left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Rahmi Yıldırım arrow SEYAHATNAME-İ RAHMİ ÇELEBİ (2)
Wednesday, 23 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
SEYAHATNAME-İ RAHMİ ÇELEBİ (2) Yazdır E-posta
Yazar RAHMİ YILDIRIM   
Friday, 08 April 2011

BERGAMA MÜZESİ
Berlin sadece Almanya’nın değil, dünyanın da sayılı bilim, kültür ve siyaset başkentlerinden
Broşürlerde Berlin’de 150 müze ve 23 üniversite bulunduğu belirtiliyor ki, kentin bilimsel ve kültürel dokusunu anlatmaya yeterlidir.
Berlin’in ortasında akan Spree nehrinin iki kola ayrılarak çevrelediği adacık, Paris’in Louvre’u ile boy ölçüşebilecek bir yer. Müzeler Adası olarak adlandırılan toprak parçası üzerinde son derece önemli müzeler bulunuyor.
Alte Nationalgalerie (Eski Ulusal Galeri), 1876 yılında açılmış; 19’uncu yüzyıl sanat eserlerine ev sahipliği yapıyor.
Altes Museum (Eski Müze),  kraliyet ailesinin önemli eşyalarını sergilemek üzere 1830’da açılmış; 2005 yılında Mısır uygarlığına ait eserlerin taşınmasıyla daha da önem kazanmış.
Neues Museum (Çağdaş Müze), 1859 yılında açılmış; İkinci Dünya Savaşı’nda yıkılmış, iki Almanya’nın birleşmesinden sonra yeniden inşa edilerek 2009’da tekrar açılmış.
Bode Museum,  Kaiser-Friedrich-Museum adıyla 1904’te açılmış; müzenin gelişiminde büyük katkısı olan müze sorumlusu Wilhelm von Bode onuruna şimdiki adını almış. Müzede esas olarak heykeller, Bizans dönemi eserleri, metal paralar ve madalyalar sergileniyor.
Pergamonmuseum, yani Bergama Müzesi.

Müze Adası 1999 yılında UNESCO tarafından dünya kültür mirası listesine alınmış; buna karşılık hâlâ şantiye görünümünde. Her yanda restorasyon çalışmaları yapılıyor. Ancak gürültü patırtı duyulmuyor, müzeler ve sergiler rahatlıkla gezilebiliyor. Her köşe başında müzisyen kılıklı dilenciler ortama ayrı bir renk katıyorlar.
***
 
Vakit çok dar olduğundan sadece Bergama  Müzesi’ne gidiyoruz. Bergama Müzesi’nin girişinde metal putrel üzerine kondurulmuş, müzenin dış estetiğini katleden şantiye barakası görünümündeki eklentiyi hangi Alman akıl etmiş, bilinmez.
Bergama Müzesi, adanın en çok ziyaret edilen bölümü. Hemen içeri girilemiyor. Ziyaretçilerin rahatça dolaşabilmeleri için sınırlı sayıda kişinin içeri girmesine izin veriliyor. Kuyrukta bizden önce girenlerin çıkmasını epeyce bekledikten sonra kişi başı 12 Euro’dan içeri girebildik. Türkçe broşür yok. Görevliler Türkçe broşür isteyen çıkmadığı için basılmadığını söylüyorlar. İster istemez insanın içi burkuluyor. Mecburen, 11,5 Euro daha ödeyip rehber satın alıyoruz, daha doğrusu, sesli broşür, yani kulaklık. Kulaklıktaki Türkçe bilgiler yarım saat sürüyor. Müzede yüzlerce eserin her biri için kulaklığın tuşlarından birine basıp ek bilgi istemek mümkün. Ancak bu kez sadece İngilizce bilgi veriliyor. İngilizce de olsa, her eseri inceleyerek müzenin tamamını dolaşmak, belki de bir haftada bile mümkün olmaz.
Bergama Müzesi’nde esas olarak, antik Pergamon akropolisindeki Zeus Sunağı sergileniyor. Sunak, MÖ II. Yüzyılda Pergamon kralları Attalos ve II.Eumenes’in Selevkoslara ve Galatlara karşı kazandıkları zaferleri ölümsüzleştirmek için Bergama Heykelcilik Okulu ustalarına yaptırılmış ve Zeus ile Athena’ya armağan edilmiş. 1878’de yöreye demiryolu döşeyen Alman mühendis Carl Human, sunağı keşfetmiş, toprak altındaki parçalarını da kazarak çıkarmış, Osmanlı hükümetinin izniyle sökerek Berlin’e taşımış. Yapımına 1910’da başlanan müzede sunak yeniden kurulmuş ve müze 1930’da açılmış. Bunca değerli kocaman heykeller ve sütunlar buraya nasıl taşınmış, şaşırmadan edemiyor insan. “Bergama Sunağı ve öteki eserler Türkiye’de kalsaydı başlarına neler gelirdi, ilgisizliğin ve hoyratlığın kurbanı olup yağmalanır mıydı?” diye sormadan da edemiyor insan.
35 metre kenarlı kaide üzerindeki sunak, köşeli U düzeninde sütunlu galeriden oluşuyor. Sütunların gerisinde iç avlu bulunuyor. İç avluya 25 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor. Toplam uzunluğu 120 metreyi bulan friz ise Bergama Heykelcilik Okulu’nun en görkemli kabartmalarından oluşuyor. Antik çağın heykel ustaları gerçekten görkemli, hayranlık uyandırıcı eserler yontmuşlar. Kabartmalarda Yunan mitolojisindeki tanrıların devlerle savaşları anlatılıyor. Tanrılar Bergamalıları, devler ise Selevkosları ve Galatları simgeliyor. Sunağın bulunduğu bölümden bir kapı, Bergama Athena Tapınağı’na açılıyor. Burada da alımlı bir Athena heykelinin yanı sıra yüzlerce eser sergileniyor. Athena heykelinin önünde bir fotoğraf çektirmeden edemiyorum.
Almanlar ellerinden gelse, antik Bergama’nın tümünü taşırlardı herhalde. Taşımaya fırsat bulamamışlar anlaşılan. Yine de antik Bergama kentinin ve sunağın minyatürünü müze içinde bir camekânın içine yerleştirmişler.
 Bergama Müzesi’nde sadece Zeus Sunağı ve Athena Tapınağı sergilenmiyor. Milet Pazar Kapısı adlı bölümde yine Anadolu’dan Miletos döneminden kalma eserler, İştar Kapısı adlı bölümde Mezopotamya’dan götürülen eserler sergileniyor. Halep Kapısı’nda ve İslam Eserleri bölümünde de Selçuklulardan, İran’dan, Suriye’den eserler yer alıyor. Sümer, Babil ve İslam uygarlığı eserleri de gerçekten göz kamaştırıcı.
Bergama Müzesi, II. Dünya Savaşı’nda Berlin bombardımanında ağır hasara uğramış. Eserler korunaklı yerlere saklanmışlar, büyük parçalar duvarla çevrilmiş. Savaştan sonra müze ganimet olarak Rusya’ya taşınmış ve 1958’de Doğu Almanya’ya dönmüş. Koleksiyonun bazı önemli parçalarının hâlâ Rusya’daki müzelerde sergilendiği belirtiliyor.
Yolu Berlin’e düşen kişi, hiç değilse Bergama Müzesi’ni ziyaret etmezse gerçekten yazık eder.
Rahmi Yıldırım
 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: SEYAHATNAME-İ RAHMİ ÇELEBİ (2) ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right