|
27 Mayıs hangi sosyal çelişkileri ortaya vurdu? Bunun üzerine pek az belge verildi. Genel sözler bir yana, gözleme dayanan canlı olayı, 27 Mayıs'ın vurucu lideri şöyle anlatıyor: "Harbokuluna yüzlerce kişinin getirildiğini haber aldım. Bizim kararımız, Kabine üyeleri ile mahut takrire imza koymuş olan 4 mebus dışında başka kimseyi tevkif etmemekti. Fakat halk, büyüğü küçüğü, çoluğu çocuğu, hâttâ kedisi köpeği ile, bu hareketi o kadar candan bekliyormuşki, penceresini açan, eline telefon rehberini almış; "- Şu evde falanca var... Onu da götürün... "- Şu adam da onlardandır, milyonlar vurmuştur... şeklinde hemen bütün mebusları ve yakınlarını toplatmışlar." (C. Madanoğlu: "İfşa ediyor!", Adalet, 16 Aralık 1961) Türkiye halkı buydu. Duyguya, hayale kapılmıyordu. Karşısında "milyonlar vurguncusu"nu görüyor ve toplatıyordu. Çelişki açıktı: 1- Finans- kapital (milyonlar vurmuş), 2- Halk cephesi. Devrimci subaya tuhafca gelen bu olay finans-kapital (kodaman sermayeci ve toprak ağası) için korkunçtu. Halkın ordu ile tek cephe kurması bütün egemen çevreleri telaşa düşürdü.
İflas Borusu Bir şey unutuldu. 27 Mayıs siyasi bir olaydı, ama o patlangıç, sosyal ve ekonomik çıkmazın ürünüydü. Eğer toplumun temel konularında gerekli çözüm yolu bulunmazsa, politika-kiremitliğinde başarılacak bütün kotarışlar, zaman kazanmaktan -tarihte boşuna zaman yitirmekten- öteye geçemezdi. 27 Mayıs, konuları çözmek şöyle dursun, koyamamıştı bile. 27 Mayıs sabahı, "Örfi İdare Kumandanlığı çalışılamaz hale gelmişti... Saat 11'e doğru ihtilal subayları stenli muhafızların arasında ciplere binerek Genelkurmay Başkanlığına gittiler... Gürsel'i İzmir'den getiren uçak Güvercinlik alanına iniyordu... İhtilalci subaylar Şura salonunun önünde tek saf halinde sıraya girip kendisini karşıladılar. Gürsel, evvelce sadece üçünü tanıdığı subayları birer birer tebrik etti... Bütün Bakanlıkların müsteşarları çağırılmıştı... Maliye Bakanlığı Müşteşarı Sait Naci Ergin hazinenin elinde sadece 85 milyon lira kaldığını bildirmişti." (A. İpekçi, Ö.S. Coşar: "İhtilalin İçyüzü", Milliyet, 1 Mart 1965) Bu 85 milyon rakamı, Türkiye'nin 27 Mayıs sabahındaki ekonomi temelinin aynasıdır. 85 milyon lira 30 milyon nüfusa dağıtılırsa, adam başına 2 lira 85 kuruş düşer. Devletin 1960 yılı gideri 7 milyar 320 milyon, borcu resmi rakamla 9 milyar 342 milyon lira. Bırakalım milletin yaşamasını, devlet denilen şeyi 85 milyon lirayla yalnız ve ancak 4 gün ayakta tutmak (giderlerini karşılamak) olanaklı. Alacaklıları devletin karşısına çıksa, 110 lira istedikleri halde 1 lira bile ödeyemeyecek 4 günlük ömrü kalmış bir devletin 110 kere iflas durumu... Türkiye'yi emperyalizmin dümen suyuna sokmuş güdücü sınıfların egemen siyasetinden çıkmıştı. İki Egemen Sosyal Zümremiz Türkiye'nin egemen