left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow DENİZLER EVCİLLEŞTİRİLEMEZ
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
DENİZLER EVCİLLEŞTİRİLEMEZ Yazdır E-posta
Yazar http://kurtuluscephesi.com/kurcep1/kc91_1.html   
Tuesday, 17 August 2010

DENİZLER EVCİLLEŞTİRİLEMEZ

"Çakar almaz silahlarla üç genç mi yıkacaktı anayasal düzeni"

"Aklı başında bir giriş yaptı Berhan Şimşek:"Bu sözlerinizi vicdanen mi söylüyorsunuz? Siz 'Mustafa Kemal Yürüyüşü' düzenlemiş üç genç hakkında idam kararı verdiğiniz için vicdanen rahat mısınız?"Tuğ, sinirlendi ve ezberinden çıkarıp söyledi:"Silahlı örgütle anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmişlerdi!"Berhan Şimşek doğru zamanlamayla sordu:"Çakar almaz silahlarla üç genç mi yıkacaktı anayasal düzeni?"[1*]

 Lenin, Devlet ve Devrim kitabının girişinde şunları yazar:"Egemen sınıflar, sağlıklarında büyük devrimcileri ardı arkası gelmez kıyıcılıklarla ödüllendirirler; öğretilerini, en vahşi düşmanlık, en koyu kin, en taşkın yalan ve karaçalma kampanyalarıyla karşılarlar. Ölümlerinden sonra, büyük devrimcileri zararsız ikonlar durumuna getirmeye, söz uygun düşerse, azizleştirmeye, ezilen sınıfları 'teselli etmek' ve onları aldatmak için adlarını bir hâle ile süslemeye çalışırlar. Böylelikle, devrimci öğretileri içeriğinden yoksunlaştırılır, değerden düşürülür ve devrimci keskinliği giderilir. Burjuvazi ve işçi hareketi oportünistleri, bugün işte marksizmi 'evcilleştirme' biçimi üzerinde birleşiyorlar. Öğretinin devrimci yanı ve devrimci ruhu unutuluyor, siliniyor ve değiştiriliyor. Burjuvazi için kabul edilebilir ya da öyle görünen şeyler, ön plana çıkarılıyor ve övülüyor."[2*]Lenin'in bu sözlerinin üzerinden yaklaşık 90 yıl geçti. Ancak devrimcilere, özellikle tarihsel dönemeçlerde yer almış devrimcilere karşı aynı tutum, "devrimci öğretileri içeriğinden yoksunlaştırma, değerden düşürme ve devrimci keskinliği giderme" girişimleri devam etmektedir.Bugün Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nu kurmuş ve bu örgüt çatısı altında savaşmış Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının başına da aynı şeyler gelmektedir."Denizler" diye söze başlayan herkes, onların ne kadar "insansever" olduklarından söz etmekte, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın 6 Mayıs 1972 günü idam edilmelerinin "yanlış"lığını "onlar kimseyi öldürmediler" diyerek açıklama çabası içine girmektedirler.Her 6 Mayıs'ta yeniden ve yeniden sergilenen bu tutumlar, giderek Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının düşünceleri, amaçları ve örgütlü mücadele edişlerinin unutturulmasına dönüştürülmüştür.Kendilerine "68'liler" diyen bazı çevrelerin Denizler üzerinden siyaset yapmalarıyla başlayan bu süreç, giderek Denizlere duyulan sempatinin "prim" yaptığının görünür hale gelmesiyle "Denizlere sahip çıkma yarışı"na dönüşmüştür. Artık her önüne gelen, onların ne kadar "kararlı", ne kadar "cesur" insanlar olduklarını söyleyerek, "Denizlerin yolunda" olduklarını, her 6 Mayısta yapılan gösterilerle, yeminlerle, andlar içerek kanıtlama peşine düşmüşlerdir.