left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
MAYINLI SAHADA ENGELLİ KOŞU Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Friday, 18 June 2010

Türkiye’de gazetecilik, mayınlı sahada engelli koşu gibidir.

Mesleğe gönül vermiş basın emekçisi, haber peşinde koşarken, en başta, ceza yasasının ve öteki yasaların sahaya serpiştirdiği 900’ü aşkın sansür maddesini aşmak zorundadır.

Medyada tekelci yapının, kölece çalışma koşullarının ve örgütsüzlüğün, her türlü çifte standardı meşrulaştıran ayrımcı dilin sansürü de cabası.

Gazetecilik örgütlerinin raporlarına göre halen 46 gazeteci cezaevlerinde çile doldururken, mayınlı sahada engelli koşunun son kurbanı İrfan Aktan oldu. Express Dergisi muhabiri İrfan Aktan, derginin Eylül 2009 sayısında yayımlanan “Kandil’de ve Bölgede Hava Durumu” başlıklı haber analizinden dolayı 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dergiye de 16 bin 660 lira para cezası verildi.

 

İrfan, terör örgütü propagandası yapmakla suçlanmış. Mahkûm edilen yazıda, bir PKK militanının tırnak içinde aktarılan sözleri ile bir örgüt yöneticisinin Özgür Halk dergisinde çıkan röportajından aktarılan cümle, cezaya dayanak yapılmış.

Oysa yazı, terör ve örgüt propagandası şöyle dursun, yüzde 100 denilebilecek nesnellikte gazeteci diliyle kaleme alınmış. Kürt açılımı tartışmalarının neredeyse tek gündem konusu olduğu bir tarihte İrfan, gazetecilik refleksiyle bölgeyi dolaşmış, açılımın bölgede ve örgüt içinde nasıl yankılandığını saptamak için söyleşiler ve analizler yapmış, iktidar ve muhalefet partilerinin duruşlarını da analiz ederek şiddetin sona erdiği yönündeki algının yanıltıcı olabileceğine, PKK içinde silah bırakmak istemeyen bir kesim olduğuna dikkat çekmiş. Bununla kalmamış İrfan, örgüt yöneticisinin ‘avaş kaçınılmaz görünüyor’ açıklamasının “inisiyatifi ele geçirmek için yapılmış bir politik şantaj” olabileceğini de vurgulamış.

Türkiye’nin yeniden içine sürüklendiği şiddet sarmalı, İrfan’ın öngörüsündeki isabetin kanıtı ne yazık ki. Türkiye, şiddet döngüsünü yinelemekle kalmıyor, şiddeti kısır döngüye çeviren çok derin ahmaklığı ve çifte standardı da yineliyor ne yazık ki.

İrfan, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde 40’lı yaşlarımda öğrenciyken tanıdığım dostlarımdan biri. Mütevazılığı ve yaşının üstünde gösteren olgunluğunun yanı sıra, savaş karşıtı duruşu ve eylemiyle dikkatimi çekmişti. Dünyanın küresel zorbası ABD’nin Irak’ı işgale hazırlandığı günlerdeydi. Türkiye’nin dört bir yanında savaş karşıtı gösteriler yapılıyordu. İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt’taki yerleşkesinde kuleye tırmanan öğrenciler, “Terörist ABD, İşbirlikçi AKP. Bu ülke, bu halk satılık değil” yazılı pankart asmışlardı. Ankara’da da öğrenciler yolları kapatarak, bildiriler dağıtarak savaşı protesto ediyorlardı. İLEF kantininde düzenlenen savaş karşıtı forumun moderatörü İrfan’dı. Foruma kalabalık bir öğrenci kitlesinin yanı sıra, kimi öğretim üyeleri de (Doç. Dr. Halil Nalçaoğlu, Doç. Dr. Mine Gencel Bek, Dr. Gülseren Adaklı ve isimlerini anımsayamadığım asistanlar) katılmışlar, medyadaki yanlı ve magazinleşmiş savaş haberlerini eleştirmişlerdi. Amcaları olarak naçizane ben de, savaşın en vahşi yabancılaşma pratiği olduğuna değinmiştim.

Savaş ve şiddet karşıtı İrfan şimdi terör propagandisti suçlamasıyla 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yargıtay kararı düzeltmezse İrfan ciddi ciddi hapse girecek.

Hapis cezasının insafsızlığını kavramak için, İngiltere gibi ülkelerde benzer gazetecilik çalışmalarının değil cezalandırmak, takdirle karşılandığını belirtemeye gerek yok. Türkiye’de bile İrfan, tekelci medyanın hükümet yanlısı ünlü bir yazarı olarak Kandil’e gidip röportaj yapsaydı, herhalde bunlar başına gelmeyecekti.

İrfan, nesnel gözlemcilik yapmak yerine, “Bir bizden, beş sizden. Her şehide karşılık beş DTP’li” diye yazsaydı, el üstünde tutulacak; yazısının düşünce özgürlüğü kapsamında olduğuna hükmedilecek ve hüküm Yargıtay tarafından da onanacaktı.

İrfan’a verilen ceza, bağımsız bir derginin muhabiri olarak mayınlı sahada dolaşmanın, nesnel gazetecilik yapmanın, daha da acısı, bölgeden biri olmanın bedeli.

