|
(DAHA GENİŞ BİLGİ İÇİN http://www.onergurcan.org/SUVARI%20YAYINLARI/Hesaplasma.htm ) Numan Esin; Orhan KABİBAY önderliğinde 12 Mart Sol Görünümlü Cunta provokasyonunda, İrfan Solmazer ile birlikte başrol oyuncularından olacaktır.
Tecrübeli geçinen Talat Turhan da ne yazık ki bu oyunun İstanbul Bölge sorumlusu olacaktır ve yedirtirilen kazığın CIA menşeli olduğunu anlatan 10’larca kitap yazacak, ama nedense Orhan KABİBAY ve Sadi KOÇAŞ’ın rollerini saklayacak, sadece Faik Türün ve ekibini hedef gösterecektir. ”Sağ” kontr-gerilla’yı anlatırken, “Sol” kontr-gerilla’nın üstünü örtecektir. Numan Esin’in anlatımlarıyla kendisiyle ve Orhan KABİBAY’la tanışalım.
TARİH YARATAN ADAM (Devrim ve Demokrasi Bir 27 Mayısçının Anıları-Doğan Kitap) Numan Esin İlkokulda en büyük arzusu "tarih yaratan adam" olmaktı. 27 Mayıs'ta yıldızı parladı. Kendi anlatımına göre 27 Mayıs öncesi çeşitli toplantılara katılmıştı. "27 Mayıs"ta da İstanbul Sıkıyönetim Karargahı'nda Binbaşı X olarak görev yapmıştı. Buradan ihtilal hareketini “idare” etmişti. Bu kadar çalışmasının bedelini almak için Ankara’ya koştu. Türkeş’in arkasında saf tutarak MBK üyesi oldu. O kadar komite çalışmalarına kendini vermişti ki, ne olduğunu anlamadan 13 Kasım 1961 de kendini İspanya'da buldu. Madrid’de aileden gelen bezirgan yapısı nedeniyle, ileride yapacağı kavun ticaretinin özelliklerini öğrendi. Çok değerli, bilgili bir kişiydi. Herkes ona gelip akıl danıştı. O da gelenlere akıl ve öğüt verdi. Türkiye’ye döndü. Baktı, genç subayları Talat Aydemir kandırıyor, dayanamadı; Bulduğu genç subaylara öğüt vererek onların 21 Mayıs 1963 hadisesine katılarak ceza almamaları sağladı. YATAKALTI LİDER 21 Mayıs 1963 hadisesini, kitabında yazdığına göre “her silah patlayışında yatağın altına saklanan Alpaslan Türkeş’le” birlikte izledi. Korkusuz Başbuğu ile beraber MHP yi oluşturdular. Arkadaşını hiç yarı yolda bırakır mıydı? Başkan yardımcısı oldu. Sağ dinamikleri örgütledi. Ucu ucuna milletvekilliğini kazandı. Ama iptal ettiler, yanlış hesaplanmış. Arkadaşlık bitti. O zaten "ulusal solu" yaratmak için ordaydı. Ama Türkeş’le olmuyordu. Her yerde ve her şeyde hep birinci olan bu zehir gibi kurmay, bunu anında anladı. “Türkeş şüpheliydi, ama demokrattı.” Dündar Taşer’i o öldürtmüş olamazdı” Sol dinamikleri örgütlemeye başladı. O doğuştan örgütleyiciydi. Çocukluk anıları bunlarla doluydu. Örgütlemek için can atıyordu. Yeter ki ona "ha" desinler. 27 Mayıs’ın 31. yıldönümünde; 1991 senesinde İrfan Solmazer’in öncülüğünde yapılan “27 Mayıs Hareketinin içine nasıl ettik” toplantısında nelerin nasıl olduğunu öğrendi. 13 Kasım’da kalıpta tabii senatör olan ve kendini dışarı atanlar anlattı, O dinledi. 38 MBK üyesinden hayatta kalanlar bir araya gelip hasret giderdiler. 31 sene sonra "27 Mayıs"ın ne hale geldiğini görerek gururlandılar. Ne kurmaymışız diye övündüler. Çizgi dışına çıkan Talat Aydemir, Fethi Gürcan, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Saffet Alp, Ömer Yazgan ve niceleri cezalarını çekmişlerdi. Onlar ise "çizginin " içine girmişler gereken çevrelere güven vermişlerdi. Vehbi KOÇ çocuklarının düğünlerinde nikah tanıklığı yaparak O'nu onurlandırmıştı. ABDÜLHAMİT DÜŞERKEN "27 Mayısçı Yüzbaşı" gerilerde kalmıştı. 2005 yılında gözü TRT de oynayan filme takıldı. “Abdülhamit Düşerken” filmindeki O Subay’la ne anlatılmak isteniyordu? Dışişleri Bakanı asılır mıydı?. O İttihat Terakki’nin en önemli üç üyesinden biri idi. Kendisi de 27 Mayıs’ın MBK’sinin önemli üyesiydi. Rahatsız oldu. Kanal değiştirdi. O artık zengin bir işadamıydı. 