|
%68 , Kerkük'teki Kürt oyları oranı. Türkiye'deki Kürtlerin bile sevindiği bir rakam. Zira Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm baskılarına rağmen bir Kürt gerçeğinin tescillenmesi ve resmi kayıtlara geçirilmesi açısından yüzler gülümsüyor.Bu durum aslında çok aldatıcı bir orandır. Her türlü tehdide ve baskıya rağmen Diyarbakır'da beğenmediğimiz ve başarısız bulduğumuz DEHAP bile bu orandan fazlasını alıyor.Kaldı ki Sünni ve Araplar secimi boykot ediyorlar ve tüm Türkmenler için sadece iki sandık kuruluyor ve çoğu oy kullanamıyorlar. Sonuç %68 , peki bu nasıl bir Kürt kenti mantığı ve bu neyin sevinci. Görülüyor ki Türkiye'deki Kürtlerin sevinci ile Güney Kürdistan'daki sevinç farklı. Bir tarafta var olmanın sevinci diğer tarafta çok olmanın sevinci. Bu da aslında orada gelinen bilinç ile burada gelinen bilinç arasındaki farkı gün yüzüne çıkartıyor. Kürt lideri Abdullah ÖCALAN ,AŞİRET yapısından bir ULUS mantığının çıkmayacağını çok iyi anlamış ve bu yapı üzerine giderek inanmış kitlelerde bu mantığı çökertmiştir. Bunu yaparken SOSYALİST düşünce sistemini ve bunun olmazsa olmazı olan tarihi gelişme süreçlerin (özellikle Kürt tarihini) çok iyi sentezlemiştir. Osmanlı ,1858 yılında çıkartılmış olan arazi kanunu ile Doğu illerinde Aşarı toplamayı kolaylaştırmak için toprakları tek elde toplamıştır.Bunun sonucu zaten var olan Aşiret yapısı daha da güçlenmiş ve kan bağıyla oluşan birliktelik mülkiyet tekeli ile iyice pekişmiştir.Cumhuriyet döneminde 70'lere kadar bu yapı siyasilerce kullanılmış, aslında olan mülk birlikteliği sanki babadan oğula kalan bir servet gibi algılanmış , buna din adamları da çıkarları doğrultusunda destek vererek topraklar hoyratça kullanılmıştır.Bunun sonucu korkunç dengeler oluşmuş ve bunu bozmaya da kimse yanaşmamıştır. 60'lı yılların sonunda ve 70'lerde esmeye başlayan sol rüzgarlar daha önce kaderci olan bölge gençlerini SOSYALİZM'le tanıştırdı. Bölgede hızla dernekler ve onu takiben örgütler kurulmaya başlandı. Gerçi bu bölgede ulusal bir hareket vardı ama bu hareket biraz Şeyh Said'in özendirilmesi ve daha çokta Molla Mustafa Barzani'nin kişiliğinden etkilenen ve IKDP destekleyici mahiyette idi ve bu hareket hiçbir zaman geniş çaplı örgütlü bir hareket olmadı.70'lerde IKDP' nin etkisi kayboldu ve Kürt gençleri sosyalist bilinçle gerçek yerlerini buldular ve hızla örgütlendiler. 12 Eylül cuntası tüm Türkiye'yi kasıp kavururken akıllı olan örgütler çoktan ülkeyi terk ederek çalışmalarını ülke dışından yürütmeye başlamışlardı.Bu konuda en göze batan örgüt PKK idi.Merkez teşkilatını tamamen yurt dışına çıkartmış ve Lübnan'ın Bekaa vadisi örgütün kamp yeri olmuştu. Yurt içinde örgüt sempatizanı gençler toparlanıyor , burada teorik ve daha çok askeri eğitimden geçerek başlayacak olan savaşa hazırlanılıyordu.Bu hazırlık süreci 1984 e kadar devam etti.Bu süreç dahilinde tüm sol örgütlere çağrı yapılarak FAŞİZME KARŞI BİRLİK ortamı yaratılmak istendi.1984 te başlayan ve sonrası herkesin malumu.Önemli olan bu gün gelinen noktada bu hareket neleri başarmış neleri başaramamıştır ve aynı noktada kendini tüm Kürtler üzerinde hak iddia eden özellikle Barzani ve Talabani nin başardıkları ve başaramadıklarıdır. Bugün Kuzey Irak'ta kurulmak istenen devlet ulusal bir başarının ürünü değildir.Aşiret yapısı ile ulusal yapı kazanılamaz. Yıllardır Baas rejimi ve Saddam ile yapıldığı iddia edilen savaş aslında var mıdır veya kişilikli midir?Bu sorunun cevabını vermesi gerekenlerin pişkinliği gelebilecek cevabın gerçekliğini engelleyeceği için ben vereyim;HAYIR.Kahraman bir babanın sadece onun ismi ile bugünlere gelen bir kişiliktir Mesut Barzani.Kısaca lider olma cüretini babasının namından ve aşiretinin isminden alan bir kişi. Büyük liderlerin özelliği liderliğini yaptığı insanların toplam çıkarlarını kendi çıkarlarından üstün tutmasıdır. Başka türlü ihanet olur.Yüzyıllardır var olma mücadelesini veren bir halk büyük liderlere ihtiyaç duyar. Şimdi bu büyük liderlere bir bakalım!!! Talabani ; Sosyalist olduğunu iddia eden bu kişi aslında ileride belli yerlerde olması amaçlanarak yurt dışına Barzan aşireti tarafından gönderilen bu sırada