|
Yurdumuza uzaktan bakan, bu ülkenin siyasetini, kültürünü, anlayışlarını, farklı yaşam tarzlarını, geleneklerini, tepkilerdeki fevriliği, bellek zayıflığını bilmeyen birine, bütün bunları sade ve anlaşılır dille anlatmanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Ancak birtakım örnek olaylar üzerinden gözlem yeteneği kullanılıp, toplum davranışları izlenirse bir sonuca varılabilir gibime geliyor. Yani aslında bilimsel akıl yürütme diyebileceğimiz tümevarım yöntemiyle halkımızı hatta siyasetçilerimizi ve uyguladıkları politikaları çözme imkânı mevcuttur. Kars’taki İnsanlık Anıtı ile ilgili gelişmeleri ve bunla ilgili yaşananları hatta heykele bulaşan kanı örnek olay olarak aldığımızda o Türkiye’ye çok yabancı şahıs, akıl, mantık ve gözlemle bayağı bir yol kat eder. Örnek olay yöntemini bazen eğitimde, okullarda sık kullanırlar. Günlük hayatta karşılaşılan bir problemin çözümü ve bu becerisini geliştirmesi amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Çağcıl ülkelerde İnsanlık Anıtı gibi bir sorun olsaydı; Konu, sanatsal, estetiksel kaygılarla tartışılır, herkes dilinin döndüğünce, kültürünce heykel sanatı üzerinden yorumlar yapardı. Emeğe saygı gösterilir.
Eser beğenilmese dahi sanatçıyı rencide edici cümleler kullanılmaz, Heykeltıraşında bu yontuyu yaparken anlatmak istediği birtakım duygular olduğu göz ardı edilmezdi. Ülkemize baktığımızda ise Başbakan Kars’ta ‘ ‘ Bu ucubeyi buradan kaldırmak lazım’’ diyerek tartışmayı noktaladı. Ucube, iğrenç heykel kalkmalıydı serhat şehrimiz Kars’tan! Kars’ın sorunu işsizlik, yoksulluk, sürekli dışarı göç vermek gibi sorunlar değildi. Aynı siyasi hareketin bir Belediye Başkanı yıllar önce ‘‘Ben bu sanatın içine tükürürüm’’ dememiş miydi? Evet, tartışmayın; ben sizin yerinize karar veririm anlayışı. İnsanlık Anıtı üzerinden sanata, sanatçıya açık saldırı. Heykel yapmanın gereksizliği, çook eskilerde günah sayılması. Ve en kötüsü de linç kültürü. Evet, buradan gidilecek yer, ulaşılacak sonuç en tepeden, en aşağıya kadar bir hoşgörüsüzlük, şiddet, despotik bir hâkimiyet duygusu, biat anlayışı olur. Ayrıca Heykel üzerinden karşılıklı ideolojik tavır almalar başlar. Karşıyaka Belediyesi sahip çıkar, mevcut hükümet ve Kars Belediyesi alacaksanız alın der! Zavallı ucubem’’İnsanlık Anıtı’’ orada durduğuna pişman Kars sınır kapısından kaçası gelir. Sonuçta Mehmet Aksoy’un bu eseri içim yıkım kararı alındı. Alındı alınmasına da bu örnek olaydan ülkemizi takip eden kişiyi şaşırtacak başka bir şey oldu. Heykele kan bulaştı. İnsanlık Anıtı ile ilgili bir toplantıdan çıkan Ressam Yazar Bedri Baykam’ı bir kişi bıçakladı. Adam, dinimize küfrediyor, armut meyvesine don giydirmiş gibi gerekçelerle saldırmış. Provokasyondur falan diyerek her şey belli bir merkezden yönlendiriliyormuş hastalığına kapılırsak bazı şeyleri gözden kaçırırız. Bir siyaset adamı ucube der, biri içine tükürür, biri de gelir bıçağı sokuverir. Sanatı tartışamayız, değerlendiremeyiz. Heykeli belki bizde beğenmedik. Ama önemi var mı bu saatten sonra? Kan akmış; üstelik asıl altını çizmek gereken Bedri Baykam’ın siyasi düşüncelerini beğenmeyenlerin adeta sevinç gösterileri. Ölse daha mutlu olacaklardı. Devir internet çağı, haberlerin altına yazılan canım halkımızın yorumlarını, görüşlerini okuyorum da içim acıyor. İnsanlığımızı yitirmeye başladık. Bölünüyoruz. Bölünme sadece, al sana toprak! Böl parçala yönet şeklinde olmuyor. Parça parçayız. Siyasi haritalar yayımlanıyor seçimlerden sonra. Kıyılar falancanın, Güneydoğu şucuların, Orta Anadolu bizim vs. vs. Ortak paydalarımız yerine ayrılıklar körükleniyor. Şiddet toplumda kanıksanıyor artık. Haberleri, gazetelere yansıyanları okudukça tüyler ürperiyor. İntihar, tecavüz, cinayet, karısını defalarca döven kocalar… Siyaset gergin… Başbakan YGS’de ki şifreleme olayını protesto eden öğrencilere karşı bizde onbin genç getiririz diyor. Diğeri durur mu? Bizde Bozkurtları çıkarırız meydana diyor. Demirtaş YSK’nın bağımsız adaylar için aldığı karar üzerine bedeli ağır olur diyerek gençleri sahneye çağırıyor adeta. Bakın bir heykelden nerelere geldik? Demokrasi, barış, kardeşlik lafla olmaz. Soylu zevklerimiz olacak önce. Kitap okuyacağız. Altını çizeceğiz satırların. Keyif alacağız bundan. Çiçeğimiz olacak evde; koklayacağız onu. Sulayacağız zevkle, büyüdüğüne sevineceğiz. Sokaktan geçerken çocukların iki taş arasını kale yaptığı futbol oyununa katılacağız. Hiç bilmediğimiz bir dilde, daha önce hiç duymadığımız bir ezgiye kadeh kaldıracağız. Gözlerimizden iki damla yaş dökülecek. Bir türkü tutturacağız bizde kendi dilimizce. Ve belki bir heykel yapacağız bir gün kendimizce Ucube olacak adı. Sanatı seveceğiz, gerçek sanatçıyla soytarıyı ayırt edeceğiz. Şiddeti yok edeceğiz. Tartışma kültürünü yerleştireceğiz. Dışarıdan bize bakanlar Başbakan’ın dediği gibi bize Fransız bakmayacak. Düşünmeyi öğreneceğiz. Biri bu heykel iğrenç, bu da sanat mı dediğinde hemen linçe kalkışmayacağız. En sert savaşlarımızı gerekirse yine meydanlarda, sokaklarda haykıran sesimizle, havaya kalkan yumruklarımızla kimsenin kılına dokunmadan veririz. Ama birileri gençleri vuruşturmak isterse, birileri batılı ülkelerde asla olmayacak bıçaklamalara yol açan sosyolojik zemini hazırlarsa, insanlar bu tip olaylara tepkisiz kalır hatta sevinirse, televizyon dizileriyle uyuşturulan halkımıza da, insanlıktan bizi fersah fersah uzaklaştıran bu düzene de bu düzenin savunucularına da her zaman bir çift sözümüz olacak. Evet, Anıt yıkılacakmış. Asıl yıkılan insanlığımız olmasın! Asıl ucube, bu kokuşmuş düzende bizim hayatlarımız olmasın! |