27 Mayısçı’ydı. Binbaşı Fethi Gürcan 27 Mayıs uğruna ipte can vermişti ama, kolay mı, O’da Vakıflar kurarak, Roteryan olarak, 27 Mayıs uğruna lobilerde, otel salonlarında mücadele veriyordu. Onda ki yeteneği gören işadamları onunla çalışmak için can atmışlardı. Sonrada Yüce Tanrı " yürü ya kulum" demişti. O da kitabında sayfalarca iş tecrübelerini anlatıyordu., gençler faydalansın diye. 12 Mart anılarına gelince, keskin bir fren..... Birkaç sayfa yeter. Solcusuyla sağcısıyla iç içeydi. Her ne kadar 9 Mart 1971 sonrası, neredeyse Ziverbey’de gazi oluyordu, ama neyse ki kendisinin "camiden geldiğini" ispat etmişti. Sonrasında da Sol’a ihanet etmediğini, çıkardığı Vatan Gazetesi ile ispat ettiğini düşünmüştü. MBK-MHP- Devrim gazetesi-Ulusal Solculuk-Ziverbey... Nerden nereye. İnsan dediğin kuş misali, bugün burda yarın orda. Şimdi Ziverbey dostlarıyla beraber ve işadamlarıyla omuz omuza vakıflarda, Avrupa yollarında. 27 Mayıs’ı da unutmadı. 1961 Anayasası ve Çağdaş Demokrasi Vakfının başındaydı. Kökü dışardan örgütlerden sakınırdı, yakın dostları ve dünürü ikna etti. Beyoğlu Rotary Kulübü'ne üye oldu ve 2000 yılında başkan oldu. Yüksek tempolu bir çalışmaya girdi. En önemli sosyal yaramız "sokak çocukları" konusuna idealistçe yanaştı. Soldaydı, sağdaydı, radikaldi, nakliyeciydi ... Neyse ne… Bize ne? Tasası bize mi düştü? Bildiğimiz tek şey var: Numan ESİN adlı kişinin “Devrim ve Demokrasi Bir 27 Mayısçının anıları” ibretle okunacak bir kitaptır. Hayret ettiğimiz bu kişilerin “27 Mayısçı” kimliğiyle ortalıkta gezinmeleridir. Tabi bunlara, onlarla aynı yapıdaki “27 Mayısçı” geçinen medya çanak tutmasa, gezebilirler mi? Suratlarına geçmişleri, yaptıkları vurulmuyor. Yaptıkları yanlarına kâr kalıyor. Tabii ki en büyük suç bizde. Geç kaldık bu kişileri sergilemeye. 1993’de bitirmiş kitabını. Yüzü tutmamış herhalde o zaman yayınlamaya. İhtilalin Süvari’si kırbaçlamış olsa gerek bu çıkışı. 27 MAYIS’IN ŞEHİTLERİ İhtilalin Süvarisi'nden 2004 yılında gazetede çıkan bir yazı sayesinde haberdar olmuş ve kitabı alıp okumuş. Böylece Fethi GÜRCAN’ı tanımış. O’na ve Talat Aydemir’e “27 Mayısın Şehitleri” unvanını uygun bulmuş. Anılarının sonuna bunu eklemeyi unutmamış. O kurmaydı. Verilen savaşta elbet şehitler olacaktı. Önemli olan kalanlardı. Kalanların 27 Mayıs için yaptıkları ve 27 Mayıs’ın vardırıldığı nokta gurur kaynakları. Ne kadar övünse az. Kalkıp ayakta alkışlamalıyız O’nu. Numan Esin’in yazmadığı 9-12 Mart'daki rolünü ve "yarattığı tarihi" biz anlatacağız. Aşağıda Ziverbey'de işkence altında alınan ifadesini yayınlıyoruz. Bunu kitabında göremedik. Biz işkence altında olmadan çok şey yazacağız. Banka soydu, devleti yıkacaklar diye bir avuç genci asan, öldüren zihniyetin yüzündeki örtüyü kaldıracağız. Deniz-Hüseyin-Yusuf 6 Mayıs 1972’de asıldılar. 146/1 den. Tam bir sene sonra bu beylerin kulağı da çekiliverdi. Ah Faik TÜRÜN ah... Bir feryat bir feryat... Buyrun, okuyun... Ama unutmayın ki bunlar işkencede uydurulmuş ifadeler... Bu yüzden beraat ettiler. NUMAN ESİN'İN İFADESİ (31 Mayıs 1973) "1969 yılının ilkbaharında, muhtemelen Haziran ayında Ankara'da bulunduğum bir gün işyerime telefon ederek Orhan KABİBAY beni Ankara Güvenevler semtindeki evinde görüşmek için yemeğe davet etti. Orhan KABİBAY'ın bu çağrısı üzerine, arabamla Orhan KABİBAY'ın evine gittim. Yanılmıyorsam, evinin altında mobilyacı veya bir postane vardı, ikinci katta olan ve "L" şeklinde salonu bulunan evde bir köşeye çekildik. Ve ikimiz günün aktüel konuları hakkında görüşmeye başladık. Bu, arada Orhan KABİBAY, bana "Memleketin bir keşmekeş içerisine girdiğini, siyasî ve iktisadî durumun kötüye gittiğini, iktidar partisinin vaziyete hakim olamayacağını ve bu durum karşısında ordunun iktidara er geç el koyması gerekeceğini veya duruma müdahale edeceğini" söyledi. BATUR-GÜRLER-KAYACAN-ACUNER-ATAKLI Kendisinin bu mülahazayla o dönemde Hava Kuvvetleri Kumandanı olan Orgeneral Muhsin Batur, 2. Ordu Kumandanı olan Orgeneral Faruk Gürler ve Donanma Kumandanı