Şüphesiz bu ortamı besleyen tarihsel nedenler de vardır.Denizler örgütsüz kalmışlardır.Denizlerin kurdukları ve içinde yer aldıkları THKO, 1972 yılından itibaren fiilen ortadan kalkmıştır.THKO'nun 1971-72 mücadelesinden arta kalanlarının bir bölümünün "sosyal-emperyalizm" teorisini keşfederek ve silahlı mücadelenin yanlışlığını ilan ederek kendilerini, önce Halkın Kurtuluşu gazetesi etrafında, sonra illegal TDKP içinde ve nihayetinde legal EMEP olarak farklılaştırmaları; bir diğer bölümünün "Emeğin Birliği" dergisinden SBKP'nin revizyonist çizgisine uyumlandırılmış TKEP ve nihayetinde onu da feshederek ortadan kayboluşlarıyla, THKO'nun varlığı fiilen sona ermiştir.1972'den günümüze kadar geçen süreçte, gerek THKO adı, gerekse THKO'nun silahlı mücadele çizgisini izleyen, savunan herhangi bir oluşum ya da örgütlenme ortaya çıkmadığı için[3*], her türden oportünist, revizyonist ve legalist kolayca Denizlere sahip çıkabilmektedirler.Yeni kuşakların Denizlere olan sempatileri bu "sahiplenme" yarışını daha da hızlandırmış ve tüm fırsatçılar "Denizlerin yolundan" söz etmekte hiçbir sakınca görmez olmuşlardır.Bu yılın baş sloganı "Denizlerin yolundayız" olmuştur.SİP-TKP'sinden Atılımcı MLKP'lilere kadar THKO ile uzaktan yakından ilgisi olmayanlar, üstelik THKO'nun ideolojik-politik çizgisine temelden karşı olanlar, "Denizlerin yolundayız" sloganları eşliğinde Denizlere duyulan sempatiyi kendilerine devşirmeye, oportünist ve pasifist çizgilerine yamamaya çabalamaktadırlar.Bunu öylesine pişkinlik içinde, öylesine vurdumduymazlıkla yapmaktadırlar ki, THKO'nun silahlı mücadele veren bir örgüt olduğu, "Denizlerin yolu"nun THKO bildirisinde açıkça ifade edildiği gibi, "şiddet politikasını temel alan silahlı mücadele" yürüten bir örgütün yolu olduğunu bilmiyormuş gibi davranabilmektedirler.Kendilerinin SBKP revizyonizminin pragmatist temsilcileri oldukları gerçeğini, "ardıcıl devrim" savunucusu, "toplumsal ilerleme" yandaşı ve nihayetinde "kapitalist olmayan yol"un izleyicisi "gelenek"ten geldiklerini unutturmaya çalışanlar bile (SİP-TKP), "Denizlerin yolundayız" sloganları eşliğinde genç ve samimi insanları etraflarına toplama gayreti içine girebilmektedirler.Kendilerini "kuzu" gibi saf ve temiz gösterme gayreti içinde olan bu kesimin en son "sunum"u ise, "biz Denizlerin kararlılık ve cesaretlerinin mirasçısıyız" şeklinde olmuştur.Şöyle yazabilmektedirler, olanca pişkinlikleriyle:"'70'li yılların genç devrimcilerinin geleneğimiz içinde yer bulmaları tam bununla ilgilidir. Mahir Çayan kimileri için suni denge olabilir. Deniz Gezmiş kimileri için gerilla savaşı olabilir.Her iki isim birlikte 'İkinci Kurtuluş Savaşı'nı ya da işçi sınıfının öncü güç olarak görülmediği bir demokratik devrim perspektifini ifade edebilir. Ya da bu devrimcilerin savundukları silahlı mücadele stratejisini zamandan ve mekandan bağımsız bir 'doktrin' olarak algılayarak, onları bu doktrine sıkıştıranlar çıkabilir.Bizim için bu devrimcilerin anlamı bunun ötesinde ve bundan farklıdır."