left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
HALKÇI HAYAL KIRIKLIĞI? Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Tuesday, 01 June 2010

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal alaturka bir kaset operasyonuyla sahne dışına itildi, yerine Kemal Kılıçdaroğlu seçildi.

Tasfiye yöntemi etik açıdan sorunlu olsa da Baykal’ın CHP yönetiminden uzaklaştırılması, hem sol açısından hem de burjuva siyaseti açısından olumludur.

Sol açısından olumludur. Çünkü, CHP kamuoyunda sol parti bilinmektedir. Bu noktada, kamuoyundaki algının tersine, CHP’nin “sol” ve “sosyal demokrat” değerlerin partisi olmadığı vurgulanmalıdır. Somutlaştırmak gerekirse, CHP, devletin kurucu değerlerinden cumhuriyetçiliği ve ucube laikliği merkeze alan, halktan kopuk devletçi bir partidir. Mirasçısı olduğu değerler arasında demokrasinin yokluğu, CHP’nin içinde debelendiği sefalet tablosunun başta gelen nedenlerinden biridir. Bir orta sınıf partisi olarak CHP’nin anti-demokratik yapısı Baykal döneminde kemikleşti. Baykal, CHP’nin 1960’larda 70’lerde iğreti olarak edindiği sol değerleri tamamen törpüleyerek partiyi değişime ve örgütsel demokrasiye tamamen kapalı statüko kalesi haline getirdi. Baykal’ın miskin ve tembel ruhani liderliği CHP’yi örgüt içi demokrasiden yoksun bıraktığı gibi, kendisine oy veren sol kitleyi de iktidarsızlığa mahkûm etti. Şimdi Baykal’ın yönetimden uzaklaşmasıyla hem örgüt içi demokrasi umudu hem de iktidar umudu tomurcuklanmıştır.

Baykal’ın yönetimden uzaklaştırılması ve sol kitle için iktidar umudunun tomurcuklanması, genel siyaset açısından da olumludur. Sermaye küreselleşmecisi ve ayrımcı politikalarıyla toplumu geren ve bunaltan AKP karşısında ciddi bir seçeneğin ortaya çıkması, AKP’nin sandıkta yenilebileceği umudunun güçlenmesi, hiç kuşkusuz siyaset dışı müdahale beklentisini zayıflatacak ve siyasetin normal mecrasında yürümesine katkıda bulunacaktır.

Deniz Baykal’ın sahne arkasına atılırken partiyi yüzde 30 oy oranıyla bıraktığını söylemesi ise şarlatanlıktır. On yılların siyasetçisi Baykal da biliyor ki, yönetimindeki parti sahiden yüzde 30’a tırmanmış olsaydı, kaset operasyonuna ihtiyaç duyulmazdı.

* * *

 

Ani kaset operasyonuyla tasfiye edilen Baykal’ın yerine Kemal Kılıçdaroğlu, apar topar CHP’nin başına getirildi. Kurultayda, medyanın da katkıda bulunduğu rüzgâra kapılmış partililerin, her zaman rastlanmayacak yoğunlukta coşkusu, gözyaşları ve hıçkırıkları vardı. Rahşan Ecevit bile 30 yıl önce terk ettiği partiye dönmüş, Bülent Ecevit’i de getirdiğini söylüyordu.

Yerden kesilen ayakların yere basması, suya ermesi için yeterli süre geçti. Ayaklar henüz suya ermese de, CHP’nin yönetiminde ve zihniyetinde, sol tabanın beklentisini karşılayacak bir değişimin olmayacağı, CHP hamamında sadece tellakların değiştiği hemen hemen netleşti.

CHP’de bir değişimin olmayacağı esasen Kılıçdaroğlu’nun kurultay konuşmasından ve parti yönetimi için çıkardığı aday listesinden belliydi.

Kılıçdaroğlu, apar topar başkan seçildi. Ancak, siyasete yeni başlamış biri değildi. Sekiz yıldır parlamentoda olan Kılıçdaroğlu, bir saatlik konuşma yapabilecek kadar donanım edinmiş olmalı; partideki coşku ve heyecanı tamamlayacak, CHP’de gerçekten bir şeylerin değişeceği ve yenileneceği umudunu güçlendirecek mesajlar vermeliydi. Ne ki, kamu ilgisinin bir daha bulamayacağı yoğunlukta kendisine yöneldiği anda yaptığı konuşma, dolgun mesajlar içermediği gibi, belagat düzeyi de hayli düşük kaldı. Bir saat süren konuşmasında Kılıçdaroğlu, “Recep Bey” hitabından ve seçimde yüzde 10 barajını indirme vaadi dışında akılda kalacak bir mesaj veremedi. (Ne tuhaftır ki, “Recep Bey” hitabını basitlik olarak nitelendiren liberal kanaat bezirgânları, Kılıçdaroğlu’nun “Artık ülkede naylon faturacıdan maliye bakanı, Ali Dibocu’dan adalet bakanı, kalpazandan başbakan olmayacak.” sözlerine sessiz kaldılar.)