olan Oramiral Kemal Kayacan ile eski Millî Birlikçilerden Ekrem Acuner'le ve Mucip Ataklı ile temasının olduğunu, ayrıca Ekrem Acuner ile Mucip Ataklı'nın da, ayrı ayrı bu üç kumandanla temas ve münasebetinin sürdürüldüğünü, bu irtibattan ve münasebetten amacın mevcut siyasî ve iktisadî durumu takip ederek, gelecekle doğabilecek ihtimallere göre zamanında tedbir içinde olmak ve müdahale etmek olduğunu bana ifade etti. Ve arkasından bu yüksek kumandanlarla temas ve işbirliği halinde bulunduğunu da anlattı. Bana bu durum içerisinde kendisiyle çalışıp çalışmayacağımı sordu. Ben de kendisine bu kumandanları yakinen tanımadığımı, fikir ve inançlarım yakinen bilmediğimi söyledim. Beni temin etti. Her bakımdan güvenilir ve değerli kimseler olduğunu söyledi. Ve arkasından da bu çalışmalara Mucip Ataklı ve Ekrem Acuner'in de dahil olduğunu fakat Ekrem Acuner'in kumandanlardan ayrılarak kendi başına bir çalışma içerisine girdiğini, bu sebeple Faruk Gürler'in Ekrem Acuner'e karşı cephe aldığını anlattı. TAMAMDIR Orhan KABİBAY'a kumandanların, bu konuda ne dereceye kadar istekli ve kararlı olduklarını sordum. "Tamamdır, kesin olarak kararlı ve isteklidirler, ben kendileriyle her hususta hemfikirim ve onlarla beraberim, daha ne istiyorsun" karşılığını verdi. Ben de yukarıda zikrettiğim gibi Faruk Gürler Paşa ile Muhsin Batur Paşa'yı yakından tanımadığımı, sadece Oramiral Kemal Kayacan Paşa'yı 1963'ten beri tanıdığımı söyledim. Bana,"Zamanla sen de bu kişileri tanıyıp beğeneceksin ve sayacaksın" dedi. Böylece teklifini olumlu karışlayıp, bu faaliyetlerin içerisine girmiş bulundum. DOĞAN AVCIOĞLU-İLHAN SELÇUK-İLHAMI SOYSAL Bu ilk buluşma ve konuşmamızdan sonra tahminen 10-15 gün kadar sonra Orhan KABİBAY beni tekrar aradı. Bu defa da evine çağırdı. Gittim. Orada bana bu faaliyetlerle ilgili olarak Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal ve İlhan Selçuk'la da anlaşmış olduğunu, onları da bu faaliyete dahil ettiğini, daha doğrusu yapmış olduğu teklifin bu kişiler tarafından da kabul edildiğini söyledi. Ve bu arkadaşların beni aralarında görmekten kıvanç duyacaklarını da beyan etti. Ben de kabul ettim, İlhami Soysal'ın Çankaya Gazeteciler Sitesi'ndeki evinde bu maksatla verdiği yemeğe katıldım. Orada İlhami Soysal, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, Orhan KABİBAY ve ben toplandık. Hem yedik ve hem de karşılıklı görüş teatisinde bulunduk. Ve bu toplantıları sık sık tekrarlamaya ve buna göre çalışmalarımızı sürdürmeye karar verdik. Bu toplantımız tahminen 3.5-4 saat kadar sürdükten sonra evlerimize gitmek üzere oradan ayrıldık. İlhami Soysal'ın evindeki toplantıdan tahminen 10 gün sonra bu defa Orhan KABİBAY'ın evinde toplanılmasına, yemek yenilmesine lüzum görüldü. Orhan KABİBAY'ın vaki daveti üzerine anlaşıldı. Nitekim kararlaştırılan günün akşamında Orhan KABİBAY'ın evine gittim. Ben eve gittiğimde içeride Orhan KABİBAY, llhami Soysal, İlhan Selçuk, Doğan Avcıoğlu bulunuyorlardı. Birlikte oturduk, konuşmalardan bu üç yazar arkadaşa da, Orhan KABİBAY tarafından, kumandanlarla yaptığı temas ve faaliyetleri hakkında bilgi verilmiş olduğunu anladım. Böylelikle aramızda bir gaye birliğinin doğmuş olduğu görülüyordu. FAKİH ÖZFAKİH Toplantı esnasında Orhan KABİBAY, oluşturulan bu grup içerisine Fakih Özfakih'in dahil edilmesinde fayda mülahaza ettiğini öne sürdü. Ve bu konu hakkında, bizlerin fikrini aldı. Ben şahsen Fakih Özfakih'i tanır, beğenir ve takdir ederdim. Hattâ ona güvenirdim de. Bu hissiyatımı bu toplantıda dile getirdim. Diğer arkadaşlar Fakih Özfakih'i yakinen tanımadıklarını, bizim karara tezkiyemiz üzerine itirazları olmadıklarını belirttiler. Orhan KABİBAY'ın, Fakih Özfakih'e durumu açmasını ve ona teklifi yapmasını, müsbet sonuç aldığında müteakip toplantımıza davet etmesini söyledik. Bu toplantımız da bir önceki gibi 3-3,5 saat kadar sürdükten sonra dağıldık. 