Oysa biliniyor ki, genel bir düşünce perhizi içinde sadece egemen sınıfın resmi görüşüne onay mekanizmasının işletildiği, düşüncelerini yaymaktan alıkonulan insanların yaşadığı toplumlarda yüksek bir kültürün geliştiğine tarih boyunca tanık olunmamıştır.

Rahatça sömürmek isteyen egemen sınıfa karşı düşünce ve ifade özgürlüğünün, sınıfsal ve ulusal kurtuluşun savunulması, kimsenin aç ve cahil kalmayacağı yeni bir kültürün yaratılması büyük fedakârlıklar gerektirir. Bu fedakârlığı gösterenlerin yanında olmak, demokratlığın, yurtseverliğin, sosyalistliğin asgari gereğidir.

Vurgulamalı ki, Türkiye, İrfan(lar)’ı hapse atmakla ne yazık ki, barış ve demokrasiden biraz daha uzaklaşmakla kalmayacak, akıl ve ruh sağlığını da biraz daha eksiltecek.

* * *

 

İrfan için yazmaya hazırlanırken meslektaşımız Behzat Miser’i de toprağa verdik. Son yıllarda sık sık toplu işten atmalarla göze batan Radikal gazetesi Ankara bürosunda gece editörüydü Behzat.

Gazeteciliğe başladığım ilk yıllarda bir Yargıtay kararını haberleştirmiştim. “Gazeteci genç ölür” başlığıyla haberleştirdiğim kararında Yargıtay 10’uncu Hukuk Dairesi, gazeteciliğin nasıl çileli bir meslek olduğunu kayda geçirmişti: “Kontak anahtarını kapatan sürücü, kazmasını bırakan işçi için dinlenmeye çekilme imkânı vardır. Fakat gazetenin fikir işçisi, düşündüğü, gördüğü, duyduğu için, sinemada, tiyatroda, hatta gece uykusunda bile iş başında sayılır. Basın mesleğinde çalışanların yaş ortalaması 44 yıl 8 aydır. Şu halde basın mesleği yıpratıcı ve öldürücüdür.” (Milliyet, 5 Mayıs 1988)

Mesleğin en çileli çalışma koşullarına mahkûm edilen Behzat, meslektaşlarının ortalama ömrüne ulaşamadan 42 yaşında kalp krizine yenik düştü. Nazım Hikmet’in Kemal Ahmet için yazdığına benzer şekilde, “Parça parça insan kafası satılan, / kaldırımlarında aç yatılan bir caddeden / mukaddes bir ıstırap şarkısı gibi gelip geçti.”

Radikal’in Ankara Bürosu önündeki tören hayli kalabalıktı. Behzat’ın işyeri arkadaşlarından Soner Arıkanoğlu, burada en son ne zaman toplandığımızı sordu. Aralarında Soner’in de olduğu bir grup gazetecinin atılmasını protesto için toplanmıştık. Şimdi yakıcı güneş altında çiçeklere sarılı Behzat’ı uğurluyorduk. On yaşındaki kızı Helin ve anaokulundaki oğlu Mustafa da vedalaşmak için tabutun başındaydılar. Mustafacık, çok sevdiği oyuncak gergedanıyla birlikte gelmişti vedalaşmaya.

Radikal Gazetesi Ankara Temsilcisi Murat Yetkin, Behzat’ın büronun espri jeneratörü olduğundan söz ediyordu. Murat Yetkin’e yanıt Profesyonel Haber Kameramanları Derneği’nden geldi. Derneğin bildirisinde, mesleğin acımasız çalışma koşullarından gazete yöneticilerinin de sorumlu olduğu vurgulanıyor ve şöyle deniliyordu:

“Biz artık arkadaşlarımızın tabutu önünde medya yöneticilerinin veciz sözler söylemesini istemiyoruz. ‘İyi insandı, iyi gazeteciydi, örnek insandı’ şeklindeki klişe sözlerin yerine, arkadaşlarımıza yaşarken sahip çıkılmasını istiyoruz. Medya yöneticilerinin biraz da bu ölümlerin arkasında yatan sorumluluklarını görmelerini istiyoruz, insanca çalışma koşulları, ekonomik ve sosyal haklarımızın verilmesini talep ediyoruz.”

Behzat’ı Karşıyaka mezarlığında toprağa verdik. 657 sayılı yasadan kadrolu maaşlı imamların Arapça Türkçe karışımı, günahların affı için Allah’a yalvarmadan ibaret dualarının ardından Alevi Dedesi Cemal Şahin, Behzat için veda töreni yaptı. Şahin’in “zalimin karşısında mazlumun yanında” dediği Behzat için helallik isteyen, yaratılmışları sevgiye davet eden, enelhakk’ı vurgulayan duası, aynı zamanda Türkçe şiir ziyafetiydi.

* * *

 

Ülkemizde mayınlı sahada engelli koşuya dönüşen gazetecilik mesleği, basın emekçileri için hakikaten yıpratıcı ve öldürücüdür. İrfan, Terörle Mücadele Kanunu mayınına çarparken, Behzat, tekelci medyanın dayattığı kölece çalışma şartlarına kurban gitti.

Rahmi Yıldırım

18 Haziran 2010

 


 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: MAYINLI SAHADA ENGELLİ KOŞU ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4828646
Syndicate
 
left
Top! Top!
right