left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
SARP KURAY'LA F 2 TİPİ DİYALOGLAR Yazdır E-posta
Yazar Mustafa Kemal GÜLTEKİN   
Wednesday, 01 September 2010

 F TİPİ CEZAEVİNDEN DIŞARIYA AÇILAN PENCERE – 5    

 TÜRKİYE SOLUNDA DİN

Sarp Ağabey’le diyaloglarımız 24 Ağustos 2009 mektubuyla devam ediyor….

Sample Image “ Mektubundaki alıntıların içinde adı geçen Seyid Kutub da son yüzyıldaki İslami uyanış çizgisinin köşe aşlarından biridir, mutlaka okunması gerekir diye düşünüyorum. Muhammed İkbal ve Cemaleddin Afgani için de aynı düşünceye sahibim.

 Bu düşünürler bir zamanlar bazı aydın çevrelerimizde laf döndürmek pek modaydı. Şimdiki tasavvuf modası gibi. Aslında bir insanın kafasında ve bilincinde ciddi bir tarih tezi yoksa ve bir düşünürü neden okuduğunun farkında değilse, bırakacak bu işleri . Türkiye’de öyle bir görünmez merkez var ki; bizim aydınların maymun iştahlı olduklarını bildiklerinden durmadan “ düşünce modası” yaratıyorlar ve bu yüzden bir türlü esasa inilmiyor.

 Mutlaka Murat Bardakçı, Soner Yalçın vb.gibi tipleri izliyorsundur. Taha Akyol’un “ bilimsel cilası” altında da aynı eğilim yatıyor. Karşılarında da “ sol adına” eski Maocu Halil Berktay gibi tipler. Mahmutpaşa mallarımız burada seç beğen al. Gündeme sokulan bütün bu, moda tabiriyle açılımlarda; Kıvılcımlı hariç sol cenahımızda “ tarih” ve “ toplum” üzerinde bilimsel bir araştırma olmadığı için de bizim yarı cahil Batıcı papağanların çorbada pek tuzu olmuyor. Büyük kayıp mı dersin? Öğrensinler tarihi coğrafyayı Murat Bardakçı, Taha Akyol ve hatta Pelin Batu’dan, yakışıyor onlara. Ne demişler davul dengi dengine çalar. Geçen gün Taraf Gazetesinde Zülfü Dicleli’nin bir söyleşisine rastladım. Kendisini tanırım, 71 döneminde uzun bir süre birlikte cezaevinde yattık. Türkiye Solunda din konusunda hiçbir birikim yoktur diyordu. Hayretler içinde kaldım, kaldı ki Kıvılcımlı’yı çok iyi bilir. Demek ki bu tip aydınların kanına inkarcılık iyice karışmış. İşin en acı veren yanı: egemen güç Doktor’un İslam Tarihinin Maddesi üzerine yaptığı binlerce sayfalık tezini yok ediyor, solcular da bu konuda birikim yok diyorlar. Bu nasıl çelişkidir?

 

 Kısa bir süre önce Prof. Nilüfer Göle’nin “ İç İçe girişler: İslam ve Avrupa “ kitabını okudum. Yazarı bir açık oturumda izlemiş ve kitaplarında ne yazdığını merak etmiştim. Baştan şunu belirteyim ki; akademisyenlerimizin çoğu benim pek anlamadığım Türkçeyle yazıyorlar, kitaplarını okurken ciddi zorluklar çekiyorum. Ne dersin eksiklik bizde mi onlar da mı? Batı dünyasının, doğu da hangi iç dinamiklere ve neden karşı olduğunu doğru biçimde tasnif edemezseniz fantezi yapmaktan öteye gidilmiyor. Taha Akyol “ Hangi Atatürk” diye soruyor ya; bu akademisyenlere de “ Batı hangi İslama Karşı” diye ciddi bir soru yöneltmek gerekiyor.