politikası, iki sosyal zümrenin tekelindeydi: l- Finans-kapital zümrelerinin politika örgütü, eski DP'ydi: (Bugün AP oldu); 2- Devletçiliğimiz zümrelerini geleneksel örgütü, CHP'ydi, CHP'dir. İkisi arası çırpınan MP-CKMP-Hür. P. vb. gibi yönsüz, yarı küçük- burjuva, yarı burjuva ve derebeyi partileri, ancak yukarıdaki çifte düşman ikiz-kardeş "büyük parti" gemileri için safra rolünü oynuyorlardı ve oynuyorlar. Sosyal ilişkileri bakımından iki egemen zümreden devletçiliğimiz, üstte güreştiği zaman bile, Türkiye'de yalnız finans-kapital zümrelerini yetiştirmek ülküsü altında çalıştı. İkinci evren savaşı Türkiye'nin finans- kapital zümrelerini yeni bir savaş zenginliğine kavuşturup kemiklendirince, uluslararası finans-kapitalin Amerikan emperyalizmi kanadına ("Amerikan yardımı"na) var gücüyle dayanan özel sermaye, artık devletçiliğimize haddini bildirmenin zamanı geldiğini açıkladı. Tek parti zamanı devletçiliğimiz, finans-kapitalin sırtında ve üstün görünüyordu, çok parti zamanı finans-kapital, devletçiliğimizin sırtına çıktı. Aslında bu hep böyleydi, ama, görünüşle millet aldatılmak isteniyordu. Devlet ve devletludan üstün şey olur mu denilerek, fınans-kapitalin aslan payı kesişleri "devletin hikmeti icabı" gösteriliyordu. Osmanlı alışkanlığıydı bu.. ikinci evren savaşından beri bu gösterişe gerek kalmadı. Finans-kapital "bu ülkede efendi, benim" dedi, düne kadar kapısında vurgun yaptığı velinimeti devletçiliğimizi kötüledi, devletlularımızı boğaz tokluğuna alt kapıkulu durumuna soktu. Efendi pozuyla yukarıdan konuşmaya alışkın devletlular şereflerinin zedelendiği ölçüde, enflasyon ve pahalılıkla keselerinin de dibine darı ekildiğini farkettiler. Devlet parasıyla geçinen askerlerin sayısını allah bilir, Amerikalı bilir, ama halk bilmez. O bilinmeyen askerlerle birlikte devlet kapıkulları net yarım milyon kişiyi çok aşar. Ortalama 4 kişilik aileleriyle sayılırsa, devlet kapısında geçinen nüfus 2 milyon insan ederdi. 27 Mayıs günü bu 2 milyon kapıkulu nüfusu ile 2 bin civarı finans-kapital zümresinin 8-10 bin kişilik nüfusu göz göze gelmişlerdi. Baskın basanın olduğu için, güç dengesi bir gecede finans-kapitalin aleyhine, devletçiliğimizin lehine dönüvermişti. Geri kalmış Türkiye'de, en "ileri" sömürü sistemini sağlamak isteyen finans-kapital, çok ağır ve kalabalık devletçiliğimizi yaratmış ve geliştirmişti. Bu devletçiliğimizin bir gün başına dertler açabileceğini, başına topladığı cinleri dağıtamayan sihirbaz durumuna düşeceğini 27 Mayıs gösterdi. Alt sınıf ve tabakaların hesabı yoktu. 