left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Ömer Gürcan arrow 6-7 EYLÜL DE BİR ÖZEL HARP İŞİDİR VE MUHTEŞEM BİR ÖRGÜTLENMEYDİ. AMACINA DA ULAŞTI
Wednesday, 23 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
6-7 EYLÜL DE BİR ÖZEL HARP İŞİDİR VE MUHTEŞEM BİR ÖRGÜTLENMEYDİ. AMACINA DA ULAŞTI Yazdır E-posta
Yazar Ömer GÜRCAN   
Monday, 06 September 2010

GÖREV BİTTİ

Kıbrıs’daki olaylar nedeniyle Kıbrıs’a müdahale kararı alan İsmet İnönü, Johnson’un mektubuyla sarsıldı.

1946’larda imzaladığı anlaşmalar Amerika Başkanı’nca yüzüne vuruldu. Başbakan İnönü İstiklal savaşındaki İsmet Paşa gibi gürledi:

 “Yeni dünya kurulur orada yerimizi alırız!”

Birkaç gün geçince yelkenleri indirdi.

 O, Mustafa Kemal değildi.

22 Haziran günü Beyaz Saray’da Başkan Johnson‘a ağzından çıkıp kulağının duymadığı restinin hesabını verdi.

Emperyalizm’e sadakatini ve gücünü 27 Haziran 1964’de Fethi Gürcan’ı, 5 Temmuz’da Talat Aydemir’i asarak ispat etti. 27 Mayıs’ın teşkilatçısı ve eylemsel uygulayıcısı bu iki önder, 27 Mayıs’ın silah zoruyla Başbakan yaptığı İsmet İnönü ve 27 Mayısın sözde lideri Orgeneral Cemal Gürsel’ce idam ettirildiler.

 “27 Mayıs devriminin nirengi-noktasına oturtuluşu gerekti. Bunu en az sarsıntı ile yapabilecek "Tek Adam" İsmet Paşa'ydı. Paşa'nın görevi, 27 Mayıs derdimendi Aydemir-Gürcan ikilisinin asılmasıyla bitti. Artık koalisyon kabinesine finans-kapitalin ihtiyacı kalmamıştı. Kendi kabinesi başı çekmeliydi. Amerikan casus başlarından CIA Generali Porter, Ankara'ya gönderildi." (Dr Hikmet Kıvılcımlı)

 

ÖZEL HARP DAİRESİ

Amerika sözde “Demokrasi”sini dünyaya yaymak için; ikinci dünya savaşının kılıç artığı faşistlerle derin işbirliğine girecektir.

1946’da “Turancılık” davası nedeniyle CHP hükümetinin tabutluğa soktuğu Yüzbaşı Alpaslan Türkeş önce kurmaylığa, oradan Amerikan eğitimine oradan da Başbuğluğa yükselecektir. Türkeş, önceden yargı önüne çıktığı halde kurmaylığa yükselmesine izin verilen tek subaydır. İlerde gazetecilerin bu konuda kendisine sorulan soruları geçiştirip cevaplandırmayacaktır.

 

       

Teğmen Aziz Nesin’i, Yüzbaşı Vedat Türkali’yi dışlayan ordu mekanizması Türkeş’e sahip çıkacaktır.

 

 

Türkiye’de Özel Harp Dairesi, Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla 27 Eylül 1952 tarihinde kuruldu. Özel Harp Dairesi de “kontrgerilla” yetiştirecekti. İzmir Menteş’teki Özel Harp Kampı artan ihtiyaca yetmeyince, Amerikalıların önerisiyle Eğridir Dağ ve Komando okulu açıldı.

“Seferberlik Çalışma Grubu” Ankara Bahçelievler’de bulunan Amerikan Yardım Teşkilatı JUSMATT binasında çalışmasına başladı. JUSMATT da aslında CIA’ya bağlı olarak çalışan bir kurumdu.

