left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Rahmi Yıldırım arrow RAHMİ YILDIRIM'LA SÖYLEŞİ
Wednesday, 23 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
RAHMİ YILDIRIM'LA SÖYLEŞİ Yazdır E-posta
Yazar Sultan ÖZER_EVRENSEL   
Sunday, 08 August 2010

‘AKP artık mağduru değil, mağruru oynuyor’

Sultan Özer
Asker kökenli gazeteci Rahmi Yıldırım, Yüksek Askeri Şura (YAŞ)’taki gelişmeleri, “AKP artık mağduru değil mağruru oynayarak siyasal rant sağlamaya çalışıyor.
Asker kökenli gazeteci Rahmi Yıldırım, Yüksek Askeri Şura (YAŞ)’taki gelişmeleri, “AKP artık mağduru değil mağruru oynayarak siyasal rant sağlamaya çalışıyor. Ancak, askerin güç kaybına karşın militarizm zihniyet olarak henüz çok güçlüyken askeri hırpalamanın bir noktada ters tepeceğini de öngörmek gerekir. Askerin resmi olarak bir partisi yok ama, mağdur asker algısının CHP’yi güçlendirirken mağrur AKP’ye oy kaybettireceği de muhakkak” diye değerlendirdi.
Yazdığı, “Sermayenin Paşaları” adlı kitabı nedeniyle Genelkurbay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ tarafından hakkında TCK’nın 301. maddesinden dava açılan ve beraat eden, Re’sen Emekli Jandarma Üsteğmen, gazeteci Rahmi Yıldırım YAŞ ve hükümetle askerler arasındaki gerginliğe ilişkin sorularımızı yanıtladı:

Çoğunluğu muvazzaf 102 subay hakkındaki yakalama kararı ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanması beklenen 1’inci Ordu komutanı Orgeneral Hasan Iğsız hakkında soruşturma kararının YAŞ toplantısına rastlaması tesadüf mü?
Tabii ki tesadüf olduğu söylenemez. Balyoz davasında ilk duruşma bu yılın aralık ayında yapılacak, her nedense mahkeme sanıkların tam da YAŞ öncesinde yakalanmalarını kararlaştırdı. Iğsız ile ilgili ifadeye çağırma kararı da çok bariz şekilde YAŞ toplantısında hükümete avantaj sağlamaya yönelik. Iğsız hakkındaki “İrticayla Mücadele Eylem Planı” ve “internet andıcı” talimatlarını veren general olduğu iddiaları bir yılı aşkın süredir gündemdeydi. Her ne hikmetse tam da Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atanmasının görüşüleceği gün ifadeye çağrıldı. Böylece atama dosyası açılmadan kapanmış oldu.

Hasan Iğsız’ın hükümet tarafından tercih edilmemesiyle sorun çözüm yoluna mı girdi yoksa daha mı karmaşıklaştı?
Elbette daha da karmaşıklaştı. Hükümetin Hasan Iğsız’ın ismini çizmeye mevzuat açısından hakkı var. Hiçbir hükümet kendisine karşı fiiller içinde gördüğü, kuşku duyduğu bürokratla çalışmak istemez. Bu noktada hükümet haklı. Haklı olmadığı nokta, entrika kokusu veren adımlar atması.

Entrika kokusu derken?
YAŞ sürecine yargı kararlarıyla müdahale etmesi. Kimse Ergenekon vb. soruşturmaların bağımsız yargının işi olduğunu düşünmüyordur herhalde. Zaten Başbakan kendisini Ergenekon’un savcısı ilan etmedi mi? Maşallah Erenekon’da savcı, Deniz Feneri’nde avukat, avukattan da öte zanlının hamisi. Bağımsız olduğu söylenen yargı Deniz Feneri’ni görmüyor. İnternet andıcı soruşturma dosyasının bir yıldır masada bekletilip tam da YAŞ’ın ikinci günü anımsanmasını bağımsız yargının işi olarak görmek isteyen görür.