[4*]Onlar için "bu devrimcilerin anlamı" ise basitçe ifade edilmiştir: Mücadelede kararlılık ve cesaret.Ağızlarını açtıklarında Denizlerden, Mahirlerden (ki Mahir Çayan yoldaştan söz etmekte fazlaca istekli değillerdir) söz edenler, aynı zamanda onların devrimci kişiliklerinin, mücadelelerinin içini boşaltmakta hiç tereddüt etmemektedirler.Denizler "sahipsiz" kalmışlardır. THKO'nun savunucuları yoktur.Bu nedenle çok kolaylıkla THKO hareketinin üstü çizilebilmekte[5*] ve yine aynı kolaylıkla THKO hareketinin silahlı mücadele çizgisi olumsuzlanabilmektedir."Denizlerin yolundayız" diyenlere göre, "Mahir Çayan kimileri için suni denge olabilir. Deniz Gezmiş kimileri için gerilla savaşı olabilir"miş!Bu da yetmemiş.Denizler ve Mahirler, "işçi sınıfının öncü güç olarak görülmediği bir demokratik devrim perspektifi"ni de "ifade edebilir"lermiş!İnsanların tarih bilincinin silikleştirildiği, Marksist-Leninist teorinin önemsiz bir "ayrıntı" olarak sunulduğu bir süreçte, şüphesiz oportünistler de kendileri için uygun bir zemin ortaya çıktığının bilincindedirler. Bu yüzden, "Bu mücadele tarihini bir bütün olarak, doğruları ve yanlışlarıyla sahipleniyoruz" söylemleriyle "suret-i haktan" yana görünerek istedikleri gibi konuşabilmektedirler.Hayır beyler!Denizler, THKO'dur. THKO, Denizlerdir.Denizler, bu ülkede devrimin silahlı mücadele yoluyla gerçekleştirilmesi için yola çıkmış ve bu uğurda savaşmış ve yaşamlarını çekinmeden feda etmiş devrimcilerdir.Sizler, istediğiniz kadar onları "devrimci demokrat" gibi aşağılayıcı sıfatlarla anınız. İstediğiniz kadar onların silahlı mücadele çizgilerini görmezlikten geliniz. İstediğiniz kadar imalı sözlerle, dolayımlı ifadelerle, "sureti haktan" yana görünerek silahlı mücadelenin "yanlışlığını" ilan ediniz, gerçeği ve tarihi değiştiremezsiniz.İstediğiniz kadar "silahlı mücadele stratejisi zamandan ve mekandan bağımsız bir 'doktrin' olarak algılanamaz" deyiniz, gerçekleri, tarihi değiştiremezsiniz.Onlar, Denizler, Mahirler, THKO ve THKP-C, kendi yollarını, mücadele anlayışlarını, çizgilerini, ideolojilerini açık ve net biçimde ortaya koymuşlardır. Onların uğruna mücadele ettikleri devrimi nasıl ortadan kaldıramazsanız, onların devrimci mücadele çizgilerini de ortadan kaldıramazsınız.Bu devrimci çizgiyi, silahlı mücadele stratejisini "yanlış" bulabilirsiniz. Kendinize uygun "çizgi"ler oluşturmuş olabilirsiniz.Eğer oportünist tutumlarınızdan vazgeçmeye hiç niyetiniz yoksa bile, insanların ve tarihin karşısında tümüyle yüzsüz ve arsız kalmamak için yapmanız gereken tek şey, "yanlış" gördüğünüz silahlı mücadele stratejisini eleştirmek, yanlışlığını kanıtlamaktır.Oturunuz, yanlış olduğunu satır aralarına sıkıştırdığınız, imalı sözlerle ifade ettiğiniz şeyleri kaleme alınız.Kaleme alınız ki, insanlar sizin neyi nasıl savunduğunuzu, "yanlış" ilan ettiklerinizi neden ve nasıl "yanlış" gördüğünüzü bilsinler, anlasınlar ve öğrensinler. Kaleme alınız ki, "her nabza göre şerbet" veren eklektik görüşlerinizin de bir iç tutarlılığı olduğu bilinsin.Hem bunları yapmayıp, hem "onların