left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Çok Kalabalık Bir Mahkeme Olmalı Yazdır E-posta
Yazar Mecit Öztekin   
Friday, 23 September 2005

Kapitalizm gelişimini tamamladıktan sonra tekelci yapılaşma ile emperyalist boyuta geçmiş ve ilericiliğini yitirmiştir. Kısaca kapitalizmi emperyalizmden soyutlamak mümkün değildir. Gelişme dönemi itibariyle ilerici olan yapısı – ki o dönemde burjuva da öyledir – koşullara göre devlet organlarını ele geçirip gelişimini tamamlaması ile birlikte gerici unsur konumuna gelmiştir. Bugün çok konuşulan globalizm de aslında emperyalizmin biçim ve isim değiştirmiş halidir. Emperyalizmin para – meta – para denkleminin para – faiz – para haline dönüşmüş biçiminden başka bir şey değildir. Yani sermayenin sınır tanımaksızın serbestçe ve nazlı nazlı dolaşmasıdır.

Emperyalist dönemine atlamış kapitalizm ilericiliğini tarih kitaplarına gömerken, gelişmekte olan ülkelere şirin gözükmek için ilerici yönünü her zaman makyajlayıp, tazeleyip vitrinine koyar. Bu arada kendisinden tarihsel süreç olarak geride kalmış ülkelerdeki henüz ulusal olan sermaye ile flörte girdiği anda ülkenin sermayesinin yönünü bir anda değiştirir. Pazar payı büyük olan sermayenin üretimi, her zaman kısıtlı pazara göre üretim yapandan daha ucuz olduğundan, henüz gelişmekte olan kapitalist sermaye daha büyük sermaye karşısında baş eğmek zorunda kalır. Zorunlu olarak yönünü büyük sermayenin ürettiği malların pazarlama ve montajına çeviriverir. Böylece topal kalan burjuva, devlete emperyalist ortakları ile beraber çöreklenerek iyice semizleşir.

Bu arada ülkedeki teknik üretici güç kendi çıkarına olan değişimleri sağlamakta işlevsiz kalır. Böylece gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerdeki ,emperyalizmin kucağına oturmuş burjuvazi kendi iç dinamikleri ile gerekli olan değişimleri ve politik açılımları da sağlayamadığından ,bu değişimi sağlama ülkenin geleneklerine yani tarihsel dinamiklerine kalır. Türkiye’deki ordu gerçeği de budur.Tarihsel gelişimi itibarı ile Türkiye’deki ordu her zaman müdahaleci olmuştur. Bir ayağı topal tekelci burjuvazi her sıkışmasında ön açma görevini orduya vermiştir. Kimine göre ilerici kimine göre gerici olarak.27 Mayıs ile diğerleri arasındaki farkta budur. 27 Mayısa kadar gerek NATO ve gerekse işbirlikçiler Türkiye’yi klasik kapitalist formatta ele alıp ordunun müdahale edebileceğini ihtimal olarak görmemişler veya en azından ilerici formasyonda olabileceğini hesaba katmamışlardı. Bu dersi alan bahsi gecen çevreler ordu üzerine hızla giderek ilk önce “binbaşıma bir gazoz dört bardak” düsturu ile kalıplaşan fakir asker sıfatını silmeğe girişmişlerdir. Sonra çok ucuz ve sadece askerlere ait lojman, Orduevleri ve Ordu pazarları ile memleket doldurulmuştur. Hemen hemen tüm askerler yurt dışı görevlerine gönderilerek, beyinlerine kapitalizmin iyi bir şey ve tek çözüm olduğu kazınmıştır. Bununla da kalınmayıp ordu içindeki hiyerarşi sistemli eğitimlerle en üst boyuta çıkartılmıştır.Böylece ordu halktan kopartılmıştır. Orduyu iyi kavrayan tekelci burjuva her sıkıştığında da askerin sırtını sıvazlayarak göreve çağırmış yani müdahale etmesini istemiştir. Ordu da zaten içinde olan bu müdahaleci tavrı ile bunu bil hakkın yerine getirirken sonuçta suçlanan konuma düşmüş, her başarısızlıkta onun sırtına yüklenmiştir.

Bugün 12 Eylül’ü yargılayalım diyenler aslında beş generali ve yaverlerini yargılamak isterken onları bu işe iten sebepleri aklamak istemektedirler. Bunu yaparken neye zemin hazırlamaktadırlar? 12 Eylül nasıl ve nerede yargılanacaktır? Devrim veya sol içerikli ihtilaller mi yapılacaktır? Bu adamları halk mahkemelerinde yargılamadıktan sonra kendilerinin yaptığı ve kendilerini her türlü garantiye aldıkları bu anayasa ile mi yargılanacaklardır. 12 Eylül’ü bu şekli ile yargılarsak, o dönemdeki işkencecileri ve katilleri yargılarız. Peki bu günkü yetmiş milyon’un çektiği işkenceyi yapanları ve elini kolunu sallaya sallaya gezen devlet rozetli sivil katilleri nasıl yargılayacağız. Bunların suçunu da onlara atarsak beraat edecekleri de muhakkaktır. Şuna karar vermek lazımdır; 12 Eylül’ü yapanlarımı ,12 Eylül’e ihtiyacı olanları mı yoksa hepsini birden mi yargılayacağız? Hukukta bile azmettirici fiili işleyenden daha fazla ceza alır. Ancak bütün suçu fiili işleyene yüklersek, azmettiricileri aklarız. O zaman da hayali ihracatçıları, Susurlukçuları, banka hortumcularını, ihalelere fesat karıştıranları ve din istismarcılarını kısaca halkın iliğini, kemiğini kurutan tüm unsurları aklamış olmaz mıyız?

Bu yargılama kaçınılmazdır. Ama sadece generalleri yargılamak yeter mi? Kenan Evren’in sağına Fethullah Gülen’i soluna Murat Demirel’i arkasına Ergenekon aslanlarını ve tekmili bir arada toplumun her türlü kanını emen hilkat garibelerini koysak daha özlenen bir tablo olmaz mı?

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Çok Kalabalık Bir Mahkeme Olmalı ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4790192
Syndicate
 
left
Top! Top!
right