3. toplantımızı, Fakih Özfakih'in Ankara, Kocatepe semtindeki evinde yaptık. Evde, Av. Fakih Özfakih, Orhan KABİBAY, Ilhami Soysal, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk toplandık, İlhan Selçuk ikâmet yeri İstanbul'da olduğundan toplantılara ya kendisi Ankara'da bulunduğu bir sırada katılıyor veyahut da Orhan KABİBAY tarafından telefonla davet edilmesi üzerine geliyordu. Bu toplantıda bulunan Fakih Özfakih aslen Konyalı olup, Taşkent kazası halkındandı. Aynı zamanda avukattı. 1965 senesinden beri de Orhan KABİBAY'la beraber CHP milletvekilliği görevini yapmaktaydı, ikisi arasındaki dostluk partiden gelmekteydi. Fakih Özfakih aynı zamanda Orgeneral Faruk Gürler'in avukatı ve yakın adamı idi. Bu arkadaş da, bu üç kumandanın (Gürler, Batur, Kayacan) bir faaliyet içerisinde olduğunu ve bizlerin de bu faaliyet bünyesinde harekete katılmış olduğumuzu biliyordu. Bunu Orhan KABİBAY kendisine daha evvel söylemiş. DEVRİM DERGİSİ Bu evdeki toplantıda bir yayın organına ihtiyacımız olup olmayacağı konusu görüşüldü. Neticede fikirlerimizi aksettirecek haftalık bir derginin çıkarılmasının lüzumlu olduğu kanaatine vardık. Ve bir gazetenin çıkarılması hususlarını planladık. Gazeteyi yani haftalık dergiyi Doğan Avcıoğlu sevk ve idare edecek, sorumlu müdürü olacak, İlhami Soysal ile İlhan Selçuk da yazıları ile dergiyi takviye edeceklerdi. Derginin finansmanı için Cemal Reşit Eyüboğlu ağırlığı teşkil edecekti. Bizler de bu dergi için mali yardımda bulunacaktık. Burada yapılan konuşmalardan sezinlediğime göre, Cemal Reşit Eyüboğlu, Doğan Avcıoğlu'na bağlı olarak faaliyete katılacaktı. Daha doğrusu faaliyette idi. Çıkarılması düşünülen haftalık gazetenin finansmanına bir adî ortaklık yoluyla gidilecekti. Bu ortaklığın büyük payını Cemal Reşit Eyüboğlu verecek, ben, Coşkun Bölükbaşıoglu (Ankara'da münteşir, iş ve Ekonomi gazetesi sahibi) ve Doğan Avcıoğlu mahdut hisselerle katılacaktık. Benim katılma payım 6.000.- TL idi. Coşkun Bölükbaşıoğlu ve Doğan Avcıoğlu'nun hisseleri bu miktar civarında idi. Sadece Cemal Reşit Eyüboğlu'nunki 100.000.-TL idi. Bunun için bir adî ortaklık mukavelesi yaptık. Bu mukavele örneklerinden biri benim şahsî evraklarımın arasında mevcuttur. Gerekirse bunu ibraz edebilirim. Toplantımız 3 saat kadar sürdükten sonra evden ayrıldık. CEMAL MADANOĞLU-OSMAN KÖKSAL Bu sırada, yani 1969 yılı Ağustos ayı başlarında, ben işim sebebiyle Tahran'a ve Kuveyt'e gittim. Bu seyahatim 20 gün sürdü. Ankara'ya dönüşümde Orhan KABİBAY'ı aradım. Kendisini yazıhaneme davet ettim, geldi. Bana, "Cemal Madanoğlu ve Osman Köksal'ın kendisiyle görüştüğünü, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk ve İlhamı Soysal'ın bu iki zatın aramızda bulanmasını arzu ettiklerini, benim buna bir diyeceğim olup olmadığını" sordu. Ben de Cemal Madanoğlu ve Osman Köksal'ın benim için meçhul olmadığını, kendilerini çok iyi tanıdığımı, kendileriyle değil böyle bir konu için, herhangi başka bir iş için dahi beraber bulunmayı arzu etmediğimi kesinlikle ifade ettim. "Adımı her ikisinin adının yanına koyduramam" dedim. Her ikisinin kişiliklerinin bizce belli olması yanında, bu arkadaşların bizim dışımızda gizli bir faaliyet içinde bulunmaları sebebiyle aramıza alınmalarının tehlikeli ve zararlı olacağını yine kesinlikle Orhan KABİBAY'a anlattım. Orhan KABİBAY bana "Prensip itibariyle haklısın, ama bu görüşünüzü o arkadaşlara nasıl kabul ettireceğiz, bunu bilemiyorum" dedi. Derhal toplantıya arkadaşları çağırmasını istedim. Orhan KABİBAY'ın evine geldiğimin ertesi günü toplandık. Bu toplantıya Orhan KABİBAY, Fakih Özfakih, Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal, İlhan Selçuk katılmıştık. Orhan