left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Mecit Öztekin arrow 6-7 Eylül 1955 , 6-7 Eylül 2005
Wednesday, 23 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
6-7 Eylül 1955 , 6-7 Eylül 2005 Yazdır E-posta
Yazar Mecit Öztekin   
Tuesday, 06 September 2005

DEĞİŞMEYEN GÜNDEM: “ PROVOKASYON”

Image
1955
Tarihi çarpıtarak anlatmak sadece ileride çıkabilecek daha büyük sorunlara zemin hazırlar. Osmanlının tarihten silinme korkusu ile üretilmiş olan fikirler ve bunların altındaki dinamikler, bugün Cumhuriyet’imizin de başının belası konumundadır. İktisadi kalkınma hamleleri Batı ile flörtün yapay solunumları ile kısıtlı kaldığı sürece etkisiz olur. Bu konularda kafa yoran dönemin aydınları (Jön Türkler) çıkış yolu olarak birbirine bağlı iki senaryo üretmişlerdir. Bu senaryolar İttihat ve Terakki ile resmi ideoloji haline gelmiş ve hala uygulanır politikalar olarak önümüzde durmaktadır. Bu komprador sistemin belini kırmaya çalışan Mustafa Kemal her alanda kuşatılmış, ileriki yıllarda bu operasyonlara Kemalizm (şirketler Kemalizmi) adı verilerek anti emperyalist ve anti feodal olan Kuvva-ı milliye düşüncesinin içi boşaltılmıştır.

Jön Türklerin Osmanlıyı kurtarma çabalarında ürettiği fikirlerin başında, iktisadi alanda Gayri Müslim sermayenin Türkleştirilmesi gelmektedir. İkincisi ise dağılmakta olan imparatorluğun ayrılması muhtemel uluslar dışında kalan tek unsur olan Kürtlerin Türkleştirilmesi meselesidir.

Image
2005
İktisadi gelişmeler salt azınlıkların ellerinde tuttuğu birikimleri zorla ellerinden alarak sağlanamaz.Zira dünya serbest rekabetçi kapitalizm dönemini geçtiğinden ve bu sermayeyi aktif kullanacak milli burjuvazi olmadığından bu fikirler asla başarılı olamamıştır. Bu şimdiye kadar uygulanan politikalarla görülmüştür. Geç Osmanlı dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi bu örneklerle doludur. 1915 Ermeni tehciri, 1924 mübadelesi, 1934 Trakya olayları, 1946 Varlık vergisi ve 6-7 Eylül olayları en belli başlılarıdır. Bu olayların hepsinde direkt olarak devlet provokasyonu vardır.

6-7 Eylül olayı daha öncelerinden farklı olarak devletin üstlenmediği veya en azından ortaya çıkıncaya kadar gizlediği bir olaydır. Önemli olan da ortaya çıktıktan sonra bile haklılığı konusunda ısrarcı olunmasıdır. Hatta Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve atılan bomba koymayı azmettiren kişi daha sonra ödüllendirilerek, önce Emniyette daire başkanı sonrada Nevşehire Vali yapılmıştır.

6-7 Eylül olaylarının çıkış nedeni bugün dahi halledilmemiş bir sorun olarak duran Kıbrıs konusu olarak gösterilmiştir. 29 Agustos1955 te Londra’da Kıbrıs konusunda yapılan konferansta Türk halkının duyarsız olduğu vurgulanmış ve hiçbir sonuç alınmadan dağılmıştı. Bu duyarsızlığı gidermek (!) için iyi bir provokasyon hazırlanmıştır.Daha sonra Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu içinde bulunduğu provokasyon için “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve iyi bir örgütlenmeydi. Amacına ulaştı.Sorarım size bu muhteşem örgütlenme değil miydi” diyebilecek kadar cüretkar olabilmiştir.Olayların başlamasına neden olan haberi veren İstanbul Expres gazetesinin sahibi Mithat Perin yıllar sonra olayı anlatırken, haberin kendisinin bilgisi haricinde basıldığını söylemişti. Hatta basım halinde iken gazeteye gittiğinde normal tirajlarını yirmi bin olmasına karşılık, gazetenin yüz seksen bin basıldığını duyunca ,kağıdın olmadığını nereden bulduklarını sorunca sadece “bulduk işte”“dur” derlerse duracak zannedilmişti. Durmayınca da daha dahiyane fikirle ortaya çıkılmış ve olayları Komünistlerin üzerine atılmıştı. Kemal Tahir, Aziz Nesin, Hasan İzzettin Dinamo ve Asım Bezirci ile birlikte 45 Solcu altı ay hapis yatmıştı. Bu olay karşısında bir Amerikalı gözlemci ”eğer komünistlerin böyle bir gücü varsa neden devrim yapmıyorlar?” diyerek olayın bir başka yönünü veriyordu. 27 Mayıs Yassı ada mahkemelerinde ortaya çıkan gerçeklere rağmen bombayı atanlar ve provokasyonu başlatanlar asla cezalandırılmamış tam tersine ödüllendirilerek terfi ettirilmişlerdir.