 

HİSSETME- ENDOKTRİNE

16 Aralık 1952 tarihli Cumhuriyet Gazetesinin verdiği habere göre başta Ticaret Bakanlığında olmak üzere 507 Amerikalı görevlinin resmen çalıştığı belirtiliyordu. Gayri resmi görevlilerin nerelerde çalıştığı, neler yaptığı, kimlerle ilişki olduğunu ise ülkenin başbakanları, dış işleri bakanları bile kesin olarak bilemiyorlar, sadece hissediyorlardı.

Kaldı ki Amerika, görevlileri aracılığıyla, Türkiye Cumhuriyetinin İdari sistemini denetliyor, yeniden yapılandırıyor ve bürokratlarını “Amerikan dünya görüşü” doğrultusunda eğiterek kilit noktalara yerleştiriyordu.

1961-65 yılları arasında Ankara'daki Milletlerarası Kalkınma Örgütünde (AID) Kamu Yönetimi Danışmanı olarak görev yapan ve bu sürenin önemli bir kısmını Devlet Personel Dairesinde geçiren Dr. Richard Podol çalışmalarını içeren raporunda şunları söylüyordu:

“On yıldan fazla bir zamandan beri Türkiye’de faaliyette bulunan Amerikan yardım programı bir zamandan beri meyvelerini vermeye başlamıştır. Önemli mevkilerde Amerikan eğitimi görmüş bir Türk’ün bulunmadığı bir bakanlık ya da iktisadi devlet kuruluşu hemen hemen kalmamıştır. Bu kimseler halen bulundukları örgütte ‘ilerici güç’ niteliği taşımaktadırlar. Genel müdür ve müşteşarlık mevkilerinden daha büyük görevlere kısa zamanda geçmeleri beklenir. AID bütün gayretleri bu gruba yöneltmelidir.

Geniş ölçüde ‘Türk idarecilerini endoktrine etmek [Amerikan çıkarlarına göre beyinlerini yıkamak T.Ç.] gerekir. Burada özellikle orta kademe yöneticiler üzerinde durmak yerindedir. Amaç, bunlara yeni davranışlar kazandırmaktır. Bu grubun yakın gelecekte yüksek sorumluluk mevkilerine geçecekleri düşünülürse, bütün gayretlerin bu kimseler üzerinde toplanması doğrudur” (İlhami Soysal, Yön, Sayı: 140) 

 

HOŞA GİDİP GİTMEME

Ülkenin istihbarat örgütü MAH (şimdiki MİT)’da 1953 yılından itibaren tamamen CIA’nın kontrolünde, onun yerel birimi gibi çalışmaya başladı. MAH görevlileri Amerika’ya gönderilerek, CIA istihbarat kurslarında eğitim gördüler.

CIA, Türkiye’deki operasyonlarda kullanacağı personeli titizlikle seçti. Gerekli, güvenlik araştırmaları yapıldıktan, anti-komünist olduklarından iyice emin olunduktan sonra Avrupa ve ABD’deki eğitim merkezlerine göndererek eğitti.

Amerikan Harp Doktrinleri Kitabı ordu içinde dağıtıldı, bürokrasinin üst kesimlerine brifingler verildi.

Neler yazılıyordu bu kitaplarda; neler söyleniyordu:

“Bizim güvenliğimizi sadece açık saldırılar tehdit etmiyor. Bu açık saldırıların yanında, ondan daha tehlikeli, fakat saldırı görümünde olmayan, başka cins tehditler da vardır. Bu tehditler, içeriden yapılmak istenen değiştirme ve dönüştürmelerdir. Bu maskeli saldırılar, bazen iç harp şeklinde, bazen demokratik akımlar ve reform hareketleri biçimlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bizim amacımız buna benzer akımları önlemek olmalıdır.”

“ABD’nin hoşuna gitmeyen solcu veya solcu olmayan hükümetleri devirmek için gerilla taktiği kullanılabilir. Bizim amacımız hoşa gitmeyen ve bizimle dost olmayan hükümetlerin yerine, dost hükümetleri geçirmek olmalıdır.”

“Kendi personelimizi ve yardımda bulunduğumuz memleketlerin personelini yetiştirmek için bir eğitim sistemine ihtiyacımız var. NATO müttefiklerimizle müştereken komünist tecavüzlere maruz memleketlerde, Amerika’dakine benzer enstitüler ve özel harp daireleri kurulmalıdır.”

