|
İsmet Paşa'ya- telgraf çektim, dedim ki: 'Eğer bu ülkede, bu bölgede Kürtçe bilmeyenleri assak tek insan bulamayız.' Cevap aynen şu: 'Memleketin selameti için yanı başındaki arkadaşlarına uy.' Talimat geldi ve uymak zorunda kaldım." BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşülmekte olan bu yasa, aslında, yeniden şiddete davetiye çıkararak sorunlarımızı çözmek istediğimizin bir göstergesidir. Bizim dışımızda üç siyasi parti bu konuda bir uzlaşı sağladı. Oysaki cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar bir konsensüs var, Kürt sorununu şiddete ve silaha hep havale ettiniz ama sorun, bu yöntemlerle çözülmedi. Bakın, cumhuriyet kurulurken ve bugüne kadar, sürekli, Kürt coğrafyası olağanüstü hâl uygulaması, şark İstiklal Mahkemelerinden ta olağanüstü ve sıkıyönetimlerle idare edildi ama sorun çözülmedi. Aslında, bugün, burada konuşulması gereken, yeniden silaha ve şiddete davetiye çıkarmak değil. Bugün, burada, yasalar ve Anayasa düzeyinde bu halkın diline, kimliğine, kültürüne vurulan gemlerin kaldırılması gerekirdi ve yasalar ve Anayasa düzeyinde güvence altına alınması gerekirdi ama yapılmadı. Yeniden paralı askerlerle bölgede çatışmaya davetiye çıkarılıyor. Geçmişte bu uygulanmadı mı? En katı bir şekilde uygulandı. Yani özel timler gidiyordu o dönemde köylere, panzerlere bayraklar asılıyordu, silahlarla gidiyorlardı, şiddetin en daniskası uygulandı ve bu sorun çözülmedi. Şimdi, buradan hiç ders çıkarmadık mı? Dünyada değişime, dönüşüme tabi olmayan iki kesim vardır, ölüler ve delilerdir. Ölüler değişmez, deliler değişmez ama ne yazık ki bu ülkemizi idare eden siyasi irade de ölüler ve deliler sınıfındandır. Sürekli aynı argümanlarla, aynı yöntemlerle bu sorunu çözmeye çalışıyor. Bu sorun bu şekilde çözülmez, bu sorun silaha davetiye çıkarılarak çözülmez.
Bakın, iktidarınızın yaptırdığı bir araştırmaya göre, 500 milyar dolar bu sorun için harcandı, yani TL'yle 700 katrilyon. Her katledilen 1 PKK militanı için 20 trilyon para harcanmıştır. Sorun bitmiş midir? Hayır, sorun yerli yerinde duruyor. Peki, bir taraftan Güvenlik Kamu Müsteşarlığı, bir taraftan paralı askerlik, bir taraftan da demokratik açılımdan bahsediyor iktidar, bunları nasıl yan yana koyacaksınız? Buradan demokratik açılım çıkmaz. Buradan yeniden "ret ve inkâr" politikaları çıkar. Ret ve inkâr politikaları bu sorunları çözmedi ve bu sorunları yaşayan ülkeler geçmişiyle yüzleşerek geleceğini birlikte inşa ettiler. Ama bizim ülkemizin yöneticileri geçmişleriyle yüzleşmek değil, asla, geçmişin üzerine sünger çekmeye çalışıyorlar. Bakın, 50 bin insan yaşamını yitirdi. Hepimiz buradayız, 50 bine kadar sayın bakalım, ne kadar zamanınızı alır? Bu kadar mağduriyetin olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz ama hâlen, geçmişin argümanlarıyla bu sorunu çözmeye çalışıyoruz. Sevgili arkadaşlar, 1925'te şark istiklal mahkemeleri kurulurken, Savcı Süreyya Bey anılarında aynen şöyle anlatır: "Beni görevlendirdiler, ben gittim. Diyarbakır'da mahkemedeydik. İçerideydik, bir Kürt delikanlısını getirdiler. Kara yağız, uzun boylu biriydi. İçeri getirdiler, yanında askerler vardı. Mahkeme Başkanı sordu, dedi ki: 'Adın ne?' Bu, Türkçe bilmediği için cevap veremedi. Mahkeme Başkanı 'Alın götürün, bunu asın çünkü Türkçe bilmiyor.' dedi ve götürüp bunu astılar. Ben gece gittim, Diyar Otelinde kaldım -Savcı Süreyya anılarında anlatıyor- başımı yastığa koydum, gözlerim kapanmıştı, o Kürt delikanlısı geldi yakama yapıştı, dedi ki: 'Benim günahım neydi? Adalet dağıtmak üzere buradaydınız ve beni idam ettiniz. Neydi günahım?' Uyandım, tekrar cebelleştim yorganım ve yastığımla, uyuyamadım. Sonra gözüm kapandı, ikinci kez aynı delikanlı geldi yakama yapıştı, dedi ki: 'Benim günahım değil, sizin günahınızdır. Bu dili bana Allah verdi, siz yok edemezsiniz.' Ve sabah uyuyamadım, kalktım, dönemin Başbakanı İsmet