27 Mayıs, üst tabakalarda bir "kozların paylaşılması" oldu. Bu koz paylaşmada, ilkelerden çok pazarlık rol oynadı. O yüzden ihtilali tutanlar halkı bu işe karıştırmak istemediler. Sokağa çıkma yasağı koydular. İhtilale uğrayanlar bu beğenmekte kusur etmediler. Tek koşulları devrimcilerin çabuk gitmeleriydi. DP Kudurdu: CHP'yi Isıracak Finans-kapital, çarçabuk parti rekabetiyle "dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olacağını" kendi kendine kanıtlamak zorunda kaldı. DP dikttası ansızın iskambilden şato gibi yıkılmıştı. Aynı sarsıntıyı geçiren CHP kanadının kodamanları ölünün mirasına konacak mıydı? Birbirlerini gözü kararmışlıktan uyarmak için "düşük" DP finans- kapital grubu sınanmış provokasyon yöntemini tezgahladı. Londra'nın lanse ettiği "kuvvetli albay" "başbakan yardımcısı" Alpaslan Türkeş mızrabı ile aldı sazı eline, sen misin DP'ci "her mahallede bir milyoner"i vurguncu diye kündeye getiren? "Öleceksek hep birlikte ölürüz. Beni denizde boğulmaya bırakırsan, sana dört elle yapışırım. Hep birden denizin dibini boylarız!" Finans-kapitalin DP kanadı CHP'li rakiplerine o dille mızrağın ucunu gösteriverdi. Yerli, yabancı gizli servislerin himmetiyle bir Havadis gazetesi sahneye çıkarıldı. Orada işlenen ana tema şu oldu: "Bir defa DP kendi kendisinin kurbanı olmuştur." 1950'de: 'Devr'i sabık yaratmıyacağım' diye sanki Türkiye'de hiç hesap sorulmıyacakmış intibaını doğurmuştur. Sonra İsmet Paşa rakiplerini sinsice suça itmiştir. Ne demek: 'Benim zamanımda çekilirseniz kurtulursunuz' sözünün manası? Yani, ne yaptınızsa hesabı, sorulmıyacak!" (Havadis'den aktaran: Akis, 26 Kasım 1966, No. 649) "Kol kırılsın yen içinde", finans-kapital DP'de Amerika'yı iktidara getirir getirmez, Menderes "herkesin yaptığı yanında kâr kalacak" anlamında, "devr'i sabık yaratmayacağız" demişti. DP aşınınca, İsmet Paşa; aynı amaçla, DP'ye "benim zamanımda çekil" ki vurgunların yanına kalsın demişti. DP Yassıada'ya tıkılınca, fınans-kapital "Paşa"ya sen benim bir kolumu kurtarmazsan, "alacağın olsun", anca beraber, kanca beraber gideriz! "Öyleyse hepimizden hesap sorulsun!" Sorulsun da görelim, CHP vurguncularının boyunu. "Onlar mı has, biz mi has"? "Bu memlekette" "zenginlik" (yani vurgun) düşmanlığı ne demek? "DP devrinin zengini varmış. Atatürk devrinin zenginleri, İsmet Paşa devrinin zenginleri? Onlar ne oluyordu?" "Şimdi, İhtitale düşen görev, hem CHP ve hem de DP devrinin hesabını sormaktı." (a.g.d.) Bu uslup, tam Entelicens Servisin mutfağına yakışır alangle bir şantajdı. Churchill'in ikinci emperyalist savaşı sırasında anlattığı fıkranın ta kendisiydi. DP ısırılmıştı, kudurarak ölecekse, şimdi oturmuş, başka kimleri ısırıp kurdurtacağının listesini çıkarıyordu. 