KABİBAY'ın ilk konuşmasından sonra sözü ben aldım, Cemal Madanoğlu ve Osman Koksal hakkında görüşlerimi açıkça ifade ettim. Ve "Cemal Madanoğlu ile Osman Köksal bu topluluğa girerse ben çıkarım" diyerek ağırlığımı koydum. Arkadaşlar bana "Sen hissi hareket ediyorsun, 13 Kasım'ın acısını hâlâ unutmamışsın, halbuki memleket meselelerini görüşmekte şahsî hisler değil, akıl ve mantık rol oynar" diye karşılık verdiler. ÜÇ YAZAR "Cemal Madanoğlu'nun 1960'dan bu yana fikir bakımından çok yetiştiğini, memleket meselelerini çok iyi kavradığını" söylediler. Bu hususta bilhassa, üç yazar, yani İlhan Selçuk, Doğan Avcıoğlu ve İlhamı Soysal direttiler. Ve kendisinin memlekette büyük şöhreti olduğunu, her türlü harekette şöhrete ihtiyaç bulunduğunu, o bakımdan kendisinden yararlanmak icap ettiğini söylediler. Ben buna da karşı çıktım. Toplantı benim bu itiraz etmeme rağmen bir karara varılamadan nihayet buldu. Tahminen 1969 yılı Eylül ayına rastlayan son toplantıdan sonra, bir iki defa şahsen Doğan Avcıoğlu ve İlhami Soysal beni iknaya çalıştılar. Fikrimde ısrar ettim. Bunun üzerine birkaç gün sonra da, İlhan Selçuk, Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal beni ziyarete yazıhaneme geldiler. Fakih Özfakih ve Orhan KABİBAY'a da haber vermişler. Fakih Özfakih geldi. Orhan KABİBAY gelmedi, İlhan Selçuk, diğer arkadaşları, yani Doğan Avcıoğlu ve İlhami Soysal adına "Artık bizimle beraber olmak istemediklerini ve faaliyetlerini ayrıca kendileri yürüteceklerini" beyanla, soğuk bir hava içinde yanımızdan ayrıldılar. Biz de Fakih Özfakih'le bunu kabul ettik ve sonucu Orhan KABİBAY'a bildirdik. CHP MİLLETVEKİLİ Bu arada 1969 yılı Ekim ayı seçimleri araya girdi. Bu mülahazayla çalışmalarımıza ara verdik. Orhan KABİBAY'ın İstanbul’dan CHP milletvekili seçilmesi için ben de çalıştım ve kendisine destek oldum. Orhan KABİBAY'la 1959 yıllarından beri iyi tanışır ve görüşürdük. 27 Mayıs ihtilâlinde İstanbul’da beraber hizmet gördük. Komitede beraber çalıştık, 14’1er olayında o da benim gibi yurt dışına gönderildi. Kendisini sever ve beğenirdim. Bana nazaran daha yaşlı, rütbeli ve tecrübeli bir büyüğümdü. Kendisine saygım vardır, ihtilâl döneminde kendisi yarbay rütbesinde, ben ise yeni yüzbaşıydım. Orhan KABİBAY 1969 seçimlerini İstanbul’da CHP listesinden kazanarak milletvekili oldu. KURMAY YARBAY TALAT TURHAN Orhan KABİBAY milletvekili olduktan sonra, 1970 yılının baharında emekli Kurmay Yarbay Talat Turhan hakkında bana bilgi verdi. Kendisini çok eski yıllardan beri tanıdığım, her bakımdan güvenilir, dürüst ve akıllı bir kimse olduğunu, bu arkadaşı da kadromuza dahil etmekte fayda mülâhaza ettiğini söyledi. Ben, Orhan KABİBAY'ın bahsetmesinden önce Talat Turhan'ı bir iki defa emekli Kurmay Albay Dündar Seyhan'ın evinde görmüştüm. Kendisi hakkında da o zaman, müspet bir intibam vardı. Orhan KABİBAY'ın fikrine ben de katıldım. Orhan KABİBAY kuvvet kumandanlarıyla ilgili faaliyetlerini Talat Turhan'a nakletmek suretiyle ona da teklifte bulunmuş, o da bu teklifi kabul ederek aramıza katılıp bu yolda çalışmayı yüklenmiştir. Böylece Orhan KABİBAY'a bağlı olarak faaliyet gösteren grubumuz bünyesine yeni bir arkadaş daha girmiş bulundu. Zaman zaman Orhan KABİBAY ve Fakih Özfakih'in evinde yapmış olduğumuz toplantılarda Orhan KABİBAY ordudaki çalışmalarla ilgili bilgileri bize nakleder ve ordu müdahalesinin gittikçe yakınlaştığını anlatırdı, söylerdi. Orhan KABİBAY'la birlikte faaliyet içinde bulunmam sebebiyle Orhan KABİBAY'ın İstanbul’da kendisine bağlı Silâhlı Kuvvetler mensuplarından bir grup oluşturduğunu ve bu grup içinde Levazım Yarbay Hasan Yalçınkaya, Tank Yarbay Mehmet Şahin, Piyade Albay Bedri Buluç, Piyade Albay Orhan Dengiz adlı subayların bulunduklarını, Talat Turhan'ın da bu subaylarla temas halinde