left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Rahmi Yıldırım arrow RADİKAL İSLAM'IN GAZZE GAZASI
Wednesday, 23 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
RADİKAL İSLAM'IN GAZZE GAZASI Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Monday, 07 June 2010

İnsan denilen yaratık, zulmü de boynu büküklüğü de benliğinde barındırıyor. Bir dönem ezilen horlanan birey ya da topluluk, gücü eline geçirdiğinde başkalarını ezebiliyor. Zalimi mazlumdan ayıran fark, çoğu kez güçten ibaret. İnsan güçsüzken boynu bükük, güçlendiğinde ilk fırsatta zalim.

Mazlum-zalim diyalektiği insanlık tarihinin en ibret verici, en çok acı çektiren trajedilerinden biridir. Tarihte çokça mazlum, kurtulur kurtulmaz en vahşi zulmü yeni mazlumlara uyguladı.

Mazlumun zalimleşmesinin çağımızdaki en çarpıcı örneği Yahudiler.

Yahudiler, binyıllar boyu zulüm gördüler, oradan oraya sürüldüler, kalıcı bir yurt edinemediler. Tarihte rastlanabilecek en vahşi bir soykırımdan geçtiler. Çok değil, soykırımdan sadece birkaç yıl sonra zalimleşme sırası kendilerindeydi. Yahudi devleti İsrail, kurulduğundan bu yana, topraklarına yerleştiği Filistinleri eziyor, küresel köyün zorba ağasının kayıtsız şartsız desteğinin verdiği şımarıklıkla dünyaya meydan okuyor.

* * *

 

Irkçı faşist bir çete tarafından yönetilen İsrail ve ABD aracılığıyla bölgesel müttefiki Mısır, 1,5 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze’ye üç yıldır insanlık dışı bir abluka uyguluyorlar. Gazze’nin en ivedi gereksinmeleri bile daha çok yeraltı tünellerinden sağlanıyor. Uluslararası yardım kuruluşları, ağır çekim ölüme mahkûm Gazze’ye binbir güçlükle ulaşabiliyorlar. Geçen Ocak ayında, AKP milletvekillerinin de içinde olduğu yardım konvoyu, kara yoluyla Gazze’ye girmek isterken, Mısır polisinin şiddetine maruz kalmış, onlarca kişi yaralanmıştı.

Benzer bir yardım filosu bu kez İsrail ablukasını doğrudan delmek üzere Mayıs ayında denize açıldı. Ne ki, konvoyun amiral gemisi Mavi Marmara’da yer ayırtan 15 AKP’li vekil, konvoya katılmaktan vazgeçti. İsrail ordusu, uluslararası sularda Mavi Marmara’ya saldırdı ve 9 kişiyi öldürdü.

Saldırı, Gazze ablukasında olduğu kadar Türkiye-İsrail ilişkilerinde de dönüm noktası olacak önemdedir. Saldırının ardından Türkiye, dünyanın en etkili ordularından birine ve Batılıların kayıtsız şartsız desteğine sahip İsrail’i geriletti?

İsrail, Mavi Marmara gemisine saldırısında aldığı tutsakları Türkiye’nin baskısı üzerine yirmi dört saat içinde serbest bırakmak zorunda kaldı.

Türkiye’nin çağrısı üzerine toplanan BM Güvenlik Konseyi, İsrail’i kınamayı ve saldırının soruşturulmasını kararlaştırdı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Güvenlik Konseyi’nin “uluslararası bir soruşturma çağrısında bulunduğunu” söyleyerek kafaları karıştırsa da, “tarafsız” soruşturma ifadesi Konsey’in bildirisinde yer aldı.

Kısacası Türkiye İsrail’i uluslararası kamuoyunda mahkûm ettirdi. Çünkü İsrail haksız, Türkiye haklı noktadaydılar. Uluslararası  siyasette hak hukuk yerine güce önem verilse de, bu olayda Türkiye haklı olmanın verdiği güçle İsrail’i köşeye sıkıştırdı. İsrail hiç olmadığı kadar yalnızlaştı.

* * *

 

İsrail’i yöneten ırkçı faşist çetenin uluslararası vicdanda teşhir olmasına, teşhirde başrolü oynayanın Türkiye olmasına karşın, Türkiye’de vicdanlar tümüyle rahat değil. Olayın seyri, yardım filosunun aktörlerinin figüranlarının söylemleri tablonun tümüne bakanları rahatlatmaya yetmiyor.

