left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Can Şenses arrow BU BİR DARBE ÖYKÜSÜDÜR BELKİ!
Wednesday, 23 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
BU BİR DARBE ÖYKÜSÜDÜR BELKİ! Yazdır E-posta
Yazar Can ŞENSES   
Wednesday, 26 January 2011


Siyah önlük giyerdik o zamanlar biz… Yakalarımız vardı bembeyaz kolalı! Tabiî ki, daha o yaşımızda hayallerimizin, hedeflerimizin peşindeydik. Çalışkan çocuklardık. Televizyonlar tek kanallıydı. Heidi’yi izlerdik, sessiz filmlere gülerdik. Yeri gelir operaları seyreder, İpek Yolu adlı belgesele ilgiyle bakardık. Radyo dinler, radyo tiyatrosunda heyecanlanırdık. Efektler Korkmaz Çakar’dan dı. Korkmaz Çakar çocuklarıydık bizler. Haberleri de izlerdik. Haberlerdeki ölüm haberlerini üzülerek, korkarak tamda anlayamayarak takip ederdik. Kahvehane tarandı, yasa dışı Marksist-Leninist örgüt, sağcı ve solcular arasında çıkan çatışma vs… vs… Ölümler, kanlar polisin yakaladığı teröristler, önlerinde silahlar, suç aletleri, suç aletlerinin arasına serpiştirilmiş kitaplar. Kitabın neresi suç olur diye düşünmeye başladığım anlayamadığım yıllar! Ve bir gün üniformalı adamlar yönetime el koyduk dediği an hepimizde bir rahatlama başladı. Herkes özgürce dışarıya çıkamamaktan yakınıyordu. Çocuk aklımla bende sevinmiştim. Bizi kurtarmışlardı. Teröristleri, vatan hainlerini bertaraf etmişlerdi. Kazın ayağının öyle olmadığını anladığımda kendime baştan kızmış,7–8 yaşındaki bir çocuğun böyle düşünmesinin doğal olduğu sonucuna varmıştım. Baksana bir çocuk gibi düşünüp, onların Anayasasına % 92 oy vermişti büyüklerimiz. Kim daha çocukmuş tartışılır diye sonuca varmıştım.

 Belli bir süre geçmişti. O rahatlama yaratan hava çabuk dağılmaya başlamıştı. Herkes yeni yönetimden bir şekilde korkmaya başlamış. Suçlu suçsuz herkesin içeri alındığı, kurunun yanında yaşında yer aldığı bir Korku Cumhuriyeti yaratılmaya başlamıştı. Duyuyor, kafa patlatıyor, soruyordum. Sen dersine çalış diyorlardı. Kenan Paşa üniformasını çıkarmış. Cumhurbaşkanı olmuş. Trt’de konuşuyor, esip gürlüyor, yurt gezileri yapıyor ve herkesin hemşerisi oluyordu. Biz saatlerce onu izlemek zorunda kalıyorduk. Ben Türkçe ödevimi yapıyor ve çizgi film izlemek istiyordum. Ve Cumhurbaşkanımızdan da fena halde soğumaya başlamıştım. Çünkü hep onu görmekten bıkmıştım. Ve ilk muhalefetimi yapmaya karar vermiştim. Ama en uygun zaman ne zamandı bilmiyordum.
 
Babam ordu mensubuydu. Askeri Kamplara giderdik yazları. Erdek’teydik yine. Tatilin bir kısmı bayrama denk gelmişti. Dokuz veya on yaşındaydım. Arkadaşlar edinmiştim. Denize giriyor, top oynuyor bir çocuk telaşı ve coşkusuyla güneşin denizin tadını çıkarıyordum. Esmer bir kız görmüştüm. Onla arkadaş olmalıyım diye iç geçirmiştim. Üç gün yaklaşamamıştım yanına. Sonra iskelede ‘ ‘ balık tutmasını bilen var mı ‘’ dedi. Ben biliyorum diye atıldım hemen. Bana öğretir misin dedi. ‘ ‘Öğretirim yarın sabah beraber tutalım’’ dedim. Hâlbuki hayatımda hiç balık tutmamıştım. Askeri Dinlenme Tesislerinde bir telaş başlamıştı. Kenan Evren kampa geliyormuş. Subaylar, astsubaylar ve aileleriyle bayramlaşacakmış. Kuş uçurtmayacaklarmış. Biz çocuklarda Kenan Amcalarının elini öpecekmiş. Eyvah! Yarın ben balık tutacaktım sevgilimle. Ben zaten bıkmıştım televizyonda onu izlemekten! Ertesi gün süslenen püslenenlerin yanı sıra babam ve annem gibi homurdanarak gidenlerde mevcuttu Kenan Paşa’nın yanına. Bense tahtadan yapılmış basit oltamla iskeledeydim. Askerlerden izin almıştım. Sahil bomboştu. Bakalım randevumuza adını unuttuğum o esmer kız gelecek miydi? Onu beklerken oltaya yem koyuyor, masmavi denizi izliyor ve balık tutmaya çalışıyordum. Bir yandan da gözüm gelecek mi diye yollardaydı. Ve birden görüş alanıma girdi. Beklediğim kız geliyordu. Çocukken çocukça bir aşk yaşamıştır herkes. Hele ki yazsa, güneşse ve karşındaki bu kadar güzelse! Ben balık tutacağım diyerek diretmiş gitmemişti o da! El öpmemiştik. Balık tutmuştuk bir tane. Beraber öğrenmiştik. Gizlice muhalefet yapıyorduk ikimiz bilmeden. Başkaldırıyorduk belki de ilk kez! Sonradan anlayacağımız gerçeklere şimdiden ısınıyorduk daha on yaşında. O esmer kız kim bilir nerededir ne yapıyordur? Bilinmez ama oltalarla simgelediğimiz anti militarist tavrı mutlaka hatırlıyordur.
 