Sürecin apar toparlığı, hazırlanmaya vakit bulamadığı, mazeret olarak ileri sürülebilir. Öyleyse, daha vahimdir. Çünkü, hazırlıksız konuşmasıyla hakiki, sahici bir portre çizmiş demektir. Ve sahici Kılıçdaroğlu portresi, popülist halkçılık dışında, Baykal’ın daha solunda bir portre değildir.

Medyanın yarattığı illüzyona tutsak düşmeden söylemeli ki, Kılıçdaroğlu, en az Baykal kadar statüko savunucusudur; Kürt, Alevi, azınlıklar, Ergenekon sorunlarında Baykal’ın milim soluna geçmemiştir. Onur Öymen, Canan Arıtman, Şükrü Elekdağ ve benzeri militaristlerin ırkçı söylemlerini unutturacak bir mesaj vermediği gibi kendi kimliğini bile telaffuz etmekten çekindi. Kürt sorununu işsizlikten ve yoksulluktan ibaret sayarak, geleneksel CHP politikasını yineledi, 1990 tarihli SHP raporunun çok gerisine düştü.

Konuşması sıradan, eklektik, popülist ve biraz da demagoji yüklü olduğu gibi parti yönetimi için hazırladığı liste de ahbap çavuş topluluğu oldu. Hatta PM’ye seçmekle kalmayıp bir de MYK’ye seçtiği kimileri değil sosyal demokrat, adam bile değildir.

Parti içi demokrasiyi, o demokrasiyi bizzat katleden kişinin önderliğiyle,

Kürt sorununa ilişkin politikayı, devşirme gazetecinin telkinleriyle,

Emek politikasını, yönettiği sendikayı sağcılara teslim eden sendika ağasının yaklaşımlarıyla,

Yargı sorunlarını Ergenekon avukatının kafasıyla,

Medya politikalarını orduyu demokrasinin deniz feneri olarak gören akademisyenin vizyonuyla,

Anayasal sorunları DP liderliğine yakıştırılan hukukçunun zihniyetiyle belirleyecekse, partinin solcu tabanı, Ecevit’ten sonra bir kez daha hayal kırıklığına uğrayacak demektir.

* * *

 

Medyanın yarattığı illüzyona tutsak düşmeyenler farkında ki; “Baykal’ın gitmesi” dışında CHP’de herhangi bir değişim yoktur. Konuşmasında çizdiği statükocu profilin tersine Kılıçdaroğlu gerçekten halkçı bir kimlik sergileyecekse, etnik ve dinsel ayrımcılık sorunlarında Baykal’ın solunda konumlanacaksa, en büyük direnç parti içinden gelecektir.

Peki, Kılıçdaroğlu, partiden gelecek direnişi aşıp, taşlaşmış parti yapısını değiştirebilir mi? Kendisine coşkuyla umut bağlayan kitlenin dili, gözü, kulağı olabilir mi?

Kılıçdaroğlu’nun kurultayda performansı, bu sorulara olumlu yanıt vermeyi güçleştiriyor.

Elbette kurultay konuşmasına ve çıkardığı PM listesine bakıp (indirim de yapmadan) mahkûmiyet hükmü kurmak doğru değildir. Kılıçdaroğlu, kendisine bağlanan umutları taşıyıp taşıyamayacağını seçim sürecinde ve elde edebilirse iktidarda ortaya koyacaktır.

Umulur ki, Kılıçdaroğlu Bülent Ecevit’in tercihlerini ve yanlışlarını yinelemez; Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP gerçekten sosyal demokrat bir kimlik kazanır, siyaset otoyolunda ezilenlerin ve yoksulların şeridine geçip yola devam eder.

Rahmi Yıldırım

31 Mayıs 2010

 

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Bu yapay solculardan, sola bir yarar gelmez. Çünkü bunların ne kendileri ve ne de programları sol! Ne demişler,'Kırk yıllık Yani, olur mu Kâni?'...
Gönderen Erol Soysever on Tuesday, 01 June 2010 at 12:57


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: HALKÇI HAYAL KIRIKLIĞI? ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1910
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4828852
Syndicate
 
left
Top! Top!
right