mirasçısıyız" diye ortaya çıkmak, şarlatanlık değilse bile, yüzsüzlüktür.Evet beyler!Bugün THKO hareketi yoktur. Bugün insanlar Denizlere sempatiyle bakmaktadırlar. Kendi sözlerinizle ifade edersek, "Denizler'i bu ülke insanı iyi tanımaktadır ve sevmektedir". İnsanların tanıdığı, bildiği ve sevdiği insanları "evcilleştirmek", kendi legalist ve reviziyonist çizginize monte etmek sizin haddinize değildir.Bir "gelenek"ten geldiğinizi, yani Laz İsmailli, Yakup Demirli TKP geleneğinden geldiğinizi fırsat buldukça ifade edip duruyorsunuz.Biraz daha az imalarda bulununuz, biraz daha fazla bu "gelenek"inizin Denizler, Mahirler için yazdıklarını, çizdiklerini, Bizim Radyo'dan yapılan yayınları insanlara anlatınız.Denizlerin, Mahirlerin kendi "gelenek"iniz tarafından nasıl "sol sapık", "provokatör", "goşist" ilan edildiğini açıklayınız.Ve bunları açıklayınız ve bu değerlendirmeleri paylaşıp paylaşmadığınızı söyleyiniz ki, basit bir "mirasyedi" olmaktan öte bir değeriniz olduğunu, "dostlarınız" ve "üyeleriniz" bilsinler, görsünler."Silahlı mücadele stratejisinin zamandan ve mekandan bağımsız bir 'doktrin' olarak" algılanamayacağı türünden "dokundurmalar"dan vazgeçiniz. Dosdoğru, açıkça "zaman ve mekana bağlı silahlı mücadele stratejisi"nin ne olduğunu söyleyiniz.Ve bunları söylememenizin bahanesi olarak da "yasal zorunluluklar"ın arkasına saklanmayın.Evet, bu ülkenin bir tarihi vardır. İnsanların tarih bilinci ne kadar silikleştirilmeye çalışılırsa çalışılsın, tarih, yazılı ve gerçek tarih ortadadır. Beğenmediğiniz için ya da yanlış gördüğünüz için tarihi değiştiremezsiniz.Yakın geçmişinizin hiç de "onurla" anılacak bir tarihe sahip olmadığını biliyorsunuz.İnsanları 1 Mayısa otobüslerle taşımak amacıyla kurduğunuz "1 Mayıs Komiteleri"nin 1978-80 döneminde nasıl "Can Güvenliği Komiteleri"ne, ardından "Barış ve Demokrasiyi Koruma Komiteleri"ne dönüştürüldüğünü ve nihayetinde CHP afişleri asmakla "görevlendirildiğini" anımsayınız.[6*]Ve yine anımsayınız, Yakup Demir'in 9 Mart "sol cunta" beklentisiyle Ereğli kıyılarına çıkartma yapma girişimini.Daha az Denizlerden, Mahirlerden söz ediniz. Onları "devrimci demokrat" gibi ne anlama geldiği kendinizden menkul sıfatlarla tanımlamak yerine, tarihi ve onların devrimci mücadele tarihindeki yerlerini, yollarını açıkça ve dürüstçe ortaya koyunuz. "Takiyye" yapmaktan vazgeçiniz.Hayır beyler!Sizin yolunuz "Denizlerin yolu" değildir, hiçbir zaman da olmamıştır.Denizlerin yolu, İstanbul Hukuk amfisinden, ODTÜ yurtlarından, Şarkışla üzerinden Nurhak'a çıkar.Onların yolunu, basit "motosiklet anısı"na dönüştürerek saptıramazsınız. Kendi legalist ve revizyonist çizginize payanda olarak kullanamazsınız.Ve "artist"likten başka meziyeti olmayan Berhan Şimşek'in "çakar almaz silahlarla üç genç mi anayasal düzeni yıkacaktı" sözlerini yutmayınız, yutturmaya da çalışmayınız.Evet, onlar devrim için yola çıktılar.Evet, onların sayısı az, düşmanın sayısı çoktu.Evet, onların silahları az ve küçük çaplıydı.Ama hiç kimse onlar için, onların silahları için "çakar almaz" diyebilecek cüreti