdi. Toplumda kapitalist sınıfın çoğunluk zümreleri ikinci dereceye atılınca, burjuva ordusu sosyal dayanaklarını yitirdi. Artık eski milli ordunun yerine, antika çağın aylıklı askerlerini andıran, sömürge orduları türedi. Anayurdun silahlı kuvvetleri de, kast durumuna sokuldu.
         Türkiye'de, oldu olasıya tümüyle ülkeye bir genlik getirmiş kapitalist sınıfının, kayıtsız şartsız egemenliği tanınmadı.19. yüzyıl boyunca kapitalist sınıfının yalnız kompradorlar zümresi (yani yabancı sermaye ajanları) Türkiye'ye egemendiler. Cumhuriyetle birlikte kompradorların yerini finans-kapitalist zümresi tuttu. Türk ordusu birinci kurtuluş savaşında kompradorların dolaylı dolaysız ihanetleriyle dövüştü. Zafer üzerine bir klasik burjuva ordusu olması düzmantıkla beklenebilirdi. Serbest rekabetçi kapitalizm çağı geçmişti. Finans-kapitalin sömürge ordusu olması içinse; ne ekonomik, ne sosyal şartlar elverişli değildi.
         Türkiye'nin finans-kapital zümresi, tarihsel devrimler gelenekli ve daha dün ulusal kurtuluş savaşı yapmış Türk ordusunu, Kore Savaşı gibi uzak serüvenlerde sömürge ordusu yapmayı denedi. Türk askeri, emperyalist lüks ayrıcalıkları içinde yaşayan Amerikan askerine "hanım" adını takarak döndü. O basit "hanım" sözcüğünün çok yanlı derin anlamlarını, Türk olmayan bilemez.
         Finans-kapital, antika "moskof', modern "gomoniz" korkuluğunu var gücüyle sömürerek Türk ordusunu nato vb.ne katarken "hanım"laştıracağını umdu. Ekonomik ve sosyal olarak bunun olanağı yoktu. Ne Türkiye genlikli bir modern kalkınmış ekonomi temeline sahipti, ne finans-kapital oturaklı ve tutarlı bir kapitalist sınıfın bütünlüğünü ve kendince haklılığını, meşruluğunu temsil ediyordu. O yüzden Türk ordusu gerek maddesi, gerek ruhuyla, finans-kapitalin ne ayrıcalıklı metropol kastı, ne sömürge aylıklı askeri olamadı.
         27 Mayıs bu ekonomik ve sosyal kritik durumu gidermek yerine büsbütün açığa vurdu. Menderes DP'si, Türk subayını lojman vb. yem borularıyla "evcilleştireceğini" umdu. Aldığı karşılık umut verici olmadı. Demirel AP'si Orko vb. yem borularıyla DP'nin CİA'dan öğrendiklerini yeniden uygulamaya çabalıyor. Bu, hacıağa çocuklarını meclislerde "transfer" etmek, ya da halk oylarını kasaba tezgahında pazarlamak kadar kolay olacağa hiç benzemiyor.
         O zaman T'ürk ordusuna tek yol kalıyor. Halk ordusu olmak. 27 Mayıs ve sonrası, o çabanın bir denemesidir. Bilince çıkamadığı için kördövüşüne dönmüştür. 
        

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: 27 MAYIS VE YÖN HAREKETİNİN SINIFSA... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right