27 Mayıs'ın Son Görevi Bu işlerde herkesten daha sınangılı olan İnönü, hemen kulağı delik damat beye sinyali çekti. Şu yazının altında kim yatıyordu? M. Toker açıklıyor: "İsmet Paşanın çok dikkatini çekti. Benden bunun kimin kaleminden çıktığını öğrenmemi istedi." "Peyami Safa'nın, dediler. Fakat başka bir söylenti: Türkeş... Havadis'i ele almış bulunan 'beg'ler grubuyla, Gökhan Evliyanoğlu ve arkadaşları ile temas kurmuştu... Türkeş'in bu ilgisi, Babıali'de, bu çevre tarafından açık açık söylenip duruyordu." (Akis) Ve finans-kapitalin gizli servisleri her yanda zincirlerinden boşandırıldı. Neymiş o "açık açık söylenti"? Hiç finans-kapitalin millet önünde alnı açık hesaplaşma namusu bulunur muydu? Toy Türkeş, görünürde bir zavallı yemdi. Amaç onun altında örtülü, "gizli" duran çelik olta iğnesini gereken balığın gırtlağına geçirmekti. Damat, ilk tehlike zili çalar çalmaz, hangi mekanizmaların nasıl işlediklerini güzel güzel anlatıyor: "Yaz (1960) içinde önce bir iki gün dergiye gelip benimle görüşen, sonra benim ve Nüvit Yetkin'in aracılığı ile İsmet Paşayı gören bir Kurmay Subay, Gürsel'le İnönü arasındaki ilk gizli teması teşkil etti. Kurmay Subay'ın Gürsel'den getirdiği haber şuydu: Albay Türkeş sanıldığı kadar kuvvetli değildi. Ve Gürsel kendisini Başbakanlık Müsteşarlığından alacaktı." Hapı yutmuştu "kuvvetli albay". Kötü bir solucan gibi, oltanın ucundan kullanılmadan atılıverecekti. Görevi, şu kombinezona bir teyel olmaktan ibaretti. Damat'ın matbaasına "roman tarzı eserler" bastırma bahanesiyle gide gele yol eden: "Binbaşı Elevli... 27 Mayıs günü Gürsel'i İzmir'den alıp Ankara'ya getiren uçakta bulunanlardan biriydi... İsmet Paşa, Binbaşıyla görüştü. Elevli ona, Gürsel'den naklen, Komite (MBK) içindeki gelişmeleri anlatmış." (Akis) "6 Ağustos 1960 akşamı saat 21 civarında Heybeli ada'da İsmet Paşa'nın evinin merdivenlerinde.. Gürsel ile İsmet Paşa'nın ikinci defa karşı karşıya gelişleri" (Akis) fotoğraflanır. Finans-kapital 27 Mayıs'a iki şey için razıydı:1- Kişi nedeni: Amerika'nın "artık" istemediği Menderes'ten kurtulmak; 2- Teknik neden: Yıkılacak kadar kademe enflasyonunu gidermek... Eskiyen iskambil kağıdı kişi 27 Mayıs gecesi değişmişti. Ordu ehramında dengesizlik yaratan durum da, tam o sıra giderilmişti. Öyleyse, görevi biten 27 Mayıs halkı da, üniversiteyi de, orduyu da karşısına almıştı. Finans-kapital rahatça 27 Mayıs'tan kurtulma ortamını 27 Mayıs'a hazırlatmıştı: "Cema1 Gürsel Heybeliada'da İsmet Paşa ya geldiğinde MMK meşhur 'ordudaki tensikatı' da yapmış ve kendisini bir desteğe muhtaç hissediyordu." (Akis) 27 Mayıs'ın Başının Bağlanması İ. İnönü Paşa "tensikat"a karşıydı. Aralarında ne konuşulabilirdi? Cumhuriyet tarihinin iki "tükenmez" içkisi yürekler acısı bir yüzeylikle ortaya kondu:1- Din. 2- Kürt. Her iki konunun temeli toprak ve demokrasiyken, kırk yıldır ne yapılmıştı? Eşek arısının yuvasına hiç dokunmaksızın, deliği önünde değnek gösterilerine girişilmişti. Din duygularıyla oynamakta, tepede ağalıkla elense etmek de yığınlarda yalnız din ve ağalığa dört elle sarılmayı kışkırtırdı. Çünkü, hiç yoktan din adamı