|
Abuk sabuk bir anayasa referandumu daha geride kaldı. Siyaset bilimcilere göre anayasalar toplumsal uzlaşma metinleri olmalıdır. Anayasal uzlaşma, metnin hazırlık aşamasında başlar, içeriğinde somutlaşır, referandumla perçinlenir. Ne ki, Türkiye’de halkoyuna sunulan anayasa metinlerinin hiçbiri uzlaşma metni olmadı. Demokrasiye en yakın 1961 tarihli anayasa bile yüzde 61 oyla kabul edildi; kalan yüzde 39, anayasada kendini bulamadı. Egemen sınıf siyasetçilerinin lüks ilan edip ayak diredikleri anayasanın ömrü 10 yıl bile sürmedi. 1971’de yarısı tırpanlandı, 1980’de tümüyle iptal edildi. Darbeci Kenan Evren’in adıyla özdeşleşen anayasa 1982 referandumunda yüzde 91,5 oyla kabul edildi. Ancak kimse anayasanın bir uzlaşma metni olduğunu savunamadı. İşveren sendikaları konfederasyonun başkanı, “Artık gülme sırası bizde” diye alkışladı. Yedinci yılın sonunda Kenan Evren, kendisinden başka anayasaya sahip çıkan kalmadığından yakındı.
1987 yılında siyasi yasakların kaldırılması için referanduma gidilmesi şart değildi. Liberalci tosunların demokrasi peygamberi bildikleri Turgut Özal, referandum diye tutturdu. Yasaklar kıl payı farkla kaldırıldı. Halkın yarısı yasaklardan yanaydı. Siyasi tarihte 1988’deki referandumun bir benzeri daha yoktur herhalde. Altı ay sonraki yerel seçimlerin dört ay öne alınıp alınmayacağı oylandı. Turgut Özal’ın referandum oyuncağı yüzde 65 oyla kırıldı. Seçmen asıl cezayı yerel seçimde Özal’ın oy yüzdesini 21.75’e indirerek verdi. Seçim dönemini 5 yıldan 4 yıla indiren, halk tarafından seçilecek cumhurbaşkanının görev süresini 7 yıldan 5 yıla kısaltan 2007 referandumu, nispeten düzgün geçti. 12 Eylül 2010 referandumu ise abukluktan yana öncekileri aratmadı. Sapla samanın ayrılmadığı, birbiriyle ilgisiz maddelerden oluşan bir metin. 2007 referandumuna göre 6 milyon artan ve artış nedeni açıklanamayan seçmen sayısı. Fethullah Gülen’in “mezardakiler bile oy kullansın” çağrısına nispet, ölülere gönderilen seçmen kartları. Benzerine ancak darbe dönemlerinde rastlanabilecek devlet baskısı, evet için iftar sofraları. ABD ve AB’nin desteklediği propaganda kampanyasında boykotçuları bertaraf olmakla tehdit eden, hayırcıları darbecilikle karalayan, Alevileri açıkça dışlayan bir başbakan. Hayırcılara “ruh hastaları” diye hakaret eden liberalci yandaşlar. Sonuçta ancak yüzde 58’in kabul ettiği ucube bir metin. Bu ucube metnin ve referandumun biricik amacı, 12 Eylül faşizminin mirasına konan AKP ve Tayyip Erdoğan’ın yasama ve yürütmeden sonra yargıyı da ele geçirmesini, başkanlık sistemi adı altında kişisel diktatörlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasını halka onaylatmaktı. Gizli saklı değildi. Görmemek için kör ya da saf olmak gerekirdi. Sonuçta (üstelik bir de vesayet ve darbeyle hesaplaşma palavrasıyla) Kenan Evren’in anayasası Tayyip Erdoğan için tahkim edildi. Yerel, ulusal, küresel, etnik, dinsel, mezhepsel, sınıfsal dinamiklerin birbirlerine dolandıkları, öbürlerinin yanında sınıfsal sol dinamiğin en zayıf kaldığı bir referandum oldu. Cemaat/cemiyet, Sünni/Alevi, şeriat/laiklik, kışla/cami, otokrasi/demokrasi, Türk/Kürt vs. derken, küreselleşmenin en gözü kara partisi ve lideri Tayyip Erdoğan kazandı. Müstakbel padişah, 2012’de yapılacak başkan seçiminin provasından başarıyla çıktı. Burjuva muhalefetin referandumu AKP için güven oylamasına çevirmesi “bumerang” gibi dönüp kendisini vurdu. AKP ve lideri hiç de hak etmediği halde güvenoyu alırken muhalefet sandıkta kaldı. Referandumun belki de tek olumlu sonucu, laik kılıklı asker-sivil bürokratik oligarşinin ve ırkçı kafatasçı milliyetçiliğin burunlarının sürtülmesi oldu. Ne ki, mütedeyyin/muhafazakâr kılıklı lümpen faşizmin zaferinden insan buna bile sevinemiyor. Demokrasi, demokrat insanların meşrebidir. Her zaman halk neylerse güzel eylemez. Ekonomide sadakaya şükreden halk siyasette de sadaka demokrasisine razı olur. Referandum hiç de hayırlı olmadı! Rahmi Yıldırım 22 Eylül 2010 |