 Ömer’e yazdığım mektupta Yemen ekolünden konu ettim, mutlaka bu konuda bilgi sahibisindir. Bu ekolü hem Hz. Muhammed, hem de Şia düşüncesi ile ilişkisi anlamında incelemek gerekiyor. Takip ediyorsundur, şu günlerde halkının aşağı yukarı yarısı Şii olan Yemen’de büyük karışıklıklar oluyor. Yemen ordusu Şiilere karşı devamlı operasyonlar yapıyor. 1983 Beyrut savaşından sonra, Ortadoğu’da bir grup arkadaşımız Yemen’e gitme olanağını elde etmişti o günlerde bu gelişmeye çocuk gibi sevinmiştim. Ama çoğu girişimimiz de başımıza gelen bu olayda da geldi. Gidenlerin başındaki soytarı kendi inisiyatifi ile grubu dağıttı ve bastı geri geldi.

Hicret konusunda Ömer’e çok kısa bazı şeyler yazdım, sanıyorum okumuşsundur. Mektubundaki Ali Şeriati’nin Hicret yazısını okudum. O dönem için “ kapalı toplum – açık toplum” tartışması yapılacaksa, dönemin ekonomisinin can damarı olan kervan yolları diyalektiğinin işin içine katılması gerekir diye düşünüyorum. Tabii Hicret’in Müslümanlığa kattığı ufuk, beraberinde getirdiği değişim ve bütün bunların insan zihninde yaptığı yeni biçimlenme mutlaka dikkate alınmalıdır. Ben konunun daha ziyade tarihimizde kültürel milliyetçilikten, siyasi milliyetçiliğe geçişte oynadığı rol üzerinde daha doğrusu yarattığı çelişkiler üzerinde durmak istiyorum. Çünkü olayın günceli ilgilendiren bir boyutu da var.

 Mehmet Metiner geçmişi ile “ hesaplaşma” yaptığı kitabında, işin içine İran’ı da katarak bu konuda yüzeysel de olsa bir takım tespitler yapmaya çalışmıştı, belki de gözünüze çarpmıştır. Bilirsin ben tam olarak bilmediğim konular üzerinde kesin yargılar yapmayı sevmem. Tarihçi ve bilim adamı olmaya da hiç niyetim yok, güncele bağlanmayan olguları okur geçerim. 1971 sürecinden sonra bu konulara uyanmış az sayıda insanlardan biriyim. Bu konuları öğrenmek için cezaevlerinde büyük emek harcadım. Bana büyük bir darbe vurmuş olmasına rağmen Doktor’u hiç inkar etmedim. Doktor benim vicdanımda ve bilincimde Usta olma durumunu hiç kaybetmedi. Çıkardığım sonuçları hep güncelleştirmeye çabaladım. Değerli arkadaşlarım Celal, Ömer, Sema, senin de tanıdığın ender tanıkları ve mücadele insanlarıdır bu sürecin. Namuslu adamlarla kolektif bir bilinç yaratılmadığı takdirde ne yapsan başarı sağlanamıyor. Şu andaki çabalarımıza bu açıdan büyük değer veriyorum. Ali Şeriati’yi okuduktan sonra bu konularda daha üretken yazışmalarımızın olacağını düşünüyorum. Ancak konuya hakim olduğun için her zaman düşüncelerini öğrenmek benim açımdan ilerletici olacaktır. Mektuplarındaki özene de bu açıdan teşekkür ederim.

 Altı aydır düzenli biçimde yakın tarihimizi okudum ve son olarak “ 27 Mayıs ve Yön Hareketi” ile bu çabamı noktaladım. Benim en büyük özelliklerimden biri de kolektif yaşamaya yatkın oluşumdur. Öğrendiğim her şeyi hemen sevdiğim ve inandığım arkadaşlarımla paylaşmayı severim. Sizlerle zaman zaman okuduklarımdan çıkardıklarımı aktarmaya çalıştım. İnsanın bu çabayı yalnız başına sürükleyebilmesi oldukça zor ve sıkıcı. Sizlerle iletişimi, yalnızlık üzerine kurulmuş bir sistemde nefes borusu olma açısından bakıyorum öyle değerlendiriyorum.