 

HER ÜLKEDE VAR

Eski Milli Savunma Bakanlarından Hasan Işık kontr-gerilla konusunda şunları söylüyordu:

“Kontr-gerilla her ülkede var. Genelkurmay bunun planlarını almış. Amacı şu. Ülke işgal edilecek olursa iç direniş nasıl yapılacak ? Bu fikir planında geçerli ve doğru. Yalnız şu durumlar var:

Fikri ABD vermiş.

Finansmanını yapmış.

Örgüte sızmalar olmuş. Bu sızmalar Pentagondan başlar, CIA sızmasına kadar sürer.”

 

AHTAPOT

Ahtapot operasyonu, kökleri 1947 doğumlu CIA öncesine, OSS (Office of Strategic Services – Stratejik Hizmetler Dairesi) örgütlenmesine dek uzanan ve ABD yönetiminin ve ABD merkezli uluslarötesi tekellerin değişik ülkelerdeki yararlarını korumaya yönelik olan gizli ve kanlı değişik operasyonlara verilen ortak addır.

Aynı adla farklı müdahaleler yapılmıştır. İkinci Dünya Savaşının bitiminde Avrupa’da ABD askeri istihbarat görevlisi olan ve -Yahudi asıllı olmasına karşın- eski Nazi savaş suçlularının yeniden örgütlenmeleri yönünde raporlar verdiği bilinen ve aynı zamanda SS ve Gestapo görevlilerinin yeniden örgütlenmeleri işinde çalışmış olan Henry Kissinger, Richard M. Nixon ve Gerald R. Ford yönetimleri sırasında ABD dış politikalarının belirlenmesinde başrolü oynamıştır.

Aynı kişi, Türkiye’deki MGK’na örneklik eden ABD’nin Ulusal Güvenlik Meclisi’ne 1969-76 yılları arasında başkanlık yapmıştır. Çin ile ABD’nin yakınlaştırılmaları ve Sovyetler Birliği’ne karşı ilan edilmemiş bir cephe oluşturmaları, “Maocu” örgütlenmelerin dünyanın her yerinde desteklenmeleri politikasının da mimarlarından olan Kissinger, 1973-77 yıllarında ABD’nin Dışişleri Bakanı olarak birçok kanlı karanlık operasyona imza atmıştır. Bunların arasında Vietnam’da savaşı yeniden tırmandırtarak 3-5 milyon arasında insanın ölümüne neden olmak da vardır.

Henry Kissinger’in Dışişleri Bakanlığı yıllarında, aralarında Türkiye’nin de olduğu bazı ülkelerdeki odaklara büyük paralar ödemiş olduğu yakın zamanda ortaya çıkmıştır.

Zafer Arapkirli’nin Londra’dan yolladığı ve Milliyet’in 13 Şubat 2000 tarihli nüshasında yayınlanan Ahtapot operasyonu başlıklı habere göre:

“Kissinger'in planına uygun olarak başlatılan politik provokasyonlar zinciri için Türkiye'deki bazı odaklara gizlice büyük paralar ödenmiştir.

Arapkirli’nin İngiliz gazetesi The Independent’den aktardığı aynı habere göre, söz konusu Ahtapot Operasyonuna Federal Almanya Başbakanı ve Hıristiyan Demokrat Partisi lideri Helmut Kohl da katılmıştır.

''Ahtapot'' kod adlı bu operasyon için ödenen ABD ve Federal Almanya kaynaklı paraların çoğu Türkiye'ye, bir kısmı da İspanya ve Portekiz'e gitmiştir. Yine aynı habere göre, CIA'nın Nicaragua'da “Kontra” güvenliğe ayırdığı paranın bir kısmı da bu fona ayrılmıştır. Türkiye’deki bireysel terör eylemleri yapan “sol” ve faşist terör örgütlerinin CIA ve Federal Alman dış istihbarat örgütleri için bir maliyetleri olmuştur ama, bu paraların nasıl harcandıkları, harcanan paraların miktarı açıklanmamaktadır.