Bu yakalama ve soruşturma kararları hükümete nasıl bir avantaj sağlamış oldu?
YAŞ’ta malum, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesi yeniden yapılandırılıyor. Rütbelerinde bekleme süresi dolanlar emekliye sevk ediliyor, yerlerine yenileri atanıyor. Şura’ya Başbakan başkanlık ediyor, kararlar hükümet kararnamesi haline geldikten sonra Cumhurbaşkanı imzasıyla yürürlüğe girebiliyor. Tarihteki bazı istisnalar dışında hükümetler YAŞ sürecinde protokoler bir görüntü verdiler. Türkiye’de siyasetin militarizasyonunun kaçınılmaz sonucuydu. AKP’nin iktidara gelmesinden sonra hükümet-asker ilişkisinde ciddi sıkıntı baş gösterdi. İlk yıllardaki sıkıntılar Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök sayesinde dışa yansımadan bastırıldı. 2005 yılından itibaren sıkıntılar artık gizlemez hale geldi. Ergenekon ve Balyoz davaları, andıçlar, askeri yıprattı. Asker, kamuoyu desteğini yitirmeye başladı, devlet içinde devlet konumunu, özerkliğini koruyamaz hale geldi. Asker yıprandıkça hükümet komuta kademesinin yeniden yapılanmasında sahip olduğu anayasal ve yasal yetkiyi fiilen kullanma gücü buldu. İlk kez de bu kadar ciddi, sonucu belirleyici şekilde yetkisini kullanıyor.

Başbakan’ın YAŞ toplantısının son gününe katılmaması da böyle bir yetki ve güç gösterisi mi?
Başbakan’ın YAŞ sürecindeki her duruşu öyle. Hem asker-hükümet dengesini kendi lehine çevirmeye hem de referandum öncesinde seçmenlerine mesaj vermeye yönelik simgesel bir duruş. AKP artık mağduru değil mağruru oynuyor. YAŞ toplantısındaki Başbakan fotoğrafı eskinin protokoler Başbakan görüntüsü değil. Seçmenlerine “askerin de amiri benim” mesajı veriyor ki, muhafazakâr ve merkez sağ seçmenin son derece sempatiyle karşılayacağı, “Tayyip burada da Kasımpaşalılığını gösteriyor” dedirtecek bir mesaj.

YAŞ toplantısı bu bağlamda hükümet-asker ilişkisinde bir dönüm noktası mı?
Öyle görünüyor. Asker kendi tercihini kabul ettirme gücünü büyük ölçüde yitirdi. Eski gücünü geri kazanması bu saatten sonra zor, çok olağan dışı gelişmelere bağlı, iç savaş dış savaş gibi.

O halde son YAŞ krizi sivilleşme açısından da bir dönüm noktası mı?
AKP’yi sivil ve demokrat bir parti olarak görüyorsak öyle. En sade burjuva demokrasilerinde bile asker seçilmişlerin, sivil hükümetlerin emrindedir. Türkiye’de de öyle olmalıdır. Bugüne değin ülkemizde “devletin ordusu” değil, “ordunun devleti” pratiği yaşandı. Bu pratiğin çok acısını çekti ülkemiz. Militarizm, kışlada geçerli olması gereken kuralların sivil hayatı da belirlemesidir. Militarizm, ordu merkezli siyaset olarak tanımlansa da daha geniş anlamda, aslında alt kültür olması gereken askerliğe ait değerlerin toplumun egemen değerleri olmasıdır. Militarizmin Türkiye’ye ne acılar çektirdiğini, dışarıdan güdümlü darbelerle halklarımıza ve emekçilere neler kaybettirdiğini biliyoruz. Bu pratik artık böyle süremez. Türkiye’de de silahlı kuvvetlerin toplumun üstünde ayrıcalıklı konuma sahip olduğu devir sona ermelidir. Ama son YAŞ kriziyle birlikte militarizm biraz daha gerilerken, yerine sivil ve demokrat bir iradenin gelmekte olduğunu söylemek çok zor. AKP sivil ve demokrat bir parti değil. Zaten sorun da büyük ölçüde bu noktada çıkıyor.