olduğunu öğrenmiştim. DR. MEMDUH EREN 1970 senesi içinde bir gün İstanbul’a geldiğimde Talat Turhan, beni kendisine bağlı olan ve birlikte faaliyet yürüttükleri Dr Memduh Eren’in Kadıköy'deki muayenehanesine götürdü. Ben, Dr. Memduh Eren'i 27 Mayıs ihtilâlini müteakip günlerde şahsen ve ismen tanırdım. Fakat aramızda bir bağ yoktu. Dr. Memduh Eren orada bir arkadaşı bana göstererek "Bu kişi köprüde çalışan, yani Boğaziçi Köprüsü'nde çalışan jeologdur, size Boğaziçi Köprüsü hakkında istenilen izahatı yapar" dedi. Ve bu arkadaş bize Boğaziçi Köprusü'nün ayakları hakkında ve evsafı hakkında yeteri kadar bilgi verdi. İRFAN SOLMAZER Bilâhare, bu grubumuza İrfan Solmazer'i de kattık. Böylece Orhan KABİBAY'a ve dolayısıyle Muhsin Batur, Faruk Gürler ve Kemal Kayacan'a bağlı olarak faaliyet gösteren grubumuzun mensubu beş kişiye çıkmış oldu. Bu grup, faaliyetini, öz olarak ifade etmek gerekirse ben, Orhan KABİBAY'a bağlı olarak Deniz Kuvvetleri'nin genç subay kesimiyle ve aklımda kaldığına göre bu subaylardan Sarp Kuray ve iki arkadaşıyla, Orhan KABİBAY ise Kara Kuvvetleri mensuplarıyla, Fakih Özfakih parlamento, Danıştay, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi üyeleriyle ilişki ve faaliyette bulunuyordu. Talat Turhan ise Orhan KABİBAY'a bağlı olarak İstanbul'da hem cuntaya dahil ordu mensuplarından bazıları, hem de sivil kesimin belirli şahıslarıyla ilişkilerini sürdürüyordu. Samimi olarak itiraf etmek gerekirse, Cemal Madanoğlu Cuntası ile birlikte çalışmak istemememi gerektiren husus, bu kişinin sevk ve idaresi altında bulunan arkadaşlarının fikir yapıları bakımından tasvip etmediğim kişiler olmasıdır. Meselâ İlhan Selçuk benim değerlendirmeme göre Marksist-Leninist bir yazardır. Doğan Avcıoğlu ise "Marksist'tir. İlhami Soysal için ise belirmiş bir kanaatim yoktu. Böyle bir kadronun görev aldığı bir faaliyet içerisinde bulunmam uygun olmazdı. Talat Turhan, bir konuşmasında, bana Hava Yer Yüzbaşısı Fevzi Özkaya adında bir arkadaşın da, kendisine bağlı olarak kadro bünyesinde faaliyet gösterdiğini söylemişti. Fakat ben bu yüzbaşıyı hiç görmedim. Yine bir gün Talat Turhan'la buluşmamda adı geçen bana Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu mensubu olduğunu iddia ederek eyleme geçen ve çeşitli anarşik olaylar çıkaran Deniz Gezmiş hakkında "Biliyorum Deniz Gezmiş ve arkadaşları bu olaylardan ötürü idama mahkûm edildiler. Bunların idam edilmemeleri için kampanya açmak ve bir faaliyete geçmekte fayda görenler var, bu iş için bana Hasan Basri Akgiray adında bir savcı muavini müracaat etti. Osman Deniz de buna taraftar, bir kampanya açalım mı? Siz ne diyorsunuz?" dedi. Ben de "Böyle bir şeye lüzum yoktur" dedim. Ankara'da faaliyetlerimizle ilgili konular hakkında İrfan Solmazer'le görüşürken İrfan Solmazer'in yanında Deniz subayı Sarp Kuray ve Askerî Tıbbiye öğrencisi Cengiz Kılıç'ı gördüğümü, bu arada şahsen gördüğüm takdirde tanıyabileceğim başka subay ve öğrencilere de orada tesadüf ettiğimi hatırlıyorum. CELİL GÜRKAN-RAFET KAPLANGI-ADNAN ÇAKMAK Rafet Kaplangı da faaliyetimiz içerisinde bulunan ve görev almış olan bir arkadaştı. Kendisi temas ve faaliyetlerini Talat Turhan, Celil Gürkan ve Orhan KABİBAY'la, sürdürürdü. Ben bu arkadaşı Talat Turhan'ın ve İrfan Solmazer'in yanında müteaddit defalar gördüm. Şahsen kendisini sevmememe ve itimat etmememe rağmen maalesef kadromuza mensup arkadaşlarımla temas ve münasebetteydi. Emniyet Genel Müdür Muavini olan Adnan Çakmak'i 1965'ten beri tanırım. Bu tanışıklığım, Adnan Çakmak'ın Dündar Seyhan'la samimi oluşundan ötürüdür. Kendisiyle fazla bir münasebetim olmamıştır. Sadece Talat Turhan'la Adnan Çakmak arasındaki münasebetin iyi olduğunu ve birbirlerinin evlerine gidip geldiklerini biliyorum. Adnan Çakmak'ın Talat Turhan'la gizli bir