|
YEDİ TEPELİ PRAG
Bir kent bu kadar mı güzel olur? Yedi tepeli İstanbul gibi yedi tepeye yayılmış doğal ve insan eliyle yaratılmış güzellikleriyle, Ortasından deniz gibi geçen ırmağıyla, ırmak kıyısında el ele tutuşmuş sevgilileriyle, Heykel galerisinden farksız köprüleriyle, köprüleri mesken tutmuş sokak çalgıcılarıyla, Her biri mimarlık harikası devasa kuleleri ve saraylarıyla, Yüzlerce yıllık geçmişi capcanlı yaşatan meydanlarıyla, Ziyaretçilerini zaman tünelinde yolculuğa çıkartan dar sokaklarıyla bir kent bu kadar mı insanı kendisine hayran bırakır! Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’dan söz ediyorum. Çekler Praha diyorlar. “Ağaç yetişen yer” anlamına geliyormuş. Prag’ı hissetmek, reformcu rahip Jan Hus’u, yazar Franz Kafka’yı biraz tanımayı, Bohemya Krallığını biraz bilmeyi gerektiriyor.
Yerleşim yeri olarak tarihi çok eskilere uzanan Prag 9’uncu yüzyıldan itibaren önem kazanmış ve Bohemya Krallığı’nın merkezi olmuş. Prag, tarihteki en görkemli dönemini 14’üncü yüzyılda, aynı zamanda Kutsal Roma-Germen İmparatoru Bohemya Kralı IV. Charles zamanında yaşamış. 15’inci yüzyılda Habsburgların eline geçtikten sonra Prag imparatorluk başkenti olmaktan çıkmış, gerileme sürecine girmiş. 1918’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun enkazı üzerinde Slovakya, Bohemya, Moravya, Silezya, ve Karpat Rutenya’nın birleşmesiyle kurulan Çekoslovakya’nın başkenti olan Prag, 1939’da Almanlara teslim olarak bombardımandan korunmuş. Alman diktatörü Hitler’in intiharının ardından Prag halkı Nazilere karşı ayaklanmış, ayaklanma Kızılordu’nun kente girmesiyle sona ermiş. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bugün Çek Cumhuriyeti’nin başkenti ve UNESCO’nun dünya kültür mirası listesinde. Prag, savaşlarda harabeye çevrildikten sonra restore edilerek diriltilen kentlere benzemiyor. Kent halkı, işgalcilerde vandallığı tahrik etmemek için olsa gerek, direnmemiş; Prag savaşlarda yakılıp yıkılmamış. Belki de işgalciler ve hatta Hitler bile Prag’ın güzelliğine kıyamamış. O yüzden Prag, yüzlerce yıllık geçmişini pek fazla eksiltmeden bugüne taşıyabilmiş. Kafka’nın doğduğu ve yaşadığı, kendisini boğulur gibi hissettiğinde kaçmaya çalıştığı, ama her kaçışında dönüp sığındığı Prag, Vltava Irmağının iki yakasında kurulu bir kent. Akış yönüne göre sol yakasında eskiden Bohemya krallarının, günümüzde cumhurbaşkanının oturduğu Hradcany Şatosu, resmi bina olarak kullanılan saraylar, park ve bahçeleriyle Küçük Mahalle (Malá Strana) bulunuyor. Irmağın sağ yakasında da 12’nci yüzyılda kurulan Eski Kent (Staré Mesto) ve 14’üncü yüzyılda kurulan Yeni Kent (Nové Mesto) bulunuyor. Her iki yakadaki anıtlar ve kuleli kiliseler, Prag’ın “Yüz Kuleli Kent” diye anılmasına yol açmış. *** Prag’ın keşfine, Çek tarihinde önemli bir yeri olan reformcu rahip Jan Hus’un heykelinin bulunduğu Eski Şehir Meydanı’nda başladık. Hıristiyanlığın tarihinde Luther’in ve Protestanlığın öncüsü, Çek tarihinde ise ulusal kahraman kabul edilen Jan Hus, Katolik Kilisesi’nin baskılarına karşı çıkınca yakılarak öldürülmüş (1415); ayaklanan halk da kralı yenilgiye uğratmış (1420). Prag’ın simgelerinden 15’inci yüzyıldan kalma ünlü Astronomik Saat Kulesi de bu meydanda bulunuyor. Kulenin tepesinde Prag olanca güzelliğiyle seyredilebiliyor. Astronomik Saat, Charles Üniversitesi’nde profesör olan Hanuş Usta tarafından yapılmış. Efsaneye göre, saati yaptıktan sonra Hanuş Usta, Avrupa’da kraldan da fazla tanınır olmuş. Avrupa’nın her yerinden insanlar Prag’a saati görmeye gelmişler, kendi ülkelerinde de böyle bir saat yapmasını istemişler. Kıskanç kral, başka bir yere aynı saatin yapılmasını önlemek için Hanuş Usta’nın gözlerine mil çektirmiş. Kör olan Hanuş Usta da kendisini saatin mekanizmasına bırakarak intihar etmiş, saati bozarak intikam almış. Başka bir usta onarana kadar saati 50 yıl çalıştıramamışlar. Meydanda günün her saatinde kalabalık turist grupları var. Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın konumlarını gösteren saatin yelkovanı her saat başı 12'yi gösterdiğinde çanlar çalıyor, üzerinde 12 burcun temsil edildiği saatin üst kısmında iki küçük pencere açılıyor ve içinden 12 havariyi temsil eden heykeller meydanda bekleyen turist kalabalığına geçit resmi veriyor. Aynı anda bir iskelet figürü de elindeki asayı yere vurup, hayatı ve ölümü hatırlatıyor. Turistler bu anı görüntülemek için birbirleriyle yarışıyorlar. Gösteri, horozun ötmesiyle sona eriyor. Saatin etrafında dört tane kukla da var. Elindeki aynayla kendine bakan sol baştaki kukla “kendini beğenmişliği”, elinde altın torbası olan ve Yahudi’ye benzetilen kukla “cimriliği”, kukla iskelet “ölümü”, elinde mandoline benzer bir çalgı bulunan ve Osmanlı’ya benzetilen kukla da “sefahate düşkünlüğü” simgeliyormuş. Gezintimize, “Köprüler Kenti Prag” başlığıyla devam edeceğiz. Rahmi Yıldırım |