 

 

 

KONTR GERİLLA-SADİ KOÇAŞ

Cuntaların “Atatürk devrimcisi” 12 Mart‘ın MİT’ten sorumlu Başbakan Yardımcısı Sadi KOÇAŞ bile kontr-gerilla konusunda bakar mısınız ne diyordu?

“ ….sonradan yetkililerden 1971 son günlerinde kurulduğunu öğrendiğimiz Kontr-Gerilla örgütü, Genelkurmay Başkanının emriyle, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı ve MİT tarafından müştereken kanun dışı kurulmuş, yönetilmiş ve kanun dışı çalışmış bir örgüttür.

6-7 Eylül olaylarını Bükreş'te duymuştuk. Bir yabancı ülkede, resmî görevli ve uygar bir insanın böyle bir hareketten ne ölçüde ıstırap duyabileceğini deneylerle yaşamıştık. D.P. iktidarına karşı ilk burukluğum bu olayla başlar.

Bu 6-7 Eylül olayı mahiyeti bakımından utandırıcı olduğu kadar, sonucu bakımından da çirkin ve tahrik edici olmuştur.

Kendilerinin tertiplediği ve yönettiği; ama sonunda kontrolü kaçırdıkları için suçlu aradıkları ortada iken, asıl suçluları bile bile, üç generali kurban etmeleri orduyu en tedirgin eden tutumlarından biri olmuştu.

Bu olaylardan hiç ders alınmadığı, bir daha sonraki yıllarda hükümetlerin bile bile göz yumduğu veya bizzat düzenledikleri Uşak, Topkapı, Konya, kanlı pazar olaylarında; veya çeşitli örgütlerin, gerçekten iddia ettikleri gibi başka nedenlerle bile yapmış olsalar, sonucu itibarı ile bir gövde gösterisi, bir prova haline getirilen 15-16 Haziran 1970 olaylarında görülmüştür.

Bunlar uygar devletlere ve milletlere yakışan işler değildir ve kitlenin, böyle maksatlara âlet edilmek istenirlerse, sel gibi, yangın gibi kontrol altına alınamayan bir tahrip unsuru olabileceğinin en açık örnekleridir.”

 

ÖRTME ÇEŞİTLERİ

Yukarıdaki açıklamayı okuyan, Sadi KOÇAŞ’a hayran olur. Halbuki kendisi bu açıklamayı kendisini örtmek amacıyla yaptığı, yaşanan olaylarla ortaya çıkmıştır.

Gladio bünyesinde ABD ve İsrail de “saboteur” (sabotajcı) olarak yetiştirildiği belirtilen ve özel harp dairesinde görevli iken MİT’e geçen Yavuz Ataç, Ecevit Kılıç’la yaptığı ve 28.07.2005 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan söyleşide ise şunları söylüyordu:

”Bizim Çakıcılara, Pekerlere ihtiyacımız olmamalı. Ama bu adamların faydası da oluyor. Bu adamlar operasyonun yapıldığı ülkenin güvenlik güçlerinin eline geçince bir hikaye uydurabiliyorlar. “İstihbaratla ilgim yok, ülkücüyüm ve gönüllü olarak bu işi yapıyorum” diyorlar. Böylelikle ülkeler arasında kriz çıkmasını önlüyoruz.”

 

BİR “ÖZEL HARP” İŞİ

Sadi KOÇAŞ’ın “Bu 6-7 Eylül olayı mahiyeti bakımından utandırıcı olduğu kadar, sonucu bakımından da çirkin ve tahrik edici olmuştur.” dediği olay için farklı düşünenler de vardı.

Emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu Gazeteci Fatih Güllapoğluna; yıllar sonra 6-7 Eylül olaylarını kıvançla anlatıyordu:

“6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.”

 

O zamanların Özel Harp Biriminde Seferberlik Tetkik Kurumunda görevli Yirmibeşoğlu’nun “amacına ulaştı” diye övgüyle bahsettiği 6-7 Eylül vahşetini anımsayanlarınız mutlaka vardır. Ama biz anımsamayanlar için, hiç bilmeyenler için “ibret olsun” diye bir kez daha anlatalım.