Jön Türklerin diğer önemli tespiti ise Kürtler konusundadır. İyice parçalanmaya yüz tutmuş olan Osmanlı artık tasnif edilmek zorunda idi. Yapılan çalışmalar ve tartışmalar neticesinde iyice görüldü ki Osmanlının sadık tebaa olarak elinde yalnızca Türkler ve Kürtler kalmıştı. Türkler her zaman kendilerini asli unsur olarak kabullendiklerinden ortaya Kürtlerin sadakat problemi kalıyordu. Kürtlere güvenmeyen unsurlar hemen bir plan yapmışlar ve iki Kürt şehri pilot bölge seçilerek hızla bu bölgelerde Türkleştirme çabasına girmişlerdir. Bölge göreceli olarak kalkındırılmış,ordu komutanlıkları , devlet teşebbüslerinin bölge müdürlükleri buralara taşınmış ve muhacirler bölgeye yerleştirilmiştir. Abdülhamit buralarda daha farklı bir sistem izlemiş ,bölgede hakim konumdaki aşiret ve etkin ailelerin çocuklarını İstanbul’a getirerek Aşiret Mekteplerinde eğitim aldırtmış daha sonrada geldikleri yörelere göndererek Hamidiye Alaylarını kurdurtmuştur. Sadece tetikçilikte etkili askerlikte yetkisiz Kürt paşalar yaratılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra boşlukta kalan bu teşkilatlanma yine çöken Osmanlının bozuk düzeninden nemalanan ulema takımı ile birleşerek İngilizlerin de desteği ile Kürt Milliyetçiliğine yönelmiştir. Sonuçta Şeyh Said ayaklanmasıdır. Her alanda Mustafa Kemal’i kuşatmış olan topal burjuvazinin düşün anlamındaki iz düşümü olan Türk Milliyetçiliği bunun hesabını Kürtlerden sormuştur.

Bugün gelinen noktada Kürtler provokasyona en açık toplumdur. Yıllarca yoksul ve eğitimsiz bırakılan halkı en iyi tahlil eden Abdullah Öcalan bu durumdaki halka kişilik vermiştir. Ancak provokasyona karşı tam donanımlı duruma getirememiştir. Hatta kendiside bundan nasibini almakta halkların kardeşliğinden ve Kurtuluş savaşının aydınlık yüzlerinden söz ettikçe “Kemalistlik” suçlaması ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum da devletin direkt provokasyonudur. Aynen 6-7 Eylül olayları gibi gizli servisler iş başındadır.Devlet provokasyonları kabul etmeyerek çıkan olaylarda mazlumu oynamaktadır. Kendini ısrarla Kürt aydını ilan edenler bu duruma sinsice sevinmektedirler. Ama Dağkapıda asılma korkusu ile Şeyh Saidliklerini ifşa edememektedirler. Halkın çok iyi anlaması gerekir ki bu konuda Abdullah Öcalan’ın çizgisi rehber olmalıdır. Amaç Türkler ile kavga değil bir hak mücadelesidir. Getirilmek istenen kavga hepimizin olmalıdır. Yoksa Kürtler hızla yalnızlaşır ve yeni yıkımlara uğrar.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: 6-7 Eylül 1955 , 6-7 Eylül 2005 ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right