gösteremez.Dünya devrimleri açıktır.O "çakar almaz" denilen silahlarla yola çıkılmış, emperyalizme karşı savaşılmış ve zaferlere ulaşılmıştır.Bu ülkede de, "çakar almaz" denilen silahlarla savaşılmıştır ve savaşılmaktadır.Biraz daha az "Denizlerin yolundayız"dan söz ediniz. "Denizler"in evcilleştirilmesinden uzak durunuz. Berhan Şimşek gibi "artist"lerin "çakar almaz" ilan ettikleri silahların ülkenin tarihini nasıl değiştirdiğini unutmayınız.Ucuz demagojilerle, sonradan görme "mirasyedi" havalarıyla tarihi gerçekleri çarpıtmayınız.THKO bildirisinde açıkça söylendiği gibi, "Barışçıl şartlar içinde mücadele metodlarını bırakınız".Dünya devrimci mücadelesinin tarihi sizin gibi adı "komünist" olan pek çok partiyi tanımıştır. Yapmanız gereken, kendiniz gibi olan bu "parti"lerin "şerefli mirasına" sahip çıkıp, bu mirasın "şerefi"ni insanlarla paylaşmaktır."Siyasi mücadelede miras, babadan oğula değil, mücadele bayrağını taşıyanlardan, mücadele bayrağını taşıyanlara geçer" diyerek tarihten ve tarihsel gerçeklerden kaçamazsınız.Elinizde bir atımlık barutunuz kalmıştır. Bunu da "ama Denizler, Mahirler TİP'ten çıktılar" diyerek boşuna tüketmeyiniz. TİP' in ne olduğunu bilmeyen yeni bir kuşağı bu sözlerle belki bir süre kandırabilirsiniz. Ama unutmayınız ki, TİP de aynı yöntemi kullanarak devrimci gençlik hareketini pasifize etmeyi başaramamıştır.Arasıra "haddinizi" aşıp aşmadığınızı da düşünmelisiniz. Marks, Lenin, Stalin'i "gibi isimler" şeklinde ifade edebilecek tek "komünist" sıfatlı parti olup olmadığınızı da düşünmenizde sonsuz yararlar vardır.[7*]Ve şu sözleri her zaman anımsayınız:"Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu halkımızın bağımsızlığının silahlı mücadele ile kazanılacağına ve bu yolun tek yol olduğuna inanır".

http://kurtuluscephesi.com/kurcep1/kc91_1.html

 

Dipnotlar

[1*] Habertürk'de yayınlanan "Basın Kulübü" programından akt. Ece Temelkuran, "Meraklı çocuklara: 'Genel olarak' üç idam", Milliyet, 10 Mayıs 2006.[2*] Lenin, Devlet ve Devrim, s. 13.[3*] Burada şunu ekleyelim ki, Hüseyin İnan'ın "Türkiye Devriminin Yolu" adlı broşüründen yola çıkarak oluşturulmaya çalışılmış olan "TDY" hareketi etkili olamamış ve bir süre sonra dağılmıştır.[4*] Mehmet Kuzulugil, "Denizlerin mirası", "Komünist"(!), Sayı: 266, 19 Mayıs 2006.[5*] Burada şunu da söyleyelim ki, bu "gelenek" sahipleri çok kolaylıkla bir şeylerin üstünü "çizebilmek"tedirler. "Baykuş bakışı" yazarı Lenin için şunları yazabilmiştir:"Rus devrim tarihi, hain, ahmak ve diğer sıfatların taşıyıcılarından daha fazla iyi, inanmış, kararlı devrimcilerin tarihidir.İşte bu tarihte Lenin hemen her aktör için 'bir şey'(!) demiş, yine hemen herkesten 'bir şey' işitmiştir. Bu tür şeylerin altı değil üstü çizilmelidir. Örneğin bolşeviklerin zarif Kültür Komiseri Lunaçarski, Lenin öyle yazdığı için 'budala' değildir. Tıpkı Lenin'in Gorki'nin saptamasına rağmen asla 'tımarhane kaçkını' olmadığı gibi...