|
Sosyalistler referandum tuzağını teşhir edip boşa çıkarmayı başaramadılar. Ezilen sınıflar için artık iyiden iyiye uhrevileştirilmiş tele-kamusal alanın duvarlarını aşıp başarmaları mümkün değildi. Sosyalistler referandum tuzağını boşa çıkarmayı başaramadıkları gibi, Kenan Evren’in mirasına Tayyip Erdoğan’ın konmasını demokratikleşme diye alkışlayıp destekleyen sosyalist mahalle sakinlerine bile rastlandı. Referandum, “ak” sermayenin politik önderi Tayyip Erdoğan, cemaat ve küresel sermayenin zaferiyle sonuçlandı. 1980 darbesinin mirası, modern “beyaz” sermayenin devletteki temsilcisi asker-sivil bürokratik oligarşiden, muhafazakâr “ak” sermayenin partisi AKP’ye geçti. Sermaye partileri referandum konusunda giriştikleri kayıkçı kavgasını sürdüredursunlar, dönekler ve liberaller sonucu sosyalistlere saldırı için yeni bir fırsat olarak değerlendirdiler. Sonuç açıklanır açıklanmaz Germanize dönek, yazısının başlığında “Halka güveneceksin kardeşim!” diye azarladı (Oral Çalışlar, Radikal, 13 Eylül 2010).
Pentagonize dönek, “Bak orada 58’e 42 yazıyor!” diye sopa salladı (Cengiz Çandar, Radikal, 14 Eylül 2010). Öteki dönekler de tele-kamusal alanın ekranlarında benzer şeyler söylediler; köşelerinde, militarist vesayetin sona erdiğini, halkın özgürlük istediğini ve demokrasi yolculuğuna devam çağrısı yaptığını, solun ise halkı “cahil, kolayca kandırılabilir” topluluk olarak gördüğünü ve sağduyusuna güvenmediğini yazmakta birbirleriyle yarıştılar. Döneklerin ve liberallerin sosyalistlere hakaret ve saldırıları sürpriz olmadı. Dönekler, sermayedar sınıfın ücretli küfür memurları olarak görevlerini yaptılar. Doğuştan sefil bir tarkan Yenilgi dönemleri sosyalist saflardan yeni kopuşlara ve saldırılara yol açar. Bu defa da öyle oldu. Hem “devrimci” hem de “sosyalist” “işçi” partisi de sosyalistlerin bir kez daha yenildikleri referandum sürecinde emek cephesinden kopup sermaye cephesine kapağı atmakla kalmadı. Varsa böyle bir parti, başkanı olarak görünen kişi, eski yol arkadaşlarına etmedik küfür bırakmadı. Doğuştan tarkan(!) başkan, cemaat gazetesine verdiği mülakatta ihbarcı, itirafçı, dedikoducu sefil bir kişilik sergilerken, bildiği bütün küfürleri de peş peşe sıraladı: Türkiye solu koyun gibidir, halktan kopuktur, Stalinisttir, Kemalisttir, ulusalcıdır, Ergenekoncudur, darbecidir, erkekleri pistir, kadınları makyajsızdır…(Zaman, 10 Ekim 2010). Eski yol arkadaşlarına bunca hakaret eden sefil ve bir o kadar da cahil tarkan, Recep Tayyip Erdoğan’ın referandum akşamı adını anmasından ziyadesiyle “onurlanmış” olmalı ki, muhabbetini esirgemedi: “Tabii Başbakan’ın inceliği. Tabii kibar bir davranışa seviniyor insan.” Ne demeli. Allah muhabbetlerini artırsın! Hocaefendi’nin abdestinden arta kalan suyla boy abdesti alıp kirinden pasından arındıktan(!) sonra herhalde AKP’nin siyaset okulunda ders vermeye de çağrılır ya da AKP listesinden milletvekili adayı da olur artık! Medyanın dönek piyasasında ise en fazla bohçacı dönek Hadi Uluengin’le rekabete girebilir; ama müşterisi çıkar mı, bilinmez. Sosyalist mahallenin kiracısı gerçek adresine Doğuştan tarkan başkan emek mahallesinden kaçışını nihayet kesinleştirirken solun laçin eri de onlarca yıl biriktirdiklerini, “arkaik” sosyalistlerle paylaşacak değildi elbette. Solun hem laçin hem de er sıfatlı Ömer’i de nihayet, sosyalist mahalleden “otantik burjuva” mahallesine nakil ilmühaberi aldı. Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Laçiner ve çevresi durup dururken “otantik burjuva” mahallesine taşınmadı. Laçiner ve avanesi, en başından beri sosyalist mahallede zoraki kiracıydı, daha ziyade muhafazakâr mahalle sakinleriyle ahbaplık ediyordu. Muhafazakâr ahbaplar 2002’de semtin yönetimini ele geçirince Laçinerler de taşınma hazırlığına başladılar. Hane reisi Ömer Laçiner, “Muhafazakâr devrim” kapak başlığıyla çıkardığı dergide, AKP’nin 2002 seçiminde kazandığı zaferin “muhafazakâr demokratik devrim” olduğunu yazdı; “burjuva devriminin tamamlanma sürecine girdiğini” müjdeledi! (Birikim, Kasım-Aralık 2002, Sayı:163-164). Laçiner AKP’nin 2007’deki seçim zaferini de “Türkiye’de gerçek burjuva devrimi” olarak alkışladı: “Burjuva devrim tamamlandı ve oturdu. Türkiye’nin otantik burjuvazisi, geleneğiyle, göreneğiyle yüz yıldır iktidar mücadelesi verdiği asker, sivil bürokrata karşı verdiği savaştan galibiyetle ayrıldı. (…) Bu aşamadan sonra sosyalizmin temsil ettiği idealleri savunanların önünde bu idealleri gerçekleştirme hedefi birincil olarak gündemdedir. Toplum, artık burjuva demokratik devrimin gerektirdiği kurum ve değerleri sindirmiştir.” (BirGün, 14 Eylül 2007). Laçiner’e göre 2010 referandumunda ise Türkiye’de modern/burjuva-kapitalist toplumun siyaset alanındaki ‘tarih öncesi’ kalıntılar temizlendi. Muhafazakâr modern mahalle temizlendiğine, eksikleri tamamlandığına ve çevre düzenlemesi de yapıldığına göre, artık zoraki komşularla vedalaşma ve taşınma zamanı da gelmiş demekti. Ömer Laçiner, “Yeni bir dönemin eşiğinde” başlığıyla kaleme aldığı veda mektubunda, referandum sonrasında siyasetin koordinatlarının yeniden tanımlanacağını, AKP’nin 2011 seçimlerini de kazanmayı “garantilediğini” haber verdi. Terk ettiği mahalle sakinlerine veda mesajı hiç de sıcak değildi. Liberalizme yelken açan bütün dönekler gibi Ömer Laçiner de eski dostlarını aşağılamaktan geri kalmadı: “Türkiye siyaset yelpazesinin düzen dışı, düzene alternatif olma iddiasını taşıyan sosyalist sıfatlı mikrokozmozuna gelince... 30 yıldan beri sadece önceki yıllarda edinebildiği gücünü değil, potansiyelini de giderek tüketip bugünlere gelen bu çok odaklı dünya, vaktiyle içinde ve çevresinde yaşatabildiği entellektüel-fikri ağırlıktan türeyen prestiji ve özellikle ’60-70’li yıllarda verdiği mücadelenin sağladığı moral üstünlüğü de büyük ölçüde aşınmış, artık sözü edilemez düzeye düşürmüştür.” (Birikim, Ekim 2010, Sayı: 258). Sermaye mahallesine taşınan her dönek gibi Laçiner de kibirliydi. Sosyalizmin alternatif olabilmesi için yeniden tanımlanması zorunludur, kendisi Birikim’de hep bunu yapmaya, bunun için “ortak tarih ve mirasın hatırına” diyalog kanallarını açık tutmaya çalışmıştır. Ne ki, “sosyalist sıfatlı mikrokozmoz” sakinleri “harcıâlem sosyalizm” tanımında ısrar etmişlerdir. Ama artık böyle gitmeyecektir: “Bu yolun sonuna geldiğimizi kabul etmek zorundayız. Bu, yalnızca bir zorunluluk değil ayrıca ahlaki bir yükümlülük, görevdir artık.” Sosyalist mahalledeki konukluğu beklenenden fazla sürdü. Sosyalizmi yeniden tanımlamayı misyon edinmiş laçin sıfatlı Ömer, 35 yıldır İdris Küçükömer’in bir adım ilerisine geçemedi; sınıf, devlet, devrim, sosyalizm, modernleşme, burjuva demokratik devrimi vs. kavramları ters yüz eden lafazanlığıyla yaka silktirdi. Nihayet taşınmasına üzülecek herhalde çıkmayacaktır. Bundan sonra, cömertçe alkışladığı “AKP’nin şahsında otantik Türkiye burjuvazisi”nin ekranlarında ve köşelerinde herhalde daha seçkin bir yer edinir, AKP’nin siyaset okulunun kadrolu hocası olur, iktidar seçkinlerine “muhafazakâr burjuva demokrasisi” dersleri verir. Bu arada umulur ki, sosyalizmi nihayet yeniden tanımlar ve alternatif “muhafazakâr sosyalist demokrasi” kuramını emekçilerden esirgemez! Vurgulanmalı ki, sosyalistler, her “yeni bir dönemin eşiğinde” umutsuzluk ve yılgınlık içinde kendilerinden uzaklaşanlarla, emekçileri sermayenin dolmuşuna tıkmaya çalışanlarla ilk kez karşılaşmıyorlar. Her yenilgi döneminde emek cephesi biraz daha tenhalaşır. 12 Eylül 1980’de ezilen sosyalist hareket, 12 Eylül 2010’da bir kez daha yenildi, biraz daha eksildi. Yenilginin tek yararı ise belki de zoraki dostlukların sona ermesi, ilgililerin asıl yerlerini ve dostlarını bulması oldu. Rahmi Yıldırım 15 Ekim 2010 |