left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Mecit Öztekin arrow Feda Ruhunun Yaktığı Ateşle İnsanlaşma !
Wednesday, 23 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Feda Ruhunun Yaktığı Ateşle İnsanlaşma ! Yazdır E-posta
Yazar Mecit Öztekin   
Sunday, 16 October 2005

13.09.2005 tarihinde “nasname” adlı sitede Adil Duran adlı şahıs yazdığı yazıda, sitemiz yazarlarından M. Toros Gürkaya’nın yazmış olduğu “İnsanlaşma” ile ilgili yazısına ve yazı içindeki kolaj resme ipe sapa gelmez ve cahilane saldırılarda bulunmaktadır.

İnsanlaşma hareketi son dönemlerde Abdullah Öcalan’ın yaptığı çıkışlarla gündeme gelen ve tüm düşün insanlarını bilgi tazeleme ve farklı düşünmeye sevk ettiği bir olgu oldu. Gerçi Abdullah Öcalan bu kelimeyi yeni söylemiyor ama özellikle İmralı sürecinde bir gerilla liderinden çok Kürt halk önderi olma özelliği öne çıktığından ve bu süreçte bir örgütü yönetmekten çok salt düşünce ve ideoloji üretme boyutuna geçtiğinden söylediği ve yazdığı daha dikkatli incelenir oldu.

İnsanlaşma nedir? İlk bakışta insanı insan yapabilme olarak algılansa da aslında insana rağmen insanlığın kendine yol bulma savaşıdır. Yani medeniyet ile kırılmış olan saf ve temiz barbar ruhunun tekrar kendi içsel huzuruna dönme çabasıdır. Bu mal benim denildiği ilk günden bu güne kadar devam eden ve ilkel komina ruhu oturtulana kadar da devam edecek bir savaş. Bu savaşta belki en şansız belki de en şanslı coğrafya Mezopotamya ve uzantısı olan Anadolu dur. Medeniyetlerin en çok çiğnediği, buna rağmen ilkel komina yaşam tarzının en ileri boyutta canlı olduğu ve medeniyetlere baş kaldırdığı topraklardır.

Referans olarak 1071 alındığında Türk-Kürt topluluklarının birlikte oluşlarının temeli, aslında iki toplumun da ilkel komina geleneklerine sıkı sıkıya bağlı oluşlarıdır. Bu ortak özellik devlet geleneğine baş kaldırmış ve Malazgirt te Bizans’ı daha batıya sürmüştü. Ama bir başka medeniyet – İslamiyet- bu yapıyı kuşatmış ve tekrar devlet kurma ve yönetme fikrini bu topraklara yerleştirmiştir. Bu yapı ilk bakışta komina özellikler taşıyormuş gibi görünse de, aslında özellikle yerleşik Gayrı-Müslim halklarla birleşince, özel mülkiyetçi yapıya geçmiştir. Buna rağmen büyük çoğunluk direnmiş ve geleneklerini bırakmamıştır. Orta Asya dan Horasan üzerinden gelen mülkiyetsiz aşiret halindeki topluluklar Anadolu’da İslamiyet ile bir türlü direkt bağlantı kuramamışlardır. Her türlü baskıya rağmen görünüşte İslam-i motifler çizseler de içsel olarak asla eklemlenmemişlerdir. Selçuklu döneminde toplumdaki bozulmalar başlayınca özellikle ilkel komina yapıdaki Türkmen boyları, Horasan erenlerinin talebeleri önderliğinde başkaldırmışlar ve her ne kadar Türk olduğu söylense de Selçuklular kiralık Frank askerleri ile direnişi kırmışlar ve bu kominal yapı tekrar dağlara çekilmiştir. Selçukluların yıkılması ile doğan boşlukta küçük Beycikler kendi otonomilerini sağlamış ve devletçi geleneğe devam etmişlerdir. Horasan erenlerinin öğrencileri olan; Toprakta hür ekicileri Hacı Bektaş, henüz küçük el imalatında olan manifaktür de Ahi Evren tarafından örgütlenirken, Şeyh Edebali Söğüt bölgesinde ilkel komina yapısı bozulmamış Oğuzlara fikri önderlik yaparak Osmanlı Beyliğinin kurulması sağlanmıştır.