faaliyet içinde bulunduğunu bildiğini zannediyorum. TAKSİM SOYGUNU Muzaffer Yılmaz'ı tanımam. Taksim soygununu, İrfan Solmazer, Talat Turhan ve ekibi benim malûmatım dışında yapmışlardır. Bundan 8-8.5 ay evvel işim icabı Almanya'ya gitmiştim. Orada, İrfan Solmazer'i ziyaret ettim. Daha doğrusu o beni gelip büromda buldu. Konuşmamız esnasında adı geçen bana Mihri Belli'nin kendisiyle görüşmek için haber gönderdiğini, bu kişi ile görüşüp görüşmeme hususunda tereddüde düştüğünü, bu husus hakkında benim ne düşündüğümü sordu. Ben de "Sakın bu adamla konuşma, sonra bununla görüştüğün öğrenilirse senin için hiç iyi olmaz, zira burada Millî istihbarat Teşkilatı'nın adamları da var, üstelik bu adamla ne görüşeceksin?" dedim. Emekli Kurmay Yarbay Talat Turhan'a avukatı ben tuttum. Zira bomba ve cunta olayları ile ilgili olarak eninde sonunda tutuklanacağımı da biliyordum. Doğrusu içim rahat değildi. Talat Turhan'a tutmuş olduğum avukat Gülçin Çaylıgil ile avukat Ziyanur Erun'a bende bu olayla ilgili olarak vekâletnamemi vermiştim. Talat Turhan'ın avukatlık ücreti 20.000.- TL. olarak kararlaştırıldı. Ben bunun 10.000.- TL.'sini vermeyi tekeffül ettim ve 5000.- TL.'sım peşin olarak verdim. Mütebaki olan 10.000.- TL.'sını da Talat Turhan'ın ailesi ödeyecekti. Bütün bunlara rağmen benim elimde muteber, yurt dışına çıkmaya geçerli, temdit edilmiş bir pasaport olduğu halde, adalet önünde rahatlıkla hesap verip, vicdanen huzur içinde olmak amacıyla yurt dışına İrfan Solmazer gibi kaçmadım. DEVRİM HÜKÜMETİ Cunta hareketinin muvaffak olmasından sonra kurulması düşünülen Kurucu Meclis ve Devrim hükümetinin işleyiş ve kurulmasını düzenleyen Anayasa taslağının, hazırlanmasında Hâkim Yarbay Emin Değer, Hukuk Fakültesi mezunu Topçu Pilot Albay Hidayet Ilgar, Avukat Fakih Özfakih ile Hava Kurmay Albay İlyas Albayrak'ın katkıları ve çalışmaları olmuştur. Cuntanın İstanbul kesiminde faaliyet gösteren arkadaşlardan Levazım Albayı Hasan Yalçınkaya'yı Orhan KABİBAY'ın çok yakını ve aynı zamanda faaliyet içinde bulunan arkadaşı olması hasebiyle tanırım. Kendisini Ankara'da ve İstanbul’da da görmüşümdür. Zaman zaman cunta faaliyeti ile ilgili olarak Hasan Yalçmkaya Ankara'ya gelir, ben ve Orhan KABİBAY'la mezkûr konu hakkında görüşürdük. Kendisi yanılmıyorsam o dönemde Kazlıçeşme'de 601. Levazım Tabur Kumandanı idi. Benim de bu yere yakın bir yıkama-yağlama istasyonum vardı. Zaman zaman yerime giderdim. 1970 yılının Haziran ayında, Talat Turhan'ın Ankara'dan dönüşünde, akşam üzeri, evine uğramıştım. Çıkarken bana içinde ne olduğunu bilmediğim 2 paket kutuyu Hasan Yalçınkaya'ya götürmek üzere emaneten verdi. Arabanın bagajına bunları koydum. Geceyi Levent'teki evimde geçirdikten sonra, ertesi gün öğleyin Hasan Yalçınkaya'yı taburunda ziyaretle ona emanetleri verdim. Ve odasına girerek bir kahve içtim. Bu paketlerin ağırlıkları yaklaşık olarak 15'er kilodan 30 kg. idi. Bu paketlerin içinde patlayıcı veya yanıcı bir madde olup olmadığını bilmiyorum. Çünkü açıp bakmadım. Bundan başka 1972 yılı Temmuz ayı başlarında yine Mercedes arabamla Talat Turhan'ı Kumkapı'daki inşaatında ziyarete gitmiştim. O dönemde emekli olup Aksaray'da lokanta açtığını söylediği Hasan Yalçınkaya'yı ziyaret edelim, dedi. Ben de bu teklifini olumlu karşıladım. Gitmeden evvel bana "Burada Hasan'a götürülecek 2-3 paket var, onları da yanımıza alalım" dedi. Ben de kabul ettim. Yanına aldı bu paketleri ve aynı arabayla lokantaya gittik. Orada Hasan Yalçınkaya'yı gördük. Ve Hasan'a bu paketleri Talat Turhan teslim etti. Paketlerin üzerinde birtakım Almanca yazılar vardı. Bunların ağırlığı da bir önceki paketlerin ağırlığındaydı. Fakat içinde olanı bilmiyorum. İrfan Solmazer, yurt içindeyken, yani Ankara'dayken, daha önce elinde yurt dışına çıkmak için pasaportu