5 Eylül 1955: Gazeteler haberi manşetten veriyorlardı:

ATAMIZIN EVİNE BOMBA

Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atılmıştı. Ertesi gün, kızgın kalabalıklar İstanbul’un her yerinde aynı anda faaliyete geçtiler. “Kıbrıs Türk’tür Türk kalacaktır, Yunan ittir, it kalacaktır” naraları atarak azınlıklara ait ev ve işyerlerini tahrip ettiler. Yağmaladılar.

Olayda “komünist parmağı” aranarak, “komünistler” tutuklanırken, saldırganlar “yurtsever “ ilan edildi. Siyasiler, olayları “halkın haklı infiali” olarak yorumladı. Öyle ya; ellerinde sopa ve demir çubuklarla sağa sola saldıran çember sakallıların “çok sevdikleri“ Atatürk’ün evinin bombalanmasından öfkelenmeleri çok normaldi. Peki, aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Mustafa Börklüce, Müeyyet Boratav, Tornacı Emin, İlhan Berktay, Hasan İzzettin Dinamo’nun da bulunduğu “komünistler “ niye tutuklanmıştı, aylarca tutuklu kalmıştı? “Halkın” gazabından korunmak için mi ?

Sonunda işin içyüzü anlaşıldı. Gerçekten de olayların tetikçisi ve tertipçisi Özel Harp Birimiydi. Selanik konsolosluğunda görevli Hasan Uçar aracılığıyla öğrenci Oktay Engin’e bomba attırılmış, MAH‘ın denetimindeki Kıbrıs Türk Cemiyetinin yönlendirmesiyle “halk” sokağa dökülmüştü. Amaç ise Kıbrıs’ta siyasi üstünlük sağlamaktı.

 

SOĞANBAŞLARI

DSP lideri Bülent Ecevit 1978 yılında devlet içindeki örgütlerin hukuk sınırlarına çekilmesi için dönemin Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren’i uyardığını söylemiştir.

Ecevit ayrıca Evren’in anılarında “Özel Harp Dairesinin yasadışı bir örgütlenme olmadığını, kendisinin bu örgütlenmelerin normal hukuk kurulları içine çekilmesi için elinden geleni yaptığını, bu kişilerin kendisi dışında gayri resmi olarak karanlık işlere bulaşmış olabilirler” dediğini anlatmış ve buna karşı Kenan Evren: “ Ecevit Başbakan olduğu zaman Özel Harp Dairesinden kuşkuluydu, bir gün bana gelip “Kızıldere olayları sırasında Özel Harp Dairesi kullanılmış, onlardan yararlanılmış, ben kuşkuluyum, bunları kullanmamak lazım” dedi. Ben de: “Özel Harp Dairesi Genel Kurmay Dairesine bağlı, “Ben onları şimdi doğrudan doğruya Harekat Başkanlığına bağlayıp, eski görevlerine yönelteceğim” dedim.” demiştir.

Bir soru üzerine Kenan Evren: “Kızıldere olaylarında Özel Hareket Dairesinin kullanıldığı şeklinde duyumlar aldık.

Süleyman Demirel Başbakan olduğu zaman bana gelip, ‘Teröristlerle mücadelede Özel Harp Dairesinden yararlanalım’ dedi. Kendisine şiddetle karşı çıktım, Sayın Demirel bunu inkâr ediyor. Tabii bu ikimizin arasında geçen bir konuşma. Bu konuşmayı teybe almadım, Ecevit’in bahsettiği herhalde budur” demiştir.

Bütün bunlar sanıyorum kontrgerilla ve çalışmaları hakkında aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Bu bilgileri yeterli bulmuyorsanız, konumuza devam edelim.