Sorunun nereden çıktığını biraz daha açsak?
Askerin hükümet karşısında güç yitirmesi Türkiye’nin sivilleştiğini, demokratlaştığını göstermiyor. Sermaye sınıfının kendi iç savaşında yeni bir evreye girildiğini gösteriyor. Basitleştirerek renklerine ayrıştırmak gerekirse:
Bir yanda yerel yönetimler ve AKP döneminde merkezî hükümet olanaklarıyla semiren, yasama ve yürütmeden sonra yargıyı ve TSK’yi de ele geçirmeye çalışan “yeşil sermaye”.
Karşısında 2002 yılında yitirdiği siyasal mevzileri yeniden ele geçirip eski mutlak avantajlı konumunu ihya etmek isteyen “beyaz sermaye”.
Yanı sıra, OYAK adıyla maruf, “hâki sermaye”.
Bilinmeli ki OYAK, Türkiye’nin üçüncü büyük holdingidir.
Renkleri ne olursa olsun, sermaye grupları AKP’nin ilk iktidar döneminde birlikte rüyalarında bile göremeyecekleri ölçüde kâr ettiler. İkinci iktidar döneminde ise kıyasıya birbirlerine düştüler. Kendi içlerindeki savaşta, yeşil sermayenin iktidarına karşı beyaz sermaye ve hâki sermaye birlikte hareket ediyor. Hükümet-asker zıtlaşması büyük ölçüde bu iç kavganın tezahürü. Demokratikleşme kavgası olduğuna inanmak isteyen inanır.(Ankara/EVRENSEL)

--------------------------------------------------------------------------------
IŞIK’IN İSTİFASI CENTİLMENLİK DE, MECBUR KALDIĞI BİR ADIM DA OLABİLİR

Hükümetin Genelkurmay için tercih ettiği söylenen Orgeneral Atilla Işık’ın emeklilik dilekçesi vermesi askerlerin karşı atağı mı?
Atilla Işık’ın emeklilik dilekçesi vermesi askerlerin karşı atağı da olabilir, arkadaşına, yani Hasan Iğsız’a engel olmama centilmenliği de olabilir. Centilmenlik deyince 12 Mart’ın işkenceci generallerinden, 12 Eylül faşistlerinin başbakan adayı Turgut Sunalp’ın bir sözü aklıma geliyor. 1983 seçimlerinden önce bir röportajda gazetecinin “Askerlikte entrika olur mu?” sorusuna şöyle karşılık vermişti: “Subaylar (yani teğmen üsteğmen ve yüzbaşılar) kardeştir, üst subaylar (binbaşı, yarbay ve albaylar) arkadaştır, generaller düşmandır.”
Şahsen generalleri üniformalı siyasetçiler olarak görüyorum. Siyasette nezaket çok sık rastlanan bir şey değil. Yani, Atilla Işık’ın istifası centilmenlik olabileceği gibi mecbur kaldığı bir adım da olabilir. Krizin nasıl çözüleceğini öngörmek çok zor. Hükümet ile emekliliğe hazırlanan Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ arasında iletişimin koptuğu anlaşılıyor.
Dün (önceki gün) hükümet ve Çankaya, atama için önerme yetkisine sahip Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile değil, Genelkurmay Başkanı olup olmayacağı meçhul Işık Koşaner ile görüştü. Kulislerde çok sayıda senaryo uçuşuyor. Işık Koşaner’in Genelkurmay Başkanı olacağı söyleniyor ama hükümet, içi boş iki ayrı kararname hazırlamış. Yani Eylül ayı geldiğinde kriz hala sürüyor olabilir ve Işık Koşaner de emekliye ayrılmak zorunda kalabilir.
Hangi senaryo öne geçerse geçsin referandum sürecinde hükümetin hep atakta olacağı anlaşılıyor. Biraz önce de söylediğim gibi AKP artık mağduru değil mağruru oynayarak siyasal rant sağlamaya çalışıyor. Ancak, askerin güç kaybına karşın militarizm zihniyet olarak henüz çok güçlüyken askeri hırpalamanın bir noktada ters tepeceğini de öngörmek gerekir. Askerin resmi olarak bir partisi yok ama, mağdur asker algısının CHP’yi güçlendirirken mağrur AKP’ye oy kaybettireceği de muhakkak.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: RAHMİ YILDIRIM'LA SÖYLEŞİ ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right