yoktu. Çıkışından çok kısa bir süre önce Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden temin ettiği pasaportla, uçakla Almanya'nın Münih şehrine gitmiştir. SİVİL KADRO İrfan Solmazer o tarihlerde kurulmuş ve faaliyet halinde bulunan "Demos” Su Ürünleri Anonim Şirketi’nin Avrupa'daki işlerini tedvir için Almanya'ya görevli olarak gitmişti. Kendisini bu şirketin murahhas azası Ömer Boyar, Fethi Çelikbaş (şirketin idare meclisi reisi), Süreyya Koç (mezkûr şirketin idare meclisi azası) ve aynı zamanda İrfan Solmazer'in yazıhanesine sık sık gelip giden ve fakat mezkûr şirketle ilgisi olmayan Urfa Mebusu İbrahim (soyadını hatırlamıyorum. Cumhuriyetçi Güven Partisi üyesidir) tarafından bahis konusu iş için gönderildiğini biliyorum. Demas'ın o tarihlerde Almanya'da bir şubesi yoktu. Bu şube açılıncaya kadar İrfan Solmazer bizim şirketimizin Münih şubesinden işleri için yararlanmıştır, İrfan Solmazer'e firmasının bu işle ilgili olarak 2500 Mark aylık verdiğini biliyorum. Bu firma büyük ölçüde limon ihracatı yapan bir firmadır, İrfan Solmazer'in parlamento çevresinde CHP ve CGP milletvekillerinden arkadaşları vardır. Bu arkadaşlarından en çok samimi oldukları ve seviştikleri parlamenterler eski Tarım Bakanı Turan Şahin, CGP'den İhsan Karadayı, bir müddet Adalet Bakanlığı yapmış olan Fehmi Alpaslan'dır. Dr. Memduh Eren, Talat Turhan, Orhan KABİBAY birlikte bir sivil kadro listesi tanzim etmişler ve bunu Celil Gürkan'a götürüp vermişlerdir. Bunu Dr. Memduh Eren Ankara'ya geldiğinde kendisiyle evimde yapmış olduğum konuşmada bana söyledi. Muhabere astsubayı olup 1. Ordu Karargâhı'nın Kripto mericezinde görevli olduğunu bildiğim muhabere astsubayı Mahmut Dondurmacı'yı tanırım. Kendisini Talat Turhan'ın yanında gördüm, Talat Turhan'ın bu arkadaştan muhabere hizmetlerinde yararlandığını ve kendisinden bazı bilgileri aldığını biliyorum. Mahmut Dondurmacı da Talat Turhan'a bağlı olarak oluşturmuş bulunduğumuz kadronun bir mensubu idi. MARKSİST-LENİNİST SUBAYLAR Gerek Talat Turhan'ın ve gerekse İrfan Solmazer'in temasta bulundukları genç subayların genel olarak Marksist-Leninist düşünceye sempati duyan ve hatta Marksist-Leninistliği benimseyecek kadar işi ileriye götüren kişiler olduğunu duymam ve bu arada memlekette Marksist-Leninistler tarafından sürdürülen silâhlı eylemlerin vahameti ve bu kişilerle tanımadığım ve bilmediğim bazı genç subayların da işbirliği içerisinde bulunduklarımı öğrenmem, bende haklı olarak kaygı ve endişe yarattı, işte, bu anda düşünce ile hareket ederek yapacağımız devrim hareketi muvaffak dahi olduğunda, bu komünist hareketleri bastırmanın güçlüğünü idrak etmiştim. Bu düşünceyle cunta hareketinin İstanbul kesiminde görevli bulunan, Kurmay Albay Feridun Besler'e endişelerimi söyleyerek şimdiden gerekli tedbir almalarını ve ona göre planlı hareket etmelerini bildirdim. Bu arada yine İstanbul’da Vilâyet Sivil Savunma Uzmanlığı’nda görevli olup da bizim örgütsel faaliyetle ilgisi bulunmayan emekli subay üsteğmen, soyadını şimdi hatırlayamadığım Ergun'a ve Ankara'da emekli kurmay albay eski İstanbul Emniyet Müdürü ve bizim örgütsel faaliyetle ilişkisi bulunmayan fakat aşın milliyetçi olan Muammer Şahin'e de bu endişelerimi açıkladım. Ve kendilerinden bana bu konuda yardımcı olmalarını rica ettim. Olaylar hakkındaki bilgi, görgü ve faaliyetlerim bunlardan ibarettir. Şimdi çok pişmanım. Yüksek adalet önünde hesap vermek amacıyla Anayurt'ta kaldım. Aksi halde firmamın dış bürolarının birine veya başka bir ülkeye yanımdaki pasaportla yurt dışına çıkardım. Bir hatâ yaptım. Cezasını çekmeye razıyım, dedi. Yüksek sesle okuduğu ifadesinin doğru yazıldığını beyan ettiğinden, altı birlikte imza edildi. Necati TAN Recai ÜNAL Em.Ş.I.Kom.Mua. Em.Ş.I.P.M. Numan Sabit ESiN Sanık Mayıs 1973 |