Anladım sonra gerçekleri. Okudum bol bol okudum. Düşündüm, sordum, dinledim ve araştırdım.12 Eylül faşizmini hissettim. Sönen ocakları, işkenceleri, fişlemeleri, idamları öğrendim. Özgürlüklerin nasıl budandığını, baskıcı bir zihniyetin bir ülkeyi ne hale getirdiğini gördüm. Acıyı bal eyleyenlerin trajik öykülerinde kayboldum. Bilânço ağırdı. 650.000 kişi gözaltına alındı. 517 kişiye idam cezası verildi. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti. Ülke devasa bir hapishaneye dönüştü.
 
Bu güncel bir yazıdır. Çünkü darbeler maalesef güncelliğini hep korumaktadır. Darbecilerden hesap soracağız diyenler siyasetin o karşılıklı atışmaya dayalı kısır döngüsü içinde unuttu gitti hesabı. Artık tartışılmıyor bile. Balyoz ve benzeri davalar devam ederken 12 Eylül’den sorulamayan hesabın yanı sıra iktidar kendi 12 Eylül’ü nü yaratmaya devam ediyor. Maçta ıslık çalanlara dahi 6 aydan hapis istemiyle dava açabilen yasalar. İçki ve benzeri konularla özel hayata müdahale sinyalleri. Yüzde 10 barajı düşerse ekonomi bozulur gibisinden 12 Eylül zihniyetini yansıtan antidemokratik uygulamalar. İflas eden, çöken yargı sistemi… Yeni anayasayla daha demokratik Türkiye özlemine ulaşacaklarını düşünen yurttaşlar bu uygulamalarla hayal kırıklığı duymaya başladı. Sendikasızlaştırmaya, örgütsüz topluma yönelik uygulamaları iktidar gizliden ve açıktan yürütmeye devam ediyor. 12 Eylül hukukuyla, 2821 2822 sayılı sendika yasalarını değiştirerek sendikaların önüne yüksek barajlar koymayı hedefliyorlar.12 Eylül hainliğine devam ediyor hala.! 12 Eylül darbesini yapanlar devletten zamlı maaşlarını almaya devam ederken onların ürünü YÖK yerli yerinde duruyor. Başbakan ucube heykel yerine ucube Yök kalkmalı diyemiyor.12 Eylül ve zihniyeti galiba siyasetçilerin de işine geliyor. Ülkeyi daha rahat yönetiyorlar.
 
Evet denizlere açılsam, gökyüzü üstümü örtse, balık tutsam yine 10 yaşındaki gibi;masmaviliklerde kaybolsam kaybolsam… Adını bile anımsamadığım, şimdi güzel bir kadın olduğundan kuşku duymadığım o esmer kız çocuğu da bana eşlik etse… Kovsak bütün faşizan, militarist düşünceleri, ezsek gericiliğin başını korkusuzca, atsak oltamızı en derine en derine! unutsak acıları, unutsak… Özgürlüğü, sevdayı, denizleri, yıldızları, eşitliği kardeşliği, barışı konuşsak. Türküler söylesek, yasaları yapanlardan güçlü olan türküleri yakanlardan güç alarak! Evet, bu bir darbe öyküsü değil! Belki de bir darbe öyküsüdür. Hiç bilmiyorum.
 
                                                         CAN ŞENSES

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: BU BİR DARBE ÖYKÜSÜDÜR BELKİ! ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right