left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow "MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİ"!
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
"MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİ"! Yazdır E-posta
Yazar Serdar ANT   
Friday, 06 May 2011

  
 
Oyun bitince, şah da piyon da
aynı kutuya konur.
İtalyan Atasözü 
  
 

 Türk ordusu NATO emrine verilirken neredeydiniz ey sözde “Mustafa Kemal’in askerleri”? Anıtkabir’de “vardiya”cılığa soyunan hanımlar arasında, eşi NATO karargâhlarında görev yapmamış kaç kişi var, parmak kaldırsın! 

Ah benim güzel kardeşim ah… En sonunda jetonun düştü, bıçak kemiğe dayandı,  şimdi Atatürk’e ve Cumhuriyet’e sahip çıkıyorsun, öyle mi?
 
Yürü bakalım Anıtkabir’e… 18 Mart’ta da Çanakkale’ye gidersin… Sonra 23 Nisan’da Ankara’da, 19 Mayıs’ta da Samsun’da zuhur edersin… Peygamberi rüyasında görünce “şefaat ya resul Allah” diyeceğine heyecanlanarak “seyahat…” diyen Evliya Çelebi’den farkın kalmadı güzel kardeşim! 
  
 

 Tabii bütün bu yürüyüşlerde bol bol “Türkiye laiktir, laik kalacak” diye slogan atmayı da unutma… 1990’lardan beri bu sloganı attın durdun, bak, Türkiye ne güzel “laik” kaldı!
 
Cumhurbaşkanı bir Nakşibendi… Başbakan bir Nakşibendi… Hükümet bir “tarikatlar koalisyonu”… Ana muhalefet ise “tarikatlara saygılı”… Ama Türkiye Cumhuriyeti “laik”!
 
Allah’tan sen varsın da “laikliğe” zarar gelmiyor!  

ABD’nin “bizim oğlanlar”ından Netekim Paşa’nın daha 12 Eylül darbesi öncesinde “İstikbal vaat ediyor... İleride büyük komutan olacak” diye övdüğü Yaşar Paşa hazretleri de bundan birkaç yıl önce “Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak”tan bahsetmişti. Sonra Dolmabahçe’de Recep Bey ile bir görüştü, artık ne olduysa ondan sonra “Atatürkçülüğün” ne özü kaldı ne sözü… Recep Bey o görüşmede Yaşar Paşa hazretlerine teşekkür etmiştir herhalde:
 
“Paşam, Allah senden razı olsun. Senin şu e-muhtıra olmasaydı boku yemiştik valla… Tam zamanında Hızır gibi yetiştin, seçimlerde yırttık sayende… Yoksa Abdullah Bey’i Çankaya’ya nasıl çıkartırdık ki? İki cihanda aziz ol.” Yaşar Paşa hazretleri “sözde-özde Atatürkçülük” nutukları atarken sen yine ortalıkta dolanıyordun böyle, il il, meydan meydan… O zaman da gündemde Cumhurbaşkanlığı seçimleri vardı. Yaşar Paşa konuştu, AKP seçimlerde birinci parti, Abdullah da Çankaya’nın “Gül”ü oldu!
 
Şimdi Haziran’da yine seçim var. Ve sen yine başladın dolanmaya… Bu sefer de Işık Paşa konuşursa, önce AKP’yi yine birinci parti olarak göreceğiz, sonra da Recep Bey’i “Başkan”… Artık “Başkan Erdoğan” Dolmabahçe’de kime teşekkür eder, Allah bilir!
 
Einstein, “Aptallığın en açık kanıtı aynı şeyi defalarca yapıp değişik sonuç almayı beklemektir” diyor, haksız mı?    
 
Şimdi “Vardiya Bizde” adı altında çağrı yapan paşa hanımlarına bakıyorum da çoğunun muhterem eşi 12 Eylül döneminde Yaşar Paşa hazretleri gibi “our boys” takımından övgü alan çiçeği burnunda subaylardı.  Örneğin Yaşar Paşa hazretleri Genelkurmay Harekât Başkanlığı’nda çalışıyordu 12 Eylül öncesinde… Peki, ne yapıyordu orada? Darbenin nasıl yapılacağı, kimlerin gözaltına alınacağı, nerelerde işkence tezgâhları kurulacağı, kimlerin vatandaşlıktan çıkarılacağı ve daha böyle bir sürü “ince” işin planlamasıyla mı ilgileniyordu acaba? Ya da Netekim Paşa’nın “biz ihtilali yaptığımızda, yarbay rütbesindeydi... Milli Güvenlik Kurulu'nda görev yaptı... Çok sevdiğim bir komutan...” diyerek övdüğü Hilmi Paşa hazretleri, 12 Eylül döneminde Milli Güvenlik Kurulu’nda ne tür kararların hazırlanmasına aracılık etti acaba?  Hangi gazetenin kapatılacağına, kimin nereye sürüleceğine, hangi aydınların vatandaşlıktan çıkarılacağına, milletin anadilini konuşmasının nasıl yasaklanacağına mı karar veriyordu?
 