Osmanlı ilk kuruluş itibarı ile ilkel komina yapı üzerine kurulmuştur. Diğer beyliklerin aksine asla özel mülkiyeti kabul etmemiş , Müslüman’ın malı ortaktır mantığı ile genişlemiş ve inanılmaz katılımlar sağlamıştır. Bir çok Bizans şehri bu felsefeye hiç savaş yapmadan kapılarını açıp teslim olmuştur.

Mülkiyetsiz sistem, özellikle İslam mantığının ürünü olan vakıflar aracılığı ile sekteye uğratılmıştır. İstanbul’un fethi de bu kırılmada önemli bir yer tutmuştur. Türk gelenekleri bir kenara bırakılmış ve devşirme sistemi getirilmiştir. Kurucu olma özelliğinden başka hiçbir şeyi kalmayan Türkler yeni sistemle beraber aşağılanan bir çevre unsuru olmuşlardır. İlkel Milliyetçi Kürtlerin söylediği – Şeyh Said yayınladığı isyan bildirisinde de böyledir- “Türkler bizi yüzyılladır kandırıyorlar” cümlesi tamamen palavradır. Tam tersi Türkler özellikle imparatorluk dönemi ile birlikte en çok horlanan ve ezilen toplum olmuştur.

Devşirme düzeni ile bozulan yapı, Anadolu’da kuruluş yıllarında ülkenin kalkınma motoru olan dirlik düzenini de bozdu. Osmanlının kuruluş ekonomisi toprak ekonomisidir. Buna bağlı olarak örgütlenmiş olan sipahi, bozulmanın etkisi ile eşkıyalaşmaya başladı. Osmanlılar Doğu’da ve Batı’da zaferler kazanırken Anadolu Türk halkı hem devlet baskısından, hem de eşkıya kıyamından inim inim inledi. İşte ilkel Milliyetçi Türklerin yere göğe sığdıramadıkları anlı şanlı tarihimiz de budur. Gerçekte ise Anadolu Türk tarihi bu bozulan düzene başkaldırılarla doludur. Başkaldırı örgütlenmelerinde yine Horasan erenlerinin payı büyüktür. Pir Sultan ,Şeyh Bedrettin bunların en önemlileridir ve direnen ilkel komina geleneğinin dönemleri itibarı ile bayraklarıdırlar. Özellikle Şeyh Bedrettin isyanı salt toprak düzenini değil aynı zamanda Yahudi akınıyla gelişen tefecilikle beraber bozulan ve ahi ocağı olan küçük manifaktür yapıdan da beslenmiştir. Zaten katli de ibret olsun diye bakırcılar çarşısında asılarak gerçekleştirilmiştir. Bu insanların söylemleri çok basittir : “Yarin yanağından gayrı her şey ortak”.