Sosyalizmle tanışan ve döndükten sonra kendini var eden realiteye baş kaldıran bir kişilik. Bunların hepsi olabilirlik sınırları içindedir , ancak bu Sosyalist tavıra rağmen iç çatışmalarda Sosyalistleri ve Kürtleri katleden İran Molla rejimi ile ortak davranması gerçek kişiliğini ortaya koyuyor. Bu nasıl Sosyalistlik hiçbir Sosyalist kendi ulusuna ihanet etmez.Peki bunlara karşı çıkıp bu kadar Kürt kanı akıttıktan sonra Barzani ile can ciğer kuzu sarması olmak neyin nesi. Gelelim Barzani ye ;Öyle bir babanın oğlu olmak elbette bir ayrıcalıktır ancak bu onun ismini aynı şerefle taşımak ile olur.Ama onunda yaptıklarına bakarsak babasının isminden çok aşiretinin ismine sığınıyor ve yaptıkları hep Kürt ulusuna zarar veriyor. Talabani ile çatışırken sıkışınca hemen Kürt kanı içmiş Saddam'a sığınıyor ve onun desteği ile Erbil'i ve Süleymaniye'yi alıyor ve bu konuda kendini kınayan İngiliz özentisi Surçi aşireti liderine kızıp , Surçi köylerini basıp Kürtlerin kanını dökmeye devam ediyor. Buna karşılık Talabani kaçarak İran'a sığınıyor ve oradan güç toplayarak karşı taarruza geçiyor ve aralarındaki iktidar kavgası ve Kürt kanına girmeler devam ediyor. Bu İnsanların en temel özellikleri de sıkıştıkları anda Kürt düşmanları ile işbirliğine gitmeleridir.Son zamanlarda Türkiye Cumhuriyeti onlara verilen kırmızı pasaportlardan bahsediyor ama iki tarafta bu kırmızı pasaportları neye karşılık verildiğinden bahsetmiyor. Bu pasaportlar PKK ile savaşmaları karşılığında verildi yani yine Kürt kanı içmeleri için. Zaten onlar arasındaki barışta aslında Kürt düşmanı olan yönetimler tarafından bu uğurda sağlanmıştır. Barzani bir taraftan Türk askeri Kuzey Irak'a girerse asarız keseriz filan diyor ama el altından Türkiye ile de görüşmeye devam ediyor kısaca Kürtleri uyutmaya çalışıyor. Gelelim Abdullah Öcalan'a;Mücadelesi Türkiye Cumhuriyeti ile. Türkiye bölgenin hem en güçlü hem de devlet yapısı itibarı ile en kemikleşmiş devleti. Öyle bir devlet ki hükümetleri dahi iktidar olamamaktan şikayet edebiliyor. En büyük Kürt düşmanı Saddam bile ne kadar nefret etse de Kürt varlığını kabul ediyor oysa Türkiye Cumhuriyeti Kürt varlığını dahi yakın zamana kadar red ediyordu. Bu güne gelindiğinde Kürt varlığını kabul etmenin yanında resmi televizyonunda Kürtçe yayın yapılabiliyor kısmi olarak Kürtçe eğitim yapılabiliyor.Bu başarı kime ait.: Abdullah ÖCALANA .Tabi ki mücadelesinde diplomatik temaslar ve uluslar arası bazı ittifaklar olmuştur ama hiçbir zaman mücadelesini kimseye gebe veya kimsenin keyfiyetine bırakmamıştır. Bu gün tecrit altında olsa da uzlaşma formüllerini kendinin kurtuluşu için değil halkının geleceği için üretmektedir. Oysa Talabani ve Barzani tüm halklarını Amerika ve Tükiye'nin ellerine teslim etmişlerdir. O Barzani babasından Mahabat Cumhuriyetinin akıbetini hiç dinlemedi mi? Ama Abdullah ÖCALAN'ın yapacakları ve söyleyecekleri var. Çünkü amaç daha demokratik ve özgürlükçü bir Türkiye. Bunun içinde Demokratik Toplum Hareketini işaret ediyor.Bunun içinde bu hareketin Türkiyeli olması gerektiğini söylüyor. Bu hareketin itici gücünün de Türk solunun olması ve başarının da Türk aydınlarınca sağlanabileceğine işaret ediyor. Zira var olma savaşında masa başında destekleyen ve insanlar savaşırken kendilerine maddi birikim yapan özde bir ayağı topal olan Türk burjuvası ile kol kola olmaya hasret Kürt burjuvasına kalacağını ve onlarında en sonunda bu davayı kişisel çıkarları doğrultusunda satacaklarını iyi biliyor ve bu konuda yeterli tecrübesi olan Türk aydınlarının devreye girmesini istiyor. Tabi ki çok değerli Kürt aydınları var ama onların ideolojileri daha çok kimlikleri üzerine kurgulanmış olduğu için teorik açılımların Türk solu tarafından daha derli toplu yapılabileceğini biliyor. Zira kendisinin çıkış noktası da Türk soludur. Eğer hapishanede ona bir şey olursa Türkiye kan gölüne döner ve bu top yekun bir savaş demektir. Bu savaşta her kesim için yıkım olur ve bu işin kaymağını şeriatçılar yer. Yukarıda bahsettiğim tüm bu tarihsel mesuliyetler onda ölüm korkusunu yaratıyor.Türkiye kafasını kaldırıp gerçekleri göre bilse aslında ona ne kadar ihtiyacı olduğunu anlayacak. |