 

ADAM GİBİ ADAM - DOĞAN ÖZ

Ankara Cumhuriyet Baş Savcı Yardımcısı Doğan Öz mesleğini ciddiye alan, demokratik düşüncelere sahip değerli bir insandı. Sayıları hızla artan siyasi cinayetlerin, yükselen terör dalgasının baş sorumlusu olarak gördüğü kontr-gerilla örgütü hakkında bir soruşturma dosyası hazırlamaya başlamıştı. Öldürülmeden önce zamanın Başbakanı Ecevit’e verdiği ve çok az bir kısmı bazı basın organlarına yansıyan raporunda, Terör örgütlerini Genelkurmay’a bağlı Kontrgerilla adlı yasadışı kuruluşun yönettiğini yazıyordu. Aynı kuruluşun sivil MİT görevlilerini ve siyasi polisi de kullandığını anlatıyordu. Kontrgerilla’nın CIA ve MOSSAD ile işbirliği içinde Türkiye’yi bir askeri darbe ortamına sürüklediğini ifade ediyordu. Böyle bir darbe ile Türkiye’nin bölgede tehlikeli serüvenlere sürüklenebileceğini, demokrasinin alternatif olmaktan çıkacağını ve ülkede faşizmin kökleşeceğini anlatıyordu.

Bu nedenle, Bülent Ecevit, kontr-gerilla konusunu ayrıntıları ile biliyordu.

“1974 yılında Genelkurmay Başkanı Sancar, bana başbakanlığa ait örtülü ödenekten bu daireye (Özel Harp Dairesi) para vermemi istedi. Hem de yüklüce bir paraydı. Bütçeye baktım, böyle bir daire yok. Ama o sırada Kıbrıs harekatı vardı. Üstüne gidemedim. Çünkü diyorlardı ki Rum tarafında da Özel Harp Dairesi’nin adamları var. Onlardan bilgi alıyormuş. Oysa bunlarla harekat sırasında telsiz irtibatı bile kuramadık. 1978’de Sayın Evren’i özel harp dairesinin tasfiyesi için sıkıştırdım. Bana hep “yapıyoruz, ediyoruz” dedi. Ama yapılmadı. Tabi bir yandan Genelkurmayı sıkıştırıyordum. Sonuç almaya çalışıyordum, bir yandan da içimizdekileri yatıştırmaya çalışıyordum. Başbakanım; bunları yapıyorum.

… Özel Harp Dairesi’nin her ilde depoları vardı. Buraya bağlı olanlar, “çok vatansever insanlar” diye alınmışlardı. Bu daire gerektiğinde bu silahları kullanacaktı....

… Sarıkamış’taydım. Birlikte yemek yediğimiz komutana kontr-gerilla (özel harp dairesi)’yı  sordum. “Var” dedi. “Hepsi çok memleket sever insanlardır” diye ekledi. O sıralar çevrede MHP İl Başkanı da geziniyordu. “MHP İl Başkanı da bu daireyle...” diyecek oldum. General “o başında” demez mi? “

 

JENERATÖR-BAŞSOĞAN

Ya Demirel’e ne demeli? Yıllarca Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı yapmış “böyyyük” devlet adamımız, yapılanlardan sanki kendisinin hiçbir bilgisi ve en küçük bir sorumluluğu yokmuş gibi, 17.11.2005 tarihli Cumhuriyet Gazetesinin haberine göre bakın ne diyor:

 

 ‘Zorluk çıkınca derin devlet devreye giriyor'

Haber Merkezi - 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Türkiye'de iki devletin olduğunu savunarak ''Ufak bir zorlukla karşılaşınca sivil devlet devreden çıkıyor, derin devlet devreye giriyor'' dedi.

 NTV'de yayımlanan Basın Odası programına katılan Süleyman Demirel, ''Devletin tekliği esastır, iki devlet olmaz. Bizim ülkemizde iki devlet var. Bir derin devlet var, bir devlet var. Asıl olması gereken devlet yedek, yedek olması gereken devlet asıldır'' dedi.

Süleyman Demirel ülkede ufak bir zorlukla karşılaşıldığında sivil devletin devreden çıktığını, jeneratör gibi diğer devletin devreye girdiğini ileri sürdü.”.

http://www.onergurcan.org/SUVARI%20YAYINLARI/Hesaplasma.htm

 

 

 

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: 6-7 EYLÜL DE BİR ÖZEL HARP İŞİDİR V... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right