Abluka altında tutulan Gazze halkına yardım götürmek, onların acılarını dünya gündemine taşımak hiç kuşkusuz meşru ve soylu bir amaçtır. Hiç kuşkusuz, insani yardım hedefini aşarak, politik bir hedef olmak üzere ablukayı delmek de soylu bir amaçtır. Nitekim yardım eylemcileri, İsrail makamlarının yardımı Gazze’ye karayolu ile ulaştırma önerisini reddettiler.

Ne ki, amacın soyluluğu, vicdanlara ve zihinlere soru işaretlerinin üşüşmesine engel olamıyor. Olay, Türkiye ile İsrail’i savaşın eşiğine getirdiğine göre, sorgulanmayı yüzde yüz hak ediyor.

Örneğin, İrlanda’nın Rachel Corrie isimli gemisi de İsrail tarafından durduruldu. İsrail askerleri direnişle karşılaşmadan gemiye çıktılar. Geminin limana çekileceği ve yasaklı olmayan malzemelerin karayoluyla Gazze’ye gönderileceği açıklandı. O geminin yolcuları da İsrail’in zorbalığından söz ettiler; ama hiçbirinin canına zarar gelmedi.

Bu durumda insan sormadan edemiyor: Başka ülkelerden de yardım konvoyları yola çıkarken neden sadece Türkiye’den gidenler cihat havasında yola çıkıyorlar?

Katılımcılar neden “iyilik yap denize at” mütevazılığıyla yetinmeyip, olayı İslamcı söylemle din eksenli düşmanlığa çeviriyorlar? Saldırının İsrail medyasında ve halkında bile vicdan patlamasına ve isyana yol açtığı görmezden gelinerek, neden anti-semitizm eşiği aşılıyor?

Bir konvoy organizatörünün “Cenâb-ı Hakk’ın bizi büyük bir devrimde enstrüman olarak kullandığını iliklerime kadar hissediyorum.” söylemi ne kadar insani? İnsan hayatı bu denli araçsallaştırılabilir mi?

Dokuz kişinin ölmesine karşın neden dönüş yolunda matem yerine zafer sevinci var? Ölenlerin şehit ilan edilmesi, aile gazetelerinin “Gaza’dan Dönüş” diye başlık atmaları, yolculuğun sade bir yardım seferi değil, cihat seferi olduğunu göstermiyor mu?

Konvoy şeflerinin “Müslümanlar Yahudilere işkence etse, ben bu filoyu yine çıkarırım. Biz zulme karşıyız.”  söylemi neden inandırıcı gelmiyor?

Gazze halkı için ölümü göze alan “yardım”cılar, işkence altındaki Yahudiler için yola çıkmak şöyle dursun, Darfur’da katledilen Müslümanlar için neden kıllarını kıpırdatmıyorlar?

Soru listesi uzatılabilir. Örneğin Başbakan Erdoğan da “HAMAS terör örgütü değil” diyor. Gerekçe olarak da HAMAS’ın seçime girip kazandığını söylüyor.

Madem seçime girip kazanan terör örgütü değildir. Peki Türkiye’de seçime girip onca milletvekilliği, belediye başkanlığı kazanan DTP ve ardılı BDP niçin terörist sayılıyor?

HAMAS ve Gazze için İsrail’i yerden yere vuran Başbakan, Darfur katliamcısını niçin kırmızı halıyla karşılıyor?

Başbakan Gazze’nin ve Kudüs’ün kaderini İstanbul’un ve Konya’nın kaderiyle bir tutarken, Darfur katliamını niçin meşrulaştırıyor?

Katledenler ve katledilenler arasında ayrımcılık hangi vicdana sığar? (Ayrıntılı bir analiz için bakınız “Müslüman soykırım yapar mı?” başlıklı yazı)

Başbakan’ın ve resmi yardım kuruluşu Kızılay dururken koçbaşı gibi tehlikeli sulara sürdüğü sivil görünümlü yardım örgütünün çırpınışları, sempatileri, insanları ölüme sürükleyişleri, gerçekten Gazze halkı için midir, yoksa kökten dinci örgüt HAMAS için midir?

Bir sol örgüt benzer yardım konvoyu çıkarsa ve İsrail’in saldırısa uğrasaydı, HAMAS muhibbi Başbakan aynı ölçüde sahip çıkar mıydı?

Hatta sol bir örgüt şöyle dursun, Gazze’de HAMAS değil de El Fetih ya da başka bir Filistin örgütü egemen olsa, Başbakan ve gözdesi yardım örgütü bu denli cevval davranırlar mı?