Hilmi Paşa ile Yaşar Paşa, 2000’lerde Genelkurmay Başkanı olduğunda onların yanında ordu kurmay heyetini oluşturanlar, 12 Eylül döneminde ne yapıyordu acaba? Şimdi bunlardan bazıları da Balyoz davası kapsamında tutuklandılar ve haklı olarak hukuk ve adalet istiyorlar. Tıpkı 12 Eylül faşizminin, 17 yaşında idam ettiği Erdal Eren’in istediği gibi… O karanlık yıllarda işkence tezgâhlarında can veren, yargısız infazlara kurban giden, temyize kapalı sözde mahkeme “kararlarıyla” darağaçlarına yollanan, sağcı olsun, solcu olsun, Türk olsun, Kürt olsun bu vatanın birçok evladının adaleti istediği gibi…
 
“Vardiya Bizde” çağrısı yapan paşa hanımları Atatürk’e şikâyet ediyorlar birilerini… Oysa o “birileri” 30 yıldır sefasını sürdükleri, Türk-İslam sentezi soslu arabesk liberalizmi amentü bellemiş faşist 12 Eylül rejiminin ürünü değil mi? Yarattığınız canavar artık gözünü size diktiğinde mi aklınıza geldi hukuk, adalet ve Atatürk?
 
Diyorlar ki “Mustafa Kemal’in askeriyiz…” 
 
Hadi canım sen de…
 
Şimdi Atatürk yerinden kalksa ve Anıtkabir’i dolduran “Mustafa Kemal’in askerleri”ne “ey askerlerim, 12 Eylül döneminde mirasımı yok ederlerken neredeydiniz?” diye sorsa ne yanıt vereceksiniz? O kalabalık arasında Atatürk’ün mirasının yok edildiği dönemde güle oynaya görev yapmış olanlar da yok mu? Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’nu bir devlet dairesi haline sokanlar, Atatürk’ün partisi CHP’yi kapatıp arşivini bile SEKA’ya gönderenler, Anayasa’ya zorunu din derslerini koyarak laikliğin canına okuyanlar, Atatürkçü aydınları, yazarları baskı altında tutup yıllarca mahkemelerde süründürenler, “ben zengini severim” diyen Nakşibendi  müridi Turgut’a ekonomiyi teslim edenler Mustafa Kemal’i şimdi mi hatırladılar?
 
Atatürk, “Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak TAM BAĞIMSIZ olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan öteye gidemez. Yabancı bir devletin koruyuculuğunu ve kollayıcılığını istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir efendi getirmeleri düşünülemez. Oysa Türkün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir. Öyleyse YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM… İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır” diyen bir büyük devrimci idi.
 
Peki, bugün “Mustafa Kemal’in askeriyiz” diyerek Anıtkabir’i dolduran subay hanımlarına sormak gerek, eşinizin ağzından en son ne zaman “ya istiklal ya ölüm” sözünü duydunuz? Anadolu’nun göbeğine kurulmuş Amerikan üslerine karşı en ufak bir tepkiniz oldu mu bugüne kadar? Türkiye’nin AB’ye üye yapılacağı masalıyla ekonomide, siyasette, hukukta, dış politikada, kısacası yaşamın her alanında ödün üstüne ödün vererek AB kapısında uşak yapılmasına karşı en ufak bir karşı çıkışınız oldu mu? Türkiye ekonomisi Dünya Bankası memurlarına teslim edilirken, IMF reçetelerinin uygulanması sonucu milyonlarca insan, yani HALK, açlık ve sefalet denizinde kulaç atarken, başta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ana ikmal kaynağı olan TÜPRAŞ olmak üzere kamu varlıkları bir avuç asalağa peşkeş çekilirken Anıtkabir’e neden yürümediniz peki? OYAKBANK satılırken bile susmadınız mı? Türk askerinin kafasına çuval geçirilirken “Mustafa Kemal’in askeri” değil miydiniz? Madem Mustafa Kemal’in askerisiniz, silah arkadaşınız Org. Bitlis bir suikast ile ortadan kaldırıldığında neden “dut yemiş bülbüle” döndünüz? Muavenet batırıldığında neden mezar gibi sessizdiniz? Kuzey Irak’ta kukla devleti kuran Çekiç Güç Anadolu’nun göbeğinde konuşlandığında, her 6 ayda bir, bu emperyalist kuvvetin görev süresinin uzatılması için MGK’da onay verenler sizin eşleriniz, arkadaşlarınız, komutanlarınız değil miydi? Türk askerinin terörist yatağı Kuzey Irak’a adımını atması yasaklanmışken, Afganistan’dan Lübnan’a kadar uzanan coğrafyada ABD’ye taşeronluk yapmasını sineye çekenler, siz sözde “Mustafa Kemal’in askerleri” değil miydiniz?   
 