İşin ilginci Lenin benim bildiğim kadarıyla partinin Merkez Komite üyelerinden en az Malinovski'e laf etmiştir. O da ne yazık ki, önde gelen bolşevik kadrolar içerisindeki tek polistir!Peki bu tahammülsüzlüğün arkasında ne vardır? Neden bolşevik hareket yoldaşlık hukukunun üzerine dostluk hukukunu yerleştirememiştir? Lenin bunu bir zayıflık olarak gördüğü için mi içindeki insanı devrimciler arasındaki ilişkilerde denetim altına almıştır?" (Kemal Okuyan, Lenin'i nasıl okumalı?, Gelenek, Sayı: 71, Ocak 2002.)[6*] Kendisini "baykuş bakış"lı olarak sunan bir SİP-TKP şefi 1976-80 döneminde yaptıklarını şöyle anlatmaktadır:"1 Mayıslar, öncesiyle ve sonrasıyla bu yıllarda çok önemli bir eylem odağıydı. Bu eylemin başarılı olabilmesi için 1 Mayıs Komiteleri oluşturuluyordu. 1 Mayıs Komiteleri çok önceden çalışmaya başlıyorlar, 1 Mayıs çerçevesinde, 1 Mayıs eylemliği hedefiyle, ama normal olarak Parti'nin doğrudan ulaşamadığı çok geniş bir kesime, Parti'nin görüşlerini ulaştırıyorlardı ve fabrikalara uzanan, okullara işyerlerine uzanan, geniş örgütlenmeler sağlıyorlardı... Özel bağışlar toplanıyordu. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden İstanbul'daki 1 Mayıs'a katılmak için yapılan organizasyon, başlı başına büyük bir organizasyondu. Yüzlerce otobüsün örgütlenmesi, pankartların hazırlanması vs. Parti örgütleri, bu 1 Mayıs çalışmaları sırasında ciddi açılım yapıp yeni kazanımlar elde ediyorlardı... Bunun sonucu olarak da Türkiye'deki Parti örgütlerinden, 1 Mayıs Komiteleri'nin daha sürekli kalıcı hale getirilmesi türünden talepler ortaya çıktı. Hatta biz o dönemde 1 Mayıs Komiteleri'nin bir tür Sovyetler işlevi bile görebileceğini düşünmeye başlamıştık... Bir Merkez Komitesi toplantısında 1 Mayıs Komiteleri'nin, Can Güvenliği Komiteleri'ne dönüştürülmesi için karar alındı. Can Güvenliği Komiteleri aslında '77 Konferansı'ndan sonra İ. Bilen'in kapanış konuşmasında 'Barikata çıkacağız', işte 'Halkımızın can güvenliğini koruyacağız' gibi söylemlerle de bağlanmış bir şeydi. 1 Mayıs Komiteleri'nin, Can Güvenliği Komiteleri biçiminde devamı aslında devrimci bir açılımdı... İşçinin Sesi ayrışmasından sonra bu Can Güvenliği Komiteleri, daha doğrusu 1 Mayıs Komiteleri, 'Barış ve Demokrasiyi Koruma Komiteleri' haline getirildi ve CHP afişleri asmak gibi görevler üstlendiler." (Kemal Okuyan, Gelenek, Sayı: 67.)Sanıyoruz bu dönemde, TKP'nin hiçbir zaman 'barikatlara çıkmadığını', kimsenin 'can güvenliğini' de sağlamaya çalışmadığını söylemeye gerek yoktur.[7*] Kuzulugil, 19 Mayıs tarihli yayınlarında şöyle yazmaktadır: "TKP, kendini Türkiye'de ve dünyada belirli bir teorik mirasla ve bir dizi pratikle anılan bir geleneğe bağlı görüyor. Marx, Lenin, Stalin gibi isimleri, Şefik Hüsnü'yü, İsmail Bilen'i, Behice Boran'ı ve başka marksistleri de barındıran bir gelenek bu."Şüphesiz bu, Kuzulugil'in ilk "sabıkası" değildir. Katıldığı bir televizyon programında Sovyetler Birliği hakkında söylediği sözler üzerine "Siyasi Büro"sunu açıklama yapmak zorunda bırakmış "sivri dilli" birisidir.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: DENİZLER EVCİLLEŞTİRİLEMEZ ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right