Geçenlerde Görkem Avukat görüşüne geldiğinde bu konuların üzerinde biraz sohbet ettim kendisiyle sanıyorum sizlere aktarmıştır.

 Aslında bu altı aylık süreçte çok yoğun biçimde çalıştığım için biraz da zihnim yoruldu. Yüksek okullarda bile dört aylık bir eğitim sürecinden sonra gencecik öğrencilere bir aylık tatil imkanı tanınıyor.” Osmanlı Tarihinin Maddesi “ kitabını okuduktan sonra ben de şu anda tatile çıktım diyebilirim. Şimdi AHİM sürecinin noktalanmasını bekleyeceğim, oradan beklenen sonuç çıkmazsa Allah Kerim, daha çok planlar yaparım. Şu anda serbest okumalar yapıyorum. Tarih Profesörü Şükrü Hanioğlu’nun kitaplarını merak ettim, onları getirtip okumayı düşünüyorum.

 Moralim ve sağlık durumum yerinde, bir sıkıntım yok. Buraya iyice alıştım denilebilir. İlk zamanlar sabah uyandığımda demirli pencereleri görünce ben neredeyim diye düşünüyordum, şimdilerde de hiç dışarıda yaşamamışım gibi geliyor bana. Alışkanlıkların iyi bir şey olmadığını biliyorum. Feleğin bize oyunu deyip geçmek gerekiyor bu durumları. Altmış beş yaşına geldim, zaman zaman hayatımın muhasebesini yapıyorum; har bir hesaplaşmada ama gerçekten harbi olacak, onaltı yıldır bazı çevrelerin bana uyguladıkları gibi işin içine kalleşlik ve alçaklık sokulmayacak, veremeyeceğim hiçbir hesap yok evelallah, alnım açık yürüyüp gidiyorum. Sizlerin ve ailemin varlığı benim için yetiyor. Zibidi ve züğürt yığınlarımız bakalım bu işlere ne zaman uyanacaklar, bizler görebilecek miyiz?

Geçen gün Ablam!a gönderdiğim bir mektup adreste kimse yok gerekçesiyle, döndü dolaştı bana geri geldi. Postacı Bey mutlaka, mahkum mektubu diye zili bir defa çalmış ve takipten vazgeçmiştir. Bütün bu duygularımı Nur’un yaptığı siteye gönderdiğim kısa bir mektupta yeniden anlatmaya çalıştım. Bizleri tartabilecek bir terazi var mı bu ülkede? Geçenlerde Kanal D televizyonunda heveskar bir haberci kendinden geçmiş bir şekilde Sezen Aksu’dan bahsederken “ milyonları arkasından sürükler” diyordu. Düşündüm Yılmaz Ağabey(Güney) bu işi denedi, döndü arkasına baktı kimse yoktu. Bu kara ucuz mu bu işler? Bunca verilen mücadele, kayıplar acılar boşa mı gitti? Bu illüzyon ortamı mutlaka dağılacaktır. Su akacak ve yatağını bulacaktır. Şimdi hasat zamanıdır. Bu açıdan sizlerin yanında olabilmeyi gönülden arzu ediyorum. Yoksa artık hiçbir şey umurumda değil, bana daha yapabilecekleri kaldı mı? İşte böyle kardeşim bizim hikâyemiz de kısaca böyle.

 Bütün arkadaşlarıma selam ve sevgilerimi iletiyorum. Seni hasretle kucaklarım kardeşim. Şimdilik hoşça kal.

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: SARP KURAY'LA F 2 TİPİ DİYALOGLAR ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4828974
Syndicate
 
left
Top! Top!
right