Atatürk, “Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ordusu, istilâlar yapmak veya saltanatlar kurmak için şunun, bunun elinde ihtiras aleti olmaktan münezzehtir. İnsanca ve müstakil yaşamaktan başka gayesi olmayan milletin aynı ideale bağlı ve yalnız onun emrine tabi ve sadık öz evlâtlarından mürekkep muhterem ve kuvvetli bir heyettir” diyor.
 
Türk ordusu NATO emrine verilirken neredeydiniz ey sözde “Mustafa Kemal’in askerleri”? Anıtkabir’de “vardiya”cılığa soyunan hanımlar arasında, eşi NATO karargâhlarında görev yapmamış kaç kişi var, parmak kaldırsın! 
 
Atatürk, "İstiklâlimizi emin bulundurulabilmek için, bizi mahvetmek isteyen EMPERYALİZME karşı ve bizi yutmak isteyen KAPİTALİZME karşı mücadeleyi câiz gören bir mesleği takip eden insanlarız” diyor.
 
“Kapitalizme karşı mücadele” etmek ne kelime, emekli paşalara altıncı yıldızı TÜSİAD takmıyor mu bu ülkede? NATO Paşaları, Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) “takdire şayan” olarak niteliyor, “katkı” yapmaktan bahsediyor, bu emperyalist projenin amacının “kadınların eğitim düzeyinin yükseltilmesi” olduğunu iddia ederek pazarlamacılığa soyunuyor, bağımsızlık ve egemenliğin tartışılmasını önermiyor mu? Ama bu NATO paşalarına bugüne kadar kol kanat geren, destek veren, toz kondurmayanlar, şimdi çıkıp “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”  diyerek Atatürk’ü kendine kalkan yapmaya çalışıyor!   
 
Büyük Atatürk kalksa ve Anıtkabir’i dolduranlara;
 
Benim ışığım
Halk ışığı efendiler
Sevginin büyük ışığı
İçinize akmamışsa eğer
Yıkanmamışsa yürekleriniz
Mutluluğun kapıları
Kapanmışsa halkın yüzüne
Karşıma nasıl çıkarsınız
Nasıl bakarsınız yüzüme (*)
 
derse ne yanıt vereceksiniz ey “vardiya”cılar…
 
20.2.2011
 
 
(*) Ali Yüce’nin “Dersimiz Bağımsızlık” şiirinden…

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Syn. Serdar ANT'a ne demeli bilmem ki?Kalemine ve yüreğine sağlık.Selimiye,Metris,Bayram Paşa,Mamak,Diyarbakır ve daha başka isimsiz ceza evleri.Ceza evlerinde asker postalı ve üstünde tepdiği Halk çocukları.Gözü bağlanıp yürütülen kaçma tehlikesi var denilip yok edilenler,hala davası bitmemişler ve bir avuç açgöz adına ve akıl babaları istedi diye darağacına gönderilenler. ...........Halk çocuklarınrının derdini dökmüşsün Syn Ant tebrikler.
Gönderen İlhan Akçay on Saturday, 09 July 2011 at 3:51

Yazınız ibretlik.Tespitler tam 12'den.
Gönderen Binnur Aslan on Sunday, 08 May 2011 at 11:15

söylenenler tabi ki doğru.ama unutulmasın,
'bilinci belirleyen maddi koşullardır.'
bunu mazeret olarak değil de bir izah tarzı
diye düşünmek lazım.
Gönderen cengiz okay on Friday, 06 May 2011 at 3:15


 1  2  Sonraki Sayfa >
Sayfa 1 / 2 ( 3 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: "MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİ"! ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right