Peş peşe gelen kıyımlarla kabuğuna çekilen halk, elinde kalan tek dayanağı olan içsel huzura yani Batıniliğe çekilerek, devlete de biat ederek kendilerini tarikat yollarına atmışlardır.18. yüzyılda bastıran Avrupa kapitalizminin estirdiği ulusal rüzgar hızla Osmanlının Batısını vurmuş, Balkanlardaki peş peşe gelen başkaldırılar ve bunların sonunda kurulan düşman devletler Osmanlının tekrar kendini kuran faktörlere yüzünü çevirmesini sağlamıştır. Başkaldırılarda işlenen mantık; kurucu olmasından başka hiçbir etkin faktörü kalmamış olan Türklere suni olarak yaratılmış düşmanlıkla beslenmiştir ( Bugünlerde ilkel milliyetçi Kürtlerinde aynı temayı işlemesi tesadüf değildir.). Bu dayatmacı ve aldatıcı senaryolara karşı halkın özüne dönme çabasına başta saray ve hilafet yapısı olmak üzere tüm Osmanlı bürokrasisi direnmiştir. İttihat ve Terakki’nin çıkış mantığı bu direnişin örgütlenmesidir. Bu çıkış aynı zamanda tekrar ilkel komina özelliği olarak, hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin kendini feda etme kültürünü de geri getirdi. Bu hareketin bayraklaşan ismi Kolağası Resneli Niyazi Beydir. Hızla bastıran dünyadaki emperyalist paylaşım savaşı ve akabinde ki anlaşmalarla dayatılan parçalanmalar; Osmanlıyı lağvedip, Anadolu ve Mezopotamya’yı parça parça ederek sömürgeleştirirken yine bu gelenek Mustafa Kemal’in şahsında kendine hayat bulmuştur. İşte bu gelenek, medeniyet makinesinin en acımasız çarkı olan emperyalizmin, dünya temsilcilerine ilk ağır darbeyi vurarak Anadolu’yu ve Mezopotamya’nın bir bölümünü kurtarmıştır. Bu kurtuluşta tüm dengelere karşı Mustafa Suphi ve arkadaşları yine hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin kendilerini ateşe atıp feda etmişlerdir. 1923 te kurulan Cumhuriyet akabinde yapılan iktisat kongresi ile tekrar kuşatılmış ve komina yapı tekrar kabuğuna çekilmiştir. Kuşatılmış yapı hızla aynı Osmanlıda olduğu gibi yine kendini var eden yapıya yüklenmiştir. Bu yapıyı çözümlemiş olan bazı Sosyalistler en ağır baskılara ve işkencelere maruz kalmış ama ilerleyişleri devam etmiştir. Burada bayraklaşan isim de Dr. Hikmet Kıvılcımlı olmuştur. Marks’ın ömrünün yetmediği ama işaret ettiği ve Engels’in bir bölümü ile değindiği Doğu orijinalitesini tam olarak formülize etmiş ve ilkel komina geleneğini Sosyalist kalıplara oturtarak, Sosyalizm’in bu ülke orijinalitesinde uygulanma koşullarını önümüze koymuştur. Git gide sıkışan ortamda ilkel komina ruhu taşıyan ordu gençliği 1960 tekrar sahneye çıkmış ve ülkeyi daha demokratik koşullara taşıma konusunda atılımını yapmıştır. Ancak medeniyet konusunda çaresiz kalan barbar ruhu yine kuşatılmıştır. Mustafa Kemal’in başına gelen bu defa ordu gençliğinin başına gelmiş, üstüne üstlük salt çarıklı burjuva değil Nato ile uluslararası bir güçle kuşatılmışlardır. Bu kuşatmaya karşı yine feda ön plana çıkmış ve Binbaşı Fethi Gürcan ve Albay Talat Aydemir bu dönemin bayrakları olmuş ve kendilerini yine hiçbir şey beklemeksizin kendilerini ateşe attılar.Ordu Fethi Gürcan ve Talat Aydemir’in katli ile hızla oportünizm içine girdiğinde bu defa feda ateşini 68 li gençler yakmıştır. İşte bu noktada Mahir Çayan, Deniz Gezmiş gibi gençlik liderleri öne çıkarak arkalarında da yüzlercesi yine hiç düşünmeden kendilerini feda etmişlerdir. Tefeci- Bezirgan sermaye ve uluslar arası güçlerle kuşatılıp, kendi özüne uymayan Batı tarzı hiyerarşik yapı içine düşen ordu 9 Mart yenilgisi ile 12 Mart darbesini yapmış ve kıyımları arttırmış, ama gençliğin bu ateşi daha da büyüyerek ajan provokatörlere ve mecrasından sapmasına rağmen 78 lerde ateş inanılmaz boyutlara ulaştı.12 Eylül 1980 darbesi tam bir imha politikası üzerine kurulduğundan Sosyalistler tam anlamı ile biçildiler. Ama bu ateş yanmıştı bir kere, ilkel komina gelenekli bu feda ateşi demirci Kava’dan sonra ikinci defa Kürdistan dağlarında Abdullah Öcalan ile yandı.

İşte Adil Duran’ın algılayamadığı kolaj resimin özü budur. İlkel komina ruhu ile kendilerini hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin feda eden kahramanların resimleridir. Yani sizin gibi insanlara karşı insanlığı ilerletebilme çabasındaki insanların resmidir. Ama siz bunu anlayamazsınız.sizin anlaya bileceğiniz kolajı isterseniz ben size çizeyim: Başta Pir Sultanı satan Hızır Paşa , Prens Sabahaddin, Padişah Vahdettin, Şeyh Said, Celal Bayar, Adnan Menderes, Alpaslan Türkeş, Süleyman Demirel, Kemal Burkay, Abdülmelik Fırat. İşte size yakışan resim budur.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Feda Ruhunun Yaktığı Ateşle İnsanla... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right