Paşa'ya -bu Cumhuriyet Halk Partisinin çok övündüğü İsmet Paşa'ya- telgraf çektim, dedim ki: 'Eğer bu ülkede, bu bölgede Kürtçe bilmeyenleri assak tek insan bulamayız.' Cevap aynen şu: 'Memleketin selameti için yanı başındaki arkadaşlarına uy.' Talimat geldi ve uymak zorunda kaldım." Şimdi, Kürtler o günden bugüne kadar bu politikalarla yüzleştiler ve bu politikaların acımasız kurbanı oldular. Şimdi, dil, kimlik, kültür üzerindeki baskıların kaldırılması için paralı askerlere ihtiyaç yok, demokrasiye ihtiyaç vardır, yasalara ihtiyaç vardır, Anayasa'ya ihtiyaç vardır. Yani bütün yasalar üzerinde en önemli yasa vicdan yasasıdır, o vicdan yasasına hepinizin sahip çıkması lazım. Yeniden, Anadolu çocuklarını ölümün üzerine göndererek sorunu çözemezsiniz. Geçmişte uzman çavuşları aynı şekilde gönderdiniz ama uzman çavuşlar bu üst düzey subaylarla eş değerde değildi ve bugün de yoksul Anadolu çocukları gidecek -hiçbirinizin çocuğu gitmeyecek, buradakilerin de çocukları gitmeyecek- para uğruna ölecek. Kimi öldürecek? Yoksul Kürt çocuğunu. İşte bu, sorunu çözmüyor. Bunları ölümün üzerine sürerken vicdanlarımızda sanık sandalyesine oturmalıyız. Bu yasaların çözmediğini bildiğiniz hâlde bu yasaları niye zorluyorsunuz? Niye, niye geçmişle yüzleşmiyorsunuz? Bakın, bugün çok önemli bir şey oldu, Van'ın Özalp ilçesinde, geçmişte eli kanlı ve kirli olan Mustafa Muğlalı'nın kışlaya adı yazılmıştı; bugün, o tabelalar indirildi. Bakın ne kadar önemli bir şey. İşte bunları yapın. Buna uygun adımlar atarsanız Kürt sorununu çözebilirsiniz, yaralarımızı sarabilirsiniz ama bir realiteyi kabul etmek başka ve bu realitenin karşısında silah ve şiddetle durmak farklı bir şey. Buradan CHP'ye de sesleniyorum: Bakın, bugün, eğer Van'ın Özalp ilçesinde bu oluyorsa Muğla'da sizin Belediye Başkanlığınız var. Muğla'da Muğlalı Caddesi var. Bir jest yapın, onu da siz değiştirin. Orada Muğlalı İş Hanı var, onu da siz değiştirirseniz, bir miktar hiç olmazsa karşılıklı jestlerle bu ülkede iç barışa ve kardeşliğe katkılarımız olur ama ne yazık ki bunların hiçbiri olmuyor. Biz bütçe görüşmelerinde burada seslenirken "Bu bütçe bir savaş bütçesidir." dediğimizde kıyametler kopuyordu. Oysaki dönün bakın bu savaş bütçesi, nasıl 10 milyar dolar yeniden savaş uçakları için harcanıyor. Bu 10 milyar doları gelin bu ülkenin geleceği için harcayalım çünkü bu ülkede farklı talepler yok, birlikte yaşama ruhu var, onun gereğini yapalım ama siz savaşa bütçe ayırırsanız sorunlarımızı çözemezsiniz. Adil ve adaletli olun. Bakın, Hollanda'da bir genelkurmay başkanının oğlu gidiyor, Pakistan'da askerlik görevini yaparken yaşamını yitiriyor. Hep de buradan söylüyoruz: Hiçbir üst düzey askerin, sivil ve siyaset dünyasının çocukları oraya gitmedi. Bugün hazırlanan bu yasada da yoksul Anadolu çocukları gidecek. Onun için, bu çocukların ölümü değil, tam tersine bunların hayatta daha bir arada yaşayabilecek bir hayat köprüsünü hep birlikte oluşturmalıyız. Eğer bunu oluşturabilirsek sorunlarımızın çözümüne katkı sunabiliriz. Yani acıyı sonlandırmanın, acıyı yok etmenin yolu iktidardan da… Eğer iktidar için bunu yapıyorsanız, gerçekten, bakın, iktidarlar gelip geçicidir; iktidarlar, mevkiler, bakanlar hepsini söylüyoruz. Bunun yolu yöntemi acıyı sonlandırmaktır, acı için yeni bir reçete sunmaktır. Bu yeni reçete de 2011 yılında gerçekten halkın iradesiyle oluşacak Parlamentoda herkesin onay verdiği bir anayasayla olur. Yoksa bu askerî yöntemlerle, yoksa bu geçmişin argümanlarıyla bu sorunun çözülmediğini, hayat hepinize gösterdi, hepimize de gösterdi ama sizler, üç parti, savaş konusunda birlik oluşturuyorsunuz. Kime karşı? Mazlum Kürt halkına karşı ama Kürt halkı da size karşı bir demokrasi cephesi oluşturacak, bunun cevabını 2011 12 Haziranında size bu dersi verecektir. Hepinize bu duygularla saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar) |