ile ağa "mazlum" durumuna sokulup, ezilen yoksul halk önünde ezilen kahramanlar rolüne itiliyordu. Ne çare ki 27 Mayısçılar, kırk yıldır devrimcilik deyince bu iki işlemden başkasını öğrenmemişlerdi. O gün de kırk yıllık sınangılı İnönü Paşa'dan ders almaya gelmişlerdi: 1- Din Sorunu: Rahmetli Cemal Gürsel: "Dinde bir reform düşündüklerini dini irticai teşekküllerin elinden kurtarmak arzusunda olduklarını, bir Din Şurasını içtimaa çağıracaklarını söylemiş." Bu ütopyaya karşı eski Paşa: "İbadetin Türkçeleşmesini gözünüz tutuyor mu? diye sormuş. Gürsel, tutmadığını bildirmiş. Tepkiden korktuklarını anlatmış. İsmet Paşa: 'Yazık' demiş." (Akis) "Yazık", o ibadeti Türkçe'leştirmek, 27 Mayıs'ı daha kestirmeden temizleme yolunu açabilirdi. 2- Kürt Sorunu: Antika sömürü sistemi, genellikle tüm Türkiye'de nasıl "din" konusu ile karıştırılıyorsa, tıpkı öyle özellikle Doğuda "Kürtçülük" sorunu ile maskeleniyordu. Ne var ki, bizim ("General" olduktan sonra, yasayla yasak edilmiş bulunan "Paşa" titriyle çağrılmaktan hoşlanan ve doğrusu da bu olan) paşalarımız, yerli-yabancı (antika + ultramodern) sömürüyü değil, ona giydirilen kaftanı önemsiyorlardı. O alışkanlıkla, Cemal Gürsel: "Kendisini tedirgin eden... Doğudaki Kürtçülük hareketine geçmiş.. Bunun Ağalar tarafından geliştirildiğini söylemiş ve ağalara karşı tedbir düşündüklerini açıklamış." (Akis) Ne tedbiri? Doğudaki toprak ilişkilerinin kılına dokundurmaksızın, İ. İnönü Paşa'nın zamanında yaptığı gibi, birkaç ağayı Batıya sürgün edip "modernleştirmek"... "Sivas'a 15 yıl sürgün"... Eski Paşa yenisine içinden kimbilir nasıl gülerek: "Bunun çıkar yol olmadığını, vaktiyle denendiğini, Halkın Ağasına o zaman daha fazla bağlandığını söylemiş. Kürtçülük cereyanına karşı en iyi mücadele usulünün Kürt asıllı kimseler arasındaki liderlerin Türklüğe ısındırılması, Memleket ve Millet hizmetinde onlara rol verilmesi, Topluma kazandırılması olduğu fikrini savunmuş, öteki yoldan kaçınılması tavsiyesinde bulunmuş." (Akis, s. 64) İ. İnönü Paşa, bunu söylerken, besbelli Gürsel Paşa'yı göz önünde tutuyordu. Orduda ona "Ağa" ya da "Kürt" denmemiş miydi? 27 Mayıs kaptanı, gemisini burada karaya oturturken "deniz burada biter" demişti. "İzzet'ü ikram ile kab'ı hükümetten" çekilmenin adına "seçim" deniyordu. İ. Inönü Paşa açıkça, boyunlar kırılmadan, "seçim tarihini" soruyordu. "Gürsel, bunların ancak 1961 Ekiminde yapılabileceğini kesinlikle ifade etmiş." İ. İ. Paşa: "Bu tarihi kesinlikle derhal ilan ediniz" demiş. "Cemal Gürsel bunu yaptı." (Akis s. 64) SUVARİ DERGİ SİTESİNDEN ÖNER GÜRCAN KÜTÜPHANESİNE GİRİN. KÜTÜPHANENİN HİKMET KIVILCIMLI BÖLÜMÜNDEN 27 MAYIS VE YÖN HAREKETİNİN SINIFSAL ELİŞTİRİSİ KİTABINI BİLGİSAYARINIZA KOPYALAYIP OKUYUN VE PAYLAŞIN. DAHA DETAYLI BİLGİ İÇİN FETHİ GÜRCAN BÖLÜMÜNE BAKIN |