* * *

 

Bu sorular vicdana ve akla uygun bir yanıt bulmadan, 9 kişinin öldüğü olay basitçe “yardım” parantezine sıkıştırılıp “zalim, gaddar, ırkçı İsrail” klişeleriyle geçiştirilemez.

Bir kez daha görüldü ki, AKP iktidarı apaçık ideolojik bir tercihle HAMAS’a sahip çıkma ve radikal İslam enternasyonalizmini Türkiye’nin dış politikası haline getirme çabasındadır.

Tabutlara örtülen bayraklar, Başbakan Erdoğan’ın ve Cumhurbaşkanı Gül’ün konuşmaları Ortadoğu’ya ilişkin dış politikanın radikal İslamcı şeride kaydırıldığını açıkça ortaya koymaktadır.

Hatta bu uğurda, devletin her türlü istihbarat imkânını elinde bulundurmasına karşın, AKP hükümetinin, İsrail’in dünyayı umursamaz saldırgan psikolojisini göz önüne almadığı, yardım filosunu bile bile ölüme gönderdiği bile düşünülebilir. İsrail’in yardım filosunu durduracağını bildirmesine karşın gemidekilere direnmemeleri, askerlere saldırmamaları yolunda telkin yapılıp yapılmadığı kuşkuludur. Geçen Ocak ayında miletvekilleri Gazze’ye gönderilmişken, bu kez milletvekillerine son anda yolculuk yasağı konması, “şehit” olmaya hevesli örgüt görevlileri ve sempatizanlarının ateşe sürülmesi yeterince düşündürücüdür.

Ancak ateşe sürülen yalnızca “şehitler” ve kalan sağlar olmamıştır. Türkiye de savaşın eşiğine sürüklenmiştir. Bu noktada vurgulanmalı ki, imparatorluk kalıntısı bir devletin, HAMAS uğruna savaşı göze alacak ölçüde dış politikada sığ sulara sürüklenmesi hayra alamet değildir. Öylesine hayra alamet değildir ki, Pensilvanya sakini bile “Mavi Marmara İsrail devletinden izin almalıydı” deme ihtiyacı duymuştur.

* * *

 

Yazıyı sonlandırırken vurgulamalı ki, İsrail’in saldırısı vahşettir. İsrail hükümeti tek bildiğini yapmıştır, yani haydutça davranmıştır. Ama bunları bile bile o gemileri oraya yollamak, olacakları öngörerek milletvekillerini alıkoymak da yeterince rezilcedir.

Vicdan, İsrail’i yöneten ırkçı çeteyle İsrail halkının bir tutulmamasını salık verir. Saldırı, İsrail medyasında ve halk arasında da tepkiyle karşılanmıştır. İsrail medyası, “Kabinede 7 budala” diye başlık atarken, hafta sonunda Tel Aviv’de İsrailliler ve Araplar birlikte yürüyerek, hükümeti istifaya çağırmışlardır. Mavi Marmara gemisinde öldürülenlerin fotoğraflarını taşıyan protestocular, “İşgale son, barışa evet”, “İki halk için iki devlet” sloganları atmışlardır.

Protestocu Yahudiler ve Araplar, İsrail’in vicdanıdırlar. Gazze’yi ve Filistin’in öteki vilayetlerini yoksulluğa, zulme, ablukaya, mahkûm etmenin sadece ve sadece İsrail’e karşı kin ve nefreti besleyeceğinin farkındadırlar. Ne zaman ki abluka ve gaddarlık yerine Filistin halkına da kendi kaderini tayin etme ve kendi kendisini yönetme hakkı tanınır, kin ve nefret de sönmeye yüz tutar. En sade mantık ve izan bile, İsrail’in ve Filistin’in bağımsız komşu devletler olarak yapılanmalarının sorunun tek çözümü olacağını kavramaya yeter.

Bütün bunlar göz önüne getirildiğinde, radikal İslam enternasyonalizmi hülyasındaki AKP hükümetinin yönettiği Türkiye’nin İsrail’i köşeye sıkıştırması pek de Filistin halkının trajedisine merhem olacak gibi görünmüyor.

İç politika hesaplarıyla İsrail yerden yere vurulurken, el altından İsrail’le her türlü ilişkinin derinleştirilmesi, bölgede barışa katkıda bulunmaz.

Barış, halkların eşitliği, kardeşliği ve kendi kaderlerini tayin hakkına saygıyla mümkündür.

Rahmi Yıldırım

7 Haziran 2010

 

 

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: RADİKAL İSLAM'IN GAZZE GAZASI ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right